20 Nisan 2018 Cuma

SA5987/KY57-AHCZD100: Sûre Sûre Kur'an'da Mü'minlerin Vasıfları 63: A'raf (80-93)

"Müminler,  Allah’ın kurtuluş reçetemiz olarak gönderdiği Kur’an’a sımsıkı sarılırlar ve içindekileri düşünürler, anlamaya ve hayatlarına taşımaya çalışırlar. Allah’ın kitabından uzak ve gaflet içinde bulunamazlar. ”


بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

Bizi yaratan ve bize doğru yolu gösteren, kendine imân etme şerefini nasip eden, yediren ve içiren, hastalandığımızda da bize şifa veren, bizim canımızı alacak ve sonra diriltecek olan, hesap gününde, hatalarımızı bağışlayacağını umduğumuz (Şuara, 26/78-82) Âlemlerin Rabbi olan Allah’a sonsuz hamd’ü senâlar olsun. “Üsve-i hasene” olan Resûlü Muhammed Mustafa (sav)’e  salât u selâm olsun.


A’RAF SURESİNDE MÜ’MİNLERİN VASIFLARI (80-93. Ayetler)[1]

وَلُوطاً اِذْ قَالَ لِقَوْمِه۪ٓ اَتَأْتُونَ الْفَاحِشَةَ مَا سَبَقَكُمْ بِهَا مِنْ اَحَدٍ مِنَ الْعَالَم۪ينَ

Lût’u da (peygamber gönderdik). Kavmine dedi ki: "Sizden önce insanlardan hiçbirinin yapmadığı fuhşu mu yapıyorsunuz?" (A’râf Suresi,7/80.)

Hayvanların bile yapmadığı, yapamadığı bu fıtrat bozukluğuyla kadınlar dururken erkeklere mi gidiyorsunuz? Hem de bir yanlışlık sonucu, bir hata sonucu da değil üstelik şehvetle gidiyorsunuz öyle mi? Hayır hayır sizler haddi aşan bir toplumsunuz. Sizler müsrif bir toplumsunuz. Yâni böyle sere serpe, keyfine göre, zevkine göre yaşamak isteyen, hiçbir sınır tanımayan, Allah tanımayan bir toplumsunuz. Çünkü hayatın sınırını koyan Allah’tır. Sınır tanımayanlar da Allah tanımayanlardır.

Ahlâksızlığı doruk noktada sergileyen, peygambere kafa tutmayı doruk noktada yasallaştırmış bir toplum. Ahlâksızlığı en zirvede temsil eden kavim Hz. Lût (a.s)’ın kavmidir. [2]

Benzer âkibetten korkmadan, Lût Kavminin tahtında bugün Batı oturmakta…

Bugün de Lût Kavminin helakine sebep olan husus adeta bir modernlik ve insan hakkıymış gibi Batılı toplumlarda işlenmeye devam etmektedir. Hatta bunlara evlenme imkanı veren Avrupa ülkelerinin sayısı gün geçtikçe artmaktadır.

اِنَّكُمْ لَتَأْتُونَ الرِّجَالَ شَهْوَةً مِنْ دُونِ النِّسَٓاءِۜ بَلْ اَنْتُمْ قَوْمٌ مُسْرِفُونَ

"Çünkü siz, kadınları bırakıp da cinsel tatmin için erkeklere yanaşıyorsunuz. Doğrusu siz haddi aşan bir topluluksunuz." (A’râf Suresi,7/81.)

“Lût aleyhisselâm, Hz. İbrâhim’in kardeşi Haran’ın oğludur. Ölüdeniz kıyısındaki Sodom ve Gomore’de (Ammûre) peygamber olarak görevlendirilmiştir. Buralarda oturan halk, inkârcılık yanında, livâtayı da meşrû hale getirmişlerdi. Hz. Lût, erkeğin erkeğe yaklaşması (homoseksüellik) şeklindeki bu fuhuş çeşidini, daha önce hiçbir millette görülmemiş ölçüde yaygınlaştırmaları sebebiyle onları eleştirdi; kendisinin güvenilir bir peygamber olduğunu, Allah’tan korkup davetine icâbet etmeleri, hallerini düzeltmeleri gerektiğini söyledi (bk. Şuarâ 26/160-164) ve bu yaptıkları sebebiyle onları “müsrifler” şeklinde niteledi. “Mâkul ve meşrû ölçüleri aşan” anlamına gelen müsrif kelimesinin burada cinsel sapıklığı ifade ettiği anlaşılmaktadır.” (Diyanet, Kur’an Yolu Tefsiri, II/551.)

Bu sapıklık ve suç Allah’ın gazabını insanlar üzerine çekecek kadar iğrenç bir suç olarak karşımıza çıkmaktadır. Görüldüğü gibi burada hem ferdî hem de toplumsal boyutu olan bir olumsuzluk, toplumları yok oluşa götüren bir suç olarak nitelendirilmekte ve geçmişte bu yüzden yok edilen bir toplumun düştüğü sona ibretle bakılması ve bu davranışlardan sakınılması istenilmektedir. Cinsel sapıklık, insanların cinsel hayattaki fesadını ifade etmektedir ki, bu da Allah’ı gazaplandıran bir helâk sebebidir.[3]

Lût Kavmi, erkek erkeğe ilişkiye girerken bu iğrençliği göz göre göre ve günah işlediklerinin tamamen farkında olarak yapmışlardır. (Neml, 27/54,55) Yaptıkları işin kötülüğünü hem fıtratları hem de peygamberleri ısrarla söylediği için bu konuda gafil de değildirler.[4]

Lût Kavmi ise Kur’ân’da üç kez mücrim olarak vasfedilir. Onları bu şekilde niteleyen ise Lût Kavmi’ni helâk etmek için gelen meleklerdir. (Hicr 15/58; Zariyat 51/32) Onlara gönderilen meleklerden söz eden iki ayette de melekler aynı ifadeleri kullanmışlar ve mücrim bir kavmi helâk etmek için gönderildiklerini ifade etmişlerdir. Onlar helâk olduktan sonra da Allahu Teala, Onların mücrim olduğunu belirterek, mücrim bir kavmin akıbetinden ders alınmasını muhataplarına öğütlemektedir. (Araf 7/84) Lût Kavmi fıtrata konulan düzeni ihlal ettiği, Şuayb Kavmi (Medyen) ise sosyal hayata konulan nizamı ifsad ettiği için yok olmayı hak etmişlerdir.[5]

Lût Kavmi’nden iki yerde fâsıklar olarak söz edilir. Bu iki yerin birinde Rabbimiz, Lût Kavmi’nin yaptığı fâsıklık yüzünden üzerine gökyüzünden azap indirdiğini (Ankebut 29/33) belirtirken; diğerinde ise Hz. Lût’u bu fâsıklardan kurtardığını haber vermektedir. (Enbiya 21/74) Enbiya ve Ankebût surelerinde Lût Kavmi, malum fiilleri işledikleri için fâsıklar olarak tanımlanmıştır. (Enbiya 21/74; Ankebut 29/34) Fâsık olmaları onların helâk nedenidir. (Ankebut 29/34)[6]

‘Bu müfsid kavme karşı bana yardım et!’

Helâk olan kavimlerin hepsi müfsid olmakla beraber özellikle Lût Kavmi’nde fesadın boyutları çok aşırı noktalara ulaşmıştır. Bu toplum ahlakî ve insanî bakımdan çöküntü içindedir. Homoseksüelliğin beraberinde getirdiği zührevi hastalıkları da Lût Kavmi’nde başlamış olabileceği ihtimali onların aynı zamanda tıbbî açıdan da bir bozulma yaşadığını gösterir. Kısacası bu kavim hem sağlığını kaybederek bir fesad içersindeyken; ahlaksızlaşarak insanî değerlerini yitirdiklerinden de ikinci bir fesad içersindedirler. Homoseksüelliğin yanı sıra yol kesmek ve meclislerde çirkin işler yapmak gibi eylemleri de Lût Kavmi’nin fesadı olarak nitelenmiştir. (Ankebut 29/28,29) Hz. Lût (a.s.), Allah’tan kendisine yardım etmesini talep ederken ‘Bu müfsid kavme karşı bana yardım et’ (Ankebut 29/30) buyurmuştur. Kavimler içinde özellikle Lût Kavminde ahlak dibe vurmuş, ahlaksızlık ise zirveye çıkmıştır. Erkeklere tecavüz etmek için yol kesen, hayvanlar gibi topluluklarda erkek erkeğe çiftleşen bir toplumdan daha alçak ve ahlaksız başka bir toplum olabilir mi? Böyle bir toplumun helâk olması kadar tabii ne olabilir? Her zevk-i selim ve temiz fıtrat sahibi böyle bir olaydan iğrenir ve tiksinir.[7]

İlgili diğer ayetleri birlikte okuyalım:

“Lût Kavmi, peygamberleri yalanladı Hani kardeşleri Lût onlara dedi ki, ‘Siz hiç Allah’tan korkmaz mısınız? Ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim. Öyleyse Allah’tan korkunuz ve bana itaat ediniz. Ben bu tebliğime mukabil sizden herhangi bir ücret istemiyorum. Benim ecrimi verecek olan alemlerin Rabbi’dir.” (Şuara 26/160-164)

"Elçiler ona, 'korkma, üzülme, biz seni ve aileni kurtaracağız. Ancak karın başka. O geride kalıp helak edilenlerden olacaktır.' Şüphesiz biz, bu memleket halkı üzerine, fasıklık ettiklerinden dolayı gökten bir azap indireceğiz” (Ankebut, 29/33-34).

"Lût’u da (Peygamber olarak gönderdik.) Hani o kavmine şöyle demişti: 'Göz göre göre o çirkin işi mi yapıyorsunuz?. Siz kadınları bırakıp şehvetle erkeklere mi varıyorsunuz? Doğrusu siz ne yaptığını bilmez bir toplumsunuz” (Neml, 27/ 54- 55)

“Biz Lût’a da bir hikmet ve bir ilim verdik ve onu çirkin işler yapan memleketten kurtardık. Gerçekten onlar kötü bir toplum idiler, fasık (Allah’ın emrinden çıkan kimseler) idiler” (Enbiya,21/74).

‘Ey kavmim! Bana karşı gelmeniz sakın sizi, Nuh kavminin veya Hud kavminin veya Salih kavminin başlarına gelen musibetler gibi bir musibete uğratmasın. Lut kavmi de sizden uzak değildir.’ (Hûd, 11/89)

------

وَمَا كَانَ جَوَابَ قَوْمِه۪ٓ اِلَّٓا اَنْ قَالُٓوا اَخْرِجُوهُمْ مِنْ قَرْيَتِكُمْۚ اِنَّهُمْ اُنَاسٌ يَتَطَهَّرُونَ

“Kavminin cevabı, "Onları (Lût ve arkadaşlarını) memleketinizden çıkarın! Çünkü onlar fazla temizlik taslayan insanlar!" demelerinden başka bir şey olmadı.” (A’râf Suresi,7/82.)

Lût Kavmi, kendilerini o güne kadar kimsenin yapmadığı bir fuhşu yaptıkları,(Araf 7/80) kadınları bırakıp şehvetle erkeklere yaklaştıkları (Araf 7/81; Neml 27/55) için cahil (Neml 27/55) ve müsrif (Araf 7/81) yani aşırı giden bir kavim olarak niteleyen ve kendilerini eşcinselliği terk etmeye çağıran peygamberleri Hz. Lût’u ve O’na iman edenleri, hemen memleketlerinden sürmelerini birbirlerine emretmiş (Araf 7/82; Neml 27/56) ve Hz. Lût ve O’na inananlarla ‘Besbelli kendilerini temize çıkaran insanlar bunlar’ (Araf 7/82; Neml 27/56) diyerek alay etmişlerdir.[8]

Sapıklığa müptelâ olmuş bu kavim, Lût’un uyarılarını dikkate almak şöyle dursun, peygamberi kendisine inananlarla birlikte ülkelerinden kovmaya kalkıştılar; kendilerinin işlediği fuhuştan uzak olmalarını buna gerekçe gösterdiler veya “Çünkü onlar fazla temizlik taslayan insanlar!” diye akıllarınca onlarla alay ettiler (Şevkânî, II, 255).[9]

Bunlar (temiz kalan Müslümanlar) memleketin düzenini bozuyorlar. Bunlar ülkenin yeknesaklığını zedeliyorlar. Bunlar bizim ülkemizde fitne çıkarıyorlar. Bizler ne güzel erkek erkeğe, kadın kadına bir ayırım yapmadan cinsel arzularımızı tatmin edip keyiflerimize bakarken bu adamlar homoseksüelliğe, zinaya karşı çıkarak bizim huzurumuzu kaçırıyorlar. Yok haramdı, yok helâldi diyerek bizim iştahımızı kaçırıyorlar. Huzurumuzu kaçıran, bize Allah’ı, bize âhireti, bize haramı helâli, hesabı kitabı, namusu iffeti hatırlatan ve böylece zevklerimizi kaçıran bu insanları çıkarın ülkemizden de biz de rahat bir şekilde yiyeceğimiz nanelerimizi yiyelim diyorlar. (Besâiru’l-Kur’an’dan.)

فَاَنْجَيْنَاهُ وَاَهْلَهُٓ اِلَّا امْرَاَتَهُۘ كَانَتْ مِنَ الْغَابِر۪ينَ

 “Biz de onu ve karısı dışındaki aile fertlerini kurtardık. Karısı geride kalanlardan (kâfirlerden) idi.” (A’râf Suresi,7/83.)

Helâk olan kavimlerden bir diğeri de Lût Kavmi’dir. Hz. Lût’a sadece bir ev iman etmiştir. Bu durum bir ayette ‘ Biz orada bir tek hane dışında bize teslim olan bir kimse bulmadık’ (Zâriyat, 51/36) şeklinde ifade edilmiştir. Ayetten de anlaşılacağı gibi bu tek Müslüman hane Hz. Lût’un kendi ailesidir. Ailesinden sadece hanımı O’na ihanet etmiş (Tahrîm, 66/10) O da Lût kavmi ile beraber helâk olmuştur. (Araf 7/83; Hud 11/81; Şuara 26/171; Neml 27/57; Ankebut 29/32,33; Saffat 37/135; Tahrim 66/10.)[10]

Ahlâkî ve manevî değerlerin diriltilmesi uğruna yapılan bir harekette, kan bağları, ırksal bağlar veya millî eğilimler göz önüne alınamaz. Bireyler salt inançları ve ortaya koydukları amelleri ile değerlendirilebilir. Çünkü, Hz. Nuh’un öz oğlu bile ideolojik eğilimi sebebi ile ilahî yardıma mahzar olmamıştır. Aynı durum, Hz. Nuh’un ve Hz. Lût’un karıları için de geçerlidir. Peygamber Efendimizin amcası olan Ebû Lehep’e akraba bağı fayda etmemiştir. Peygamber Efendimize sahip çıkmasına rağmen, Ebû Talip de iman etmediği için ahirette azaba çarptırılacaktır.[11]

وَاَمْطَرْنَا عَلَيْهِمْ مَطَراًۜ فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُجْرِم۪ينَ۟

 Ve üzerlerine dehşetli bir yağmur (taş) yağdırdık. İşte gör günahkârların sonunun ne olduğunu! (A’râf Suresi,7/84.)

Toplumları helâke sürükleyen diğer önemli kavram da günah işlemekte haddi aşmak ve günahları kasden ve inatla adeta Allah’a savaş açarak işlemektir.

Evet cinsel ahlâksızlığı/sapıklığı doruklaştıran bir toplumun âkıbeti de işte böyle oldu. Allah’ın ve O’nun elçisinin kendilerinden istediği tertemiz bir hayata razı olmayarak pislikten hoşlanan bir toplumun âkıbeti işte budur.

Lût’un karısı geride kalıp kurtulma imkânını kaybetti. Çünkü o da inkârcılardandı (ayrıca bk. Tahrîm 66/10). Evet görüyoruz ki iman etmedikleri sürece peygamber hanımları, peygamber kızları, peygamber oğulları peygamber babaları, peygamber amcaları bile kurtulamıyor. Öyleyse ancak inananlar kurtulacaktır, bunun dışında ne nesep bağı ne de başka bağlar hiç bir değer ifade etmeyecektir.

Yani Peygamber hanımı olmak insanı kurtarmaya yetmiyormuş, bugün ki kahrolası din simsarlarının bunu iyi anlaması gerekiyor. Ne Nuh’un oğlu ne de Adem (as) ın oğlu olmak kurtulmaya yetmiyor. Zaten dilediğine hidayet vermek te Allah’a aittir: “Rasulüm: Şüphesiz sen sevdiğin kimseyi doğru yola iletemezsin. Fakat Allah, dilediği kimseyi doğru yola eriştirir. O, doğru yola gelecekleri daha iyi bilir.” (Kasas,28/56.)[12]

Burada Allah’ın elçisi Muhammed Mustafa (sav)’ın sözünü de hatırlamak gerekiyor:  “Ey kızım Fatıma!, Babam Peygamber diye güvenme Rabbine karşı kulluk vazifeni yap, Eğer Allah’tan nefsini satın alamazsan vallahi ben bile senin namına hiçbir şey yapamam…” (Müslim, İman,89, Hadis no:351)[13]

-------

Lût Kavminde cinsel sapıklık, Eyke ve Medyen’de ticarî ahlaksızlık ve sahtekarlık, Firavun Kavminde zulüm ve azgınlık, Ad ve Semud Kavmi’nde lüks ve gösteriş düşkünlüğü olarak sayılabilir. Bu sebeple Hz. Şuayb ticaret ahlakı, Hz. Lût cinsel ahlak üzerinde durmuş, diğer peygamberler de özellikle kavminin aşırı gittiği konuda onlara öğütler vermiştir.

Belki hayatlarının ibadet bölümünde Allah’ı söz sahibi kabul edip, muamelat konusundaki prensiplerini Allah’tan başkalarından almaya çalışan, hayatlarının muamelat bölümünde Allah’tan başkalarını yetkili kabul eden bir toplum. İşte Şuayb (a.s) hayatı parçalayıp bir bölümünde Allah’ı öteki bölümünde de başka Rableri dinleyen toplumunu sadece Allah’a kulluğa ve tevhide dâvet ediyordu. Toplumunun en büyük hastalığı muamelat konusuna Allah’ı karıştırmamak ve ölçü tartıya riâyet etmemek. Ölçü ve tartıda kapitalist bir hayatın ortaya konması. Maddeci ve materyalist bir anlayışın doruklaştırılması. Âhiret inancının, hesap kitap duygusunun diskalifiye edilip dünyanın birinci plana alınması ve bunun sonucu olarak da putlaştırılan dünya ve dünyalıklara ulaşabilmek için her şeyin meşru sayıldığı bir toplum.[14]

Bu, Hz.Şuayb'ın kavmine, şirk ve ticarî ahlaksızlık gibi iki önemli günah bakımından onları ıslah etmek için gönderildiğini göstermektedir. (Tefhîm, II/64.)

وَاِلٰى مَدْيَنَ اَخَاهُمْ شُعَيْباًۜ قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُۜ قَدْ جَٓاءَتْكُمْ بَيِّنَةٌ مِنْ رَبِّكُمْ فَاَوْفُوا الْكَيْلَ وَالْم۪يزَانَ وَلَا تَبْخَسُوا النَّاسَ اَشْيَٓاءَهُمْ وَلَا تُفْسِدُوا فِي الْاَرْضِ بَعْدَ اِصْلَاحِهَاۜ ذٰلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَۚ

Medyen’e kardeşleri Şuayb’ı (gönderdik). Dedi ki: "Ey kavmim! Allah’a kulluk edin; sizin O’ndan başka tanrınız yoktur. Size rabbinizden açık bir delil gelmiştir. Artık ölçüyü tartıyı tam yapın, insanların mallarının değerini düşürmeyin, düzene sokulduktan sonra yeryüzünde bozgunculuk yapamayın. Eğer inananlar iseniz bunlar sizin için daha hayırlıdır." (A’râf Suresi,7/85.)

‘Ey kavmim! Bana karşı gelmeniz sakın sizi, Nuh kavminin veya Hud kavminin veya Salih kavminin başlarına gelen musibetler gibi bir musibete uğratmasın. Lut kavmi de sizden uzak değildir.’ (Hud, 11/89)

وَلَا تَقْعُدُوا بِكُلِّ صِرَاطٍ تُوعِدُونَ وَتَصُدُّونَ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ مَنْ اٰمَنَ بِه۪ وَتَبْغُونَهَا عِوَجاًۚ وَاذْكُرُٓوا اِذْ كُنْتُمْ قَل۪يلاً فَكَثَّرَكُمْۖ وَانْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُفْسِد۪ينَ

" İnananları tehdit edip Allah yolundan alıkoyarak ve onu eğri göstermek maksadıyla her yolun başında (pusu kurup) oturmayın. Düşünün ki, siz az sayıdaydınız, sonra O sizi çoğalttı. Bozguncuların sonunun nasıl olduğunu da düşünün!" (A’râf Suresi,7/86.)

Hz. Şuayb (a.s.) da yine helâk olan kavmine hitaben ‘Ey kavmim ben size Rabbimin mesajlarını tebliğ etmiş, size öğüt de vermiştim. Artık kafir bir kavme nasıl üzüleyim!’ (Araf 7/93) sözü ile nasihat dinlememenin bir kavmi nasıl helâk olmaya sevk ettiğini anlatmış olmaktadır.

وَاِنْ كَانَ طَٓائِفَةٌ مِنْكُمْ اٰمَنُوا بِالَّـذ۪ٓي اُرْسِلْتُ بِه۪ وَطَٓائِفَةٌ لَمْ يُؤْمِنُوا فَاصْبِرُوا حَتّٰى يَحْكُمَ اللّٰهُ بَيْنَنَاۚ وَهُوَ خَيْرُ الْحَاكِم۪ينَ

"Eğer içinizden bir grup bana gönderilene inanmış, bir grup da inanmamışsa, artık Allah aramızda hükmünü verinceye kadar sabredin! O, hükmedenlerin en iyisidir." (A’râf Suresi,7/87.)

Hz. Şuayb’ın Kavmi de diğer kavimlerden farksızdır. Meyden ve Eyke de Hz. Şuayb’ı, büyülenmekle (Şuara, 26/185) ve yalancılıkla (Şuara, 26/186) itham etmişlerdir.

“Medyen’in, inkârcılıkları yanında, başta gelen toplumsal hastalıkları ticaret ahlâkının bozulması ve din hürriyetinin ortadan kalkmasıydı. Bu yüzden peygamberleri onları bundan menetti; ölçü ve tartıda adaletli olmaya; insanların haklarını nicelik veya nitelik olarak eksiltmeden, zarar vermeden ödemeye; ülkenin düzenini bozup halkın huzurunu kaçırmaktan, gerçeği arayan insanların yollarını keserek onları tehdit etmekten, Allah yolunda gitmelerini engellemekten ve içlerinde kuşku uyandırmaktan vazgeçmeye çağırdı. Bu son ifadelerden anlaşıldığına göre Medyen’in inkârcı insanları, Hz. Şuayb ile görüşüp onun mesajını öğrenmek üzere huzuruna gelmek isteyen insanların yollarını kesiyor, onları tehdit ediyor, içlerine kuşku salıyor, peygamberle görüşmelerini engelliyorlardı. 

Fahreddin er-Râzî’ye göre 85. âyetteki Allah’a ibadet buyruğu ile peygamberin getirdiği “beyyine”yi ifade eden kısım “Allah’ın emrine saygı” (et-ta‘zîm li-emrillâh) ilkesinin; ardından gelen üç buyruk da “Allah’ın yarattıklarına şefkat” (eş-şefkatü alâ halkıllâh) ilkesinin kapsamına girer (XIV, 174). Ölçü ve tartıda dürüstlük buyruğu müşterinin haklarını, “insanların mallarının değerini düşürmeyin” buyruğu da satıcının haklarını korumayı hedefler (İbn Âşûr, VIII/2, s. 243-244).”  (Diyanet, Kur’an Yolu Tefsiri, II/554-556.)

Şuayb Kavmi, Hz. Şuayb’a kendisini, Allah’tan değil, kabilesinden korktuğu için taşlayarak öldürmediklerini söylemişlerdir. (Hud 11/91,92) Onların bu tavrı, Allah’a saygı ve hürmet göstermediklerini ortaya koymaktadır. Zaten bu yüzden Hz. Şuayb, Onları Allah’tan korkmaya, O’na karşı gelmekten sakınmaya ısrarla davet etmiştir. (Şuara 26/177,179,184)

------

Evet işte her zaman olduğu gibi zorba, azgın, kibirli “Mele”nin tehdidi. Her dönemde ileri atılan, devlet yönetimine sahip olan, devletin kaymağını yiyen, devletin imkânlarından nasiplenen ve bunun için de devletin zevalinden en çok korkan daha doğrusu kendi menfaatlerinin zevalinden ödü kopan ve bunun için de her dönemde herkesten önce öne atılan Mele gurubu dediler ki Allah’ın elçisine:

قَالَ الْمَلَأُ الَّذ۪ينَ اسْتَكْبَرُوا مِنْ قَوْمِه۪ لَنُخْرِجَنَّكَ يَا شُعَيْبُ وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مَعَكَ مِنْ قَرْيَتِنَٓا اَوْ لَتَعُودُنَّ ف۪ي مِلَّتِنَاۜ قَالَ اَوَلَوْ كُنَّا كَارِه۪ينَ

Kavminden büyüklük taslayan önderler kesimi şöyle dediler: "Ey Şuayb! Ya seni ve seninle beraber inananları kesinlikle şehrimizden çıkaracağız veya mutlaka dinimize döneceksiniz!" Şuayb dedi ki: "İstemesek de mi?" (A’râf Suresi,7/88.)

Ey Şuayb! Ya bizim dinimize dönersiniz ya da seni ve sana inananları ülkemizden çıkaracağız. Ya adam gibi olursunuz, ya bizim dediğimiz gibi inanır, bizim istediğimiz gibi düşünür, bizim istediğimiz gibi giyinir, bizim istediğimizi gibi yaşarsınız ya da andolsun ki sizi memleketimizden söküp atacağız. Yâni ya bizim huzurumuzu kaçırmaz, düzenlerimizi bozmazsınız ya da sürülmeyi göze alırsınız diyorlar. Ya bizim hayatımızı benimsersiniz ya da çeker gidersiniz. (Besâiru’l-Kur’an’dan.)

قَدِ افْتَرَيْنَا عَلَى اللّٰهِ كَذِباً اِنْ عُدْنَا ف۪ي مِلَّتِكُمْ بَعْدَ اِذْ نَجّٰينَا اللّٰهُ مِنْهَاۜ وَمَا يَكُونُ لَـنَٓا اَنْ نَعُودَ ف۪يهَٓا اِلَّٓا اَنْ يَشَٓاءَ اللّٰهُ رَبُّنَاۜ وَسِعَ رَبُّنَا كُلَّ شَيْءٍ عِلْماًۜ عَلَى اللّٰهِ تَوَكَّلْنَاۜ رَبَّـنَا افْتَحْ بَيْنَنَا وَبَيْنَ قَوْمِنَا بِالْحَقِّ وَاَنْتَ خَيْرُ الْفَاتِح۪ينَ

"Doğrusu Allah bizi ondan kurtardıktan sonra tekrar sizin dininize dönersek Allah hakkında yalan uydurmuş oluruz. Rabbimiz Allah dilemedikçe sizin dininize dönmemiz bizim için olacak şey değildir! Rabbimizin ilmi her şeyi kuşatmıştır. Biz sadece Allah’a dayanırız. Ey rabbimiz! Kavmimizle bizim aramızda adaletli hükmünü ver. Sen hüküm verenlerin en hayırlısısın." (A’râf Suresi,7/89.)

Hz. Şuayb, Allah’a dua ederek kendi kavmi ile arasında hak ile hüküm vermesini talep ettikten sonra, Allah’ın hüküm verenlerin en hayırlısı olduğunu da zikretmiştir.

89. âyetin son cümleleri, zorbalıklarını insanların vicdanları üzerinde baskı kurmaya kadar götüren zalimler karşısında iyilerin Allah’a güven ve bağlılıklarını, sebatkâr ve yürekli tavırlarını sergilemesi bakımından anlamlı ve yol gösterici ifadelerdir. (Diyanet, Kur’an Yolu Tefsiri, II/556-557.)

وَقَالَ الْمَلَأُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْ قَوْمِه۪ لَئِنِ اتَّبَعْتُمْ شُعَيْباً اِنَّكُمْ اِذاً لَخَاسِرُونَ

Kavminin inkârcı ileri gelenleri, "Eğer Şuayb’a uyarsanız o takdirde siz mutlaka hüsrana uğrarsınız!" dediler. (A’râf Suresi,7/90.)

Kâfirler müslümanlar için dün de bugün de böyle düşünüyorlar. Halbuki gerçek kaybedenler kendileridir, gerçek kayıp onların hayatlarıdır. Allah’a kulluğa dönüştürülemeyen bir dünya hayatı baştan sona kayıptır. Yendikten sonra Allah’a kulluğa dönüştürülmeyen tüm nimetler boştur ve kayıptır. İstifade edilip de kulluğa dönüştürülemeyen tüm nimetler değersiz ve boştur. (Besâiru’l-Kur’an’dan.)

فَاَخَذَتْهُمُ الرَّجْفَةُ فَاَصْبَحُوا ف۪ي دَارِهِمْ جَاثِم۪ينَۚ

Nihayet o şiddetli deprem onları yakalayıverdi de yurtlarında yere serilip kaldılar. (A’râf Suresi,7/91.)

Helâk olan kavimlere gönderilen peygamberler, bütün doğruları tüm metotları kullanarak anlatmışlar, onlara yanlışlarını sonuçları ile beraber izah etmişlerdir. Ama bu topluluklar uyarıları dikkate almamış, peygamberlerini itham, alay, tekzip ve tehdit etmeyi seçmişler, yeryüzünde fesad çıkarmaya, zulme ve azgınlığa ısrarla ve inatla devam etmişlerdir. Ancak onların tuttukları bu yol kendilerini yok olmaya, şiddetli bir azap şekli ile tarih sahnesinden silmeye götürmüştür. Uyarılara kulak verseler Hz. Yunus (a.s)’ın Kavmi gibi kurtulabilecekken, (Yunus 10/98) Onlar cennete giden yolu değil, kendilerini helâk olmaya götüren yolu seçmişlerdir. Bunlara ek olarak helâk olan kavimlerin ve fertlerin Allah’a karşı işlediği fiillerde kastîlik, bilinçlilik, diretme, dayatma ve adeta Allah’a rağmen O’nu gözardı etme, O’nunla inatlaşma, O’nu takmama bilinci ve şuuru hakimdir. Bu sebeple bu toplumlar ve bireyler hukuken cezaya ehildirler ve cezayı dolayısıyla da helâki hak etmişlerdir.[15]

اَلَّذ۪ينَ كَذَّبُوا شُعَيْباً كَاَنْ لَمْ يَغْنَوْا ف۪يهَاۚۛ اَلَّذ۪ينَ كَذَّبُوا شُعَيْباً كَانُوا هُمُ الْخَاسِر۪ينَ

Şuayb’ı yalanlayanlar sanki orada hiç yurt tutmamış gibi oldular. Böylece asıl hüsrana uğrayanlar, Şuayb’ı yalanlayanlar oldu. (A’râf Suresi,7/92.)

‘Kendileri bu uyarıları unutunca, üzerlerine her şeyin kapılarını açıverdik. Kendilerine verilenlerle şımarıp zevke daldıkları bir sırada da ansızın onları yakaladık’ (En’am 6/44; Araf 7/95)

Şuayb Kavmi ise sosyal hayata konulan nizamı ifsad ettiği için yok olmayı hak etmişlerdir. Evet böylece kendilerine yazık etmiş ve zâlim bir toplumun daha defteri dürülüyor, bir toplum daha tarih sahnesinden siliniyordu.

-----

فَتَوَلّٰى عَنْهُمْ وَقَالَ يَا قَوْمِ لَقَدْ اَبْلَغْتُكُمْ رِسَالَاتِ رَبّ۪ي وَنَصَحْتُ لَكُمْۚ فَكَيْفَ اٰسٰى عَلٰى قَوْمٍ كَافِر۪ينَ۟

Şuayb onlardan ayrıldı ve (bu arada) "Ey kavmim!" dedi, "Ben size rabbimizin gönderdiği gerçekleri duyurdum ve size öğüt verdim. Artık kâfir bir kavme nasıl acırım!" (A’râf Suresi,7/93.)

 Kötülük, ahlâksızlık ve inatçılıklara dalmış olan halk ve onların kendini beğenmiş şefleri, her zaman, küçümser bir tavırla davete karşı çıkmışlardı. Hz. Muhammed (s.a) ve davetine karşı Kureyş halkı da aynı tarz bir tavır takındığı için, dolaylı olarak, eğer çağrıya kulak vermezler ve Allah'ın onlara bahşettiği fırsatı değerlendirmezlerse akıbetlerinin de onlar gibi olacağı ikazı yapılmakta. Eğer körü körüne aynı yolda gitmeye ısrar ederlerse, sapkınlıklarında ısrar edenlere geçmişte müstehak olan aynı belâ kendilerinin de başına er geç gelecektir.

Şuayb (as) da, artık sizin gibi muannit bir kâfir toplum arkasından bunlar helâk oldu, bunlar cehenneme gitti diye, bunlara yazık oldu diye niçin üzüleyim? Üzülmeye değmez insanlarsınız sizler diyordu.

Medyen’in inkârcı ve baskıcı eşraf takımı, halkı Şuayb’a inanmamaları hususunda uyarıp tehdit ederken, asıl kendileri hak ettikleri büyük felâkete uğramışlar; bu dünyada öyle bir topluluk yaşamamış gibi yok olup gitmişlerdir. Şuayb, daha önce onları dalâletten kurtarmak ve böyle bir âkıbete mâruz kalmalarını önlemek için elinden gelen her şeyi yaptığından, artık onlara acımanın da yersiz olduğunu düşünmüştür. (Diyanet, Kur’an Yolu Tefsiri, II/557.)



    <<Önceki                     Sonraki>>


Ahmet Hocazâde, 20.04.2018, Sonsuz Ark, Konuk Yazar,  Muhâfız ya da Muârız'a dair

Ahmet Hocazâde Yazıları



[1] Bu çalışmada Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Meal ve Tefsir çalışması kaynak olarak alınmış olup, zaman zaman açıklamalarla zenginleştirme yoluna gidilmiştir.
[2] Ali Küçük, Besâiru’l-Kur’an. http://besairulkuran.blogspot.com.tr/2012/05/araf-suresi-1-110-ayetler.html
[3] Şükrü Ulutaş, Kur’ân-ı Kerim’de Anlatılan Helâk Olmuş Kavimlerin Ortak Özellikleri, Yüksek Lisans, Ankara, s.58.   http://acikarsiv.ankara.edu.tr/browse/1284/1883.pdf?show
[4] Şükrü Ulutaş, Kur’ân-ı Kerim’de Anlatılan Helâk Olmuş Kavimlerin Ortak Özellikleri, s.88.  
[5] Şükrü Ulutaş, Kur’ân-ı Kerim’de Anlatılan Helâk Olmuş Kavimlerin Ortak Özellikleri, s.22, 53.
[6] Şükrü Ulutaş, Kur’ân-ı Kerim’de Anlatılan Helâk Olmuş Kavimlerin Ortak Özellikleri, s.150.
[7] Şükrü Ulutaş, Kur’ân-ı Kerim’de Anlatılan Helâk Olmuş Kavimlerin Ortak Özellikleri, s.160.
[8] Şükrü Ulutaş, Kur’ân-ı Kerim’de Anlatılan Helâk Olmuş Kavimlerin Ortak Özellikleri, s.193.
[9] https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/A'r%C3%A2f-suresi/1036/82-ayet-tefsiri
[10] Şükrü Ulutaş, Kur’ân-ı Kerim’de Anlatılan Helâk Olmuş Kavimlerin Ortak Özellikleri, s.224.
[11] Şükrü Ulutaş, Kur’ân-ı Kerim’de Anlatılan Helâk Olmuş Kavimlerin Ortak Özellikleri, s.245.
[12] إِنَّكَ لَا تَهْدِي مَنْ أَحْبَبْتَ وَلَكِنَّ اللَّهَ يَهْدِي مَن يَشَاء وَهُوَ أَعْلَمُ بِالْمُهْتَدِينَ
[13] يَا فَاطِمَةُ بِنْتَ رَسُولِ اللهِ، سَلِينِي بِمَا شِئْتِ لَا أُغْنِي عَنْكِ مِنَ اللهِ شَيْئًا»
[14] Ali Küçük, Besâiru’l-Kur’an. http://besairulkuran.blogspot.com.tr/2012/05/araf-suresi-1-110-ayetler.html
[15] Şükrü Ulutaş, Kur’ân-ı Kerim’de Anlatılan Helâk Olmuş Kavimlerin Ortak Özellikleri, s.23.   



Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
Yorum Gönder

Seçkin Deniz Twitter Akışı