5 Haziran 2017 Pazartesi

SA4419/KY58-GÖKA1: Açgözlüler Daha Başarılı ve Mutlu mu?

"Çocuklukta yatıştırılamayan hasedin en menfi sonucu, tamahkârlık ve açgözlülük..."


Hasedin kökenlerinin ilk bebeklik yıllarımızda olduğundan hareketle yola çıktık. İleride sağlıklı bir kişilik gelişimi için sağlam bir zemin hazırlamak istiyorlarsa anneye, bebeğe bakım verenlere düşen ilk işin bu hasedin sevgiyle yatıştırılması olduğunu belirttik. 

Çocuklukta yatıştırılamayan hasedin en menfi sonucu, tamahkârlık ve açgözlülük... Tamahkârlar ve açgözlüler, isteklerine sınır koyamayan, sürekli olarak bir şeyler isteyen insanlar. İsteklerinin ölçüsü, gerçekle bağdaşmıyor, muhataplarını zor durumda bırakıyor ancak onlar, bunu hesaba katmıyor ve sürekli istiyorlar. Dilerseniz burada biraz duralım. Konu, mühim.


Modern zamanlarda kanaatkarlık, sağlıklı çalışkanlık, insanlara faydalı olma ve hizmet etme anlayışı değil de dizginsiz bireysel hırs, destekleniyor, istekleri konusunda “agresif” olan insanlara övgüler yağdırılıyor. Özellikle henüz kuralları, kurumları tam yerleşmemiş toplumlarda, kolayca risk almaları nedeniyle bu tip insanlar daha çok öne çıkıyor, mevki-makam, para ve güç sahibi oluyorlar. 

Dışarıdan bakıldığında, sanki dünya hayatında her zaman kazananlar, başarılı olanlar, haset sahipleriymiş, tamahın ne kadar çoksa başarıya o kadar yakınmışsın gibi görünüyor. Bununla da kalmıyor, aç gözlü ve tamahkârların isteklerine ulaştıkça daha mutlu oldukları düşünülüyor. Oysa durum, tam da böyle değil.


Eğer bir insanın içi yatışamamış bir hasetle, açgözlülükle veya tamahkârlıkla doluysa rahata ermesi, huzuru bulması çok zor. Çünkü her elde ettiği şey, tatminin ve mutluluğun değil yeni bir isteğin tetikleyicisi olacaktır. Ulaştığı mevki- makamın, elde ettiklerinin hakkını da tam veremeyeceğinden uzun vadede başarılı olması imkânsızdır.


Haset sahipleri, tamahkârlar, istediklerine daha çok ulaşıyor gibi görünebilir ama emin olun, onlar, daha başarılı ve daha mutlu değiller. Sevgi dolu, bir başka deyişle hasedi annesi tarafından yatıştırılmış, sevgiyi, şükranı hissedebilmiş insan, tanıyabilir ancak huzuru. Huzur, tamahkâr, açgözlü kimsenin asla ulaşamayacağı bir duygu… 


Bir insanın hasedi ne kadar çoksa başarının getirdiği tatminden ve mutluluktan o kadar uzaklaşmıştır.


Onlar, bu halleriyle birtakım şeyler kazanabilirler ama kazandıkları şey, asla mutluluk olmaz. Ne mutluluğu, onlar, uykularında bile şöyle rahat bir dinginliği asla yakalayamazlar.


Haset sahibi kişinin mutluluk ve huzurdan uzak olmasının yanında birçok başka problemi de vardır. O, açgözlü ve tamahkâr olduğu kadar kaprislidir de. Hiçbir zaman istediğini tam olarak aldığı kanaatinde değildir ve hep eksiklik duygusu hisseder. Bu duygusunu kapris olarak dışa vurur. 


Haset sahibi kişi için yalan, iftira, gıybet, insan ilişkilerinin olağan bir parçasıdır. Onun yaptığı gıybet, gündelik hayatta çoğumuzun içine girip çıktığımız şirin dedikodular gibi olmaz üstelik. Doğrudan doğruya muhatabı yok etmeye, yıkmaya, ayağının altındaki toprağı kaydırmaya yöneliktir, tuzaklarla doludur. Karşıdakinin itibarını ve varlığını yok etmeyi hedefler.


Haset sahibi kişi, kapris ve öldürücü gıybet sarmalının için de kıvrandığı yetmiyormuş gibi kindardır da. Çok kolay küser. Elbette makul küslük, insani bir durumdur ancak barışmayı bilmek gerekir. Hasetçinin küskünlüğü ölümünedir, kolayca kine ve gareze dönüşür. Kitabında bağışlama yoktur. Muarızıyla hemen kanlı bıçaklı hale gelir.


Hasetçi, tam bir nankördür. Nankör olması için ille de birisinden iyilik görmesi ve onu inkâr etmesi gerekmez. Nankörlük, hasetçinin varoluşsal olarak konumlandığı yerdir. Karşısındaki haset ettiği insanın hiçbir müspet yanını görmez, onu toptan reddeder.


Haset sahibi kişi, görünenin aksine, kendisine güvensizdir. Aslında istedikleri için kapasite olarak yetersiz olduğunun içten içe farkındadır. İnsanlar hakkında bu kadar kötü hislere sahip olduğu için bir gün gelip kendisine de kötülük yapılacağının kuşkusu ve korkusu içindedir. Haset ettiği insanlarla hesabı asla bitmediğinden bu feci duyguların çağlayanında çırpınır durur.


Bu konuları çokça düşünmeli, kanaatkâr, dünya malına fazla meyletmeyen kişilik yapısının teşvikçisi olmalıyız. Kanaatkâr olmak, tembellik demek değildir tam tersine kanaatkâr insan, çok çalışır ama asıl amacı, ailesine, çevresine, toplumuna yardımcı olabilmektir. 


Maalesef bugün kanaatkârlık ve idealistlik, değer olarak yüceltilmiyor. Medyada başarı ve mutluluk timsali olarak genellikle kanaatkârlar değil tamahkârlar sahne alıyor, bize, çocuklarımıza örnek olarak sunuluyorlar. Hasedin yatıştırılması için daha bebeklikten itibaren sevgiyle bıkmadan yola koyulmak gerektiğini söyleyen önerilerimiz, biraz havada kalıyor.



Erol Göka, Prof. Dr, 05.06.2017, Sonsuz Ark, Konuk Yazar, Uzaklardaki İnsan,

Erol Göka Yazıları




Sonsuz Ark'ın Notu: Erol Göka Beyefendi'ye, birey ve toplum sağlığı açısından çağın sorunlarına  'iyi' geleceğini düşündüğümüz değerli yazılarını bizimle paylaştığı için teşekkür ediyoruz. Seçkin Deniz, 05.06.2017



İlk Yayınlandığı Yer; Yeni Şafak





Sonsuz Ark'tan


  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz
Yorum Gönder

Seçkin Deniz Twitter Akışı