16 Eylül 2016 Cuma

SA3433/KY33-YO130: Pardon, O Darbeyi Biz Yapmıştık 4

"Dört gün sonra ikinci denemede darbe başarılmıştı..."


Üç gün önce (5 Ağustos 1953) bir darbeyi püskürtmüş şehirde evlerine dönmeyen Tahranlıların doldurduğu sokaklarda ilerleyen araba Parlamento Meydanı’nın ortasında göstericiler tarafından yıkılmış bronz Şah Rıza heykelinin yanından geçti.

Heykelin aralarına çok sayıda provokatörün karıştığı komünist TUDEH’liler tarafından iplerle çekerek yıkılması hâlâ saltanata veda hisleriyle bağlı İranlıların ve ordunun öfkesini çekmişti. Araba günlerdir süren gösteriler sırasında polise göstericilere müdahale etmeme emri veren Musaddık’ın oturduğu evin bahçesine girdi.


Başbakan’ın takım elbisesini giyerek nezaketle karşıladığı misafiri ABD Büyükelçisi Loy W. Henderson’dı.

Büyükelçi, Haziran ayında Washington’da darbenin planlandığı toplantılara katılmak için ayrıldığı Tahran’a, Alp Dağları’ndaki bir otelde darbenin olmasını beklerken, 15 Temmuz gecesi radyodan darbenin başarısız olduğunu duyar duymaz geri dönmüştü.

Tüm bunlardan habersiz Musaddık, Büyükelçi’yi, kaçtığı Bağdat’tan darbeyle bir ilgisi olmadığını açıklayıp duran Şah’ı hâlâ Washington’un İran’ın meşru lideri gibi görmesini şikâyet ederek karşıladı.

Büyükelçi de samimi bir dille Musaddık’a “dost bir ülkenin iç işlerine karışma eğiliminde olmadıklarını” anlattı. İlk güvensizlik kolay aşılmıştı.

Büyükelçi, sebeb-i ziyareti olan esas konuşmasına geçti. Darbe sonrası gösteriler sırasında Amerikan vatandaşlarına ve elçilik görevlilerine yönelik saldırılardan, özellikle TUDEH’lilerin düşmanca tavırlarından, telefonlarının çalınıp “Yankee Go Home” diye bağırılmasından duyduğu rahatsızlığı uzun uzun anlattı. 

Hassas bir insan olan Musaddık üzülmüştü. Hâlâ Britanya’ya karşı kaybetmemesi gerektiğini düşündüğü Amerikalıların başına bir şey gelmesinden de endişe duymuştu. Hemen Tahran Emniyet Müdürü’ne telefon açtı ve gösterilere bir son verilmesini emretti. Ardından taraftarı olan partilerin liderlerini de arayarak taraftarlarını sokaktan eve çağırmalarını istedi.

Musaddık tarihî bir hata yapmıştı. Büyükelçi’yi tam da bunları söylemesi ve böyle bir sonuç alması için Musaddık’a gönderen Kermit Roosevelt’in planı işe yaramıştı.

Roosevelt, 15 Temmuz gecesi başbakan olmayı beklerken, kaçak durumuna düşen General Zahidi’nin saklandığı eve gitti. Onu alıp dört gün önce darbe başarılı olsa Başbakan olarak dolaşacağı sokaklardan arabasının arka koltuğunda bir battaniyenin altında geçirerek CIA ajanlarının bulunduğu güvenli eve götürdü.

Ellerinde Şah’ın imzaladığı iki ferman ve o fermanlarda Başbakan olarak atanmış ikinci denemeye hazır hırslı bir General vardı. Her şey yeniden başlamıştı.

Önce dört gün önceki başarısız darbe girişimine yeni bir hikâye yazılmalıydı. Şah’ın fermanlarına karşı çıkarak esas darbeyi Musaddık yapmıştı, Şah’ı ülkeden kaçırmıştı. Gayrimeşru olan Musaddık’tı. Sokaklardaki çeteleri halka ve yabancılara saldırmaktaydı.

Öz güveni geri gelen General Zahidi, Şah’ın fermanıyla Başbakanlık yetkisinin kendisinde olduğunu açıkladı.

Roosevelt, Tahran’da o yıllarda zor bulunan dev fotokopi makinelerini istetti. Şah’ın fermanları çoğaltılıp, ajanlar tarafından şehrin her yerine dağıtıldı. Ertesi günkü gazetelerde bu karşı darbe hikâyesi, Zahidi’nin sözleri ve Şah’ın fermanı vardı.

Ama sadece İran’dakilerin bilmesi yetmezdi. Tahran’daki AP ve New York Times muhabirleri de bu hikâyeyi dünyaya duyurmak için General Zahidi ile gizli bir toplantıya çağrıldı. İki muhabir geldikleri evde karşılarında Zahidi’nin daha sonra ABD elçisi olacak oğlu Erdeşir Zahidi’yi buldular.

Fermanların birer kopyasını alan muhabirler ertesi gün dünyaya “Tahran’da darbeyi kimin yaptığı hakkında farklı iddialar var” diye başlayan haberler geçtiler. New York Times muhabiri Kenneth Love’ın haberi, Şah’ın fermanıyla Başbakanlık yetkisinin kendisine olduğunu, esas Musaddık’ın darbe yaptığını anlatan General Zahidi’nin ve ismi verilmeyen “güvenilir kaynakların” benzer açıklamalarına ayrılmıştı.

Hava dönmeye başlamıştı. TUDEH’lilerin Şah’ın heykellerine saldırıları toplumda tepki çekmiş, Şah’ın fermanının ortaya çıkması havayı değiştirmişti. Kendi taraftarlarını evlerine gönderen Musaddık da devam eden gösterilere karşı Şah’a yakın sert bir polis şefi olan General Muhammed Defteri komutasındaki askerlere yetki vererek bir hata daha yapmıştı. Askerler günlerce sokaklarda kalarak darbeyi bastıran TUDEH yanlıları ve Millî Cephe taraftarlarının gösterilerini zorla dağıttılar.

Musaddık ve kabinesi artık darbenin bastırıldığından emindi, ikinci bir denemeden şüphelenmiyor, darbenin bir villadaki Amerikalı ajanlar tarafından yönetildiğini hayal bile etmiyorlardı. O yüzden kafaları karışıktı. Darbecilere ne yapılacağı, Şah’ın durumu hakkındaki soruları geçiştiren cevaplar vermekteydiler.

Darbeciler içinse şartlar ikinci bir darbe için uygun hâle gelmişti. Kermit Roosevelt ikinci bir deneme için daha fazla askerî birliği ikna etmesi gerektiğini biliyordu.

Amerikan Büyükelçiliği’nin askerî ataşesi General Robert McClure askerî birlikleri dolaşmaya ve görüşmelere başladı. İlk görüşmeyi yaptığı Genelkurmay Başkanı, küstahça konuşan ataşeye kapıyı göstermişti. Birkaç ret cevabından sonra üslubunu yumuşatan ataşe terfi sözleri ve parayla bazı komutanları ikna etmeyi başardı.

Bu arada Şah, Bağdat’tan İtalya’ya geçti ve lüks bir otele yerleşti. “Geri dönecek misiniz” diye soran bir gazeteciye “Evet ama çok yakın bir zamanda değil” diye cevap vermişti. Aslında vakit yaklaşmaktaydı.

15 Ağustos’ta sokaklara önce darbeyi bastıran halk çıkmıştı. Sonra aralarına ajanların ve provokatörlerin karıştığı komünist göstericiler. Şah’ın aleyhine sloganlar atıp, heykellerini yıkmış, dükkânlara saldırmışlardı. Musaddık da büyük bir hata yaparak taraftarlarını sokaklardan çekmişti.
Şimdi, bütün bu kargaşadan sıkılan Şah yanlısı ve komünizm karşıtı sıradan insanların sokağa çıkma vaktiydi. Kermit Roosevelt tam olarak böyle hayal ediyordu.

Kalabalığın apolotik ve sıradan görülmesi için Tahran’ın özel günlerde gösteri yapan atletizm kulüplerinin başkanları ikna edildi. Kalabalığın önünde bu atletler, akrobatlar yürüyecekti. Arkalarında da sokak çeteleri ve din adamları... Kaşani, para tekliflerine rağmen bu gösteride yer almayı reddetmişti.

19 Ağustos 1953 günü sabah saatlerinde Tahran’ın arka caddelerinde camiler önüne kalabalıklar toplanmaya başladı. Bu öfkeli bir siyasi gösteriden çok bir karnavala benziyordu. En önde atletler geleneksel kıyafetleri ve spor aletleriyle yürüyorlardı. Onlara iri yarı halterciler eklenmişti. Kalabalık “Çok yaşa Şah” diyerek Tahran caddelerini inletmekteydi. Musaddık taraftarları evlerde kalma talimatı gereği onlara müdahale etmedi. TUDEH’çilerse günlerdir polisin baskıları nedeniyle müdahil olup olmama konusunda kararsız kalmışlardı. Stalin’in ölümünün ardından karışmış Sovyetlerdeki patronlarının da onlarla ilgilenecek bir vakti ve enerjisi yoktu.

Gittikçe büyüyen kalabalıklara tanklar ve kamyonlarla askerler de eklenmeye başladı. Kalabalık yol boyunca hükümet binaları ve Musaddık yanlısı gazetelere saldırıyordu. Saldırdıkları askerî binalardan birinden ateş açılınca onlarca gösterici öldü.  Polis merkezlerini ele geçirmeye başladılar ve dört gün önceki darbede tutuklananları serbest bıraktılar.

Ajax Operasyonu personelinden Richard Cottam kalabalığı "Tahran'ın kuzeyine gelen ve darbede tayin edici bir rol oynayan kalabalık, gerçekte hiçbir ideolojisi olmayan ve sadece Amerikan doları ile satın alınmış ücretli bir kalabalıktı" diye itiraf edecekti.

Askerler ve halktan oluşan kalabalık sonunda radyo binasını da ele geçirdi. Önce bir kargaşa sesi duyuldu. Ardından da, "Musaddık hükümeti bozguna uğratılmıştır. Yeni Başbakan Fazlullah Zahidi görevinin başındadır. Majesteleri Şah ülkesine doğru yola çıkmıştır!" açıklaması...

Radyodaki sesi duyar duymaz Roosevelt ve adamlarının kaldığı villada kutlamalar başlamıştı.

Ertesi gün kalabalıklar Musaddık’ın evini kuşattılar. Ordu birlikleri ve Musaddık taraftarları onları bekliyordu. Çatışmalarda 300 insan hayatını kaybetti. Musaddık ve ailesi kaçmayı başarmıştı.

Artık General Zahidi’nin ortaya çıkma vakti gelmişti. Roosevelt onun saklandığı yere gittiğinde General iç çamaşırlarıyla oturuyordu. Kıyafetlerini giydi ve onu almaya gelen tankla Tahran caddelerinde ilerlemeye başladı. Tank’ın ilk adresi radyo binasıydı. Zahidi, halka seslenecekti. Ama öncesinde marşlar çalınmalıydı. Roosevelt adamlarına bir plak hazırlamalarını emretti. Zahidi konuşmasına hazırlanırken ilk marşın sesi radyodan duyuldu. Çalan Amerikan Millî Marşı’ydı.  

Hemen yayın kesildi ve başka bir marş bulundu. Az sonra Zahidi’nin sesi radyodan duyuldu; "İran’ın meşru Başbakanı benim..."

Dört gün sonra ikinci denemede darbe başarılmıştı...






Yıldıray Oğur, 16.09.2016, Sonsuz Ark, Konuk Yazar, Yıldıray Oğur Belgeselleri

Yıldıray Oğur Yazıları



Sonsuz Ark'ın Notu: Yıldıray Oğur Beyefendi'den yazılarının yayını için onay alınmıştır. Seçkin Deniz, 05.07.2015


Yazının ilk yayınladığı yer: Türkiye Gazetesi

http://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/yildiray-ogur/593205.aspx

Seçkin Deniz Twitter Akışı