21 Şubat 2022 Pazartesi

SA9562/SD2331: Sıkıntı (Roman); 3. Bölüm-Cennet 15

      Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

"Kahve sıcaktı, su soğuk; insanın ikisinden aldığı lezzetler vardı. Önce kahveyi içtim, sonra da suyu. Allah’a hamdettim. Bu ikisi de Allah’ın haram kılmadığı iki lezzetti ve günümüzde ‘cennet’ diye adlandırılacak bir hayat sürenlerin tattığı nimetlerdendi. Allah’ın anlattığı cennet ve cehennem ise bambaşkaydı."



‘Cennet Yazarı’ının, Kur’an’ın, ‘suya koşan susuz develer gibi cehenneme sevk edilecek olanlar’ olarak tavsif ettiği cehennemliklerin ‘nimet’e koştuklarını iddia eden İbn-i Arabî’yi ‘insan şeytanlardan biri’ olarak işaretlemesinin sebebi açıktı. İbn-i Arabî cehennemliklere ‘Tadın yangın azabını” deneceğini açıkça beyan eden Kur’an’ın haberini tahfif ve tahrif etmeye çalışıyordu. Bundan amaçladığı şey de günah işlemeye meyilli olarak yaratılan insanın Allah’a karşı gelmesini sağlamaktı. Bugün gördüklerimiz ile Adem’den bu yana yaşananlar arasında hemen hiçbir fark yoktu.

Bekçi’nin sert görünen, ama göründüğü kadar net olan gerçekleri ifade ettiği için kulağıma hoş gelen anlatısına baştan sona katılıyordum, tane tane anlatıyordu:

“Tıpkı tarihteki diğer bütün insandan şeytanlar gibi, kendilerine itaat edilmesini sağlamak için Allah’ın gönderdiği elçileri ve kitapları tahrif ederek, Müslümanları, özellikle anadilleri Kur’an’ın dili olan Arapça’yı çok iyi bildikleri halde, Kur’an’ı okuyamaz ve anlayamaz hale gelen Arapları aldatmak için bir gezgin, bir düşünür, bir kâşif ve bir ‘Müslüman’ görünerek, Kur’an’ın bütün emir ve nehiylerini hükümsüz kılmaya çalışmıştır İbn-i Arabî. Onun günümüzdeki örneklerinden biri de Fetullah Gülen’dir. Cehenneme giden yolları kendi ‘irade’ ve ‘karar’ aralıklarına tahsis edip, Allah’ın vaat ettiği cennetleri de dilediklerine bahşedecek bir hükümranlık alanı olarak gören ve gösteren bu yalancılar hep insandan yana görünerek en büyük ustaları olan İblis’i taklit etmişlerdir; daha cesur ve yüzsüz olan yalancı benzerlerinin İblis’e ‘Şeyh’ül Ekber’ dedikleri de vakidir.”

Bir kahve daha istemiştim uçuş görevlilerinden, bir de soğuk su. ‘Amerikan Cenneti’ne giderken tarihteki sahte cennet pazarlayıcılarına ve cehennem yalancılarına uzanan bir ağı hatırlatıyordu bana ‘Cennet Yazarı’:

“İbn-i Arabî’nin meşhur takipçilerinden Abdülkerim el-Cîlî, “Halbuki ben te'lîf ettiğim bu kitâbı, keşf-i sahîh üzerine te'sîs ettiğim gibi, mesâilini de haber-i sahîh ile te'yîd etmiştim” dediği El-İnsânü’l-Kâmil adlı eserinin ikinci cildinde cehennem konusunda İbn-i Arabî’yi aşar gider:

“Ayrıca cehennem ehlinin muhtelif başka lezzetleri de vardır. Hatta ben cehennemde şiddetli azap içinde bulunan bir cemaatle karşılaştım. O cemaate cennet teklif edildiği halde, o halin lezzeti içerisinde, oraya girmeyi kabul etmediklerini gördüm.” 

Cilî’nin keşf-i sahihlerinin yalanlarının boyutlarını ancak ve yalnızca her şeyi bilen Allah açığa çıkaracaktır: 

“Elleri boyunlarına bağlanmış, çatılmış olarak cehennemin daracık bir yerine atıldıkları zaman orada, yok olup gitmeyi isterler” (Furkân Suresi 13. ayet), “Ateşte olanlar cehennem bekçilerine, “Rabbinize yalvarın da (hiç değilse) bir gün bizden azabı hafifletsin” derler. (Cehennem bekçileri) derler ki: “Size peygamberleriniz açık mucizeler getirmemiş miydi?” Onlar, “Evet, getirmişti” derler. (Bekçiler), “Öyleyse kendiniz yalvarın” derler. Şüphesiz kâfirlerin duası boşunadır.” (Mü’min Suresi 49. ayet)

El-Cilî ise kendi gözleriyle gördüğü halisünasyonları gerçek zannedip insanları aldatmakta ve cehennemi bir haz-lezzet mekânı olarak tarif etmektedir. Cehennemi yalanlamaktadır açık bir şekilde. Allah yine dosdoğru olanı anlatmaktadır bize: 

“Cehennem ateşine itilip atılacakları gün onlara, “İşte bu yalanlamakta olduğunuz ateştir” denilir.” (Tûr Suresi 13-14. ayetler) “Yüzüstü cehenneme sürüklenecek olanlar var ya; işte onlar yerleri itibariyle daha kötü, tuttukları yol itibariyle daha sapıktırlar”. (Furkân Suresi 34. ayet)

El-Cilî’nin cehennemde gördüğünü iddia ettiği cemaat herhalde Allah’ın ayrı ayrı ayetleriyle bildirdiği şu azab listesinden lezzet alıyordu:

“O gün bunlar cehennem ateşinde kızdırılacak da onların alınları, böğürleri ve sırtları bunlarla dağlanacak ve, “İşte bu, kendiniz için biriktirip sakladığınız şeylerdir. Haydi tadın bakalım, biriktirip sakladıklarınızı!” denilecek.” (Tevbe Suresi 35. ayet) 

“Hüsranın ardından da cehennem vardır. Orada kendisine irinli su içirilecektir.” (İbrahim Suresi 16. ayet)

“De ki: “Hak, Rabbinizdendir. Artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin.” Biz zalimlere öyle bir ateş hazırladık ki, onun alevden duvarları kendilerini çepeçevre kuşatmıştır. (Susuzluktan) feryat edip yardım dilediklerinde, maden eriyiği gibi, yüzleri yakıp kavuran bir su ile kendilerine yardım edilir. O ne kötü bir içecektir! Cehennem ne korkunç bir yaslanacak yerdir” (Kehf Suresi 29. ayet)

“Hayır (ne mümkün)! Şüphesiz cehennem, derileri kavurup çıkaran alevli ateştir.” (Me’âric Suresi 15-16. ayetler)

“Kötülüğe batanlar ise ne mutsuz kimselerdir! Onlar, iliklere işleyen bir ateş ve bir kaynar su içindedirler. Ne serin ve ne de yararlı olan zifirî bir gölge içinde!. Çünkü onlar, bundan önce (dünyada varlık içinde) sefahate dalmış ve azgın kimselerdi. Büyük günah üzerinde ısrar ediyorlardı. Diyorlardı ki: “Biz öldükten, toprak ve kemik yığını hâline geldikten sonra mı, biz mi bir daha diriltilecekmişiz? Evvelki atalarımız da mı?” De ki: “Şüphesiz öncekiler ve sonrakiler, mutlaka belli bir günün belli bir vaktinde toplanacaklardır.” Sonra siz ey haktan sapan yalanlayıcılar! Mutlaka bir ağaçtan, zakkumdan yiyeceksiniz. Karınlarınızı ondan dolduracaksınız. Üstüne de o kaynar sudan içeceksiniz. Kanmak bilmez susamış develerin suya saldırışı gibi içeceksiniz. İşte bu hesap ve ceza gününde onlara ziyafetleridir." (Vakıa Suresi 41-56. ayetler)

“Eğer hesaba çekilmeyecekseniz ve doğru söyleyenler iseniz, onu geri döndürsenize! Fakat (ölen kişi) Allah’a yakın kılınmışlardan ise, ona rahatlık, güzel rızık ve Naîm cenneti vardır. Eğer Ahiret mutluluğuna ermiş kişilerden ise, kendisine, “Selâm sana Ahiret mutluluğuna ermişlerden!” denir. Ama haktan sapan yalancılardan ise, işte ona da kaynar sudan bir ziyafet vardır. Bir de cehenneme atılma vardır. Şüphesiz bu, kesin gerçektir. Öyleyse yüce Rabbinin adını tesbih et.” (Vakıa Suresi 86-96. ayetler)

Kahve sıcaktı, su soğuk; insanın ikisinden aldığı lezzetler vardı. Önce kahveyi içtim, sonra da suyu. Allah’a hamdettim. Bu ikisi de Allah’ın haram kılmadığı iki lezzetti ve günümüzde ‘cennet’ diye adlandırılacak bir hayat sürenlerin tattığı nimetlerdendi. Allah’ın anlattığı cennet ve cehennem ise bambaşkaydı. Halüsinasyonlara itibar etmeyecek kadar sistematik düşünebilen insanların ceza-ödül mekanizmasını İbn-i Arabî ve El-Cilî gibi belirsizleştirenlere karşı aldanması mümkün değildi.

Bekçi’nin analizlerini seviyordum, onları herkesin bilmesini de istiyordum. En azından Amerika dönüşü ‘Sıkıntı’nın en sıkıntılı yerini aşacak ve suçlulardan öne çıkanları işaretleyebilecektim. 

“Tasavvuf'un sorgulanamaz diyalektiğinin insanlara sağladığı yarar geçici bir güven duygusundan başka bir şey değildir. Ve bu güven duygusundan başka kazandırdığı hiyerarşik titr, insanların gözlerini boyamakta, güyâ gaybdan verilen haberlerle itikâdî hususların tamamında Allah’ın ayetlerine tamamen zıt yeni şeyler ihdas edilmektedir.” diyordu ‘Cennet Yazarı’

“İnsanların Allah, peygamber, cennet-cehennem, ibadet, sevap-günah algılarını yöneten ve diledikleri gibi reforme eden tasavvuf erbâbına karşı şeksiz güven duyup onlara iman edenlerin kendileri için yaptıkları bir yana, bu muharref akaidi yaymaları ve diğer masum insanların zihinlerine pompalamaları daha büyük bir vebaldir. 

Yukarıda zikrettiğimiz gibi, tasavvuf erbâbının ortak özellikleri, bir silsile ile birbirlerini gerektirmeleri ve Kabala, Hint ve Çin öğretileri, Hıristiyanlık ve Yahudilik gibi muharref dinlerden devşirilen bilgiler ile antik çağdan derlenen tartışmalardan yeni bir kült oluşturmalarıdır.

Esasında Kur’an geçmiş tüm muharref bilgileri düzeltmek ve doğrulamak üzere gönderilmişken, tasavvuf tek başına İblis’in tüm muktesebâtını sırtlanmış ve Kur’an’ın karşısına dikilmiştir. 

İncelediğimiz iki örnek isim ve söyledikleri söz konusu zincirde önemli halkalardır. Büyük bir acı ile ifade etmek gerekir ki; Müslümanlar bu iki ismi halen yüceltmekte ve geçmiş zamanda olmadıkları yere kadar çıkarıp onlara saygı göstermekte ve saygı gösterilmesini istemektedirler. 

Özellikle Türkiye’de etkili olan cemaatlerin ve tarikatlerin kaynak kitapları olarak kullanılmaları yetmiyormuş gibi, akademisyenlerin üzerinde yüzlerce analiz yapıp bu analizleri Kur’an’la mukayese etmeden insanlara takdim etmeleri Müslümanlar adına utanç vericidir. Kur’an okuru olmaktan aciz entelektüellerin, hümanizma sevdaları ve yer edinememe korkuları uğruna katlettikleri sorgulama, karşılaştırma ve sağaltma keyfiyeti tarihin önünde hepsine hesap soracaktır.

Müslüman’a düşen en büyük görev yine Allah’ın ayetinde açıkça ilan edilmektedir: 

“Sizden önceki nesillerden aklı başında kimseler yeryüzünde bozgunculuk yapmaktan alıkoysalardı ya! Ancak içlerinden kendilerini kurtardığımız pek az kimse bunu yapmıştı. Zulmedenler ise içinde şımartıldıkları refahın ardına düştüler ve günahkâr kimseler oldular.” (Hûd Suresi 116. ayetler) 

<< Önceki                      Sonraki>>


[(20.02.2022, (3/31 (255))]


Seçkin Deniz, 21.02.2022, Sonsuz Ark, Sıkıntı, Roman

Sıkıntı





Sonsuz Ark'tan

  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
  4. Sonsuz Ark Yayınlarının Kullanımına İlişkin Önemli Duyuru için lütfen tıklayınız.

 

   

Seçkin Deniz Twitter Akışı