18 Aralık 2020 Cuma

SA8987/KY1-CÇ751: Bir Kuş Bunu Yapabilir mi

   Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

"İnanamıyordu Siyah Şapkalı Adam. İnanılacak gibi değildi."

- Rahat bırak şunu, dedi Siyah Şapkalı Adam, uykusu var.. esneyip duruyor, görmüyor musun?

- Kuşların da uykusu gelince esniyorlar mı ki? Diye şaşkınlığının belli olmasından çekinmeyerek sordu Kırmızı Şapkalı Adam. Ne diyeceğini bilemez bir halde bir süre baka kaldı Kırmızı Şapkalı Adam'ın yüzüne Siyah Şapkalı Adam.

Her iki ikisi de otuzlu yaşlarının ortasındaydılar. Siyah Şapkalı Adam'ın evinde buluşmuşlardı. Çoktan çıkmaları gerekiyordu evden, gel gör ki Kırmızı Şapkalı Adam, Siyah Şapkalı Adam hazırlanırken muhabbet kuşu kafesinin yanına rüstik odun bir iskemle çekip oturmuş, kuşa şirinlikler yapmayı seçmişti. Ve fakat Siyah Şapkalı Adam hazırdı. Çıkmaları gerekiyordu. Gecikmiş gibiydiler. Siyah Şapkalı Adam'ın davranışlarına bakılırsa geç kaldıkları kolayca anlaşılırdı ancak Kırmızı Şapkalı Adam hiç umursamamıştı. Umursamıyordu. Umursayacak biri gibi de durmuyordu. Kuşlar da esniyor mu? Ne tuhaf bir soru, acaba ciddi ciddi kuşların esnediğini bilmiyor mu? Diye geçirdi içinden Siyah Şapkalı Adam. Allah’tan, diye düşündü, “İyi ama bir kuş bunu yapabilir mi? demedi. Ya öyle deseydi?” Siyah Şapkalı Adam şaşkın bakışlarını gizleyemiyordu. Ne diyeceğini, Kırmızı Şapkalı Adam'ın dikkatini nasıl çekeceğini düşünür gibiydi. Birden bir sevinç kapladı içini. Bulmuştu. Buluşuna bırakın başkalarının dudak bükme olasılığını kendisi de dudak büktü. Başını olumsuz anlamda sağa-sola yavaşça salladı. Dudak büktü tekrar tekrar. Burun kıvırdı. Buluşunu dile getirse kendisini almaya gelen arkadaşının burun kıvıracağı, alay edeceği, “bu ne ahmakça şey” diyeceği gün gibi ortadaydı. Dikkatini çekmeliydi. İlk bulduğunu -ne olduğunu söylemeye cesaretimiz yok, olacak şey değil- hemen kafasından sildi. Derin bir arayışa girdi. Derinlere daldıkça çıkış yolunu kaybedecekti. Hemen dönmeliydi. Döndü de. Acele etmeliydi, aceleciliği sevmese de. İstemeden de olsa, “Beni bir yılan ısırdı?” Dedi. Bu bir buluş değildi. Her zamanki alışkanlıkla söyleyivermişti. İçinden mi yükselmişti bu söz? Bu söz dışarı taşmıştı da konuğu Kırmızı Şapkalı Adam duymazdan mı gelmişti? Ne zaman daralsa, ne zaman sıkılsa, ne zaman bunalsa, ne zaman ne yapacağını bilemez bir hale gelse, ne zaman kafası karışsa, ne zaman kararsız kalsa, ne zaman anlamsızlık duygusuyla dolsa, ne zaman sağ gözü seğirse, ne zaman aritmi benzeri hallere düşse, ne zaman elleri tir tir titrese, ne zaman nefes almada zorlansa, ne zaman başı dönmeye başlasa hemen; “Beni bir yılan ısırdı!” derdi Siyah Şapkalı Adam. Muhataplarının dikkatlerini hemen üzerine çekerdi böylelikle. En ilgisiz olanın, en vurdumduymaz olanın, en adamsendecinin, en umursamazın dahi dikkat kesilmesini sağlatırdı o söz. O tümce. Ve fakat Kırmızı Şapkalı Adam oralı olmamıştı. Pes etmedi Siyah Şapkalı adam. Ve “Beni bir yılan ısırdı!” Diye yineledi. "İçime akıttı tüm zehrini. Ateş gibi yaktı içimi. Aa", dedi Siyah Şapkalı Adam. Durdu. Yılan dediysem, diye sürdürdü konuşmasını, dış dünyada sürünerek, kimi kemirgenleri yiyerek yaşamını sürdüren bir yılan değil sözünü ettiğim. Hayır, hayır! Yılanları bilirsin değil mi? Zehirlileri vardır, zehirsizleri vardır. Kimi kır evlerini bile sahiplenenler vardır. Bir köpek gibi koruyuculuk yapan yılanlar vardır. İnanmıyor musun?

Kırmızı Şapkalı Adam bu soruyu da duymazdan gelmiş olmalıydı ki, ha bire elini kafesin küçük aralıklarından geçirme telaşındaydı ve hiç durmadan “Cici kuş.. tatlı kuş.. bebek kuş!” diyordu. Yılanları bilirsin, dedi yüksek sesle Siyah Şapkalı Adam, bu kere muhatabının dikkatini çekeceği umuduyla. Nasıl bilmez ki insan? İlginç olan sürünerek ne akıl almaz bir hızla oradan oraya gidebilmeleridir, insanın nutku kesilir o hız karşısında. Aman Tanrım! Aman Tanrım! Bahse varım ki, kayan bir yıldızdan daha hızlıdır bir yılan! Nasıl? Ayakları da yok! Belki de var! Hızına bakılırsa yılanların, bin kadar, belki daha fazla ayakları olmalı! Yoksa o kadar hızlı nasıl hareket ederler? Kahretsin! Kırmızı Şapkalı Adam yine oralı değildi. Siyah Şapkalı Adam “Yazışıyor olsaydık işim kolaydı.” Dedi ve kendi kendine yaptığı konuşmayı sürdürdü. Evet, yazışıyor olsaydık işim kolaydı Yılanlar hakkında bilmediğin nice bilgiyi “kopyala yapıştır” aracılığıyla boca ederdim sana. Hım, diye yazardın sen de. Yılanlar hakkında ne çok şey biliyorsun! Derdin. Kopyalanıp yapıştırılmış olduklarını bile bile. Ne de olsa yalanlar çağındayız. Bir bir yalanlarımızı yüze vuracak değiliz. Her neyse beni ısıran bildiğin, bildiğimiz türden bir yılan değil. Aa elbette zehirliydi. Hem ne zehir! Damla damla içime döktü zehrini. Beni baştan ayağa zehirledi. Fiziksel olarak değil. Fiziksel bir zehirlenme söz konusu değil burada. Dolayısıyla fiziksel olarak öldürmedi, ölmedim. Ruhen öldüm. Şu yaşayan ölüler filmlerindekilerden biriyim ben. Evet, öyle, çünkü ruhen öldüm. Bak, dedim ya, dış dünyada, doğada yaşayan sürüngenlerden söz etmiyorum. Yanlış anlama diye bu açıklamayı yapıyorum. İnsan dünyasında, öyle iki ayaklı zehirli yılanlar vardır ki, soktuğunu bile anlamazsın. Anladığında zaten geçmiş ola, demekten başka çaren kalmaz. Oysa doğadaki sürüngen bir canlı olan yılan ısırsa, ısırılan kişiyi bir sağlık merkezine yetiştirir, kurtarırsın. Ama iki ayaklı bir yılanın zehirlediği kişiyi kurtarmanın imkânı yoktur. Gerçekten. İşte bu yüzden hem sen hem ben iki ayaklı yılan avcısı olmadık mı? Kendi adıma ben bu yüzden seçtim kiralık katil olmayı. Hayır, kendime hiçbir zaman katil demedim, avcıyım. İki ayaklı yılan avcısı. Bu yüzden iş verenlerden hedefin niçin seçildiğini her zaman sorarım ve ona göre işi kabul ederim. Ki, şirketle anlaşmam böyle. Seçerim, demiştim. Her insana silahımı doğrultmam. Doğrultmadım ki sen de tanıksın ve sen de benim gibisin. Biz iki ayaklı yılan avcısıyız, kiralık katil değil. Hazzetmem o sözden. Siyah Şapkalı adam Kırmızı Şapkalı Adam’ın bu sözler karşısında nasıl bir tepki vereceği merakıyla doluydu. Kırmızı Şapkalı Adam “Cici kuş.. tatlı kuş.. bebek kuş!” diyerek kuşla oynuyordu. İnanılır gibi değildi. Siyah Şapkalı Adam olanca can sıkıntısıyla “Bu sözlerin senin indinde hiçbir anlamı yok değil mi?” dedi. Varsa yoksa uykusu gelen, uyumak için rahat bırakılmayı arzulayan ve bunun için yalvaran şu zavallı kuş değil mi? Geç kalıyoruz. Geç kaldık belki de! Ne belkisi? Geç kaldık ve bu da iyi bir şey değil. Kahretsin! Keşke seni hiç yukarı çağırmasaydım. Keşke kahrolası kapıyı çaldığında açmasaydım. Keşke telefonla geldiğini bildirdiğinde “Geliyorum!” deyip kapasaydım telefonu. Sana diyorum kardeşim, duymuyor musun?

- Bunun bir adı var mı? Dedi Kırmızı Şapkalı Adam, Siyah Şapkalı Adam'a bakmadan, sorusunu duymamışçasına.

- Boncuk, diye yanıtladı Siyah Şapkalı Adam kısık bir sesle, şaşkınlıktan dizleri üstüne düşmek üzereydi. Ne sormuştu? Nasıl bir karşılık almıştı? Bu adam dün, evvelki gün, ondan önceki gün tanıdığı, daha önceki günler tanıdığı adam değildi, hayır kesinlikle değildi, fiziksel olarak aynı kişiydi ama, bu adamı ilk kez gördüğüne karar verdi. Aynı adam olsa da değişmişti. Buraya gelmeden önce mi değişmişti? Geldikten, kuşu gördükten sonra mı değişmişti? Bir kuş mu değiştirmişti yani? Şu kendisini zehirlediğini söylediği son avı iki ayaklı yılanın armağanı şu el kadar kuş mu değiştirmişti bu canavarı? İnanamıyordu Siyah Şapkalı Adam. İnanılacak gibi değildi. 

Siyah Şapkalı Adam, Kırmızı Şapkalı Adam'ın sormasından korktuğu soruyu kendisi sordu kendisine “İyi ama bir kuş bunu yapabilir mi? Cani bir insanı, gözünü kırpmadan can alan bir kiralık katili, bir canavarı, bir taş yürekliyi böyle kuzu gibi birine dönüştürebilir miydi? Hem kendisini niye değiştirmemişti öyle bir gücü var idiyse?” Bu düşünceleri, bu soruları kendine saklamayı yeğledi Siyah Şapkalı Adam.

- Ah sen ne şeker şeysin be Boncuk, sen ne tatlı şeysin be Boncuk! Diyordu muhabbet kuşuna Kırmızı Şapkalı Adam, şefkat dolu, merhamet dolu, sevgi dolu sesle.

- Beni rahat bırak kahrolası! Diye kükredi Siyah Şapkalı Adam. Durdu. Kırmızı Şapkalı Adam'a baktı. Mini minnacık bir değişiklik olmamıştı Kırmızı Şapkalı Adam'da. Duymuyor muydu? Kuvvetle muhtemel duymuyordu. Beni rahat bırak mı dedim? Dedi Siyah Şapkalı Adam kısık bir sesle. Pişman olup özür dilemeye başladı. Affedersin, dedi, dilim sürçtü, O’nu rahat bırak diyecektim, beni rahat bırak dedim, dedi. Bak inan dilim sürçtü. Hoş dilim sürçmüş olsa da olmasa da görüyorum ki senin için bir anlamı yok. Duymuyorsun! İşine gelmediği için duymuyorsun.. bak kardeşim dedim, sana kardeşim, diyorum! Kardeşim gecikiyoruz.

- Ben senin kardeşin değilim, dedi sakin bir sesle Kırmızı Şapkalı Adam, bakışlarını kuşun kafesinden ayırmadan. Benim bir kardeşim yok. Benim herhangi akrabam yok. Kimsesizler evinde büyüdüm. Ne kardeş, ne anne, ne baba, ne dede, ne teyze, ne amca, ne kuzen, ne yenge, ne dayı ne şu ne bu. Kimsesizler evinde büyüdüm. Kimsesizler evinin arka kapısına, çöp bidonlarının bulunduğu yere meçhul kişiler bırakmış, çöp dökmeye çıkan emekliliği yakın bir hizmetli görüp yuvaya götürmüş. Bunu biliyorsun. Kaç kere anlatmışımdır, ben kimsesizim.

- Evet, dedi Siyah Şapkalı Adam, evet anlatmıştın. Ama lafın gelişi, hatta lafın gelişinden daha fazla bir anlamda söyledim kardeşim sözcüğünü, şunca zamandır birlikteyiz, birlikte nice kansızın kara kanıyla kirlettik ellerimizi.. bu herhangi bir kardeşlik değil, demek istediğimi anladığını umuyorum. Her ne halt ise beni rahat bırak! Şey, bak yine dilim sürçtü, bir türlü odaklanamıyorum, şu kuşu rahat bırak artık. Gerçekten. Sana beni zehirleyen yılandan söz ediyorum. Zehirlenmiş bir ruhum olduğunu itiraf ediyorum. Sense durmuş el kadar, ne dediğini ne yaptığını bilmeyen bir canlının rüzgârına kapılmış gidiyorsun.

- Çok tatlı ama ya! Öyle değil mi?

- Tatlı mı? Bu sözler senin ağzından nasıl çıkıyor hayret ediyorum. Bir canavarın ağzından bu sözler nasıl çıkar? Bu sevecenliği nasıl gösterir? Beni şaşırtıyorsun!

- Canavar mı? dedi Siyah Şapkalı Adam, bakışlarını kafesten ayırmadan. Ben canavar mıyım? Kırıcı oluyorsun!

- Bizi başka nasıl tanımlarlar? Yaptığımız şeyleri bir canavardan başkası yapabilir mi?

- İş başka bu başka değil mi Boncuk! Diyerek olanca sevimliliğiyle karşılık veriyordu Kırmızı Şapkalı Adam. Siyah Şapkalı Adam çaresizlik içinde kıvranmaya başlamıştı. Ne yapacağına bir türlü karar veremiyordu. Kapıya kadar gitti. Geri döndü. Kafasını kaşıdı sağ eliyle. Durdu. Sol eliyle kafasını kaşıdı bu kere. Yeniden kapıya kadar gitti. Kapının kolunu sola çevirdi. Kapıyı aralık bıraktı. Durdu. Kırmızı Şapkalı Adam halen kuşla ilgileniyordu. Gözleri kararır gibi oldu Siyah Şapkalı Adam'ın. Neredeyse dizleri üstüne düşecekti. Sağa sola sallandı. Dizleri titriyordu. Tüm bedenini bir titreme sarmıştı. Ayakta durma gücünü kaybediyordu. Bu böyle süremezdi. Sürmemeliydi. Ağır ağır kafese doğru yürüdü. Beni bir yılan ısırdı, diye tısladı. Kırmızı Şapkalı Adam'ı sandalyeden kaldırdı. Tüm gücüyle kapıya doğru itti Kırmızı Şapkalı Adam'ı. Kırmızı Şapkalı Adam tuhaf tuhaf baktı yüzüne Siyah Şapkalı Adamın.

- Ne oluyorsun yav? Diyebildi. Kıskandın mı yoksa? 

Beni bir yılan ısırdı, diye yeniden tısladı Siyah Şapkalı Adam, kafesin kapısını hışımla açtı. Kuşu avucuna aldı. Sonradan büyük bir pişmanlık duyacak olsa da bir çırpıda kuşun kafasını çekip kopardı, kopan kafa bir elinde, kafasız beden diğer elinde öylece bakakaldı Kırmızı Şapkalı Adamın yüzüne.


Cemal Çalık, 18.12.2020,  Konuk Yazar, Sonsuz Ark, Öykü

Facebook 



Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
  4. Sonsuz Ark Yayınlarının Kullanımına İlişkin Önemli Duyuru için lütfen tıklayınız.

Hiç yorum yok :

Seçkin Deniz Twitter Akışı