12 Nisan 2019 Cuma

SA7579/KY59-MLÖZ69: Yağmur

"Ve kim bilir, belki de çocuklar senin yağan damlaların altında korkusuzca koşturabildikleri için bu kadar temiz ve saflar, ha ne dersin yağmur?"
  

Uzaktan kulağıma gelen gök gürültüsünün sesini dinliyorum. Bana bir şeyler anlatmaya çalışıyor belli ki. Açık pencereden içeriye gözle görülmeyen tütsü gibi uzanan serinlik, odayı köşeden köşeye dolaşıp her yeri sarıyor. İlkbahar yağmurunun damlaları önce yavaş, sonra git gide daha şiddetli düşerek camları yıkamaya başlıyor. Parlak ve tok damlalar, yaprakları çıkmamış, henüz yeni tomurcuklanmış ağaç dallarına birkaç saniyeliğine tutunup hızlıca yere düşüyor ve toprağa karışıyorlar, doğadaki su döngüsünü tamamlayabilmek için.

Doğanın değişmez kuralı, dünyanın başından beri var olan ve son gününe kadar sürecek olan döngü. Ve ne kadar da iç içedir her zaman, biri yer ve gök arasında mekik dokuyan su taneleri, diğeriyse cennet ve cehennem seçimi arasında gidip gelen insanlar…

Neleri yıkayabiliyorsun, neleri temizleyebiliyorsun yağmur, söyle? Neleri götürebiliyorsun sel sularınla birlikte, arkanda sanki hiç bir şey olmamışçasına, hiç bir zaman yaşanmamışçasına bir tek dahi delil bırakmayarak? Ve neleri götürmeye gücün yetmiyor senin? Anlat! 

Yerdeki kiri, çer çöpü götürebiliyorsun, fakat yeryüzünü kirletenlere sözün geçmiyor senin yağmur, ne desen boş. Toprağa düşen kanı yıkayabiliyorsun, fakat kanı dökenlerin elleri hep kanlı kalacak… 

Senden başka bütün diğer sesleri yutabilecek kadar sesin gür olur bazen yağmur, fakat yalancının sözü fısıltıyla yayılır, biliyorsun. Perde çekebiliyorsun binalar ve insanlar arasına, ama insanlar ısrarla açılmakla ve perdelerini kaldırmakla meşguller. Göğü delen ucubelerin dışını bile ayna gibi parlatabiliyorsun, fakat o gökdelenlerin içindekilerinin kalbine dokunamıyorsun çoğu zaman, yağmur…  

Düzgün aralıklarla tekrar tekrar geliyorsun yeryüzüne ve yıkıyorsun ortalığı pırıl pırıl, belki de dünyanın artık yıkanacak kadar değil, yıkılacak kadar kirlendiğini bile bile… 

İnsanlar senden kaçıyorlar yağmur. Şemsiyelerinin altına sığınıyorlar, arabalarının içine ve yahut çatılarının altına doluşuyorlar. Yağmur bulutlarını dağıtacak bir düzenek bile icat etmişler; senden korkularının boyutları bu. Haberlerini de öyle yapmıyorlar mı zaten, bir sonraki günün hava durumunu açıklarken? Uyarı niteliğinde veriyorlar geleceğinin haberini, müjde olarak verecekleri yerde…

Rahmetin habercisisin sen yağmur. İnsanlar senin için duaya çıkmayı unuttukları günden beri rahmetten yoksunlar, ellerini göğe kaldırmaya terk ettikleri günden beri de yalnızlar. Gözyaşlarıyla yıkansalar, belki o zaman farkına varırlar seninle gözyaşlarının arasındaki kardeşliğin… Kuraklık sadece çöllerde değil ki insan yüzünün bazen bir çölden farkı yok. Ateşin suyla söndürüldüğü boşuna mı, sen ne çok sırrı barındırıyorsun yağmur.

Ama biz aslımıza dönsek? Bir gün toprağı değiştiğimiz o beton binalardan çıkıp tekrar yaylalara ovalara taşınsak, karışsak tekrar toprağa, döngümüzü tamamlayabilir miyiz, tıpkı suların gibi? 

Kalbimiz yumuşayabilir mi acaba, kalbimizdeki çamurlar atılıp, ellerimiz yerlerdeki çamura bulaşınca? Veya hiç olmazsa yüzümüzü göğe dönsek, dönüşür mü cennete içimizdeki cehennem? Ve kim bilir, belki de çocuklar senin yağan damlaların altında korkusuzca koşturabildikleri için bu kadar temiz ve saflar, ha ne dersin yağmur?
  

Melek Öz, 12.04.2019, Sonsuz Ark, Konuk Yazar, Akla Düşenler
Melek Öz Yazıları


 



Sonsuz Ark'tan


  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.

Hiç yorum yok :

Seçkin Deniz Twitter Akışı