30 Ekim 2018 Salı

SA7050/SD1181: Sonsuz Ark Sohbetleri 24

"Türkiye'nin artık gecikme hakkı yoktur. 30 Ekim 2018'de Mondros'la kaybettiği söz hakkını, yüz yıl sonra 28 Ekim 2018 İstanbul Zirvesi ile yeniden elde etmiştir."


Türkiye'nin uluslararası alanda bilinirliği ve etkinliği, artan ekonomik ve (yerli üretim silah teknolojisi desteği ve savaşan vatansever ordu kalitesinin şahlandırdığı) askerî gücüyle doğru orantılı olarak artıyor. Artan bu güç, gerektiğinde yumuşak, gerektiğinde sert bir formda kullanıldığı zaman sonuç alan ve bu yöndeki kararlılıklar sürdüğü sürece de sonuç almaya devam edecek olan bir niteliğe sahiptir. 

Çünkü; bu gücün en büyük desteği, dünyadaki kan ve terörden sorumlu olan neocon-satanist-masonik gücün karalama kampanyalarına rağmen küresel anlamda yaygınlaşan, güçlü-güçsüz bütün ülkelerde iyi, mantıklı ve haklı olan bütün insanların yüreğinde uyanan 'sempati'dir.

Türkiye, kazandığı sempatik imajın daha da yaygınlaşmasını ve kalıcı olmasını istiyorsa Suriye'de olduğu gibi, Mısır, Yemen ve Körfez'de de etkin ve sonuç alıcı diplomatik temaslarla hiç gecikmeden savaşın, kanın, terörün açlıktan ölümlerin sonlanması için çabalamak zorundadır. Yemen bu anlamda en âcil müdahale gerektiren bir coğrafya olarak karşımızda duruyor. Suud-İran hırsının yok ettiği hayat alanında, bombalarla birlikte açlıktan ölen çocuklara, yaşlılara sahip çıkan başka bir devlet yoktur. 

Suud-ABD koalisyonun bombaladığı çocuklar dahil olmak üzere açlıktan ölen çocukların yaşayan herkesten alacaklı olduğu bir dünyadan bahsediyoruz. Bu alçak ve kirli savaşı sona erdirmek üzere başlatılan herhangi bir etkili girişim de yoktur. 

Türkiye yakaladığı bu güçlü, derin ve serin rüzgarda, kendi geleceğindeki riskleri en aza indirmek istiyorsa, etki alanını da genişletmek zorundadır. Yemen, Suriye gibi sınırlarımızda olan bir ülke değildir, ancak Yemen artık kendi üzerinde herhangi bir hakka sahip olmayan ABD-Suud ve İran'ın ihtiras alanı olarak kalamaz. Bu her şeyden önce müslüman olma onuruna aykırı, mazluma sahip çıkmama onursuzluğu ve zaaf olarak olarak tanımlanabilecek,  halen devam eden bir durumdur.

ABD, her gün yaşanan iç terör ve gittikçe derinleşen ırkçılıkla başa çıkma amacı taşımadığı gibi, bunu teşvik edecek şekilde davranan bir yönetime (örneğin, 27 Ekim 2018'de Pennsylvania'da bir sinagoga yapılan silahlı saldırıda öldürülen 12 yahudinin ölümünden sorumlu tutulan yahudi dostu bir ABD başkanına) sahip ülke olarak içe kapanırken, Avrupa Birliği ve İngiltere ekonomik, sosyolojik, siyasî ve askerî bir çökme dönemine girmiş durumdadır. Rusya, ABD'ye karşı var olma savaşı veren bir görüntü ile Çin ve Hindistan ile alan işbirliğine girse bile, geleceği parlak görünmeyen bir ülke olarak gün geçtikçe etkisini yitirmektedir. Çin ve Hindistan ise dünyadan herhangi bir sempati beklemedikleri gibi, yayılmacı yaklaşımları sürse de kendi sorunlarıyla başa çıkmakta yetersiz kalmaktadırlar.

Erdoğan'ın çağrısıyla 'Suriye' başlığı ile 28 Ekim 2018'de İstanbul'da Erdoğan'la bir araya gelen Rusya Devlet Başkanı Putin, Fransa Devlet Başkanı Macron ve Almanya Başbakanı Merkel, yeni dönemin güçlü ülkesi Türkiye'nin stratejik rehberliğinde birçok konuda görüşmeler gerçekleştirirlerken, ABD ve İngiltere ile birlikte diğer Avrupa ülkeleri küresel gündemin dışında kaldıklarını kabullenmişlerdir.

Türkiye'nin günün gerektirdiği etkin rol alma biçimini bu sebeplere ek olarak birçok sebeple birlikte Yemen, Mısır ve Körfez'de düzenleyici ve savaşı durdurucu olarak kullanma zorunluluğu, gelecek projeksiyonlu kararlılığa muhtaçtır. Türkiye , ABD'nin kan dökücü diktatörlüklerle olan ilişkisini Suud'un Kaşıkçı cinayeti ile kanıtlamış olarak, müslüman coğrafyadaki vahşete müdahil olma hakkını elde etmiştir ve tereddüt etmeksizin bu hakkını kullanmaya devam etmelidir.

Dünya'nın Türkiye'nin kararlılığına ihtiyacı vardır; neocon-masonik kaosun insan ırkına musallat olan karanlığına karşı duracak tek güç bu kaosu durdurma tecrübesi olan Türkiye'dir. 29 Ekim 2018'de açılışı gerçekleşen İstanbul havalimanı, Dünya'nın en büyük havalimanı özelliği ile uluslararası medyada yer bulurken, her türlü engelleme ve ihanet girişimlerine, iç-dış saldırılara rağmen yapılabildiği için, yansıttığı anlam havalimanından daha fazlasıdır. 

İstanbul Havalimanı, Erdoğan tarafından neocon-satanist hegemonyaya karşı bir 'zafer anıtı' olarak tanımlanıyorsa, bu zaferin sonrası dizayn etme, müdahil olma hakkından dolayıdır. Erdoğan, Türkiye'nin bu hakkını kullanması için azamî gayret sarf etmekle mükelleftir. Mursi, Umman beklemese bile -ki beklemektedirler- Yemenli çocuklar Türkiye'yi beklemektedir. 

Türkiye'nin artık gecikme hakkı yoktur. 30 Ekim 2018'de Mondros'la kaybettiği söz hakkını, yüz yıl sonra 28 Ekim 2018 İstanbul Zirvesi ile yeniden elde etmiştir.

Selam ve Sevgiyle...



Seçkin Deniz, 30.10.2018, Sonsuz Ark, Sonsuz Ark Sohbetleri



Sonsuz Ark'tan

  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
.
.

Yorum Gönder

Seçkin Deniz Twitter Akışı