19 Eylül 2018 Çarşamba

SA6843/KY38-SevDur167: Türkiye Yenilirse Almanya da Yenilmiş Sayılacak



Takdim

Türkiye’nin ekonomik bir krize girmesini istemeyen ülkelerin başında Almanya geliyor. Almanları ve Avrupa’nın birçok ülkesini korkutan şey, Türkiye’deki olası kriz sebebiyle mültecilerin Avrupa’ya göç yolunun açılması Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 27-29 Eylül’de yapacağı Almanya ziyaretinin ekonomik anlaşmaları içereceği tahmin edilirken, kopan ilişkilerin mümkün olduğunca onarılacağı mesajını da taşıyor. Çünkü bu sefer Türkiye yenilirse Almanya da yenilecek.

Amerika’nın Türkiye’ye sırtını dönmesi ve ekonomik kriz üretmesi, Türkiye’nin Avrupa Birliği ile yeniden yakınlaşmasına sebep oldu. Özellikle Cumhurbaşkanlığının oylandığı referandum döneminde iplerin kopma noktasına geldiği birçok Avrupa ülkesi, kendi çıkarları doğrultusunda Türkiye’nin ekonomik bir kriz içerisine girmesinden yana değil. Başta Almanya, Türkiye’deki bu krizden fazlasıyla etkilenecek ülkelerden. Bu sebepten dolayı Alman kamuoyu ve medyasının da etkisiyle bozulan siyasi ilişkiler, ekonomik tehditten dolayı düzelme yoluna girdi. Verilen olumlu mesajlar, atılan adımlar önemli ipuçları içerirken, 27-29 Eylül’de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Almanya ziyareti ve akabinde Almanya Cumhurbaşkanı Merkel’in Türkiye’ye gelme planı bu minvalde yapılacak ziyaretler.

Öte yandan geçen hafta Alman medyası, Türkiye ve Almanya arasında 35 milyar Euro büyüklüğünde devasa bir demiryolu projesi için anlaşmaya varıldığını duyurmuştu. Almanya’nın haftalık aktüel habercilik dergisi Der Spiegel, iki ülkenin Türkiye’de yeni demiryolu hatları inşa etmek, mevcut olanları yenilemek ve sinyalizasyon sistemleri için anlaştıklarını yazdı.

Erdoğan’ın Almanya ziyaretinin ekonomik anlaşmaları içereceği tahmin edilirken, kopan ilişkilerin mümkün olduğunca onarılacağı mesajını taşıyor. Üç yıldır gurbetçilerle buluşması ve konuşma yapması engellenen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu ziyaretinde gurbetçilere seslenebilmesinin formülleri aranıyor. Olası etkinliğin Berlin veya Köln’de düzenlenebileceği konuşuluyor. Duygusal çatışma alanlarının azalmasıyla birlikte, ilişkilerin normale döndüğü ve stratejik ortaklıkların konuşulduğu da ifade ediliyor. Çünkü bu sefer Türkiye yenilirse Almanya da yenilmiş sayılacak. 

Almanya-Türkiye ilişkilerinde düzelme adımlarının atılmasının sebeplerini ve sürdürülebilirliğini uzmanlara sorduk. Uzmanlara göre Türkiye’nin ekonomik krize girmesi Avrupa’yı özellikle mülteci akımı açısından çok etkileyeceğinden, siyasi ilişkiler düzelme yolunda.

GAYET MANTIKLI HAREKET EDİYOR

Türkiye Almanya ilişkilerinde duygusal çatışma alanlarının her zaman olacağını söyleyen Türk Alman Üniversitesi Göç ve Siyaset Araştırmaları Merkezi Müdürü Prof. Dr. M. Murat Erdoğan, Türkiye’de yaşanabilecek olan ekonomik bir krizin, Almanya’ya maliyetinin çok yüksek olacağını vurguluyor. “Almanya şu anda Türkiye’ye zor olsa da 10 veya 20 milyar dolar verebilir. Çünkü kriz patlarsa, Almanya’ya 200 milyar dolara mal olabilir. Gayet mantıklı, soğukkanlı, olması gerektiği gibi bir politika yapıyor Alman hükümeti. Öte yandan Türkiye’deki uluslararası yatırımcılar içinde en fazla payı olanlardan birisi Almanlar. Yaklaşık 100 milyar dolar civarında Türkiye’de yatırımları olduğu tahmin ediliyor. Buradaki ekonomik kriz, orta ve uzun vadeli yatırım yapmaya gelen Alman iş adamları ve Alman sermayesini tedirgin ediyor.

Bunlar Almanya ile ilişkilerin düzelme yolunda gitmesinin en basit gerekçeleri. Asıl şu anda Almanları ve Avrupa’nın birçok ülkesini korkutan şey mülteciler ve mültecilerin kontrolü. Eğer Türkiye’de mali bir kriz olursa, bu mali krizin etkisinin mültecilere yönelmesi ve Türk hükümeti üzerinde batı sınırlarının açılmasına yönelik baskı oluşması çok yüksek. Türkiye’deki mali krizin mültecileri tekrar Avrupa’ya akın akın sürmeye yönelik bir potansiyel riski var. Bunun Avrupa’ya mali yükü de siyasi yükü de çok yüksek. Bundan çekiniyorlar.

TÜRKİYE’NİN YANINDAYIZ MESAJI

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Almanya ziyareti, yine bu çerçevede bir ziyaret. Almanya’da çok ciddi Erdoğan karşıtı kamuoyu ve medyanın olduğu bir dönemde, bu ziyaretin kabul edilmesi bile önemli. Çünkü ‘Erdoğan’ı sevmesek de, Türkiye gibi bir ülke var, Türkiye Erdoğan’dan büyüktür, dolayısıyla biz eninde sonunda kendi ülkemizin çıkarları için diyalogu belli bir seviyede tutmamız lazım’ diye düşünüyorlar. Erdoğan’ın ziyareti bu gerekçelerle gerçekleşiyor. Daha sonrasında da Almanya Cumhurbaşkanının Türkiye’ye gelmesi planlanıyor. Bu ziyaretler tüm dünyaya ‘Türkiye’nin yanındayız’ mesajıdır. Eğer her iki taraf da duygusal alandan uzaklaşabilirse, işe yarayabilir bir politika. Sürdürülebilir olması için Türkiye’nin tavrı çok belirleyici olacak.

Alman toplumunun ciddi bir bölümü, Türklerden oluşuyor. Mesut Özil’in milli takımdan ayrılması ve bu konuda açıklama yapması bile aylardır tartışılıyor Almanya’da. Çünkü artık bu ciddiye alınmak durumunda. Bir de Almanya’da ve Avrupa’nın diğer ülkelerinde özellikle Hollanda Belçika ve Avusturya’da Türk devleti son on yıldır çok aktif bir diaspora politikası yürütüyor. Dolayısıyla yurt dışındaki Türkler bu süreçte çok etkili olacak, ama şöyle bir sorunumuz daha var, Almanya’da sanatta, kültürde, ekonomide, siyasette vs. etkin olan Türklere baktığınızda, bunların büyük bir bölümü Türkiye devletiyle oldukça mesafeli. Türkiye’nin önce kendi insanını kazanabilmesinin yollarını araması gerekiyor.”

EKONOMİ ÇEVRELERİ MEMNUN

Almanya Türkiye ilişkilerinin bir bloğa dahil olma gibi hedeflerle değil, eylem düzeyinde ortaklık olarak ilerleyeceğini söyleyen SETA Avrupa Araştırmaları Direktörlüğü’nden Zeliha Eliaçık, tarafların konumlarına ve konjonktüre göre farklı kazanımlar elde edeceğini belirtiyor.

“Amerika’nın sırtını dönmesinden sonra Almanya ve Avrupa kendini yeniden kuruyor veya kurmak zorunda kalıyor denilebilir. İçeride mülteci meselesi ve ırkçılığın sorunları ile tepetaklak olan bir siyasal sistem varken, dışarıda Alman dış siyaseti için çok yeni bir söylem olan bağımsızlık ve kendi ayakları üzerinde durma söylemine geçildi. Türkiye uzun süreden beri bu siyaseti yürüttüğü için daha avantajlı diyebiliriz. Bu noktada elbette Almanya’nın Türkiye’ye ihtiyacı var. Türkiye’nin de özellikle terörle mücadele ve ekonomik işbirliği noktasında Almanya’ya ihtiyacı var. Orada bulunan Türk varlığı her iki ülke arasında zaten bir daha kopması mümkün olmayan bir ilişkiyi zaruri kılıyor.
Yeni bir mülteci dalgasında faturanın kendisine çıkacağını bilen Almanya, İdlip’te Türkiye’nin kaygılarını paylaşıyor. ABD’nin yaptırımları karşısında da Türkiye’ye destek verildiği görülüyor. 

Ortadoğu’daki karışık durum; enerji ihtiyacı, mülteci sorunu, terörle mücadele ve güvenlik konularında Türkiye, Almanya ve Avrupa için vazgeçilmezdir. Özellikle ekonomi çevrelerinin Türkiye–Almanya yakınlaşmasından memnuniyet duyacakları açık. İlişkilerde kriz yaşanan dönemde bile Türkiye’deki Alman şirketlerinin tüm çağrılara rağmen Türk hükümetine karşı bir karşı manifesto yayınlamayı reddettiğini hatırlayalım. Bunun dışında Rusya ile yakınlaşma da Avrupa’yı kaygılandıran başka bir faktör. Nitekim Berlin’de think thankler kendi perspektiflerinden ‘Türkiye NATO’dan ayrılırsa veya doğuda başka ittifaklara yönelirse Türkiye ile stratejik ortaklık ve iş birliği nasıl sürdürülür’ diye şimdiden gelecek senaryoları için kafa yoruyorlar.

SOĞUKKANLI OLMALIYIZ

Devletler arasında ilişkiler rasyonelleştikçe ve Türkiye’nin talep ettiği gibi çıkar odaklı yürütüldükçe, ilişkilerin giderek normalleşeceğini, Almanya’nın Türkiye’nin eşit göz hizasına dayalı ve kendi çıkarlarını önceleyen yeni dış siyasetine de ayak uyduracağını düşünüyorum. Bu da insan hakları gibi ne olduğu tam tanımlanamayan flu kavramlar üzerinden Türkiye’nin iç işlerine müdahaleden vazgeçildiği ve ortak menfaat ve çıkarlara odaklanıldığı yeni bir siyaset demek.

Türkiye açısından, en azından şu konjonktürde bir bloğa dahil olmadan aktörlerin birbiriyle dengelendiği, çok ortaklı dış ilişkiler stratejisi oldukça avantajlı ve Türkiye’nin elini güçlendiriyor diyebiliriz. Yine de hem bu ziyaret hem de uzun vadede ilişkilerin seyri açısından tozpembe bir tablo çizmek yerine, stratejik bir siyaset üretmeli ve hem medya hem de siyaset olarak daha soğukkanlı bir tavır takınmalıyız.”

Alman aklının son derece pragmatik olduğunu söyleyen Türk Alman Üniversitesi Öğretim Üyesi Tacettin Kutay, en güçlü ticari partneri olduğu ülkenin ekonomik çöküntüye maruz kalmasına sevinecek bir ülke olmadığını vurguluyor:

“Almanya’nın uzunca bir süredir Türkiye’den talebi Türk-Alman ilişkilerini, tesis edildiği 19. yüzyıldaki fabrika ayarlarına döndürmek. Türkiye’nin potansiyeline ve tarihsel pozisyonuna baktığımız vakit görüyoruz ki, Almanya oldukça masrafsız bir hegemonya tesis etmiş ve Türkiye’yi bu hegemonya ile her zaman için çekim alanında tutmuş. Türkiye-Almanya ilişkilerinde bir düzelme olup olmadığını konuşmak bu bakımdan ‘düzelme’yi nasıl tanımlayacağımızla çok alakalı bir soru. Almanya’nın talep ettiği şekilde bir düzelme içinde olduğumuzu iddia etmek oldukça güç. Buna mukabil son dönemde Trump yönetiminin ekonomik olarak köşeye sıkıştırmaya çalıştığı iki devlet olmaları hasebiyle birbirlerini desteklemeleri, uluslararası ilişkilerin mantığı açısından anlaşılabilir.

Alman devletinin çıkarı Türkiye’nin ekonomik olarak güçlenmesinde. Bu sebeple Almanya’dan Türk ekonomisine moral verecek çıkışlar gelmesi son derece normal. Ancak bu açıklamalar, Alman siyasetinin ve kamuoyunun Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın şahsında Türkiye ve Türk karşıtlığı konusunda son derece şartlanmış olduğu gerçeğini ortadan kaldırmıyor. Yaşanan Mesut Özil tartışmaları ve Alman kamuoyundaki reaksiyonlar Alman toplumunun ırkçılık karşıtı hassasiyetini kaybettiğini bir kere daha gözler önüne serdi. Alman siyaseti ve siyasetin dominasyonundaki medya, Alman kamuoyunu Türkiye karşıtı öyle bir noktaya getirdi ve şartladı ki, iki tarafın bir düzelme iradesi ortaya koyması halinde dahi, kamuoyunu ikna etmek noktasında sıkıntı yaşayacak olan ve düzelme uğruna siyasal fatura ödeyecek olan taraf Almanya olacak. Bu sebeple Türkiye-Almanya ilişkilerinde yakın vadede, Schröder dönemindeki müspet rüzgarların esmesi pek mümkün gözükmüyor. Buna mukabil özellikle Almanya’da yaşayan vatandaşlarımızın Türkiye-Almanya ilişkilerinde bir düzelme talepleri olduğu muhakkak. Sokakta sürekli olarak muhatap oldukları ayrımcılık ve düşmanlığın artık resmi kurumlarda pervasızca sergilendiğine yönelik pek çok şikayet işitiyoruz. Camilerimize ve derneklerimize yönelik devlet baskısının arttığı, Türk çocuklarının ilköğretimde ayrımcılığa her zamankinden daha fazla maruz kaldığı ise herkesin malumu. Bu sebeple gurbetçilerimiz umutlarını ikili ilişkilerdeki iyileşmeye bağlamış durumda.”

ALMANYA’DA 80 BİN TÜRKİYE KÖKENLİ İŞLETME

Der Spiegel’in iddiasına göre Almanya’nın Türkiye’ye 35 milyar Euro kaynak önermesinin böyle bir dönemde gündeme gelmesinin anlamlı olduğunu söyleyen ekonomi danışmanı Yakup Kocaman, Almanya-Türkiye ilişkilerini ticari açıdan değerlendirdi:

“İki ülkenin dış ticaret hacmi toplamı 2017’de 36,4 milyar dolardı. 2002-2017 döneminde Almanya’dan Türkiye’ye 9.1 milyar dolarlık doğrudan yatırım girişi gerçekleşti. Geçen yıl 3.5 milyon Alman turist Türkiye’yi ziyaret etti. Almanya’da Türkiye kökenli 80 bin civarında işletme bulunuyor ve toplamda 52 milyar Euro değerinde bir varlığı yöneterek 500 bin kişiyi istihdam ediyorlar.

Merkel 2015’ten bugüne kadar 1.4 milyon mülteciyi Almanya’ya kabul etti. Bu nedenle Göçmen Şansölyesi şeklinde eleştiriler alsa da Almanya’nın uzun vadeli genç ve eğitimli insan ihtiyacını karşılamak amacıyla yaptı bunu. Suriye ve Ortadoğu’dan gelen özellikle eğitimli, Hristiyan kökenli veya Almanya’ya hızla entegre olabilecek göçmenlere öncelik tanısalar da, gelen göçmenlerin önemli bir bölümü istenilen evsafta değildi. Oldukça zorlu geçen seçimlerin ardından aylarca kendi hükümetini dahi zorlukla kurabilen Merkel’in bugünlerde Alman kamuoyundan gelen göçmen kaynaklı eleştirilere direnmesi artık neredeyse mümkün değil. İç politikada zor durumda olan Merkel’in ileride olası sosyal problemlere neden olabilecek mültecilerin bir bölümünü Türkiye’ye veya başka ülkelere geri göndermesi bir seçenek olarak öne çıkıyor.

Suriye Rejimi, Rusya ve İran tarafından İdlib’e başlatılan saldırılar nedeniyle yeni bir dramın başlaması, ardından 1 milyon kişiye varabilecek yeni bir göç dalgasının başlama ihtimali herkesi tedirgin ediyor. Bu nedenle, döviz operasyonları eksenli ekonomik bir türbülansa girmiş olan Türkiye ile yeni bir göçmen dalgasına kapılarını kapatıp mevcut göçmenleri de geri göndermeyi amaçlayan Almanya’nın iç politik iklimleri, birbirine her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuyor olabilir.”


Sevda Dursun, 19.09.2018, Sonsuz Ark, Konuk Yazar, Röportaj, Eleştiri
Sevda Dursun Yazıları




Sonsuz Ark'ın Notu: Sevda Dursun Hanımefendi'den çalışmalarının yayınlanması için onayı alınmıştır. Seçkin Deniz, 12.09.2015


İlk Yayınlandığı yer: Gerçek Hayat





Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
Yorum Gönder

Seçkin Deniz Twitter Akışı