8 Eylül 2018 Cumartesi

SA6786/KY26-CA205: Göçmen Kadın Konuşamaz

"Dünyanın bütün sınır boylarında mülteci kadınlar geçmek, geçebilmek, yeni bir hayat kurabilmek için örtük ve açık taciz tehdidinin engellerini de aşmak zorunda kalıyor."


Yuvayı yapan dişi kuştur; binlerce yıl geçse de, toplumlar halden hale girse de değişmez bu olgu. Orman, çöl veya karanlık sokaklar, varlığını güvende hissetmeye izin vermemektedir kadının ne de olsa, hele ki kucağında bebeği varsa. Biberonlar, bezler, kaynar su ihtiyacı, sebebi meçhul bir ağlamanın öfke krizlerine dönüşmesi… Pişirmeli, yedirmeli, temiz pak hâlde tutmalı üstünü başını, uyuması için de sakin bir ortama ihtiyaç duyacaktır. 

Kendine ait olmayan çatılar altında korunma yollarını bir ömür boyu öğrenmeye devam ediyor göçmen kadınlar. Samimi, içten, tabii nasıl olunabilir, yanlış anlamaya açık bakışlar karşısında… Kadınlık bilgilerinin klişe haline gelmiş tedbirlerine dudak bükseniz de yıllar geçerken hayatın derslerinden öğreniyorsunuz benzeri tedbirlerle donanmayı, bir söz bir bakışla harcanmamak için.

İffetin sadece kadınların sahip olması gereken bir değer olmadığı öğretilseydi aile çatısı altında, savunmasız kadına gösterilecek saygının özsaygı anlamına geldiği de bilinirdi. Aşkın ve içtenliğin kenarından bile geçmeyen ilişkilerle benliğini çürütmek için ne kadar az saygısı ve sevgisi olmalı insanın kendine! Kadını bir mal bir mülk gibi, beden parçalarından ibaret, erkek için yaratılmış aciz bir ikinci cins olarak görmeye sevk eden bir sosyal cinsiyet telakkisiyle yetişmeseydi, empati kurabilirdi tacizci, karşısında duran kimi kimsesi olmayan kadına.

Marguerite Duras, “Orman içindeki kulübenin kurtlara, erkeklere karşı sağlam olması gerekirdi” diye yazıyor Somut Yaşam’da. Kulübe veya kendi halinde bir yazlık ev, fazlalıklarından arındırılmış, seslerden yalıtılmış haliyle nadiren inziva ihtiyacı içindeki kadının yalnız başına yaşamayı mümkün kılacak konutu olabilir.

Söz konusu mülteci kadın olduğunda bir izin belgesi için kuyruğa girdiği sahalar beton cangıllardan farklı olmayabilir. Geçtiğimiz Mart ayında Yunus Emre Enstitüsü’nün davetiyle mülteci kadınlar üzerine bir konferans vermek için gittiğim Kiev’de hatırlamıştım bunu: O şehirde ve başka şehirlerde evsiz mülteciler arasında kadın hemen hiç yok. Çünkü kadınlar sokakta “düşmüş” sayılmanın kahredici, görünmez kılan sonuçlarına maruz kalıyorlar. Öldürülmüyorsa kim bilir hangi şartlara mecbur ediliyorlar kapalı ortamlarda. “Yuvayı yapan dişi kuş” olduğu kabul edilen kadın için –kanatları olmadığından- evsizlik ya cinayet demek ya da tarifi dile kolay gelmeyen kötülüklerin karanlığında boğulmak.

Dünyanın bütün sınır boylarında mülteci kadınlar geçmek, geçebilmek, yeni bir hayat kurabilmek için örtük ve açık taciz tehdidinin engellerini de aşmak zorunda kalıyor. Zaten yaralısın, aklın geride ve bir meçhule doğru koşmak zorundasın, kucağında ve eteklerinde çocuklarla. Hamile ve yaralı olduğu halde saatlerce yürümek zorunda kalan kadınlarla tanıştım mülteci barınaklarında. İnsanın aşağıların aşağısı olabildiği farklı türde savaş alanlarını aşarak ulaşmışken sınıra, saygılı, hoş bir muamele beklersin, sinsi bir aşağılama değil. Sözle, bakışla başlayan bir yoklamaya maruz kaldığında geçiş izni mekanlarında, geri de dönemediği için, Allah’tan başka kime sığınabilir ki göçmen…

İşsizlik yüzünden gümrük boylarına göç idarelerine yolu düşen kadınlar için göz alıcı fizik bir handikap. İşçisin, mültecisin, terk etmek zorunda kalmışsın, ülkende para göndermek zorunda olduğun yakınların, anan baban, çocukların var… Nahif bir kadınsındır hatta, gurbet macerası, yabancı evlerde ağır işçilik aklına bile gelmemiştir gençliğinde, ama işte krizlerle çalkalanan ülkende para pula dönüşürken mecbur etmiştir seni ihtiyaçlar olduğundan daha güçlü birine dönüşmeye.
MAZLUMDER’in İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’ne yazdığı (Meclis İnsan Hakları Komisyonu’na da gönderdiği) bir yazıda, “Emniyet Yabancılar Şube Müdürlükleri’nde, Göç İdareleri’nde ve Göç İdarelerine bağlı Geri Gönderme Merkezleri’nde gerek genel işleyişten, gerek mevzuattan ve gerekse kurum personelinin görevini kötüye kullanmasından kaynaklı birçok sorun yaşandığı” dile getiriliyor. Yazı ayrıca göçmen mağdurun konumu gereği dillendiremediği ama derneğe ilettiği çeşitli taciz şikayetleri üzerine tespit ve öneriler içeriyor.

Ne demişti Gayatri Spevak? “Madun konuşamaz.” Mağdurun oturma izni alamama veya ciddi sorunlar yaşamama adına sesini çıkaramadığı sorunlar “sesi duyulmayanın sesi” olma sorumluluğu üzerine düşündürüyor. Üstü örtülen suçun mümkün olduğu alan ve kurumların çok özel denetim ve işlemlere tabi olması gerektiği açık. Türkiye her zaman mülteci ve göç akını yaşayan ve bu alanda içtenlikli bir karşılama gerçekleştiren, büyük özveri gerektiren hizmetler sergileyen bir ülke. Mülteci ve göçmenlerin himayesi toplumsal olduğu kadar kurumsal kanallarla da sağlanıyor. Dolayısıyla kapalı mekânlarda içselleştirilmiş mevzuatların daha açık seçik hale getirilmesi, muamelelerin mesafeli olması gerektiği açık. Göçmen ve mülteciyle ilgilenen kurumlar, olabildiğince saygılı ve güven uyandıran bir karşılama dili ve atmosferi sunabilmeli.

Göçmenleri ilgilendiren her alanda büyük bir özveriyle gerçekleştirilen hizmetlere gölge düşürmemesi gereken taciz ve istismar vakalarına karşı MAZLUMDER şu tedbirleri teklif ediyor:

-Göç idarelerindeki ofis düzeni baş başa kalmayı zorlaştıracak şekilde düzenlenebilir ve görüşme ortamları kamera ile takip edilebilir.

-Kadın başvurucularla bizzat kadın personelin ilgilenmesi ya da görüşme sırasında erkek personelin yanında kadın bir personelin bulunması sağlanabilir.

-Personel yetersizliği olması durumunda, -talep eden mağdurlar için- sivil toplum kuruluşu üyelerinin görüşmelerde bulunması sağlanabilir.

-Rotasyon yoluyla göç idare birimleri arasında belli aralıklarla personel değişimi yapılabilir.

Göçmen bir kadın olmak, hayatın düşünülebilecek en ağır sınavlarından biri. Göçmen kadınlar için açık alanlar kadar kapalı alanlar da tehditlerle dolu, güvenli bir alana ulaşıncaya kadar. Kameranın gözlerine teslim ettiğimiz sorumluluğumuz, bizleri temsil eden kapalı mekanlara da uzanmakta. Görmemek, bilmemek gibi gerekçelerle kendimizi savunamayız. Göçmen, emanetimiz. Göçmeye mecbur kalmış kadınlar bütün madunluğu, dolayısıyla sessizliğe mecburiyetiyle konuşma gündemine daha fazla dahil olmalı.


Cihan Aktaş, 08.09.2018, Sonsuz Ark, Konuk Yazar,  Perspektif Yazıları, 




Sonsuz Ark'ın Notu: Cihan Aktaş Hanımefendi'den yazıları için yayın onayı alınmıştır.  Seçkin Deniz, 09.05.2015

Yazının ilk yayınlandığı yer: Gerçek Hayat





Sonsuz Ark'tan


  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
Yorum Gönder

Seçkin Deniz Twitter Akışı