11 Mayıs 2018 Cuma

SA6115/KY1-CÇ494: Telefon Konuşmaları

"Bakışlarını telefona dikti. Kesin birini arayacaktı. Bu kesin!"


- Yine burnundan soluyorsun? Dedi yaşlı kadın, birkaç dakika önce mutat yürüyüşten dönen yaşlı kocasına. 

Yaşlı adam her zamankinden önce yürüyüşten dönüp gelmiş, selamsız sabahsız doğruca balkona geçip sallanır sandalyeye oturmuş, elinde telefon bir süre uzaklara bakmıştı. Yaşlı kadın bu hallerine alışıktı adamın. 

Yaşlı kadın bir süre olan bitenin farkında değilmiş gibi davranacak sonra pek de ilgili değilmiş tavrını sürdürerek –gerçekte içini kemiren öğrenme itkisini bastırıyordu o anlarda- olan biteni öğrenmek için sorular soracaktı. Yaşlı adam da bunun ayrımında değilmiş gibi davranacaktı. Olan biteni anlatma hevesini bastırmak için uğraş verecekti. Yine öyle olmuştu. 

- Yok bir şey, dedi yaşlı adam, elini ‘boş ver!’ anlamında sallayarak. Kadın balkondan ayrılıp içeri girdi. 

- Tuhaf, dedi yaşlı adam kendi kendine, Kahve, çay bir şey içer misin demedi niye ki acaba? Diye sürdürdü kendi kendine olan konuşmasını. Elindeki telefona baktı. Telefonu niçin eline aldığını anımsamaya çalıştı. Uzun zamandır başına sarılan unutkanlık belası burada da bulmuştu kendini. 

Kuşkusuz birini arayacaktı. Bir yeri arayacaktı. Eve girmeden önceki zamanı düşündü. Bir an aklına bir şey mi gelmişti de eve döner dönmez, balkona varır varmaz, sallanır sandalyeye oturur oturmaz eline almıştı telefonu? Ne kadar zorlarsa zorlasın anımsayamayacak gibiydi. Bir elindeki telefona, bir balkonun diğer ucunda demir korkuluğa konan yabani güvercine baktı. Güvercin kendisini görmemişti.  "Görse korkup kaçar, konmazdı parmaklığa", dedi kendi kendine. "Görse korkup kaçardı", diye yineledi. Bu sözü kaç kez yinelerse telefonu eline almasının nedenini bulabilirdi acaba. Telefon niye elinde onu anımsamaya çalışıyordu.

Acaba biri aramış hemen kapamış mıydı? Şu, haylaz oğlunun sık sık yinelediği, kendilerini uyardığı telefon dolandırıcıları mı aramıştı da eline alırken çalma işi bitmişti. Hayır! Yok öyle bir şey. Öyle bir şey olmamıştı. Cevaplayamadığı, cevaplamadığı aramalarda bir işaret çıkıyordu arama oldu diye. Öyle bir şey yoktu.

- Ya hanım niye ne içersin, demedi, diye sordu yeniden kendine. Belki bir işi vardır o yüzden, diye yanıtladı sorusunu. Güvercin uçup gitmişti. 

- Acelesi neydiyse? Dedi mırıltıyla. Başını mutfak kapısına çevirdi. İhtiyar mutfakta değildi. Yaşlı adam başını salladı. Dudaklarını büktü. Bakışlarını telefona dikti. Kesin birini arayacaktı. Bu kesin! Kimi arayacağını unutmuştu, buna içerledi. Bir otomobil gürültüsü daldığı düşüncelerden kopardı yaşlı adamı. Belki otomobilin arkasından havlayarak koşan köpekler olmasa pek de ilgisini çekmezdi. Otomobil köpek havlamaları telefonu elinde niçin tuttuğunu anımsattı.

- Hay Allah! Nasıl da unuttum, dedi sevinçle yaşlı adam. Elbet ya, diye sürdürdü sözlerini. 

Evlerinin hemen elli yüz metre ilerisindeki otobüs durağına geçen hafta eklenen ‘EXPRES DURAĞI” yazısını yırtmışlardı onu ulaştırmaya haber verecekti. Artık hangi densiz niçin yırtmışsa! 

- Terbiyesiz, dedi yaşlı adam, Densizlik.. neyini beğenmediyse? Hayır yani, diye sürdürdü kendi kendine konuşmasını, hattı bilmeyen ekspres otobüsü yeni bir şoför o yazıyı görmeyecek, durakta inmek için inecek düğmesine basan yolcuyu azarlayacak;

- Niçin ekspres olmayan durakta ekspres otobüsünün ineceğine basıyorsun? Diye. Oysa inecek düğmesine basan yolcu o durağı biliyordur. Yolcu bindiği otobüsü ve uygulamayı niye bilmesin? Bilmediği otobüse niye binsin? Yolcu şoföre;

- Kaptan bu durak Ekspres Durağı. İlk kez binmiyorum ya! Diye cevap verecek. Şoför alttan alacağına zeytin yağı gibi –bu şoförleri de nasıl seçiyorlar, nereden buluyorlarsa, hepsi bir alem, ulan ben senin velinimetin sayılırım, azıcık saygılı ol- üste çıkmaya çalışacak, ve;

- Hani? Durakta Ekspres levhası nerede? Diye soracak. Yolcu diklenecek;

- Yırtmışlar kâğıt parçalarını görmüyor musun? Diye karşılık verecek. Şoför otobüsü istemeye istemeye biraz ilerde durduracak, yolcu buna içerleyecek.. artık niye hangi densiz yırttıysa.

Allah’tan durakta otobüs beklemiş, duran otobüsün kaptanına yırtılan levhayı söylemiş, durumu kime bildireceğini sormuştu da şimdi vatandaşlık görevini gönençle yerine getirecekti. Gerçi sorduğu şoför biraz ukalaydı ve alaylı bir biçimde;

-  Bey amca önemli değil, sistemde hangi durağın ne olduğu bize bildiriliyor, otobüs durağa yaklaşınca durup durmayacağımızı biliyoruz, o levhalar vatandaşı bilgilendirmek için.. önemli değil, yine de istersen ulaştırma başkanlığına bildirebilirsin! diye yanıtlamıştı sorusunu. 

Şoföre gerekeni gerektiği biçimde söylerdi söylemesine ya biraz keyifsizdi. Sağ ayağına kramp girmişti bu densizle, bu alaycı küstahla uğraşacak vakti yoktu. Bir an önce eve gitmeli ulaştırma başkanlığına durumu bildirmeliydi. Hem şoförün densizliğini de şikâyet etmeliydi. 

- Boş ver, dedi yaşlı adam şoförü şikâyetten vazgeçmişti, olur ki işten falan atarlar, niye ekmeğiyle oynasındı ki?

Hevesle duraktan aldığı telefon numarasını tuşladı. 

- A. Kart çağrı merkezine hoş geldiniz! Size daha iyi hizmet vermek için konuşmalarınız kayıt altına alınmaktadır.

- Al işte, dedi yaşlı adam, otomatik kaydın ardından devreye giren müziğin bitmesini beklerken, Bunlar da banka olmuş başıma!

-  Ben Sevda Nur, nasıl yardımcı olabilirim? Dedi telefondaki kız.

- Bizim evin durağına geçen hafta Ekspres Durak levhasını –ne diye kâğıttan yapılmış Allah bilir- birileri yırtmış onu haber verecektim! Dedi yaşlı adam

- Anladım efendim, isminizi alabilir miyim? Dedi telefondaki kız.

- Adımı mı? Dedi yaşlı adam.

- Evet, dedi telefondaki kız.

- Ramiz! Dedi yaşlı adam, Ramiz Uslu, adımı öğrenip ne yapacaksınız, durak diyorum.

- Anladım Ramiz bey, durak numarasını biliyor musunuz? Dedi telefondaki kız.

- Bizim evin önündeki, dedi yaşlı adam biraz öfkeli bir sesle.

- Sizin evin adresini alabilir miyim? Diye sordu telefondaki kız.

- Bak kızım ben evimle ilgili bir şey demiyorum ki, dedi yaşlı adam.

- Durağın numarası için sordum, numarayı bilmeseniz de adresten hangi durak olduğunu bulabilirim, o yüzden, dedi telefondaki kız.

- Anladım, dedi yaşlı adam utanarak. Kız haklıydı, ne bilsin hangi durakta levha yırtılmış. On bin yirmi dört nolu durak, dedi yaşlı adam, hafızasının ne denli güçlü olduğunu göstermek istemişti.

- Kaydı aldım beyefendi, duyarlılığınız için teşekkürler, yardım edeceğim başka bir konu var mı?

- Yok, ben teşekkür ederim! Dedi yaşlı adam. Telefon kapanmıştı. Hepsi bu muydu? Buncacık bir konuşma için mi aramıştı?

- Hay Allah! Dedi yaşlı adam kendi kendine. Telefonu sıktı. Kaldırıp zemine çalsa yeriydi. Daha şoförle ilgili bir şeyler söyleyebilirdi bu kadar kısa süreceğini bilseydi. 

- Bugün bizim ihtiyarın da tadı yok! Dedi yaşlı adam. Tekrar kafasını balkon kapısına doğru uzatıp mutfağa baktı. Yok. İhtiyar kadın mutfakta bir şeyler hazırlamıyordu. 

- Kesin bir şeye küsmüştür, dedi kendi kendine yaşlı adam. 

Telefonun çalmasıyla kendine geldi sevinçle açtı telefonun.

- İbrahim bizim kızın laptobu açılışta error loading operating system diye bir hata veriyor, ne yapalım? Dedi telefondaki erkek.

- Anlamadım, dedi yaşlı adam.

- İbrahim.. sen değil misin? Dedi telefondaki ses şaşırarak.

- Yok, yanlış numara! Dedi yaşlı adam.

- Yine dalga geçiyorsun! Dedi telefondaki ses ciddi bir edayla.

- Yav arkadaşım ben ne diye dalga geçeyim? Yanlış numara! Dedi yaşlı adam yapmacık bir öfkeyle.

- Pardon, dedi telefondaki ses. Özür dilerim!

- Önemli değil, dedi yaşlı adam.

Telefon görüşmesi bitmişti. Yaşlı adam yeniden hüzünlendi. 

- Canın konuşmak için çırpınıyor değil mi Ramiz? Dedi kendi kendine hüzünle. Yalnızsın be Ramiz! Ayağına kramp girmesi, kolunun, gözünün sırtının ağrıması hep bu yüzden. İtiraf etmesen de, ürksen de, kızsan da –ki numara çekiyorsun o anlarda- birileri yanlışlıkla da arasa tüm acıların, ağrıların, sızıların kaybolup gidiyor değil mi? Hadi itiraf et koca ahmak! 

İmdadına yine bir telefon yetişmişti. 

Coşkuyla açtı telefonu;

- Enişte ben Gülden, evde misin?

- Evet!

- Ablamı aradım cevap vermiyor telefon yanında değil mi?

- Bilmem ben balkondayım, ablan içeride bakayım.

- Tamam enişte.. sen nasılsın?

- Bildiğin gibi.. bugün nedense sık sık sağ ayağıma kramp giriyor!

- Hep hareketsizlikten enişte.. yürüyüşe çık!

- Laf.. yürürken oluyor zaten.

- Ablam nasıl?

- O da bildiğin gibi.. dizleri ağrıyordu sabah. Ablana ne diyecektin?

- Seherin kızının kına gecesine gidecektik, onu hatırlatacaktım.

- Bu yaşta kına gecesinde işiniz ne?

- Yaşımızda ne var enişte?

- Bilmem! Neyse dur içeri bakayım! Hanım! Hanım! Duymuyor bile. Gülden seni arıyor.

Yaşlı adam balkondan mutfağa girdi. Mutfağı geçip salona baktı. Eşi orada da yoktu. Dudak büktü. Oturma odasında da yoktu. Yatak odasına doğru yöneldi.

- Hanım! Bir ses ver, Gülden seni arıyor! Dedi. Yatak odasının girişinde kalakaldı. Karısı komodinin dibinde sağına yere uzanmıştı. Başından kan sızıyordu. Düşerken kafasını komodinin sivri köşesine çarpmış olmalıydı. Yaşlı adam elinde telefon;

- Ablan.. düşüp kafasını çarpmış olmalı! Dedi.



Cemal Çalık, 11.05.2018,  Konuk Yazar, Sonsuz Ark, Öykü


Cemal Çalık Yazıları








Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.

Seçkin Deniz Twitter Akışı