23 Ocak 2018 Salı

SA5527/SD879: Terör'ün Bahçıvanları ve Zeytin Dalı Harekâtı

"Zeytin Dalı Harekâtı, 2011'den beri Suriye ve Irak'ta bir milyondan fazla insanı öldüren katillere karşı bir harekâttı ve bu harekât, Rusya, ABD, İngiltere, Fransa, Almanya, AB, İsrail ve İran açık bir şekilde durdurularak, Terör'ün Bahçıvanları'na karşı yapılıyordu. Bu Türkiye için de bir beka meselesiydi..."


Zeytin Dalı Harekâtı daha çok konuşulacak, bu harekâtın temel stratejisi, askerî, diplomatik, lojistik, istihbarî, teknolojik, sosyolojik, psikolojik boyutları, taktik adımları, üstün yönleri, zaafları ve nihayetinde başarısı tartışılacak, ben işin bu taraflarını değil, Erdoğan'ın yaptığı tanımla 'Terör'ün Bahçıvanları'na karşı yapılan cesur ve kararlı Zeytin Dalı Harekâtı'nın neden yapıldığını nesnel verilerle ve kanıtlarla somutlaştıracağım.

Önce Cumhuriyetçi Parti Güney Carolina Senatörü Lindsey Graham'ın, Demokrat Obama'nın Başkan olduğu dönemde 7 Nisan 2016'da yaptığı itirazları hatırlatalım: 

“Türkiye seyahatim sırasında ziyaret ettiğim Suriyeli sığınmacıların ağırlandığı tesisler “gördüğümüz en iyi sığınmacı kampları”ydı. Bu kamplarda bulunanların çoğu Beşar Esad’ın karşısında yer alan insanlar. Türkiye’ye seyahatimde ayrıca bizim Suriye stratejimize yönelik gerçek bir endişe gördüm. Onlar (Türkler) YPG’yi PKK’nın kuzenleri olarak görüyor. Senato Silahlı Hizmetler Komitesi'nde birçok kez YPG’yi kullanarak IŞİD’i yenilgiye uğratma stratejisinin hiçbir zaman işe yaramayacağını dile getirdim. Bu IŞİD’i yok edecek bir strateji değil. Bu strateji onları zayıflatıyor ama sorunu bir sonraki başkana bırakıyor. Suriye içinde eğitilen Kürt güçlerinin daha sonra sınırlarında sorun oluşturacağına yönelik büyük bir kaygı içindeler. Türklerin bizim Suriye politikamızdan dolayı ne kadar rahatsız olduğunu size anlatamam. Bölgedeki Mısırlılar, Suudiler ve Türklerin, Suriye’nin İran’ın "uydu devleti" olmaya doğru gittiğine inanıyor. ABD’nin Rusya, İran ve Esad ile ilgili stratejileri Esad’ın işine yarıyor ve bölgede ebedi çatışmalara neden oluyor."


Sonra 20 Ocak 2018 cumartesi günü saat 17:05'te başlattığımız Zeytin Dalı Harekâtı'nın 3. gününde 22 Ocak 2018 pazartesi günü Cumhuriyetçi başkan Trump'ın Dışişleri Bakanı Rex Tillerson'ın Londra’da İngiltere Dışişleri Bakanı Boris Johnson’la düzenlediği ortak basın toplantısında yaptığı konuşmaya bakalım. 

Tillerson, 'ABD’nin IŞİD’i yenilgiye uğratmak için Suriye’de bulunduğunu' söyledi:

“Bunu da, koalisyon ortakları ve özellikle de Kürt, Arap ve ayrıca Hıristiyan unsurlardan oluşan Suriye Demokratik Güçleri’yle (SDG) yapmaktayız” dedi. SDG’yi, “topraklarını savunan, farklı etnik gruplara mensup savaşçılar” şeklinde tanımladı: “Bununla birlikte, Türkiye’nin Suriye’den Türk vatandaşları ve topraklarına karşı saldırılar düzenleyebilecek terör unsurlarından halkını koruma yolunda meşru hakkının olduğunun farkındayız ve bunu tam olarak takdir ediyoruz. Türkiye’yle ve ayrıca koalisyonumuzun yönetimiyle temas halindeyiz ve iki tarafı da sivil kayıpları en aza indirmek için itidal göstermeye çağırıyoruz.” 

Afrin ve Kuzey Suriye'deki PKK-PYD-YPG terör örgütüne ve IŞİD-DAEŞ'e karşı başlattığımız Zeytin Dalı Harekâtı'nın başarıyla süren temizlik operasyonlarının ABD'de nasıl büyük bir paniğe yol açtığını 22 Ocak pazartesi, yani üçüncü günün gecesinde, Beyaz Saray Sözcüsü Sarah Sanders'dan dinleyelim:

"Türkiye'yi, askeri eylemlerinde ve açıklamalarında itidal sergilemeye ve askeri operasyonlarının kapsam ve zaman bakımından sınırlı olduğundan emin olmaya çağırıyoruz. Ayrıca sivil kayıpların önlenmesi ve sivillerin insani yardıma erişiminin sağlanması gerekiyor. ABD sorunun çözümü için diplomatik yolları aramaya devam ediyor. Tüm tarafları IŞİD'i yenme, gerilimi azaltma, Suriye'deki krizi çözme ve sivilleri koruma üzerinde odaklanmaya çağırıyoruz. Türkiye'nin güvenlik alanındaki meşru endişelerini ciddiye alıyoruz ve Türkiye'yle çalışmalara bağlıyız" 

Aynı gün Hükümet Sözcüsü Başbakan yardımcısı Bekir Bozdağ, ABD Dışişleri Bakanı Tillerson'ın operasyondan dolayı kaygılı olduğunu belirtmesiyle ilgili olarak: "Terör örgütlerinden biriyle mücadele ederken başka terör örgütleriyle birlikte hareket etmek büyük bir yanlıştır. Terör örgütlerine silah verilmemesi konusunda defalarca uyardık. Birlikte nasıl çalışacağımızı görmek istiyorlarsa silah yardımını kesmeleri ve verilen silahları toplamalarıdır. Silahların geri toplanacağı defalarca Türkiye'ye ifade edildi. İşbirliğinin yolu belli silah vermeyi durdurmak ve verilen silahları toplamaktır." diyecekti. ABD, 30 bin kişilik terör ordusuna Ocak 2018'e kadar 5000 tırı aşan silah göndermişti.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'nun 26 Kasım 2017'de tır sayısı henüz dört bin iken bahsettiği silahlardı bu silahlar: 

"Akıllarınca PKK'yı PYD'yi güçlendirmeye çalışıyorlar. Akıllarınca onlara yeni bir oyun kurmaya çalışıyorlar. 4 bin tırı aşan silahı niçin getirdiğiniz o bölgeye? Kimle savaşaksınız, ne yapacaksınız? Bu üsleri kimin için kurdunuz? Türkiye'nin üzerine oynayan Batılı güçlere buradan sesleniyorum. Tarihin tokadını yiyeceksiniz. Büyük bir hayal kırıklığına uğrayacaksınız. Bu coğrafyadan büyük maliyetlerle ayrılacaksınız. Amerika'ya söylüyorum; Niçin bu üsleri, kime karşı, neye karşı kurduğunu bize söyleyeceksin."

17 Ocak 2018 tarihli ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Heather Nauert'in açıklamasına geri dönelim, "DSG ile yaptığımız herhangi bir faaliyet Suriye'nin iç işiyle alakalıdır" diyordu Sözcü Nauert. 

Gündeminde, ABD'nin Demokratik Suriye Güçleri (DSG) ile Türkiye ve Irak sınırında kurmayı planladığı sınır gücü de vardı. Türkiye'nin 'YPG ile sınır gücü kurulması' konusundaki açıklamalarına ilişkin,"Türkiye önemli ve değerli bir NATO müttefikidir" ifadesini kullandı. ABD'nin Suriye'de bulunma amacının terör örgütü IŞİD'i ortadan kaldırmak olduğunu savunuyor, "DSG ile yaptığımız herhangi bir faaliyet Suriye'nin iç işiyle alakalıdır" diye konuşuyordu. Oysa bir bir Terör Devleti kuruyorlardı.

BM Genel sekreteri Antonio Guterres, 16 Ocak 2018'de AA muhabirinin ABD'nin Suriye'de 'sınır güvenliği gücü' kurma planına ilişkin sorusuna, bu 30 bin kişilik terör ordusunun kurulmasını zımnen onaylıyor ve "Suriye halkı kendi sorunlarını kendi çözebilse çok daha iyi olurdu" diyor, Cenevre sürecinin canlandırılması için her türlü çabanın gösterilmesi gerektiğini, Suriye'deki krizin askeri çözümle mümkün olamayacağını söylüyordu. 

Ondan bir gün önce 15 Ocak 2018 günü artık 2011'de başlattığı Esad karşıtı ayaklanmaların amacını muhalifleri parçalayarak, sonra birbirleri ile savaştırarak içlerinden IŞİD-DAEŞ çıkararak yok eden ve asıl hedefi olan Esad'a dokunmayan ABD'nin öncülüğündeki Koalisyon, Suriye’nin kuzeyinde en büyük bileşenini terör örgütü PKK’nın kolu PYD’nin silahlı kanadı YPG’nin oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri (SDG) unsurlarından ‘sınır gücü’ kurma sürecinin başlatıldığını açıklamıştı.

Otuz bin kişilik bu yeni silahlı oluşuma ‘Sınır Güvenlik Gücü’ (BSF) adı verilmişti. Söz konusu güç Türkiye ve Irak sınırı boyunca konuşlandırılacak, kuzeyde Türkiye sınırında, güneydoğuda Irak sınırında, ABD’nin desteklediği SDG ile Rusya’nın desteklediği Esad rejimi arasındaki hattı oluşturan Fırat Nehri Vadisi boyunca görev yapacaktı. Koalisyon Sözcüsü Ryan Dillon sınır gücü içindeki Kürtlerin daha çok kuzeyde Türkiye sınırında, Arapların ise Fırat Nehri Vadisi civarında ve güneyde konuşlanacağını söylemişti.  

Ocak ayının ikinci haftasında ilk olarak Suudi medyasında ABD’nin SDG kontrolündeki bölgeyi diplomatik olarak tanıma yönünde adımlara hazırlandığıiddiası ortaya atılmıştı. Ardından ABD’nin YPG/PYD güçleriyle Suriye’nin kuzeyinde bir sınır ordusu kurduğuna ilişkin iddialar üzerine ABD’nin Ankara Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Philip Kosnett Türk Dışişleri’ne çağrılarak haberlerden duyulan rahatsızlık iletilmişti. 

Ertesi gün Suriye dosyasından sorumlu ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı vekili David Satterfield, Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komisyonu’ndaki oturumda ülkesinin neden Suriye’den çıkmayacağına açıklık getirirken temel sebepleri şöyle sıralamıştı; 

"Ortağımız SDG’yi korumak ve o bölgede tüm Suriye’ye model olacak yeni bir siyasi yapının kurulmasına yardımcı olmak."

Siyasî yapı dediği bir devletti.

Anadolu Ajansı’nın Kamışlı’dan geçtiği haberle bütün Türkiye ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan bir heyet kuzey Suriye’ye yaptığı ziyarette YPG komutanlarıyla da görüştüğünü öğrendi.

ABD Pentagon'da masalarda albaylar tarafından çizilmiş bulunan haritaları sahada uygulamaya kararlı olduğunu gösteriyordu ve biz bunu biliyorduk... 1 ve 12 Aralık 2017'de  Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, YPG'nin kontrolünde olan Afrin bölgesinden Türkiye'ye yönelik tacizler yapıldığını söylerken, "Girmemiz için önemli kriter tehdit mi değil mi önemli olan. O bölgeden bize tacizler geliyor, istediğimiz zaman müdahale ederiz, ansızın gireriz" demişti. 

5 Ekim 2017'de Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Afrin'e olası operasyonla ilgili, "Türkiye kendi güvenliği için gerekli gördüğü yer ve zamanda müdahaleyi yapar" da demişti...

14 Ocak 2018'de her şeyin farkında olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin Tokat 6. olağan il kongresinde ABD'yi eleştirmişti

"İşte şimdi Amerika isimler değiştiriyor. Sosyal Demokratik Güçler veya Suriye Demokratik Güçleri. Bunları artık yutmuyoruz. Bunu gidin başka yerlere anlatın. İkide bir isim değiştirmek suretiyle Amerika bizi mi aldatacaksın? Ve açık ve net söylüyorum. Tüm batıya sesleniyorum. Terör örgütlerinin bir başka terör örgütüyle mücadelesine teşne hale getirilmesine fırsat veren ülkeler ikili ilişkilerimizi zedeliyor, bunu bilmeleri lazım. Birileri kısa vadeli çıkarları adına bu katil sürüleri arasında ayrım yapabilir ama Suriye'deki teröristleri de ülkemizdeki teröristleri de biz çok iyi biliyoruz. Ne dedim? Bir gece ansızın gelebiliriz."

Şimdi toparlayalım. Suriye ve Irak'ta artık IŞİD-DAEŞ yok, ABD ve koalisyon hiç kimseyle savaşmıyor, PKK-PYD-YPG, ABD Özel Kuvvetler Komutanı Orgeneral Raymond Thomas'un  Türkiye'nin hassasiyetleriyle dalga geçerek ifade ettiği SDG ya da DSG adıyla uzun süredir Membic, Rakka ve Deyr ez-Zor gibi Arap ve Türkmen yerleşim yerlerinde silahlı terör, tedhiş, tehdit ve cinayetlerle ABD'nin desteğiyle baskı uyguluyor, Afrin'den Türkiye'ye taciz atışlarında bulunuyordu. Irak ya da Esad'ın ordusundan herhangi bir saldırı riski de yoktu PKK için, geriye sadece Türkiye kalıyordu. 30 bin kişilik PKK terör ordusu ABD tarafından Türkiye ile savaşmak üzere kuruluyordu ve Avrupa Birliği, Almanya, Fransa, İran, BAE, Mısır, BM ve üçüncü gün ortaya çıktı ki Çin bu terör ordusunu destekliyordu. Olay netti, ABD NATO'da müttefik olduğu Türkiye'ye karşı terör ordusu kuruyor ve bunu pervasızca yapıyordu.

Üçüncü günün gecesinde Erdoğan'ın Beyaz Saray'a Twitter'dan verdiği cevap kısaydı: 

"Suriye’nin kuzeyinden Türkiye’ye yönelik birkaç yıldır devam eden tacizler karşılıksız kalmıyor, kalmayacak. Bu konudaki kararlılığımız ortadadır. Geri adım atmak yok." 

Erdoğan BMGK oyuncularını da bir tweetle sınırlıyordu:

"Bölge, Türkiye için bir terör tehdidi olmaktan çıkana kadar, insanların huzur içinde yaşayabilecekleri bir yer haline gelene kadar operasyonlarımız sürecektir. Türkiye bu konuda kimseden icazet almak durumunda değildir." 

Zeytin Dalı Harekâtını başarıyla ve hızla sürdüğü ilk iki günde 11 yerleşim biriminin ve kritik tepelerin TSK destekli ÖSO tarafından  elegeçirildiği görülünce Fransa'nın büyük panikle ve beceriksizce Türkiye aleyhine yaptığı 'Afrin' konulu toplanma çağrısı, Çavuşoğlu'nun Fransa'nın teröristlerle birlikte hareket etmemesini ihtarla, BMGK'ya varınca 'Esad Rejimine yönelik insan hakkı ihlalleri' konulu çağrıya dönüştü...

Rusya Türkiye ile olan yol arkadaşlığına bağlı olarak, İngiltere de Brexit dolayısıyla mecburen ortak adım attığı partner olarak Türkiye'ye destek veren açıklamalar yaparken, NATO Türkiye'nin kendini koruma hakkı bulunduğunu deklare ediyor, BM genel sekreter sözcüsü Afrin'e insanî yardım amaçlı operasyonlardan bahsediyor, Fransa ve ABD'ye Çin heyecanla katılıyordu, AB de endişeliydi.

Zeytin Dalı Harekâtı, 2011'den beri Suriye ve Irak'ta bir milyondan fazla insanı öldüren katillere karşı bir harekâttı ve bu harekât, Rusya, ABD, İngiltere, Fransa, Almanya, AB, İsrail ve İran açık bir şekilde durdurularak, Terör'ün Bahçıvanları'na karşı yapılıyordu. Bu Türkiye için de bir beka meselesiydi...

15 Temmuz FETÖ-NATO darbesi sonrası tasfiye edilen teröristlerden sonra savaş gücü tartışılan TSK'nın Genelkurmay Başkanı Orgeneral Akar, Zeytin Dalı Harekatı ile ilgili olarak üçüncü gün sınır şehrimiz Hatay'daydı ve şöyle diyordu: 

"En son terörist bölgemizde etkisiz hale getirilinceye kadar harekat devam edecek"

Terörist PKK-YPG, ABD önderliğindeki IŞİD karşıtı koalisyondan Türkiye'ye karşı destek isteyecekti gece ikinci yarısına dönerken; bahçıvanına koşacaktı terörist.


Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, BBC World'e yaptığı açıklamada Zeytin Dalı Harekatı'na ilişkin kesin hükmü şüphesiz bir şekilde ilan edecekti: 


"Bu kesinlikle Kürtlere ya da Suriye'ye ya da Afrin'e karşı bir operasyon değildir. Bu, ABD'nin Menbiç'te ya da Suriye'nin başka noktalarında IŞİD ile mücadele ediyor diye destek verdiği terör örgütüne karşı yapılan bir operasyondur"


Ve uyaracaktı:


"Silahları, cephaneleri, eğitimleri, destekleri ABD ordusundan aldılar. Bu noktada bir kez daha Washington yönetimine çağrı yapıyoruz. Bize daha önceden de söz verdikleri gibi PYD/YPG'ye destek vermeyi kessinler. Çünkü bize hep DEAŞ ile savaş sona erdiğinde, Suriye DEAŞ'tan temizlendiğinde PYD/YPG'yi desteklemek için bir neden kalmayacağını söylüyorlardı. ABD Başkanı Trump bu sözü Cumhurbaşkanımıza 24 Kasım'da yaptıkları telefon görüşmesinde vermişti. Üzerinden neredeyse iki ay geçti. Ama hala PYD/YPG'ye destek vermeyi sürdürüyorlar" 


Seçkin Deniz, 23.01.2018, Sonsuz Ark, Ağacın Çürümüş Yaprakları-14, Sorgulamalar



Sonsuz Ark'tan



  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
Yorum Gönder

Seçkin Deniz Twitter Akışı