29 Ekim 2017 Pazar

SA5079/KY35-YTK230: Taktik, Strateji ve Ortadoğu

"Velhasıl yaşananlar ve bunlara ilişkin gel-gitler, etki ve tepkiler taktik sınıfına giriyor ancak."


Ordu yönetmek ve askeri birliği sıraya dizmek.

İlkine strateji, diğerine taktik deniyor.

Kelimelerin kökeni buradan daha doğrusu.

Zaman içinde çok daha geniş anlamlara kavuştuklarını artık biliyoruz ama bu işler üzerine yazıp çizenler, belki de haklı olarak, yine sözü savaş, ordular, güce getiriyor. Maalesef insanlık bunlarsız bir strateji ve taktik geliştiremiyor. Oysa futboldan sanata romandan insan ilişkilerine bilimden felsefeye kadar güç olmadan strateji ve taktik için gepegeniş bir dünya da var.

Ama olmuyor, kurtulamıyoruz kelimelerin etimolojik kökenlerinden bize miras kalan o kötü başat unsura. Kurtulamıyoruz da ne oluyor?

Taktiklerimiz bir stratejinin parçaları mı?

Yoksa elimizde sadece kısa süreli taktikler var da onlara strateji muamelesi mi yapıyoruz?

Yarın Ortadoğu’da nasıl bir düzenleme olacağına dair teşhisimiz net mi?

Bu teşhise uygun bir vizyon ve hedefimiz mevcut mu?

Ortadoğu’dan bahsediyorum. Yani etnik ve mezhebi çatışmaların kaderini belirlediği bir coğrafyadan. Oynak sınırlardan. Oynak ittifaklardan.

Yani bizzat Ortadoğu bir strateji kuyusu. Sizi ne ister ne amaçlarsanız amaçlayın günlük haftalık olmadı en fazla aylık taktiklerle nereye çektiğini anlamanıza fırsat vermeden strateji yoksunu bırakan bir coğrafya yani.

Oysa bu yoksunluk sonunuz olur, hadi abartmayalım, en azından büyük zaman ve enerji kaybıyla sonuçlanır.

Bölgenin tarihinde son yüzyılda kaç savaş, iç çatışma, iç savaş, sürgün, el değiştiren iktidarlar, rejim değişiklikleri var… tarihin gösterdiklerini alt alta yazsanız sayfalar tutar. O yüzden bir karar, üç günlük savaş, iki manevra ile o toprakların uzun bir süre şimdi gözünüze görünen gibi kalacağını düşünmek taktik, strateji ve Ortadoğu hakkında hiçbir şey bilmemektir. Hele ki bütün bu olup bitenlere kendi mezhep ve etnik önyargı ve yargılarıyla bakanların yanılması neredeyse garantidir.

Merhum Menderes döneminde Suriye ve Irak’ta neredeyse kim erken kalkarsa darbe olan yıllardır ve Türkiye’de de darbe olacağı söylentileri ayyuka çıktığında Başbakan’ın “Burası Suriye-Irak değil” deyip kestirip attığı bilinir. Sonrası malum.

Çok şükür Türkiye darbe girişimlerinin sonuncusunu cesurca ve birlikte tarih çöplüğüne yolladı, yollarken de bunu denemek isteyenlere uzun süreli bir gözdağı verdi, “Deneyen neyle karşılaşacağını bilsin” anlamına geldi milletin verdiği cevap.

Ama 1950’lerde alabora olan o komşu topraklardan bize de sıçrayan bela sonra tekrar tekrar yaşandı maalesef. Yazının konusu darbeler ve ihtimaller değil, yazının işaret etmek istediği şey Adnan Menderes’in “Burası Suriye-Irak değil” demiş olması.

Başkentin İstanbul olduğu zamanda da Ankara olduğu zamanda da Anadolu’da yaşayanların gündemimizi çok fazla belirlemeye başlamış topraklar için görüşü buydu.

Merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nun 28 Şubat’ın en kritik günlerinde kameralar karşısına çıkıp, “Türkiye İran olmaz, Cezayir de olamaz, Suriye yapılmasına da biz müsaade etmeyeceğiz” demesi aslında çok iyi bir özetti. Sadece o günler için değil. Cümleyi tarihin tamamına yayarak düşünürsek çok daha anlamlı olur.

Velhasıl yaşananlar ve bunlara ilişkin gel-gitler, etki ve tepkiler taktik sınıfına giriyor ancak.

Bütün bunların bir stratejiye, vizyona, hedef ve amaçlara ait olduğuna dair görüş oluşması için aylık ya da yıllık değişimlerin sonuçlarının söylem ve eylemlerin tam tersini yapmaya zorlamaması, aksine söylenen söz ve yapılan işleri tamamlayıcı nitelikte olması gerekirdi.

Öyle mi peki?

Kitap adına benzer başlığıyla bunca uzun ve teorik yazının muradı özetle şu; bugünkü politikalarımızın yarın taşları yerine oturacak Ortadoğu’da bizi o milletlerle dost kardeş müttefik, tarihsel, kültürel, sosyal ve ekonomik ilişkileri üst düzeyde tutmayı sağlayan bir yolda ilerleyip ilerlemediği.

Ve Menderes’ten ya da Yazıcıoğlu’ndan naklettiğim hatıratta olduğu gibi, öte yandan da bizi şu koca dünyada hangi ülkelere benzetip benzetmeyeceği.

Böyle bir ihtimalin gerçekçi, akılcı, mümkün olup olmadığı.



Yaşar Taşkın Koç, 29.10.2017, Sonsuz Ark, Konuk Yazar, Ankara'nın Ruhu

Yaşar Taşkın Koç Yazıları




Sonsuz Ark'ın Notu: Yaşar Taşkın Koç Beyefendi'nin yazılarının yayınlanması için onayı alınmıştır. Seçkin Deniz, 16.07.2015


İlk yayınladığı yer: Yeni Şafak




Sonsuz Ark'tan


  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
Yorum Gönder

Seçkin Deniz Twitter Akışı