18 Ekim 2015 Pazar

SA1909/KY35-YTK26: Çok Üzgünüm Ülkem

"Ve hüznümü artıran da ölümler kadar ölümlere bakışımızdaki bu ayrılığımız."


2000 yılında 35 yaşında olacağım diye hesap yapıyor insan çocukken. Her 60'larda doğmuş böyle bakmıştır geleceğine muhtemelen. O yaşlarda ölümü düşünmez insan, öleceğini. Tıpkı bu yıllarda doğanların 2050'de kaç yaşında olacağını hesapladığı gibi.

Çocukken akıl, hayal, gelecek böyle kurgulanıyor, bir oyun gibi. Sonra büyüyorsun oyun olmaktan çıkıyor her şey.

71 darbesinde Cebeci'de yoğun aramalar yapılırken av tüfeği boyutlarındaki oyuncak silahı sandığa saklayan annenin “Askerler bulmasın sonra” yalanına inanırken meselâ.

12 Eylül'den hemen önce Bolu Dağ Komandosu'nun o zamanki adıyla Balgat İşçi Blokları'nda arama yaparken çok katlı binalardan sayfaları kuş kanadı gibi açılarak evde bulunmasın diye sokağa atılan kitapların o muhteşem görüntüsüyle. Duvardaki yazıları, afişleri mahallede kime rastlarsa ona sildiren jandarma marifetiyle.

Aranırken bizim evde de bir süre kalan teyze oğlunun Mamak Askeri Cezaevi'ndeki duruşmasında geriye dönüp bize yarım yamalak zorla gülümsemesiyle.

Karlı bir sabah karanlıkta okula gitmek için duraktan ilk otobüse binerken levhanın Balgat İşçi Blokları'ndan 100. Yıl İşçi Sitesi'ne döndüğünü görmenin burukluğuyla.

Kızılay'da Sakarya'nın köşesindeki DGM binasının önüne gelen cemsenin küçük parmaklığından dışarıya bakmaya çalışan karanlıktaki mahkum gözlerinden.

***
Dedelerin ninelerin öldüğü yaşlardır, ama anlamazsınız yine de ölümü.

Ara sıra uğrayan bir misafir gibidir zihninizdeki yeri; Kur'an okunması, sürekli sessiz olmanız için uyarılmanız, ağır bir hava, tabutun taşınması, ziyaretçiler ziyaretçiler ziyaretçiler.

Sonra büyümeye başlarsınız biri biter diğeri yetişir; PKK icad olunur.

Ömrünüzün ölüm sayfasında artık rutine biner saldırı, şehit haberleri.

Bitti dersiniz yeniden başlar.

Darbe öncesinden kalma “Sakın sokaktaki kutulara vurmayın” tembihleri yeniden hortlar bulur sizi.
Bir Kumrular'da patlar bir İstanbul'da bir Diyarbakır'da bir dolmuşta bir kafede bir çöp kutusunda…

Kim kimi niye öldürür bin tane sebebiniz vardır ama anlama kavuşmaz hiçbiri.

Yaşlanırsınız artık.

Yarım asrı devirmek için gün aldığın gün böyle bir yazı yazmak zorunda kalırsın.

Senden nice genç nice insan bu yaşını hiç görmeden kör bir kurşun kör bir bomba ile ayrılmıştır çoktan.

Geçmiş en rahat geride bıraktığınız şey olabilecekken yeniden yapışır yakanıza.

Bir zamanlar hayal meyal hatırladığınız ama sonra belgeselini yaparken kare kare yaşadığınız 1 Mayıs 77 sizin için sadece dokümanter bir şeydir; kendisi, analizi, sonuçlarıyla… öyle sanırsınız.
Ankara Garı'nda, o güzelim binanın önünde yeniden son versiyonunu bu yaşta yaşamak ağır gelir.
Artık çocuk değilsin çünkü.

Gençliğe adım atmaya çalışırken düşünmeye çalıştığı idam edilen insanların ilmiği boyunlarında hissedişleri gibi de değil.

Belgesel değil haber değil yorum değil analiz değil.

Bu yaşta, bunca yıl sonra böyle kahpe bir saldırıyla yüze yakın insanın ölümüne tanık olmak katlanılır şey değil.

Çok üzgünüm ülkem.

Ve hüznümü artıran da ölümler kadar ölümlere bakışımızdaki bu ayrılığımız.

O bombanın sadece orada değil hepimizin yüreğinde patlarken açtığı bu çukurlar…

Ölenlerin anası babası kardeşi çocuğu eşinden belki çok yakın bir iki arkadaşından başka kimsenin hatırlamayacağı yüzleri isimlerinin eşliğinde atılan sloganlar…

Yaşar Taşkın Koç, 18.10.2015, Sonsuz Ark, Konuk Yazar
Yaşar Taşkın Koç Yazıları



Sonsuz Ark'ın Notu: Yaşar Taşkın Koç Beyefendi'nin yazılarının yayınlanması için onayı alınmıştır. Seçkin Deniz, 16.07.2015

İlk yayınladığı yer: Yeni Şafak

http://www.yenisafak.com/yazarlar/yasar_taskin_koc/cok-uzgunum-ulkem-2022374

Seçkin Deniz Twitter Akışı