9 Ekim 2015 Cuma

SA1862/AŞ66: Ne Yapsak Ederi Yok, Yine Yazıyoruz İşte... Belki Anlayan Olur Diye.

"Ne yana baksam, öfkeleniyorum; hangi tür akılsızlığı görsem canım sıkılıyor."


Uzun zamandır yazmak istemiyorum. Yazmak benim için bir işkenceye dönüşüyor uzunca bir süredir, "Neyi yazsam, neyi irdelesem?" diye düşünmeye başladığımda o kadar çok sorun alanı ve sorun değişkeni olduğunu görüyor ve vazgeçiyorum yazmaktan. Bir tür çoklu organ rahatsızlığı gibi bir şey bu. Bu ülke, dünya beni hasta ediyor; düşünmek gibi değerli bir işi bile gereksiz buluyorum. Bugün düşünmek tekmeyle sokağa itilmiş gibi. Düşünen bir köşede uluyan sokak köpeği gibi. Ne kıymeti var? Nasılsa günü kurtarmak daha esaslı bir iş; sanki yarın gün değilmiş gibi...

Ne yana baksam, öfkeleniyorum; hangi tür akılsızlığı görsem canım sıkılıyor. 

Sokaklarda günlerce bekleyen çukurlardan, bir türlü çalışmayan belediyelere; şımarık, küstah ve kısır akıllı bir memurdan devlete; ben şöyleyim, böyleyim diye reklam yapan milletvekili adayından meclise; bir türlü idare ettiği kurumdaki iğrenç köhnemişliği ortadan kaldırmayan, aksine aynen sürdüren bürokrattan bürokrasiye; sokakları, insanları ve toplumun ihtiyaçlarını bilmeyen Vali'den emniyete, sağlığa, eğitime, ticarete doğru yürüyen aklımın önüne engeller dikmek istiyorum. 

Dur, diyorum kendime, dur, bırak; düzeltemeyeceksin.

Riyakârların, en küçük fırsatta muhalifleri bir kaşık suda boğacak tüm kumpasları kuran riyakârların  hukukla karşılaştıklarında özgürlük diye bağırmaları bana aşağılık geliyor, bu aşağılık riyakârlığı göre göre onları destekleyenlerin masumiyet karinesine deli gömleği giydirmek istiyorum. Sonra vazgeçiyorum, çünkü onların karşısında duranlar bir başka öfkenin kurbanı olmak üzereler.

İnsanlar doğarlar, yaşarlar ve ölürler. Üç kuruşluk onurları varsa yalana rağbet etmeden yaşarlar, menfaatleri için herhangi bir insana haksızlık etmezler. Bu kadar aşağılara inmenin bir mânâsı yok. 

Bu kadar rezil edilmez hakikat, bu kadar küfredilmez akla. Rezil, sefil bir uluyanlar sürüsünün nesini yazacaksınız?

Cahil bir kadın görüyorum bazen, bar bar bağırıyor, çocukların eline bomba verip polislere attıran oğlu gözaltına alınırken, "Oğlum hırsızlık mı yaptı, namus düşmanı mı?" Bu kadın çocuk doğuran bir anne, bu kadın oğlu masum çocukların eline bomba verip başka çocukların babalarını öldürmesi için oğluna destek veren ve buna da "Dava" diyen bir anne... 

Bunun nesini konuşacaksınız? Bunun nesini tahlil edeceksiniz?

Bir medya patronu görüyorum. 35 senedir attığı iftiralarla hükümet deviren, bakanlara şantaj yapan bir şahıs bu... Yaptığı ahlak dışı yayınlar her gün sosyal medyada, yazılı ve görsel medya yayınlanıyor ve şahıs hiç utanmadan, arlanmadan "Düşünce özgürlüğü, basın özgürlüğü" falan diyor. 

Bu milletin seçilmiş hükümetlerini Başbakanlarını, Cumhurbaşkanlarını itibarsızlaştırmak için her türlü legal-illegal örgütle işbirliği yapıyor ve bu şahsa 3. dünya ülkelerine ve bize demokrasi ve insan hakları satan hem ABD hem de AB destek açıklamaları yapıyor. 

Bunun nesini yazacaksınız?

Sonra biri çıkıyor oradan, senelerce kabadayı olarak ün ve korku salmış, Cumhurbaşkanı'nı Başbakan iken darbe ile devirmeye kalkan ve bu yüzden yargılanan Ergenekon'dan yatmış biri çıkıyor Cumhurbaşkanı'na destek açıklamaları yapıp, PKK'ya karşı mitinglerde, "Oluk oluk  kan akacak" diyerek intikam naraları atıyor ve mitingde Cumhurbaşkanı ile tanıştırıldığı bir anın fotoğrafını kullanıyor. Bir akıllı adam da çıkıp Cumhurbaşkanı'nı uyarmıyor, "Bu yapılan yanlıştır, devlet varken bunların varlığı zaafın ilanıdır, bunlarla birlikte görünmemelisiniz!" demiyor. 

Bunun nesini irdeleyeceksiniz?

Kime neyi anlatacaksınız, kimle neyi konuşacaksınız?

Her şeyin görünen tarafı iş yürütmez, görünmeyen tarafları iş yürütür; beyin görünmez, akıl görünür... Topluma nasıl yansıyorsunuz bu çok önemlidir. Kimlerle yanyanasınız; herkes buna dikkat eder, akıl nerede bu işlerde? Profesyonel ekiplerle çalışmıyor kimse, ale'l usul mutfakta, telefonda, sokakta, yemekte, gezide akıl inşâ edilmez, devlet böyle yürümez. Yürüseydi cemaat gibi bir ahtapot devletin bütün ruhuna sirayet edemezdi, devlet 2012'den bu yana kilitlenemezdi. Niye oldu bu işler? Aklını kullananlarla yol yürünmedi de ondan. 

Neyini anlatacaksınız bunun?

Birkaç vicdanı olanla yaptığımız sohbetlerde yine öfkeleniyorum, yine anlatasım gelmiyor; anlatmaya yetişemiyorum ki; saya saya bitiremiyorum ki... Bir devlet nasıl yönetilir, insan denen varlık nasıl da değer hâline getirilir, nasıl değerli bir insan değersiz bir sokak köpeğine dönüştürülmez, bunların hepsi erbab işidir. 

Bunu kim yapacak?  Kime anlatacaksınız bunu?

Şaşkınların Tarihi öyle... 

Allah bize yardım etsin, yoksa bu akılla yol alacak durumumuz yok, bu kadar ahmak bir olup bizi de ahmak yapacaktır çok yakında...

Ne yapsak ederi yok, yine yazıyoruz işte... belki anlayan olur diye.


Arif Şahin, 09.10.2015, Sonsuz Ark, Şaşkınların Tarihi 66



Seçkin Deniz Twitter Akışı