24 Ekim 2017 Salı

SA5057/SD799: Halkın Gücü ve Siyâsî Tarih'in İlk Şaşkınlıkları

"Yapılması gereken analiz ancak ve sadece budur; 2019 Cumhurbaşkanlığı seçimlerini halkının taleplerini emir telakki eden bir devlet başkanı adayının kazanacağını bilen ikinci bir liderin olmadığı dünyada Erdoğan, büyük bir değişim hareketini direnişlere ve eleştirilere rağmen sürdürürken, her türlü sufli eleştiriden uzakta takdiri hak ediyor."


Türkiye, karmaşık ilişkiler ağının bilinmezliği ile alınan yolların sonuna geldi. Karanlık odalarda, toplumun algılarına döşenecek olan yalanların hazırlandığı zamanlar bitti. Bu yeni dönem her bir satırı halkın farkındalığının arttığı, mücadele direncinin yükseldiği ve her türlü iç dış tehdide ve baskıya karşı kendi tercihlerini dayattığı bir tarihi başlattı. 

Bugün İktidar partisinin belediye başkanlarını, parti il ve ilçe başkanlarını halkın eleştirilerine dayalı olarak görevden aldığı ya da istifasını istediği bir dönem olarak tarihe ilk defa yazılan politik-sîyâsî bir reaksiyon olarak değer buldu. Konu halkın gücü, siyâsî tarih alışkın olmadığı bu gücün kendisini yazmasına şaşırıyor.

1807'de reformist III.Selim'in tahttan indirilmesiyle ile başlayan karanlık çağın ürettiği, bir imparatorluğu devletin direniş noktalarını yıkarak yok ettiği 100 yıllık süreç ve sonrasında yine aynı şekilde tamamen tarihten ve halktan kopuk bir şekilde budanmış, köksüzleştirilmiş ve batılılaşma uğruna 'değersizleştirilmesi' derinleştirilmiş bir 100 yıllık süreç, artık tarihin karanlıklarına gömülüyor.

Ancak tuhaf bir şekilde II.Abdulhamid'in imparatorluğu korumak adına kurduğu okullarda ve üniversitelerde yetişen bürokratların, askerlerin, edebiyatçıların, din adamlarının imparatorluğu yıktıktan sonra kurdukları Cumhuriyet, sömürge imparatorluklarına başkaldıran nesiller yetiştirdi. Bu nesiller Abdulhamid'den(1909) 107 yıl sonra (15 Temmuz 2016), tepeden aşağıya doğru süregelen 200 yıllık süreci tersine döndürerek, devletin politikasını, siyasetçilerini, din adamlarını, askerlerini ve bürokratlarını değiştirmeye başladılar. II.Abdulhamid imparatorluğun çöküşünü 33 yıl geciktirmişti, ancak devletin doğuşunu sağlayacak dönüşüm için ektiği tohumlar 100 yıl sonra bugün filiz verecekti. Tarih'in şaşkınlıkları hızla artıyordu ve artmaya devam edecekti.

Çok derin bilimsel analizlerin yapılması gereken bu çağda, halkın iradesinin 15 Temmuz 2016'daki FETÖ askeri darbesini durdurması ile başlayan zorlayıcı gücü somut olarak artık merkezi hükümetlerin her adımını denetliyor, beğenmediği seçimleri veya seçenekleri değiştirmek için talepkâr ve ısrarcı oluyor; kanunları, yönetmelikleri, zamları, vergi oranlarını, il başkanlarını, belediye başkanlarını değiştirebiliyor. İktidar partisi bu taleplere değer verdikçe de güçleniyor; devlet ve halk arasındaki 200 yıllık soğukluk hatta zaman zaman ortaya çıkan düşmanlık yerini büyük bir işbirliğine bırakıyor.

Kürtlere, inançlarının gereğini diledikleri gibi yaşamak isteyen müslümanlara, bütün güçleri ve imkanlarıyla çalışmalarına rağmen yoksulluktan kurtulamayan büyük çoğunluğa, eğitim, sağlık, adalet, ulaşım, iş ve güvenlik gibi temel ihtiyaçlara ulaşmakta zorluk çeken bütün halka arzu ve talep ettiği her şeyi veren bir devlet inşa eden bir halk ve iktidar partisi ve bu ikisi arasında gün geçtikçe mükemmelleşen ilişkiyi inşa eden Ak Parti Genel başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a bakarak yazacağı çok şey var siyaset tarihinin.

Ekim 2017'de İstanbul'da ilki düzenlenen 'TRT World Forum' kapsamında"Hepimiz Aynı Gemideyiz: İnsani Krizlerin Çözümü İçin Bölgesel İşbirliği" başlıklı özel bir oturumda, "Dünyanın geri kalanının geleceği Türkiye'ye bağlı. Ortadoğu'daki barış ve istikrardan, Avrupa ile olan ilişkilerden bahsediyorum. Tüm dünya aslında Türkiye'nin geleceği ile bağlantılı." diyen İspanya eski Başbakanı Zapatero, 15 Temmuz Darbesini planlayan ve uygulamaya koyan, darbe başarısız olunca da darbecileri ülkelerinde barındıran, besleyen ve onlara her gün ödüller veren ABD'de ve Avrupa Birliği'nde halkı ile sıkı dostluğu sayesinde güçlenen Erdoğan'a yönelik 'diktatör' kara propagandasının da farkında olan bir devlet adamı olarak konuşmuştu. 1909'da 108 yıl önce 'diktatör' dedikleri II. Abdulhamid'i devirenler yine İngilizler, Amerikalılar, Almanlar ve Fransızlarla beraber Ruslar'dı, o günün darbecilerini de onlar beslemiş ve desteklemişti.

Osmanlı'nın yaşadığı, 1807'deki III. Selim'in tahttan indirilmesi ile başlayan büyük sarsıntı, ilmiyye-üniversite-, seyfiyye-ordu, kalemiyye-bürokrasi sınıflarında etkili olan şahısların hemen hepsinin 'masonluk' ortak paydasında Fransızlar, İngilizler ve Ruslar tarafından belirlendiği, atandığı ve yönetildiği bir dönemin başlangıcıydı... Paşalar, valiler, şeyhülislamlar, tekke-dergah şeyhleri-postnişinler, müftüler, dersiâmlar, müderrisler, şehreminleri, şairler, bu karanlık mahfillerde belirleniyor ve atanıyordu... bu çarkın zaman zaman bozulduğu zamanlarda halk gözlerini açabiliyor, kendi taleplerini belirleyebiliyor ve birazcık belini doğrultabiliyordu.

Bugün, Erdoğan'ın liderliğinde, muhalefet partilerinin kişiliksiz ve kimliksiz politikalarının da farkında olarak Türkiye Cumhuriyeti'nde yaşayan halkın büyük çoğunluğu, büyük bir tarihi değeri olan güç kullanımı ile kendi geleceğini tayin ediyor.

Yapılması gereken analiz ancak ve sadece budur; 2019 Cumhurbaşkanlığı seçimlerini halkının taleplerini emir telakki eden bir devlet başkanı adayının kazanacağını bilen ikinci bir liderin olmadığı dünyada Erdoğan, büyük bir değişim hareketini direnişlere ve eleştirilere rağmen sürdürürken, her türlü sufli eleştiriden uzakta takdiri hak ediyor.

Durmanın ölmek demek olduğu bu tehditlerle dolu çağda, cesur, akıllı, stratejik ve etkin adımlarla ilerleyen bir ülke olarak Türkiye, çöküş ve dağılma sendromu yaşayan ABD (SA5032/TG231: Pentagon Raporu ABD'nin Çöküşünü İlan Ediyor) ve Avrupa Birliği (Avrupa Parlamentosu Başkanı Antonio Tajani: "AB bölünmekten korkmalı ve korkuyor", 23.10.2017) gerçeğine karşı çok çalışıyor ve özgüvenle, inançla büyüyor.

Halk, kendi gücü ile seçilmişleri ve atanmışları belirliyor, saygıdeğer bir direnişle kazandığı bu yetkisini ve gücünü karanlık odalardaki başkalarına devretmek istemiyor. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiseri Grandi'nin söylediği gibi bütün bunları yaparken de "Türkiye insani yardımlarda küresel olarak cömert bir donör ülke olma özelliğini sürdürüyor."

Seçkin Deniz, 24.10.2017, Sonsuz Ark, Ağacın Çürümüş Yaprakları-2, Sorgulamalar



Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz


Yorum Gönder

Seçkin Deniz Twitter Akışı