14 Mart 2021 Pazar

SA9118/KY76-TAG2: Siyaset Davutoğlu'nu Bozdu mu?

Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

"Bir insanın sözleriyle fiilleri bu kadar çelişir mi Sayın Hocam?"

Gelecek Partisi Genel Başkanı Sayın Ahmet Davutoğlu geçen hafta Yunanistan'ın yüksek tirajlı gazetelerinden biri olan Kathimerini'ye röportaj (Seçkin Deniz'in Notu: Röportajın çevirisi yazının sonuna eklenmiştir) vermişti. Röportajı okurken Hoca ile alakalı şöyle bir his oluştu bende; Gözümün önüne Bizans'a sığınan taht muhterisleri geldi.

Davutoğlu: "Erdoğan Türkiye'yi Avrupa'dan uzaklaştırıyor" Kathimerini/Yunanistan

Davutoğlu'nun  Başbakanlık yaptığı dönemlerde kendisini çok eleştirdiğim için vakti zamanında talebeliğini yapmış samimi bir dostum aramıştı beni.

"Hocaya büyük haksızlık yapıyorsun. Hoca, Reis'in zoruyla siyasetle iştigal ediyor....kendisine kalsa bugün siyaseti bırakıp, akademiye dönecek", demişti. 

"Onun gönlü talebelerinde ve kitaplarında", demişti.

Saf kalpli insanlarla polemiğe girmeyi pek sevmem....gerçekler onlara çok uzaktır çünkü. 

Realite onlara ağır gelir.

Bu yüzden "peki" deyip geçtim. 

Şimdi Davutoğlu'nun Yunan Gazetesi'ne verdiği röportajın linkini o arkadaşa attım. 

"Abi bu adam niçin böyle oldu ya? Siyaset bozdu bu adamı" diyor.

Halbuki siyaset kimseyi bozmaz.

FETÖcüler de siyaseti suçlardı hep hatırlarsanız. 

"Eûzubillâhi mineşşeytâni ve minessiyâset" derlerdi....ama siyasetin de en derinlerini domine ederlerdi.

Yerel siyasette de çok rastladım benzer örneklere.

"Ya bu siyaset mecrası nasıl bir dedikodu ve fitne yuvası böyle, kişiye günahtan başka getirisi yok bu mecranın" derlerdi.

Ama fitnenin, ayak oyunlarının ve rantın dip alasını da bizzat bunu diyenler yapardı. 

Aslında siyaset kötü değil, kendileri kötü. 

Düzgün yaparsan, siyaset Peygamber mesleğidir.

Kendi kokuşmuşluklarının faturasını siyasete kesiyorlar akıllarınca... ve bunu yaparken de karşılarındaki kişiyi aptal yerine koyuyorlar.

Her neyse... konumuza dönelim;

Günün birinde nasip olursa Davutoğlu'na soracağım bazı sorular var.

Mesela, "Sur ve hendek çatışmalarında Güvenlik Güçlerimizin canını hiçe sayıp bubi tuzaklı evlere girmesi noktasında niçin ısrarcı oldunuz?" diye sormak isterim.

Sırf bu yüzden 700'den fazla askerimiz ve polisimiz şehit oldu.

Halbuki o tuzaklı yapılara başka şekilde de girilebilirdi, öncelikle ağır mühimmatlarla tahrip edilebilirdi bu binalar, akabinde de polis-asker zayiat vermeden girebilirdi oralara. Cumhurbaşkanımızın olaya bizzat el atmasıyla bu yönteme geçildi. 

Sırf "Batı ne der" diye bu kadar şehit vermeye değdi mi?

"7 Haziran seçimlerinde CHP ile niçin koalisyon kurmaya kalktın?" diye de sormak isterim.

"7 Hazirandaki seçim hezimetini sahiplenmemene rağmen, 4 ay sonraki 1 Kasım zaferini niçin kendinden bildin?"

Görevden el çektirildikten sonraki konuşmalarında "nefsimi ayaklar altına alırım ama Ak kadroları üzecek hiçbir hareketim olmaz, Cumhurbaşkanımızla ilgili en ufak bir eleştirimi dahi duymayacaksınız, bu konunun speküle edilmesine müsaade etmem, onun ailesinin onuru benim onurumdur" dediğiniz halde sözünüzü niçin tutmadınız. 

Yoksa onun bu kadar iktidarda kalacağını tahmin etmiyor muydunuz?

Reza Zarrap senin döneminde elini kolunu sallaya sallaya gitti... Memleketin başına bela oldu... ve o mevzu hâlâ sopa olarak bize sallanıyor.

Can Dündar hâkeza.

"Bir faninin asla vazgeçemeyeceği bütün dünyevi makamları elimin tersiyle iterim, ama bu kutlu davaya asla zarar vermem" dedin... gittin Yunan gazetesinde bu ülkenin Cumhurbaşkanını eleştirdin. 

Bir insanın sözleriyle fiilleri bu kadar çelişir mi Sayın Hocam?

Hani eskiler der ya.... zarf başka mazruf başka. 

Senin durumlar da aynen bu misal....


Talip Gümüş, 14.03.2021, Sonsuz Ark, Konuk Yazar, Çaybaşı Sohbetleri

Talip Gümüş Yazıları



(*) AHMET DAVUTOĞLU: Erdoğan Türkiye'yi Avrupa'dan uzaklaştırıyor

Manolis Kostidis, Kathimerini

08.03.2021 • 18:03

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Recep Tayyip Erdoğan'ın hükümetini şiddetle eleştiriyor çünkü kendisinin iddia ettiği gibi, Türkiye cumhurbaşkanının ortakları Türk Anayasasını Çin modeline benzer bir şekle sokmayı amaçlıyorlar.

Erdoğan'ın kişisel ilişkilerinin dış politikanın uygulanma şeklini etkilemesi nedeniyle Türkiye'nin Doğu Akdeniz bölgesinde tecrit edildiğine inanıyor.

Davutoğlu ile İstanbul'un Halkalı semtindeki partisinin ofisinde tanıştık. Daha önce hem Atina ziyareti hem de eski başbakan Alexis Tsipras'ın İzmir ziyareti sırasında tanışmıştık.

Görüşmemiz birkaç talep üzerine gerçekleşti. Bizi sıcak bir şekilde karşıladı. Misafirperver, ilk olumlu sözleriyle bizi kazandı. Bize İstanbul'daki Rum azınlığa duyduğu saygıdan, Türkiye için öneminden ve Yunan akademisyen arkadaşlarından bahsetti.

Davutoğlu ile tanışmakla çok ilgilendik, sadece muhalefet partisi lideri olduğu için değil. 2002'den 2016'ya kadar Türk dış politikasının temel ilkelerini şekillendiren görüşleri ve vizyonu çok ciddiye alınıyor. Birincisi, 2009'dan 2014'e kadar dışişleri bakanı olmadan önce dış politika konusunda danışman olarak ve en son 2016'ya kadar başbakan olarak.

Bu yüzden konuşmamıza neden ayrılıp yeni bir parti kurduğunu tartışarak başladık. Erdoğan'ın ülkenin dış politikasını tanımlayan en önemli işbirlikçilerinden biri nasıl ayrıldı ve karşı kampa geçti.

“Aynı nedenler ve ilkelerle Erdoğan'a danışmanlık yaptım ve daha sonra dışişleri bakanı ve başbakanı olarak görev yaptım. Ben de aynı neden ve nedenlerle ayrıldım ”diyor,“ 2002 yılında danışman olduğu AKP'nin (Adalet ve Kalkınma Partisi) çeşitli yasaklara karşı siyasi bir özgürlük iklimi yaratma çabalarını desteklediğini iddia ediyor. "Geçmişte özgürlüğün gerekçesini ifade edebildiğim için partinin bir parçasıydım ve bu fırsata sahip olmadığımı keşfettiğimde ayrıldım. Ama AKP'nin herkese uygulanan bu tavrından vazgeçme zamanı geldi. Türkiye artık muhalif görüşü olan herkesi eleştirme, hatta onları terörist ve hain olmakla suçlayan bir yaklaşım benimsemiştir. "

Davutoğlu, yeni partisinin kurucular kurulunda tüm azınlıkların temsil edildiğini ortaya koyuyor. Yunan, Yahudi ve Ermeni azınlıklardan insanlar. Kürtler ve Aleviler de var. “AKP artık ahlaki siyasetin yolunu terk etti. Adam kayırmacılık, halka açık ihalelerde şeffaflık eksikliği ve çok daha fazlası var. "

Davutoğlu ile yaptığımız görüşmede dış politika konularına ve başaracağını iddia ettiği “komşularla sıfır sorun” teorisine de değindi. Teorinin ütopik olup olmadığını düşündüğümüzde, “komşularla sıfır sorun ütopya değil, zihniyette bir değişimdi. Bugün Türkiye'nin imajı, herkesle çatışan ve kendi içine kapanan bir imajdır. "

Davutoğlu, Türkiye ile Avrupa Birliği arasında göç konusunda anlaşmayı özellikle önemli görüyor çünkü bu, Türk vatandaşları için AB vizelerinin serbestleştirilmesine yol açtı. "Bu anlaşma, ülkeyi Avrupalı ​​bir yolda istemeyen Türkiye'deki bazı çevreleri, aynı şekilde bu yolu istemeyen Avrupalıları da rahatsız etti" dedi.

Aynı zamanda, “Türkiye'de demokrasiye karşı çıkan bir çetenin darbe girişiminde bulunduğu korkunç bir olay yaşadık. Ülkemiz ve halkımız bu girişime, o gece net bir tavır aldığım ve demokrasiyi destekleyen insanlara hitap ettiğimde benim gibi uygun bir şekilde karşılık verdi.” dedi.

Vardiya

Davutoğlu, darbe girişiminin hemen ardından geçen dönemin kritik olduğunu iddia ediyor. “Türkiye'nin iki seçeneği vardı. Ya gerçek bir demokrasi inşa edip dünyaya bakacak, ya da darbenin ardından hakim olan havaya yenik düşecek, mutlakiyetçiliğe yönlendirilecekti. Ne yazık ki uyarılarımıza rağmen, cumhurbaşkanı ve parti yönetimi Türkiye'yi yöneten siyasi sistemi değiştirmeye karar verdi. Bir başkanlık sistemi seçtiler. Bu, Türkiye'de siyasetin doğasını doğal olarak değiştirdi. "

Gelecek Partisi genel başkanı da Türkiye'de dış politikanın uygulanış şeklini eleştirdi. Dış politikanın değiştiğini şöyle vurguluyor: "Kurumsal ilişkiler ve stratejik ufuklar yerine artık kişisel ilişkiler var. Yani, Sayın Erdoğan ve Sayın Putin iyi ilişkilere sahipse, Rusya ile ilişkilerimiz de iyidir. Aynı şey Trump'ta ve Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerde de oldu. Bu, yönetimden stratejiyi tamamen kaldırarak yerine psikolojik bir faktör koyar. "

Yunanistan Doğu Akdeniz'de doğru hamleleri yapmıyor

Davutoğlu, Türkiye'deki durumla ilgili endişelerini dile getiriyor ve Türkiye cumhurbaşkanının ortakları hakkında olumsuz konuşuyor. “Artık Sayın Erdoğan'ın, Sayın [Devlet] Bahçeli'nin ve başta Sayın [Doğu] Perinçek'in yeni ortakları var. Bizim zamanımızda da Çin ile iyi ilişkilerimizi sürdürmüş olabilirdik, ancak Çin modelini takip etmekten hiç bahsetmemiştik. Avrupa modelini demokratik ideal olarak kabul ettik. Türkiye'nin bugün kullandığı yaklaşım, onu Avrupa'daki demokrasi ve hükümet modelinden sürekli olarak uzaklaştırıyor ” diyor.

Eski başbakan, Türkiye'nin acımasız geçmişine dönmekle karşı karşıya olduğunu iddia ediyor. "Bu 90'lara dönüş gibi. AKP, '28 Şubat darbesine' karşı bir özgürlük rüzgârıyla iktidara geldi. Bu darbenin önemli isimleri artık Erdoğan ile yol arkadaşı. Kritik bir kavşaktayız” diye vurguluyor.

Davutoğlu, sadece Türkiye'nin siyasi yönetimi konusunda değil, aynı zamanda ülke ekonomisi konusunda da kötümser. “Maalesef ülkemiz hem demokratikleşmeyle hem de ekonomiyle mücadele ediyor. Başbakanlıktan ayrıldığımda kişi başına düşen GSYİH 11.000 dolardı. GSYİH'nin toplam değeri 876 milyar dolara ulaşmıştı. Bugün kişi başına düşen milli gelir 8 bin dolara düştü ve Türkiye'nin toplam gayri safi yurtiçi hasılası 700 milyar dolar civarında. Demek ki her Türk vatandaşı 3 bin dolar daha fakir. Demokratik değerlerde de önemli bir gerileme var. "

Kritik işler

Davutoğlu'ya Yunan-Türk ilişkilerindeki gerilimi sorduk. Bu iki ülkenin, farklılıklarına rağmen, Evros sınır krizi, Ayasofya'nın camiye çevrilmesi ve Oruç Reis araştırma gemisi üzerinden yaz aylarında yaşanan kriz gibi 2020 olaylarından sonra son zamanlarda nasıl bir tırmanışla karşı karşıya olduğunu merak ettik. 

Doğu Akdeniz meselesine gelince Davutoğlu, Erdoğan ile aynı fikirde göründüğünü vurgulayarak, “Yunanistan'ın Doğu Akdeniz'de attığı adımların kesinlikle doğru olduğunu düşünmüyorum. Türkiye'nin Antalya Körfezi ile sınırlandırıldığı hiçbir senaryo olamaz, asla çalışamaz ve Greko-Türk ilişkilerinin özünü bozar. Türkiye, Akdeniz'deki en uzun kıyı şeridine sahiptir. Kastellorizo ​​ve Kıbrıs adasının Türkiye'yi Antalya Körfezi'nde tuzağa düşürmek için yeterli olduğunu düşünenler, devletin varlığının hayati bir meselesi olduğu için Türkiye'nin buna şiddetle tepki vereceğini bilmelidir. Bu Ege için de geçerli” dedi.

Kendisine Yunanistan ve Türkiye'nin uzlaşmaz konumlarının nasıl çözülebileceğini veya geçmişe taşınabileceğini sorduğumuzda Davutoğlu karakteristik olarak şu cevabı verdi: “Türkiye ve Yunanistan, farklılıklarını bölümlere ayırmalı ve bir ekonomik ve Doğu Akdeniz'deki siyasi güç olmalı"

Ankara'nın politikalarının bölgeyi izole bıraktığını kabul ediyor ve “Türkiye tutarlı bir politika sürdürmeyi başaramadı ve bu eleştirmem gereken bir şey. Ayrılmamın ardından halefime devrettiğim Avrupa Birliği'ne yönelik dış politikamız devam etseydi, son Yunan-Türkiye krizini yaşamazdık. Bu gerilim, daha geniş bir Türkiye'nin Avrupa beklentileri çerçevesinin bir parçası olarak en aza indirilebilirdi. Ancak Türkiye'nin Avrupa Birliği'nden uzaklaşması, 2017 seçimleri ve referandum sonrasında ciddi bir şekilde arttı. "

Davutoğlu'ya görev süresi boyunca Yunan hükümetleriyle neler konuştuğunu ve görevdeyken herhangi bir sorunu çözüp çözemediğini sorduk.

“İlişkileri sürdürmek için iyi bir atmosfer şarttır. Sayın [George] Papandreu ile iyi bir ilişkimiz vardı, hatta büyükelçilerimizin Erzurum'daki bir toplantısına katılmıştı. Farklılıkların tek bir hareketle çözülebileceğine inanmıyorum, ancak atmosferi değiştirmeliyiz. Görüşmelere güven duyulduğunda, sorunlarımızın ciddiyeti azalır. Ancak güven yoksa, herhangi bir kıvılcım savaşa yol açabilir. Bu genel olarak geçerlidir, sadece Yunan-Türk meselelerinde değil,” diye açıklıyor.

İstikşafi görüşmeler devam etmeli

Davutoğlu, “kıta sahanlığı veya Uçuş Bilgi Bölgesi (FIR) gibi Ege'deki sorunların varlığını sürdüreceğine atıfta bulunarak, Yunanistan ile Türkiye arasındaki temel farklılıklarda kolay bir çözüme ulaşılacağı konusunda iyimser görünmüyor. "Bir çözüm bekleyemeyiz. Bir çalışma ilişkisi kurmak için ortak bir zemin ve çıkarlar bulmalıyız."

“Yunanistan ile Türkiye arasındaki karşılıklı güven maalesef kırıldı. Yunanistan'da 'Avrupa Birliği'nin yardımıyla Türkiye'yi diz çöktüreceğiz' şeklinde bir hata yapmamalılar çünkü bu sadece Türkiye'yi yeterince tanımadıklarını gösterecektir. Ankara'nın birçok AB üyesi ile pek çok ikili ilişkisi var. "

Türkiye yönetimini devralırsa Yunanistan ile ne tür politikalar izleyeceğini soruyoruz.

“Konvansiyonel başbakan toplantılarını harekete geçirirdim. 'Gel konuşalım' derdim. Mevcut tüm mekanizmaları işletecektim. İstikşafi görüşmeleri, Ege'de güven artırıcı önlemleri pekiştirecektim. Başka bir ülkenin çıkarlarına aykırı hareket eden Akdeniz bölgesi dışındaki ülkelerle ilişkileri yeniden değerlendiririm. Örneğin Akdeniz ile hiçbir ilişkisi olmayan Birleşik Arap Emirlikleri ile ilişki kurmanın hiçbir anlamı yok. Bir rekabet alanı yerine barış olabileceği Libya gibi çeşitli konuları incelemek için ortak komitelerin oluşturulmasını rica ederim. Herkes kazanacak"

Akdeniz'de olduğunu iddia ettiği ve Ege'de kıta sahanlığındaki müzakerelerden ayırmaya çalıştığı sırada, bakan iken Kastellorizo ​​hakkında söylediği bir şeyi ona hatırlatıyoruz. Fikrini değiştirmediğini söylüyor.

"Elbette herkes coğrafya ile ilgili görüş ve düşüncelerini paylaşabilir. Ancak Kastellorizo'yu Ege'nin devamı olarak kabul ediyorsanız, bir adanın kıta sahanlığını etkileyemeyeceğini açıkça belirtmeliyiz. Coğrafi olarak Ege'nin bir parçası değildir. Ege'nin çizgisini Kastellorizo'ya kadar çekerseniz, bir sonraki adım onu ​​Kıbrıs'a çekmek olacaktır! Ve orası coğrafi olarak Ege'nin bir parçası değildir ve uluslararası hukukta özel bir durumdur. Ama Kastellorizo'yu Girit ve Kıbrıs'la bir üçgene dahil etmeyi seçerseniz, Türkiye'yi etkili bir şekilde tuzağa düşürüyorsunuz. Bunun mantığı yok” diye ısrar ediyor.

Gri bölgeler

Türkiye'deki çoğu yetkili gibi Davutoğlu da Ege'deki sözde “gri bölgeler” konusuna değiniyor ve “keşif görüşmelerinin devam etmesi gerektiğini” ilan ederek kendi politikasını ortaya koyuyor. "Her iki taraf da tehlikeli bir tırmanışı önlemek için tartışmalı adalar ve adacıklar üzerinde herhangi bir işlem yapmaktan kaçınmalıdır. Kastellorizo ​​meselesi ayrı ayrı incelenmelidir. "

Herhangi bir Yunan siyasetçiyle iletişimini sürdürüp sürdürmediğini soruyoruz ve kendisine doğum günü dileklerini bile gönderen eski muhafazakar bakan Dimitris Avramopoulos ile sık sık mesajlaştığını söylüyor. "Papandreu da aynı, bana Yeni Yıl için en iyi dileklerini iletti."

Yunan politikacılarla olan temaslarından hatırladığı şey, “Bay [Alexis] Tsipras çok insan, doğal. Bay Papandreu ailesinden gelen bir asaleti var, o kültüre ve özgüvene sahip. Onunla konuşabilirsiniz ve bu iki entelektüel arasında bir konuşma olabilir. Aramızda bölücü yoktu. Bay Tsipras daha gösterişsiz, halktan bir adamdı, konuşması kolaydı, ama biraz zamana ihtiyacı vardı. Onlarla hiçbir tartışmam yoktu."

Kyriakos Mitsotakis ile tanışıp tanışmadığı sorulduğunda şu cevabı veriyor: “Yunan başbakanıyla tanışmadım. Ona söylemek istediğim şey, aramızda farklılıklar olsa bile kişisel diplomasiyi hatırlaması gerektiğidir. İnsan faktörü. Birçok engeli aşabilir. Ama nefret, önyargı ve tehditlere bağlı kalırsanız, bu insan ilişkilerini zehirliyorsunuz demektir. Aynı coğrafyadan insanlar olduğumuzu unutmamalıyız. Farklı bir din ve dilimiz var, birbirimize saygı duyabilir ve sorunlarımızı aşabiliriz. Üçüncü ülkeleri kullanmadan konuşmalıyız. Yunan-Türk krizine giren herkes bunu kendi çıkarları için yapıyor. Ege'nin iki yakasını birleştirmeliyiz ” diye ısrar ediyor.

Davutoğlu'nun ofisinden çıkarken, kendisine yakında İstanbul'da olmasa da belki Atina'da tekrar görüşmeyi umduğumuzu söylüyoruz. "Umarım ben de Atina'yı severim" diyor.


Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
  4. Sonsuz Ark Yayınlarının Kullanımına İlişkin Önemli Duyuru için lütfen tıklayınız.


Hiç yorum yok :

Seçkin Deniz Twitter Akışı