27 Kasım 2020 Cuma

SA8961/TG317: Globalistler ve İslamcılar: Yeni Bir Dünya Düzeni İçin 'Medeniyetler Çatışması'nı Kışkırtmak-XI

 Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

Sonsuz Ark'ın Notu:
Aşağıda çevirisini yayınladığımız metin, Red Moon Rising - The Rapture and the Timeline of the Apocalypse Paperback'in yazarı Peter D. Goodgame'ın 'The Globalists and the Islamists' adlı kitabına aittir. "Geçtiğimiz yarım yüzyıl boyunca dinin etkisi, dünyanın Batı kesiminde ve Doğu'nun çoğu kesiminde azaldı. Maneviyat, yaşam standartları yükseldikçe ve popüler kültür de neredeyse tamamen laik hale geldiğinden materyalizmle yer değiştirdi. Orta Doğu'da durum neden farklıydı? Yahudi-Hıristiyan etiği nasıl aşındı, buna karşılık İslam etiği bariz bir canlanma yaşadı mı? Bu çalışma, bu durumun tesadüfen meydana gelen bir şey olmadığını ve militan İslam'ın, uzun vadede bir dünya hükümeti kurulması hedefine ulaşmak için baskın Anglo-Amerikan kurumların küresel seçkinleri tarafından oynanan bir kart olduğunu açıklamaya çalışacaktır." şeklindeki sunumuyla geçmiş yüzyılların resmi tarih söylemlerinin arkasına sarkan ve günümüzdeki kaosun, yaygınlaşan dinsizliğin ve ahlaksızlığın temel nedenlerini, Globalistlerin  'Militan İslam' kavramını üreterek ve müslümanları satanist küresel bir devlet kurmak amacıyla kullanarak Yahudi-Hristiyan Etiğinin aleyhine İslam Etiği'nin lehine bir canlanma yaşayıp yaşamadığını sorgulamaktadır. Eylül 2013'te planladığım ve üzerinde çalıştığım ve 7 Ekim 2018 Pazar günü yayınladığım  'SA6940/SD1156: İslamcılık; Zehirli Maya (Aşı) ya da Masonik Kara Büyü' başlıklı çalışmamda 'İslamcılık' maskesi ve 'Masonluk' aracılığı ile Osmanlı İmparatorluğunun müslüman topluluklarının nasıl ayrıştırıldığını ve kurulan yapay ulus-devletlerin kukla yönetimler tarafından nasıl Satanizmin hizmetine sunulduğunu ve Satanist Masonların İslam'ın içini nasıl boşaltmaya çalıştığını incelemiş ve mason olduğu kesin olarak açığa çıkan câni Fetullah Gülen liderliğindeki dinî cemaat-nurculuk  maskeli FETÖ üyesi generallerce, 15 Temmuz 2016'da, ahlakı ve dinî değerleri önceleyen politikalara sahip Erdoğan liderliğindeki Türkiye'ye askerî darbe yapmaya çalışan ve halk tarafından durdurulan Masonik İslamcılığı şöyle tanımlamıştım: "İslamcılık, 1789'la Fransa'da egemen hâle gelen masonların, yer küredeki bütün imparatorlukları yıkma girişimlerini içeren bütüncül bir organizasyonun Osmanlı İmparatorluğuna yönelik olan hamlesinin adıdır ve Sultan III. Selim’den itibaren güçlenerek II. Mahmut, Abdülmecid, Abdülaziz ve II. Abdülhamid liderliğindeki Osmanlı İmparatorluğu'nu, İstanbul, İzmir, Selanik, Manastır, Mısır, Şam, Beyrut gibi merkezlerde kurulan gizli mason localarında olgunlaştırılarak parçalayan ve yıkan bir hançerdir. Günümüz tartışmalarının amacı da yeniden güçlenen, bölgesel ve küresel bütünleşik bir strateji izleyerek masonların hakimiyet alanlarını daraltan Türkiye Cumhuriyeti'nin Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki yönetimini hedef hâline getirerek yeniden parçalamak ve etkisiz hâle getirmekti", 06.09.2008 tarihli 'SA24/SD5: İslamcılık: Kara Büyü' başlıklı çalışmamda da Peter D. Goodgame'un "Yahudi-Hıristiyan etiği nasıl aşındı, buna karşılık İslam etiği bariz bir canlanma yaşadı mı?" şeklindeki sorusunu o sormadan (2014) 6 yıl önce (2008) cevap vermiştim: "İslamcılık anaforu, Müslüman zihinlerden sürekli yeni kurbanlar devşirmektedir. Geleneksel diye, dışlanan ve aşağılanan bozunmaya uğramış 17,18,19 ve 20. yüzyıl İslam algısına alternatif olarak ortaya konan ve  terakkîyi hedefler görünen İslamcılık kara büyüsü, daha fazla tahrif ve tahribe aracılık etmeden Müslümanların  düşüncelerinden uzaklaştırılmak zorundadır."  Satanistler, önce kendi topluluklarını, Yahudileri -Siyonist-Laik-Fanatik-Ortodoks diyerek parçaladılar ve Yahudi etiğini, tahrif edip etkisizleştirdiler, eş zamanlı olarak Katolik-Ortodoks-Protestan etiğini ve İslam Etiğini yetiştirdikleri profesyoneller aracılığı ile yok ettiler; bugün diktatör Arap liderleri, aynı satanist gücün birer piyonu olarak elde ettikleri dokunulmazlıkla hem İslam'a hem de Müslümanlara yönelik soykırım politikalarını acımasızca uygulamaktadırlar. Yayınladığımız bu çeviri seti, eksik bilinenlerle örtülmek istenen gerçeğin açığa çıkması için faydalı olacaktır diye düşünüyoruz.
Seçkin Deniz, 27.11.2020

The Globalists and the Islamists:
Fomenting the "Clash of Civilizations" for a New World Order

V. Bin Ladin Sürgünde

2 Ağustos 1990'da Irak, Kuveyt'i işgal etti ve bin Ladin'in rahat yaşam tarzı sarsıldı. Birdenbire ilgilenilmesi gereken yeni bir tehdit ve üslenmesi gereken yeni bir görev ortaya çıkmıştı. Bin Ladin İşgal günü, Cidde'deki evinden özel jetle Riyad'ın başkentine uçtu. Doğrudan Kral Fahd'ın makamına gitti ve Prens Sultan tarafından karşılandı. Prens'e, Kuveyt'i kurtarmak ve Saddam Hüseyin'in ordusunu sürmek üzere, Suudi Arabistan ordusunu tamamlamak için savaşta tecrübeli 10.000 mücahit gaziden oluşan bir ordu kurmayı teklif ettiği el yazısı ile yazılmış on sayfalık bir not iletti. Biyografi yazarı Adam Robinson durumu şöyle anlatıyor:

"Aile üyeleri, teklifini yaptıktan sonra, Kral Fahd'dan bir cevap bekleyen Usame'nin birkaç gün  cep telefonuna yapışık kaldığını hatırlıyorlar. Kralın ofisini defalarca aradı, teklifi tekrarlamak için Kral Fahd'ın yardımcılarından birkaçıyla iletişime geçti, birkaç faks gönderdi ve kendi adamlarını mektuplarının kopyalarıyla birlikte kralın ofisine gönderdi. Bu arada, ofisinde gece gündüz çalışarak güçlerini düzenliyor, savaşta başarının anahtarı olacağından emin olduğu savaşçıları gelecek harekat için mobilize ediyordu. Ama sonra, 7 Ağustos'ta, onu bu güne kadar yiyip bitiren ve kızdıran hakaret geldi. " (1)

O gün, Kral Fahd'ın, Amerikan liderliğindeki güçlerden oluşan bir koalisyonun, rejimini korumak ve Kuveyt'i kurtarmak için Suudi Arabistan topraklarını işgal etmesine izin vermeyi kabul ettiği açıklandı. Bush yönetimi, Saddam Hüseyin güçlerinin Suud’u işgale hazırlanırken sınırda toplandığını  gösteren uydu fotoğraflarına ait raporlar ile Kral Fahd'ı panikletmişti. Raporlar tamamen sahteydi, uydu fotoğrafları yoktu ve tehdit tam bir uydurmaydı. Diplomatik kanallar ve uluslararası medya aracılığıyla netleştirmeye çalıştıkları gibi, Irak yönetiminin Suudi Arabistan'ı işgal etmeye niyeti yoktu. Yine de, rejiminin tehlikede olduğuna inanarak gözü korkan Kral Fahd, Çöl Fırtınası için işgale ve birlik oluşturulmasına izin verdi. (2)

Usame bin Ladin, Suudi Arabistan ve dünyadaki İslami liderlikle birlikte, kutsal Müslüman topraklarının bu yabancı işgalini menfur bir şey olarak nitelendirdi. Bodansky, Kral Fahd'ın karşılaştığı sorunu şöyle anlatıyor:

"1990 Ağustos ayının başlarında Kral Fahd, ülkenin üst düzey dini liderleri olan Ulema'dan, ABD kuvvetlerinin konuşlandırılmasını onaylamalarını istedi. Sürgündeki Suudi alim Nawaf Obaid tarafından yapılan bir araştırmada, Suudi bir yetkili; ‘Tüm kıdemli ulema kategorik olarak bu fikre karşıydı’ demişti. ‘Başmüftü Şeyh Abdülaziz Bin Baz, [Irak] tehdidine ilişkin somut kanıt sunulması şartıyla, ancak Kral ile yaptığı uzun görüşmelerden sonra, bu fikre gönülsüzce onay verdi.’ ... Suudi Mahkemesi ile ulema arasındaki bu çatışmanın haberi, Suudi Arabistan'ın İslamcı çevrelerinde orman yangını gibi hızla yayıldı." (3)

Bin Ladin, 1998 tarihli bir röportajda Kral Fahd hakkında şunları söylemişti:

"Halklarının çıkarlarını satan, halkına ihanet eden ve onu Müslüman milletinden çıkaracak eylemlerde bulunan herhangi bir hükümet, başarılı olamayacaktır. Riyad liderinin ve onunla birlikte, Amerikan kimlikleriyle veya başka şekilde Yahudi ve Hıristiyanların yanında yer alanların parçalanacaklarını; Müslüman milletinden ayrılacaklarını ve İran kraliyet ailesi, Şah gibi dağılıp yok olacaklarını düşünüyoruz. Allah onlara en kutsal topraklarda mal mülk ve petrolden daha öncesinde duyulmamış zenginlikler verdikten sonra; yine de günah işlediler ve Allah'ın lütfuna değer vermediler. Yıkım ve dağılmanın gerçekleşeceğini tahmin ediyoruz ... "(4)

Çöl Fırtınası Operasyonu 28 Şubat 1991'de sona erdi, ancak yabancı işgal devam ederken, Bin Ladin'in Suudi rejimine yönelik açık sözlü eleştirileri de öyle. Toplantılarda ve camilerde konuşmalar yaptı ve sonuç olarak Suudi gizli polisi tarafından yakından izlenmeye başladı. Bin Ladin tehditler almaya başlamıştı ve hatta Robinson, bir keresinde, hükümeti eleştirdiği için bir grup "genç" (iddiaya göre Suudi gizli servis ajanları) tarafından köşeye sıkıştırılıp dövüldüğünü hatırlayan akrabalarından bahseder. (5) Bin Ladin kendi ülkesinde hoş karşılanmadığını ve Suudi Arabistan dışında hedeflerine daha iyi ulaşabileceğini fark etti. 1991 yılının Nisan ayında, Pakistan'da bir iş anlaşması imzalama bahanesiyle ülkeden ayrılmayı başardı. Geri dönmeye ise niyeti yoktu.

Bin Ladin, Pakistan ve Afganistan'da yaklaşık sekiz ay geçirdi, ancak oralarda bile kendini tamamen özgür hissetmedi. Pakistan hükümeti İslamcılara karşı pek dostça davranmıyordu ve bin Ladin, Suudi İstihbaratının ISI ile birlikte onu tutuklamak ve Suudi Arabistan'a geri götürmek için çalıştığına dair söylentileri sık sık duyuyordu. Gulbeddin Hikmetyar ile yakın ilişkisi de bir sorundu; çünkü Hikmetyar, Çöl Fırtınası sırasında Saddam Hüseyin'e verdiği güçlü destek nedeniyle Suudileri kızdırmıştı. 

Ortadoğu genelinde İslamcılar bir ters tepki hissediyorlardı. Afganistan bir iç savaşın ortasındaydı, Suudi Arabistan ve Pakistan çöküyordu, İran Şii idi ve Sünnilerce hoş karşılanmıyordu ve Mısır da çöküş içerisindeydi. Sonuç olarak, en fanatik İslamcıların çoğu, her zaman kabul edildikleri Londra'ya veya bin Ladin'in davet edildiği yeni kurulan Sudan İslam Cumhuriyeti'ne kaçtı.

Sudan, 30 Haziran 1989'da General Ömer Hasan el-Beşir'in askeri bir darbeyle görevi devralmasından itibaren İslami Fundamentalizmin resmi bir kalesi haline gelmişti. Ağustos ayında, sadece birkaç ay sonra, Uluslararası Müslüman Kardeşler'in Londra toplantısında Sudan'ın rolü doğrulandı. Sudanlı delege, Sudan'da tahtın arkasındaki gerçek güç olarak ortaya çıkacak olan, Usame bin Ladin'in akıl hocası Hasan el-Turabi adında bir adamdı.

Hasan al-Turabi 1932'de doğdu, Sudan'da İngilizce eğitim veren okullarda eğitim gördü ve babası tarafından kendisine İslami düşünceler telkin edildi. 1955'te Hartum'daki İngiliz Gordon College'dan hukuk derecesi ile mezun oldu ve bu süre zarfında Müslüman Kardeşler'e katıldı. Gordon College'dan sonra, hukuk alanında yüksek lisans derecesi aldığı Londra Üniversitesi'ne girmek için burs aldı. Turabi daha sonra Fransa'daki Sorbonne Üniversitesi'ne giderek 1964'te doktorasını aldı. Sudan'da İslamcı hareketin entelektüel lideri ve sözcüsü ve Müslüman Kardeşler'in Sudan şubesinin lideri olarak ortaya çıktı. Afrika'nın Kara Papası olarak tanındı. (6)

1989'da Londra'daki Müslüman Kardeşler toplantısında, Sudan'ın İslamcı hareket için yeni bir üs olacağına karar verildi ve daha sonra Hartum'da Turabi yönetiminde on dokuz kişilik bir Müslüman Kardeşler liderlik konseyi kuruldu. Bu konsey, Afgan-Sovyet savaşının kaotik ortamı sonrasında İslamcı hareketin örgütlenmesine yardımcı oldu ve Nisan 1991'de Hartum'da "İslami Arap Halk Konferansı" adlı bir konferans düzenlendi. Bu, dünyanın dört bir yanından İslamcı ve terörist grupların bir araya geldiği bir kongreydi ve Uluslararası Halk Örgütü’nün (Popular International Organization :PIO) kurulmasına yardımcı oldu. PIO daha sonra Hartum'da, her biri dünyanın dört bir yanındaki elli ülkeden, İslami mücadele içinde olan elli üyeden oluşan başka bir konsey kuruldu. (7)

Uluslararası Müslüman Kardeşler (The International Muslim Brotherhood: IMB), konsey üzerine konsey toplamaktan daha fazlasını yapıyor. IMB ayrıca "Uluslararası İslam Lejyonu" veya "İslam Lejyonu" nu da kontrol etmektedir. Lejyon, 1980'lerde ortaya çıkmış ve esas olarak Pakistan ve Afganistan'da ve ayrıca Tahran'da üslenmiştir (daha önce Müslüman Kardeşlerin, Şah'ın devrilmesinde ve Ayetullah Humeyni'nin katı Şii rejimini kurmasında oynadığı rolü ele almıştık). 1990'larda İslam Lejyonu, en etkin şekilde Hartum'un dışında çalışacaktı. İslam Lejyonu, küresel cihadın koordine edilmesine yardımcı olan gayri resmi, gevşek yapıya sahip, askeri bir örgüttür. Terörizm ve Konvansiyonel Olmayan Savaş (Çev: Gayri Nizami Harp)  konusunda Kongre Görev Gücü yöneticisi olan ve bu çalışmada sıklıkla atıf yapılan bin Ladin biyografisinin yazarı Yusuf Bodansky, İslam Lejyonundan Silahlı İslam Hareketi veya AIM olarak söz ediyor.

İslamcı hareket, 5 Temmuz 1991'de Bank of Credit and Commerce International, nihayet İngiltere Merkez Bankası tarafından kapatıldığında büyük bir darbe aldı. Birinci Bölüm’de belirtildiği gibi; bu banka, aynı zamanda yasadışı silah anlaşmaları için bir komisyoncu olarak da hizmet veren, önemli bir uyuşturucu ve kara para aklama kanalıydı. Küresel İslamcı hareketin mali ağının önemli bir parçası olarak işlev görmüş ve şimdi feshedilmişti. Hareket, potansiyel zirvesine ulaşmadan önce, liderleri yeni bir finans ağının kurulması gerektiğini biliyordu. Bin Ladin'in Sudan'a davet edilmesinin nedenlerinden biri de bu olabilir; çünkü bin Ladin, Halid bin Mahfuz'un kız kardeşiyle evliydi. Fransız yazarlar, "Yasak Gerçek: ABD-Taliban Gizli Petrol Diplomasisi ve  Başarısız Bin Ladin Avı" adlı kitapta Mahfuz'u şöyle anlatıyor:

"Halid bin Mahfuz, Bank of Credit and Commerce International (Uluslararası Kredi ve Ticaret Bankası) veya BCCI meselesinde kilit bir figürdü. 1986 ile 1990 arasında, orada işletme müdürü olarak görev yapan üst düzey bir yöneticiydi. Ailesi, o sırada bankada yüzde 20 hisseye sahipti. 1992'de Amerika Birleşik Devletleri'nde bankanın çöküşü sırasında vergi sahtekarlığıyla suçlandı. 1995 yılında, BCCI'nın çöküşünden müştereken sorumlu tutuldu, bankanın alacaklılarına ödeme yapmak için 245 milyon dolarlık bir uzlaşmayı kabul ederek banka müşterilerinin bir kısmına tazminat ödenmesini sağladı. Bankaya yönelik özel suçlamalar, zimmete para geçirme ve Amerika, Lüksemburg ve İngiltere bankacılık yasalarının ihlaliydi.

BCCI, 1990'larda finans haberlerine hakim olduktan sonra, şu anda Usame bin Ladin'in başlıca destekçileri tarafından kurulan finans ağının merkezinde yer alıyor." (8)

1999'da Fransız Parlamentosu, küresel kara para aklamayla ilgili yoğun ve kapsamlı bir soruşturma başlattı. Liechtenstein, Monako ve İsviçre hakkında raporlar yayınladıktan sonra, 10 Ekim 2001'de Büyük Britanya'nın bankacılık sistemine yönelik araştırmalarının sonuçlarını çıkardı: "Londra Şehri, Cebelitarık ve Kraliyet Bağımlılıkları: Kirli Para için Offshore Merkezleri ve Limanlar."

400 sayfalık raporda, özellikle Usame bin Ladin ile bağlantılı Londra merkezli finans ağına odaklanan "Usame Bin Ladin'in Ekonomik Ortamı" başlıklı 70 sayfalık bir ek vardı. Rapor, kırk kadar İngiliz bankasının, şirketinin ve bireyin; Londra, Oxford, Cheltenham, Cambridge ve Leeds'deki organizasyonlar da dahil olmak üzere, bin Ladin'in ağıyla ilişkili olduğu sonucuna varıyor. 

Fransız Parlamento Üyesi Arnaud Montebourg raporu tanıtırken şöyle diyordu: "Tony Blair ve hükümeti, dünyanın dört bir yanında teröre karşı vaaz veriyor. Kendi bankacılarına vaaz etmesi ve onları kirli paranın peşinde olmaya mecbur etmesi daha akıllıca olurdu... Hatta bu konuda İsviçre, İngilizlerden daha fazla işbirliği yapıyor. " (9)

Rapor üzerinde çalıştığına inandığım Fransız araştırmacı Jean-Charles Brisard, Yasak Gerçek adlı kitabında şu sonucu sunuyor:

  • "Usame bin Ladin ve yatırımlarını çevreleyen finans ağı, yapı olarak BCCI tarafından 1980'lerde uygulamaya konulan dolandırıcılık ağına benziyor. Hatta aynı kişilikleri paylaşıyorlar (eski BCCI yöneticileri ve direktörleri, petrol ve silah tüccarları, Suudi yatırımcılar) ve bazen aynı şirketler (NCB, Attock oil, BAII).
  • Çalışma, İslamcı nüfuz alanı içindeki siyasi veya terörist hareketlerden Usame bin Ladin'in aldığı paralel desteğe rağmen, BCCI finansman ağlarının hayatta kaldığına işaret ediyor.
  •  Mali çıkarların ve terörist faaliyetlerin, özellikle de İngiltere ve Sudan'ın yakınsaması, her bir grubun arzulanan hedeflerine bir engel oluşturmuş gibi görünmüyor.
  • Geniş bir finansman sistemiyle desteklenen bir terör ağı, Usame bin Ladin'in operasyonlarının belirgin özelliğidir. "(10)
Ve şimdi bu çalışmanın geri kalanında sık sık geri döneceğimiz bir tezi tanıtacağım. Basitçe şöyle; Usame bin Ladin, bin Ladin'in terörist faaliyetleri için zaman zaman bir fon kaynağı olarak ortaya çıkan bu gizli, karanlık finans ağının başı değil. Usame bin Ladin, Uluslararası Müslüman Kardeşler tarafından yönetilen uluslararası İslamcı hareketin lideri değil, hiçbir zaman da olmadı. Usame bin Ladin, Müslüman Kardeşler'in militan kolunun zulümlerinin sorumluluğunu üstlenmesi için etkili bir şekilde, bir figür olarak kullanıldı; ancak tüm operasyonun, hatta yönetmesi veya sorumluluk alması istenen operasyonların beyni değildi.

İlaveten, Müslüman Kardeşler, temel amacı yerleşik dünya düzenini yıkmak ve yeni bir tek dünya küresel yönetim sistemi oluşturmak olan İngiliz menşeli Küreselciler tarafından bir araç olarak kullanılıyor. Ancak bu ikincil ve daha sansasyonel teze daha sonra geleceğiz.

Uluslararası Müslüman Kardeşler, Temmuz 1991'de kapanana kadar faaliyetlerini finanse etmek için BCCI'yi kullanmıştı. Sudan'daki tüm önemli üst düzey İslamcı toplantıların akabinde BCCI’nın kapanması gerçekleştiğinde; Usame bin Ladin, ağın yeniden inşasını organize etmeye yardımcı olmak için 1991 yılının Aralık çağrıldı. Bin Ladin, MAK ile Peşaver'de geçirdiği yıllar boyunca mükemmel bir organizatör olarak ün yapmıştı ve bu nedenle iş için mükemmel bir adamdı ve kayınbiraderi Halid bin Mahfuz ile yakın ilişkisi de ek bir avantajdı. Mahfuz, İngiliz bankacılık kuruluşunu avucunun içi gibi biliyordu ve gizli yarı-yasal ağın yeniden kurulmasına yardımcı olmak için hangi İngiliz bankalarına ve bankacılarına güvenilebileceğini de tam olarak bilmekteydi. Adam Robinson, organizatör bin Ladin'e büyük borcu olan bu ağın dirilişini şöyle yazıyor:

"Usame sonraki aylar içinde, şaşırmış haldeki Turabi'nin karşısında 'Kardeşlik Grubu'nu [yazar- evet, 'Kardeşlik Grubu'] açıklıyordu. Bu, birleşik ticari imparatorlukları dünyanın dört bir yanına yayılan 134 Arap işadamının oluşturmuş olduğu bir ağdı. Neredeyse her ülkede banka hesaplarına sahiptiler;  ortak hareket ederek, meşru işlerinin bir parçası olarak  milyarlarca doların hareketini rutin şekilde yönlendiriyorlardı. Mükemmel bir düzendi. Kardeşlik Grubu, dünyanın her yerindeki terör grupları tarafından kullanıldı. Usame düzenin yıldızıydı. " (11)

Bin Ladin, Hartum El Şamal İslami Bankası'nı sermayeye dönüştürmek için 50 milyon dolar yatırım yaparak Sudan'ın başarısız bankacılık sektörünün canlanmasına da yardımcı oldu. Bu banka, Uluslararası Müslüman Kardeşler'in basitçe Sudan şubesi olan Sudan Ulusal İslam Cephesi ile ortaklaşa Bin Ladin’e aitti.

Bin Ladin, Müslüman Kardeşler'in mali ağının yeniden kurulmasına yardım ettikten sonra, Sudan'da kendi mesleği olan müteahhitlikle ilgili projelerde meşgul oldu. Bin Ladin, Sudan ordusu ve Sudan Ulusal İslami Cephesi tarafından ortaklaşa kontrol edilen ve Al-Hijra for Construction and Development Ltd adını taşıyan bir şirket kuruldu. Kızıl Deniz'de Port Sudan'ın geliştirilmesi, Port Sudan'da bir havaalanı ve limandan Hartum'a kadar 650 mil boyunca uzanan dört şeritli bir otoyol gibi büyük projeler gerçekleştirildi. Al-Hijra ayrıca Mavi Nil'i genişletmek ve Güller Barajı'nı inşa etmek için bir proje üstlendi. Demiryolu hatlarının iyileştirilmesi için de çalışmalar yapıldı, birkaç küçük havaalanı inşa edildi ve ülke genelinde yollar asfaltlandı. (12)

Bin Ladin, Sudan'ın altyapısını inşa etmekle meşgulken, Uluslararası Müslüman Kardeşler (IMB) Somali'de Birleşik Devletler Ordusu ile yüzleşmeye hazırlanıyordu. Amerikan kuvvetlerini "insani amaçlarla" Somali'ye sokma niyeti 1992'nin sonlarına kadar kamuoyuna açıklanmamış olsa da, IMB, neredeyse Somali hükümetinin 1992 yılının Ocak ayında düştüğü andan itibaren Amerikan müdahalesini öngörüyor gibiydi. ABD Ordusu'nun Somali misyonu sanki İslamcılarla yüzleşmek ve başarısız olmak için önceden ayarlanmıştı.

Daha önce belirtildiği gibi, Sudan 1989'daki Londra toplantısında, IMB için bir militan üssü olma niyetini açıklamıştı. Bundan sonra, Abu Nidalîn örgütü, HAMAS ve İran / Lübnan destekli Hizbullah gibi örgütler Hartum'da ofisler açtı. Kısa süre sonra eğitim kampları açıldı ve bin Ladin davet edildi. Ayrıca 1991 sonlarında İran ve Sudan stratejik bir dostluk kurmaya başladı. Militan Şii ve Sünni Fundamentalizm arasındaki bu işbirliği, anında Mısır ve Suudi Arabistan'daki rejimlerin dikkatini çekti ve Sudan'ın bir tehdit kaynağı olmaya başladığı anlaşıldı.

Hasan el-Turabi de Batı'da diplomatik turlar yaptı. Bin Ladin biyografi yazarı Roland Jacquard'a göre, Turabi 1992'de Londra'yı ziyaret etti ve Kraliyet Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nde (Çev: Chatham House) misafir oldu. Bu enstitü, İngiliz Küreselcilerinin merkezi ve Amerika Dış İlişkiler Konseyi'nin (Çev: CFR) üst kuruluşudur. Bu ziyaretten sonra, Amerika Birleşik Devletleri'ne de gitti, kendisine Washington'da resmi bir resepsiyon verildi. (13) Turabi bu sırada Sudan'da, Somalili savaş lordu Muhammed Farah Aidid ile bağlantılar kurmuştu. Bodansky durumu şöyle açıklıyor:

"Somalili teröristlere eğitecekleri ve önderlik edecekleri milisler için ekipman ve silah sağlandı. Bu milislerden bazıları Somali’deki başlıca partilerin saflarında faaliyet gösterirken, diğerleri tamamen bağımsızdı ve sadece Hartum'a cevap veriyordu... Somalili teröristleri Sudan üzerinden kontrol ve finanse   eden Tahran, Hizbullah'ın Suriye ve İran tarafından 1980'lerin başında Beyrut'taki ABD barış güçlerine karşı kullanılması gibi, bunları ABD güçlerine karşı kullanmayı planlamıştı." (14)

1992 yılının sonlarında IMB, Şeyh Tarık el-Fadlı'yı, yakında Somali'ye gidecek olan Amerikan güçlerine saldırmak için bir terör hücresi organize etmek üzere Londra'daki rahat sürgününden Yemen'e dönmeye çağırdı. Bin Ladin, el-Fadlı'yı Afgan savaşından tanıyordu ve  şeyh ile eve dönen binlerce Yemenli "Afgan" arasında bağlantı kurmada etkili olmuştu. Bodansky'ye göre Al-Fadlı, "Kasım ortasında" Yemen'e yerleştirilirken, ABD güçlerini Somali'ye gönderme niyetini Clinton Yönetimi 28 Kasım'a kadar açıklamamıştı. (15)

Amerikan kuvvetleri, uluslararası medyanın bekleyen kalabalığının projektörlerinin gülünç bir şekilde yakaladığı gibi, 9 Aralık 1992'de Somali sahillerine çıktı. Başından beri dünya, Amerikan vatandaşlarının çoğunluğu ve özellikle Amerikan erkek ve kadın askerler; ABD Ordusunun, kaotik ve değersiz İslam ülkesi Somali'ye düzen getirmeye çalışarak ne halt ettiğini merak etmekteydiler.

Başlangıçta operasyon başarılı görünüyordu ve insani yardımın geçmesine izin verildi, ancak İslamcılar vurmak için uygun zamanı bekliyorlardı. İlk saldırı 29 Aralık 1992'de Yemen'de gerçekleşti. El Fadlı'nın yeni organize ettiği Yemenli İslami Cihad, Aden Oteli ve Golden Moor Oteli'nde bombalar patlattı; üç kişi öldü, beş kişi yaralandı. Bombalardan biri, Somali'ye giden 100 Amerikan denizcisini kıl payı ıskalamıştı. RPG'lerle donanmış başka bir ekip de başarısız oldu ve ABD Hava Kuvvetleri nakliye uçaklarının yakınlarda park edildiği bir havaalanının çitlerinin yakınında yakalandı. Al-Fadlı ve birkaç takipçisi 8 Ocak 1993'te teslim oldu. Yemenli "Afganların" geri kalanı, 1993 yılının ortalarında Usame bin Ladin tarafından gizli bir operasyonla Somali'ye nakledildi. Bin Ladin daha sonra bir röportajda bu operasyonun kendisine 3 milyon dolara mal olmasıyla övünecekti. (16)

General Aidid'e bağlı güçler, 5 Haziran 1993'te Mogadişu'da Pakistanlı bir BM kuvvetleri müfrezesini pusuya düşürdü ve yirmi üç mavi miğferli askeri öldürdü. Aidid Somali'den ayrıldı ve Haziran ayında Hartum'daki üst düzey bir İslamcı toplantıda ortaya çıktı. Turabi, bin Ladin, bir dizi İran ajanı ve Mısır İslami Cihad lideri Eymen el-Zevahiri de toplantıya katılmıştı. Toplantı, ABD ve BM'nin Somali'den çıkarılmasına odaklanmıştı. Bodansky, operasyonun Turabi ile birlikte Zevahiri tarafından yönetildiğini ve askeri komutan olarak emrinde görev yapan birkaç Arap "Afgan" olduğunu yazıyor. Bin Ladin, her zaman olduğu gibi, lojistik destekten sorumluydu. 1993 sonbaharında Zevahiri, Aidid'in üst düzey komutanlarıyla operasyonları koordine edeceği Somali'ye gitti. (17)

Umudu Yenileme Operasyonuna karşı direniş, 3 Ekim 1993'te Hollywood filmi "Blackhawk Down" da unutulmaz bir şekilde yeniden canlandırılan olaylarla zirveye ulaştı. O gün Aidid'in güçleri iki Blackhawk helikopteri düşürmeyi, yetmiş sekiz Amerikan askerini yaralamayı, on sekiz Amerikan askerini öldürmeyi ve bir başkasını ele geçirmeyi başardı. Katliamda bin Somalili savaşçı ve sivil öldürüldü. Bu olaydan sonra Clinton Yönetimi, Somali operasyonunun sona ermesi gerektiğini anladı. Mart 1994'e gelindiğinde, neredeyse tüm Amerikan güçleri ülkeden ayrılarak kontrolü İslamcılara bıraktı.

Bin Ladin, bunu İslam için bir başka büyük zafer olarak görüyordu. Önce Sovyetler yenilgiye uğratılmış ve Afganistan'dan kovulmuştu ve şimdi, Amerika Birleşik Devletleri yenilerek Somali'den atılmıştı. İki süper güç, İslam'ın gücüne yenik düşmüştü. Robinson, aşağıdaki bin Ladin röportajını aktarıyor:

"Sözde süper güçler kayıplara karıştı. ABD'nin Rusya'dan çok daha zayıf olduğunu düşünüyoruz. Somali'de cihada katılan kardeşlerimizden aldığımız haberlerden; ABD birliklerinin zayıflığını, kırılganlığını ve korkaklığını gördüklerini öğrendik. Yalnızca 80 ABD askeri öldürüldü. Yine de, yeni dünya düzeniyle ilgili büyük bir kargaşaya neden olduktan sonra, karanlığın kalbinde, hayal kırıklığına uğramış bir şekilde kaçtılar ... " (18)

Peter D. Goodgame, 11 Ağustos 2002, RedMoonRising

<<Önceki                   Sonraki>>



Tamer Güner, 27.11.2020, Sonsuz Ark, Stratejik Araştırma, Çeviri





V. Kaynakları:

V. Notları:

  1. Robinson, p. 130
  2. "Questions About the Supposed Iraqi Threat to Saudi Arabia in 1990" makale
  3. Bodansky, p. 130
  4. Robinson, p. 131
  5. Robinson, p. 132
  6. Bodansky, p. 32
  7. Bodansky, p. 36
  8. Brisard and Dasquie, p. 117
  9. "UK is money launderers' paradise,"BBC News makale
  10. Brisard and Dasquie, pp. 184-185
  11. Robinson, p. 139 also see Bodansky, p. 43
  12. Bodansky, p. 46, Robinson, pp. 139-140
  13. Jacquard, p. 32
  14. Bodansky, p. 43
  15. Bodansky, p. 71
  16. Bodansky, p. 74
  17. Bodansky, pp. 76-78
  18. Robinson, p. 153


Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
  4. Sonsuz Ark Yayınlarının Kullanımına İlişkin Önemli Duyuru için lütfen tıklayınız.



Hiç yorum yok :

Seçkin Deniz Twitter Akışı