15 Kasım 2020 Pazar

SA8945/TG315: Globalistler ve İslamcılar: Yeni Bir Dünya Düzeni İçin 'Medeniyetler Çatışması'nı Kışkırtmak-X

 Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

Sonsuz Ark'ın Notu:
Aşağıda çevirisini yayınladığımız metin, Red Moon Rising - The Rapture and the Timeline of the Apocalypse Paperback'in yazarı Peter D. Goodgame'ın 'The Globalists and the Islamists' adlı kitabına aittir. "Geçtiğimiz yarım yüzyıl boyunca dinin etkisi, dünyanın Batı kesiminde ve Doğu'nun çoğu kesiminde azaldı. Maneviyat, yaşam standartları yükseldikçe ve popüler kültür de neredeyse tamamen laik hale geldiğinden materyalizmle yer değiştirdi. Orta Doğu'da durum neden farklıydı? Yahudi-Hıristiyan etiği nasıl aşındı, buna karşılık İslam etiği bariz bir canlanma yaşadı mı? Bu çalışma, bu durumun tesadüfen meydana gelen bir şey olmadığını ve militan İslam'ın, uzun vadede bir dünya hükümeti kurulması hedefine ulaşmak için baskın Anglo-Amerikan kurumların küresel seçkinleri tarafından oynanan bir kart olduğunu açıklamaya çalışacaktır." şeklindeki sunumuyla geçmiş yüzyılların resmi tarih söylemlerinin arkasına sarkan ve günümüzdeki kaosun, yaygınlaşan dinsizliğin ve ahlaksızlığın temel nedenlerini, Globalistlerin  'Militan İslam' kavramını üreterek ve müslümanları satanist küresel bir devlet kurmak amacıyla kullanarak Yahudi-Hristiyan Etiğinin aleyhine İslam Etiği'nin lehine bir canlanma yaşayıp yaşamadığını sorgulamaktadır. Eylül 2013'te planladığım ve üzerinde çalıştığım ve 7 Ekim 2018 Pazar günü yayınladığım  'SA6940/SD1156: İslamcılık; Zehirli Maya (Aşı) ya da Masonik Kara Büyü' başlıklı çalışmamda 'İslamcılık' maskesi ve 'Masonluk' aracılığı ile Osmanlı İmparatorluğunun müslüman topluluklarının nasıl ayrıştırıldığını ve kurulan yapay ulus-devletlerin kukla yönetimler tarafından nasıl Satanizmin hizmetine sunulduğunu ve Satanist Masonların İslam'ın içini nasıl boşaltmaya çalıştığını incelemiş ve mason olduğu kesin olarak açığa çıkan câni Fetullah Gülen liderliğindeki dinî cemaat-nurculuk  maskeli FETÖ üyesi generallerce, 15 Temmuz 2016'da, ahlakı ve dinî değerleri önceleyen politikalara sahip Erdoğan liderliğindeki Türkiye'ye askerî darbe yapmaya çalışan ve halk tarafından durdurulan Masonik İslamcılığı şöyle tanımlamıştım: "İslamcılık, 1789'la Fransa'da egemen hâle gelen masonların, yer küredeki bütün imparatorlukları yıkma girişimlerini içeren bütüncül bir organizasyonun Osmanlı İmparatorluğuna yönelik olan hamlesinin adıdır ve Sultan III. Selim’den itibaren güçlenerek II. Mahmut, Abdülmecid, Abdülaziz ve II. Abdülhamid liderliğindeki Osmanlı İmparatorluğu'nu, İstanbul, İzmir, Selanik, Manastır, Mısır, Şam, Beyrut gibi merkezlerde kurulan gizli mason localarında olgunlaştırılarak parçalayan ve yıkan bir hançerdir. Günümüz tartışmalarının amacı da yeniden güçlenen, bölgesel ve küresel bütünleşik bir strateji izleyerek masonların hakimiyet alanlarını daraltan Türkiye Cumhuriyeti'nin Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki yönetimini hedef hâline getirerek yeniden parçalamak ve etkisiz hâle getirmekti", 06.09.2008 tarihli 'SA24/SD5: İslamcılık: Kara Büyü' başlıklı çalışmamda da Peter D. Goodgame'un "Yahudi-Hıristiyan etiği nasıl aşındı, buna karşılık İslam etiği bariz bir canlanma yaşadı mı?" şeklindeki sorusunu o sormadan (2014) 6 yıl önce (2008) cevap vermiştim: "İslamcılık anaforu, Müslüman zihinlerden sürekli yeni kurbanlar devşirmektedir. Geleneksel diye, dışlanan ve aşağılanan bozunmaya uğramış 17,18,19 ve 20. yüzyıl İslam algısına alternatif olarak ortaya konan ve  terakkîyi hedefler görünen İslamcılık kara büyüsü, daha fazla tahrif ve tahribe aracılık etmeden Müslümanların  düşüncelerinden uzaklaştırılmak zorundadır."  Satanistler, önce kendi topluluklarını, Yahudileri -Siyonist-Laik-Fanatik-Ortodoks diyerek parçaladılar ve Yahudi etiğini, tahrif edip etkisizleştirdiler, eş zamanlı olarak Katolik-Ortodoks-Protestan etiğini ve İslam Etiğini yetiştirdikleri profesyoneller aracılığı ile yok ettiler; bugün diktatör Arap liderleri, aynı satanist gücün birer piyonu olarak elde ettikleri dokunulmazlıkla hem İslam'a hem de Müslümanlara yönelik soykırım politikalarını acımasızca uygulamaktadırlar. Yayınladığımız bu çeviri seti, eksik bilinenlerle örtülmek istenen gerçeğin açığa çıkması için faydalı olacaktır diye düşünüyoruz.
Seçkin Deniz, 15.11.2020

The Globalists and the Islamists:
Fomenting the "Clash of Civilizations" for a New World Order

IV. Usame bin Ladin: İlk Yıllar

Usame 1957 civarında, Yemenli inşaat ustası Şeyh Muhammed bin Ud bin Ladin'in on yedinci oğlu olarak doğdu. Yıllar geçtikçe Muhammed, Kral Abdülaziz'in ve ardından Suudi Arabistan Kralı Faysal'ın güvenilir bir arkadaşı haline geldi ve sahibi olduğu inşaat firması, Mekke'deki Ulu Camii de dahil olmak üzere, Mekke ve Medine'deki kutsal yerleri yenileme işlerini aldı. Ayrıca 1969'da Kudüs'teki El Aksa Camii'nin yenilenmesi ihalesini aldı.

Muhammed bin Ladin'in 1972'de ölümü sırasında ailesi, Suudi Arabistan'daki belki de en zengin kraliyet dışı aile haline gelmişti ve mirası elli dört çocuk arasında paylaşıldı. Firmanın başına oğlu Salem geçti ve ardından Abdülaziz, Ali, Yeslam ve Yahya ile birlikte Bekir de bin Ladin imparatorluğunun yönetilmesinde başrol oynadılar. Bu mirasçılar, Suudi kraliyet ailesiyle her zaman yakın bir ilişki içinde olmuşlardır ve birçok genç Suudi prensini, küresel finans ve endüstrinin incelikleri konusunda eğitmekten sorumludurlar. Muhammed bin Fahd ve Suud bin Nayef, küresel patronlar olarak mevcut statülerini bin Ladin kardeşlere borçlu olan iki prenstir. (1) Suudi kraliyet ailesi, her zaman bin Ladin ailesinin en üst kademeleri ile yakın ilişki içerisinde olmuştur, ancak aynı şeyi Muhammed bin Ladin'in küçük oğulları için söylemek mümkün değildir.

20 Kasım 1979'da Mekke'deki Ulu Camii (Çev: Kâbe) birkaç yüz militan tarafından ele geçirildi. İmam öldürüldü ve kaos içindeki binlerce ibadet eden insan ezilerek öldü. Militanlar yüzlerce kişiyi rehin aldı ve caminin altındaki geniş mahzenlere saklandı. Suudi güçleri hızlıca tepki gösterdi ve içerideki isyancılara karşı bir saldırı düzenledi; ancak, iyi silahlanmış ve tahkim edilmiş militanlar tarafından kolayca püskürtüldüler. İsyancılar, günlerce hükümet güçleriyle savaştı, tankları ve hatta çok yakından uçan ve minareye çarpan bir helikopteri yok ettiler. 

Sonunda Kral Halid Fransız hükümetinden yardım istedi ve Fransız özel kuvvetleri isyancıları  kimyasal silahlarla zehirlemek için geldiler. Kâbe nihayet 4 Aralık'ta kurtarıldı. İki hafta boyunca İslam'ın en kutsal tapınağı radikal köktenciler tarafından ele geçirilmişti. Sonuçta, yüzlerce hükümet askeri ve yüzden fazla isyancı ile rehinelerin bir çoğu öldü. 9 Ocak'ta yakalanan isyancılardan altmış üçü, birkaç Arap şehrinin ana meydanlarına götürüldü ve halkın önünde başları kesildi. Yapılan soruşturmada yüzlerce kişi daha tutuklandı ve sorguya çekildi. (2)

Tutuklananlar arasında Şeyh Muhammed bin Ladin'in oğlu ve Usame'nin kardeşi Mahrous bin Ladin de vardı. Usame bin Ladin biyografisinde Jacquard şöyle yazıyor:

"Teröristler, Mahrous ile birkaç yıl önce Londra'da öğrenciyken ve  çok aktif bir köktendinci grubun lideri olan Güney Yemenli bir devlet adamının oğlu ile çok yakın bir arkadaşlık kurduğu zaman temas kurmuştu. Bu üniversite bağlantısının ardından Mahrous bin Ladin, Suudi Arabistan'a sürgün edilen bir grup Suriyeli Müslüman Kardeş aktivistine katıldı. Suudi gizli servis soruşturması Mahrous'un masum olduğuna karar verdi. Soruşturmada, genç Mahrous'un eski dostluk bağlantılarını kullanan teröristlerin, bin Ladin grubunun kamyonlarına erişim sağladığı ve saldırıyı genç adamın bilgisi olmadan organize ettikleri ifade ediliyordu." (3) [sayfa 13-14]

Bin Ladin firması, Kâbe'nin tadilatından sorumluydu ve bu nedenle kamyonlarının aranmadan serbestçe gelip gitmesine izin verilmişti. Teröristler, bu kamyonları, işgalden önce caminin içine saklanan silahları içeriye sokmak için kullanmıştı. Mahrous, bu entrikaya karıştığı için suçsuz bulundu ancak onuru sonsuza kadar lekelenmişti ve bu nedenle ağabeylerinin ulaştığı başarı seviyesine asla yükselemeyeceğini biliyordu. Başka bir ailenin üyesi olsaydı, sadece teröristlerle bağlantılı bazı köktendincilerle ilişkileri olduğu için idam edilmiş olabilirdi. Nihayetinde günü kurtaran bin Ladin ailesiydi, çünkü isyancılara karşı son başarılı saldırıların planlanmasına yardımcı olan caminin planlarını sağladılar. Bin Ladin ailesi, bütünlükleri ve Suud Hanedanı ile yakın ilişkileri ile bütün olaydan neredeyse hiç zarar görmeden çıktı. (4)

Usame bin Ladin, bin Ladin ailesinin en küçük oğullarından biri olarak, kendisini biraz dışlanmış hissederek büyüdü ve kardeşi Mahrous gibi köktendinci İslam'a yöneldi. Biyografi yazarı Adam Robinson, genç Usame'nin gençlik yıllarında, özellikle 1973-1975 arasında Beyrut'ta liseye devam ederken çok hoşgörülü ve seküler bir yaşam tarzına sahip olduğunu  belirtiyor. Roland Jacquard gibi bazı kişiler ise, durumun böyle olmadığını savunuyor. Gençlik günlerinin gerçekleri ne olursa olsun, Usame'nin Cidde'deki Kral Abdul Aziz Üniversitesi'ne gittiği dönemde İslam'ı gönülden kucakladığı açıktır. Üniversiteye 1976'da kaydoldu ve 1977'de iki haftalık kutsal Müslüman ziyareti olan Hacc’ı Mekke'de yaptı. Robinson, bu deneyimden sonra Usame'nin sakalını uzatmaya başladığını ve İslam'a karşı samimiyetinin meydana çıktığını yazıyor. Robinson'un belirtmediği şey, Usame'nin bu dönemde Müslüman Kardeşler'le kurduğu bağlantının onun yaşadığı değişime olan etkisidir.

Müslüman Kardeşler'in 1966'da idam edilen "baş ideoloğu" Seyyid Kutub'un kardeşi Muhammed Kutub, Nasır'ın Müslüman Kardeşler'e yönelik baskısı sonucu Suudi Arabistan'a göç etmişti. 1960'larda, Müslüman Kardeşler'in misyonunu öğretmesi ve yerine getirmesi için Suudi üniversitelerinde kendisine birkaç farklı resmi pozisyon verildi. Muhammed Kutub, şu anda Dünya Müslüman Gençlik Meclisi (World Assembly of Muslim Youth:  WAMY) olarak bilinen örgütü Suudi Arabistan'da tasarlarken, 1972'de bin Ladin ailesinin yaptığı büyük bağışlar sayesinde bu tasarı gerçeğe dönüştü. Usame'nin kardeşi Ömer, bir zamanlar Gençlik Meclisi’nin yönetici müdürüydü ve başka bir erkek kardeş Abdullah da müdür olarak görev almıştı. (5) WAMY, Bush yönetimine kadar terörist finansman kaynağı olarak soruşturuluyordu. Bush yönetimi, 2001'de görev süresinin başında FBI soruşturmasını durdurdu.

WAMY'nin İslam'a bakış açısı, Küreselcilerin çok sevdiği, ‘İslam'ın Batı tarafından tehdit edildiği ve bilim ve teknolojiye karşı ihtiyatlı kalması ve ilkel köklerine geri dönmesi gerektiği’ yönündeki tanıdık Müslüman Kardeşler perspektifidir. WAMY'nin bugünkü genel merkezi Riyad'dadır ve Falls Church-Virginia ve Londra-İngiltere'de büyük ofisleri bulunmaktadır. Muhabir Greg Palast'a göre, İngiltere’de ayrıca, WAMY ile bağlantılı yirmiden fazla organizasyon bulunmaktadır. (6)

Usame bin Ladin, Cidde'deki Kral Abdul Aziz Üniversitesine giderken Muhammed Kutub ile yakınlaştı ve Müslüman Kardeşler'e katıldı. Islam In the World kitabının yazarı ve BBC Arapça Servisi'nin eski editörü Malise Ruthven, Kutub’un bu dönemde Usame'nin "akıl hocası" olduğunu bile söylüyor. (7)

Usame'nin üniversite hayatındaki bir diğer önemli şahsiyet, Şeyh Abdullah Yussuf Azzam adında bir profesördü. Yussuf Azzam, Mısırlı Azzam'lardan bağımsız olarak, Batı Şeria'daki Müslüman Kardeşler'in aktif bir üyesi olan Filistin doğumlu bir din öğretmeniydi. Daha sonra, 1973'te Kahire'deki El Ezher Üniversitesi'nden İslam hukuku alanında doktorasını almadan önce Ürdün ve Şam'da eğitim aldı. Kahire'de Seyyid Kutub'un ailesiyle tanıştı ve "Mısırlı militan İslamcıların saflarına çekildi." (8)

 Bundan kısa bir süre sonra, Muhammed Kutub ile bağlantı kurduğu Kral Abdul Aziz Üniversitesi'nde öğretmenlik yapmak üzere davet edilmesi üzerine Suudi Arabistan'a taşındı. Usame, Azzam'ın derslerine katıldı ve onun militan ideolojisine kapıldı. Azzam'ın ünlü sloganı şuydu:

"Yalnızca cihat ve silah: müzakere yok, konferans yok ve diyalog yok." (9)

1979'da Dr. Azzam Suudi Arabistan'dan ayrılırken Afgan cihadına katılan ilk Araplardan biriydi. Müslüman Kardeşler'in önde gelen Suud / Filistin temsilcisiydi. 22 yaşındaki Usame bin Ladin kısa bir süre sonra onu takip etti ve birlikte, Afganistan'ın Peşaver kentinde bulunan Mekteb el-Hidemat  (Maktab al-Khidamat: MAK) veya Mücahid Hizmetleri Bürosu'nu kurdular. Organizasyonları, Pakistan'ın Müslüman Kardeşler örgütü Cemaat-i İslami ile bağlantılıydı. MAK, cihada katılacak savaşçıları devşirmek için çalıştı; 1980'lerin sonlarında MAK'ın, dünya çapında elli ülkede El Kifah Örgütü olarak da bilinen şubeleri bulunuyordu. Müslüman Kardeşler ağı, MAK'ı muazzam bir başarıya dönüştürmek üzere bin Ladin ailesinin parasıyla birleşmişti.

Dünyanın dört bir yanından militanlar Afganistan'a akın etti, ancak Azzam ve bin Ladin, mücahitlerin çoğunun Afgan harekatı için gerekli eğitim ve malzemeden yoksun olduğunu fark etti. Bunu düzeltmek için, Peşaver'de, savaşmaya gelen Araplara hizmet etmek üzere merkezi bir üs, eğitim tesisi ve depo olarak Masadat El-Ensar'ı kurdular. (10) [Bodansky s.12] Burası  cihat yapmak için akın eden binlerce savaşçı için El Kaide (üs) idi . Dr. Saad el-Fagih, yolu Peşaver üssünden geçen birçok Suudiden biriydi ve bir PBS röportajında, El Kaide'nin nasıl ortaya çıktığını ve asla bin Ladin'in terör örgütüne atıfta bulunulmaması gerektiğini şöyle açıkladı:

"Evet FBI, El Kaide’nin bir Bin Ladin örgütü olduğunu söylediğinde  [gerçekten] gülüyorum ... [Bu gerçekten] çok basit bir hikaye. Bin Ladin, Suudi Arabistan ve Kuveyt'ten –ve diğer bölgelerden--  Arapları kabul edecekse onları Peşaver'deki misafir evine alacak. Savaş alanına giderler ve geri gelirler ama bu noktada herhangi bir kanıt yoktur... Kimin geldiğine, kimin gittiğine, ne kadar kaldığına dair bir belge yoktur. Sadece [güzel bir genel karşılama] var. Ve sen oraya gidiyorsun ve savaş alanına katılıyorsun ... Şimdi, birçok aile onu arayıp ‘oğlumuza ne oldu’ diye sorduğunda sıkılıyordu. Bilmiyor. Çünkü kayıt yok. Belge yok. Şimdi bazı meslektaşlarından çatısı altına giren her Arap'ın hareketini belgelemeye başlamalarını istedi ... Şu tarihte geldi, bu evde kaldı, kayıt altına alınıyor ... Birçoğu sadece iki hafta, üç haftalığına geldiler ve sonra ortadan kayboldular. Bu kayıtlara, bu belgelere El Kaide'nin kaydı deniyordu. Demek bu El Kaide idi. El Kaide ile ilgili kötü bir şey yok. Bir organizasyon gibi değil ... (Bin Ladin’in) Yeraltı grubu için herhangi bir isim kullandığını sanmıyorum. Eğer bir isim vermek isterseniz, 'bin Laden grubu' diyebilirsiniz. Ama El Kaide terimini kullanıyorlarsa  ... El Kaide, Peşaver'e gelip oradan konukevine gidip gelenler için sadece kayıt amacıyla kullanılır. Ve ülkelerine geri dönenler için." (11)

Bin Ladin'in Afgan savaşı yılları çoğunlukla Pakistan'da geçti ve işi esas olarak bağış toplama ve organizatörlük yapmaktı; ancak çoğu zaman 'Cihat Emiri' olarak bilinen ve mücahit savaşçıların moralini yükseltmek için ateşli konuşmalar yapan akıl hocası Şeyh Azzam ile Afganistan'a seyahat ediyordu. Afganistan'da bir müteahhit olarak bin Ladin'in kaynakları da  kullanıldı; mücahit mevzilerini güçlendirmek ve ikmal yollarını yenilemek için çeşitli durumlarda ağır ekipmanlar getirdi. Bin Ladin veya Azzam'ın herhangi bir gerçek cephe savaşına dahil olup olmadıklarına dair tartışma bir sonuca varmamıştır ancak her ikisi de aktif ve cesur savaşçılar olarak mitolojik hale getirilmiştir.

Bin Ladin'in Afganistan’da bulunduğu yıllarda MAK, Peştun kumandan ve Müslüman Kardeşler üyesi Gülbeddin Hikmetyar ile yakın ilişkiler geliştirdi. Azzam ve Hikmetyar'ın her ikisi de Amerikan karşıtı görüşlere sahipti; ancak Hikmetyar'a bağlı Hizb-i İslami grubunun CIA ve ISI (Çev: Pakistan istihbarat teşkilatı) aracılığıyla mücahitlere aktarılan Amerikan yardımının % 40'ına varan bir kısmını aldığı tahmin edilmesine rağmen bu düşmanlık onda daha belirgindi.  (12) 

1980'lerde, ABD'yi dolaşan Azzam, Amerikalı Müslüman gruplarla tanıştı, para topladı ve cihat için savaşçı devşirdi. Atlanta, Boston, Chicago, Brooklyn, Jersey City, Pittsburgh ve Tucson'da büyük el Kifah merkezleri ve diğer otuz Amerikan şehrinde daha küçük el Kifah şubeleri kurdu. (13) Bu şekilde militan Müslüman Kardeşler'in mesajı Amerika Birleşik Devletleri'nin her yerine yayıldı ve cihat için savaşçı devşirildi.

Saygın Pakistanlı gazeteci Ahmed Raşid'e göre Afgan savaşı, CIA'nın üç stratejik karar aldığı 1986 yılında tırmanışa geçti. (14) Birinci karar, mücahitlere Amerikan yapımı Stinger füzeleri sağlamaktı. Savaşın zirvesinde mücahitlerin günde ortalama 1.5 Sovyet ve komünist Afgan uçağı düşürdüğü tahmin ediliyor. İkinci karar, İngiliz İstihbaratı ve ISI tarafından desteklenmekteydi ve Tacikistan ve Özbekistan'daki Sovyet topraklarına gerilla saldırıları başlatmaya yönelikti. Tahmin edilebileceği gibi, harekat, sembolik bir başarı elde etmeyi başaran Hikmetyar güçlerine teslim edildi ve buna Sovyetler, çevredeki tüm köyleri bombalayarak karşılık verdi. CIA, bu eylemi ters teptiği için derhal durdurdu. Alınan üçüncü kararla, CIA, dünyanın dört bir yanından cihat için savaşçı toplama yönündeki Arap girişimini desteklemeye başladı. Raşid bu savaşçı devşirme girişiminin nasıl yürütüldüğünü şöyle anlatıyor:

"Pakistan, mücahitlerle gelip savaşmak isteyenlere soru sorulmadan vize vermeleri için yurtdışındaki tüm büyükelçiliklerine daimi talimatlar vermişti. Ortadoğu'da İhvan-ı Müslimin  (Müslüman Kardeşler), Suudi merkezli Dünya Müslüman Ligi ve Filistinli İslami radikaller, yeni askerler örgütleyerek onları ISI ile temasa geçirdi. ISI ve Pakistan'daki Cemaat-i İslami  Partisi, yabancı militanları karşılamak, barındırmak ve eğitmek için karşılama komiteleri kurdu. Ardından ISI ve Cemaat-i İslami, militanları mücahit gruplarına genellikle de Hizb-i İslami’ye katılmaları için teşvik etti. Bu girişimin finansmanının çoğu, kısmen o zamanlar Peşaver'de bulunan Suudi radikal Usame bin Ladin aracılığıyla olmak üzere, doğrudan Suudi İstihbaratından gelmekteydi. O dönemde Fransız bilim adamı Oliver Roy, bu girişimi; 'Suudiler, Müslüman Kardeşler ve Cemaat-i-İslami arasında ISI tarafından bir araya getirilen ortak bir girişim' olarak tanımlamıştır." (15)

Bu üç karar, Afganistan'daki savaşı tırmandırırken Mihail Gorbaçov'a milletinin asla kazanamayacağı bir savaşta olduğunu açıkça gösterdi. 14 Nisan 1988'de, Sovyetlerin Afganistan'dan çekilmesini zorunlu kılan Cenevre Anlaşmaları imzalandı. 1989'un başlarında Sovyet Ordusu Afganistan'dan çıktı, ancak sadık komünist ve iyi silahlanmış bir Afgan rejimi hala Kabil'den ülkeyi yönetmekteydi.

Mücahitlere Amerikan yardımı, Cenevre Anlaşmaları imzalandığı sırada neredeyse kesin olarak sona erdi. Sovyetler ülkeden ayrılırken Batı zaferini kutluyordu. Amerika Birleşik Devletleri için savaş sona ermişti ve CIA, Afganistan'da şüphesiz Amerikan karşıtı olacak bir İslamcı rejim oluşumuna katılmak istemedi. Sonuç olarak Hikmetyar, Azzam, bin Ladin ve İslamcı savaş ağaları ihanete uğramış ve kullanılmış bir şekilde bırakıldı.

Mücahitler, 17 Ağustos 1988'de Pakistan'ın iktidardaki diktatörü ve mücahitlerin akıl hocası General Muhammed Ziya ül-Hak'ın C-130 uçağı Bahavalpur havaalanından kalktıktan dakikalar sonra düştüğü zaman büyük bir yara aldı. Ayrıca bir dizi general ve Amerikan büyükelçisi öllmüştü. Kasım 1988'de General Ziya tarafından idam edilen Zülfikar Butto'nun kızı Benazir Butto başbakan seçildi. Uyuşturucu kaçakçılığını engelleyen yasalar da dahil olmak üzere köktendincileri ve savaş ağalarını tehdit eden politikalar uygulamaya başladı.

1989 yılının Mart ayında mücahitler, Suudi ve ISI danışmanları tarafından komünistlerin kontrolündeki Celalabad kentine geniş çaplı bir saldırı başlatmaya ikna edildi. Celalabad'ın düşüşünün Cumhurbaşkanı Necibullah güçleri için kısa bir güzergah açacağı ve Afganistan'ın hızla kurtarılabileceği iddia ediliyordu. Saldırı mücahitler için en büyük felaketlerden birine dönüştü çünkü Celalabad, önemli bir topçu birliğini içeren kıdemli bir ordu tarafından iyi bir şekilde savunuldu ve korundu. Mücahitler binlerce kayıp vermişti.

Peşaver’de bin Ladin'e ve Azzam duruma öfkeyle tepki gösterdi. Pakistan ve Suudi Arabistan'ı hain bir Amerikan komplosunun parçası olmakla suçlayan basın açıklamaları yapmaya başladılar. Bu belki de, Bin Ladin'in anavatanındaki kesin bir şekilde Amerikan yanlısı olan Suudi rejimine karşı artan kızgınlığının ilk kamusal ilanıydı. (16)

Birkaç ay sonra, arkadaşı ve babası gibi gördüğü Şeyh Abdullah Azzam suikasta kurban gittiğinde Bin Ladin daha büyük bir darbe aldı. Bu adamın vefatını çevreleyen mitoloji bir Müslüman web sitesinde şu şekilde ifade ediliyor:

"(Azzam), 24 Kasım 1989 Cuma günü, Pakistan'ın Peşaver kentinde Cuma namazına giderken, iki oğlu Muhammed ve İbrahim ile birlikte 20 kg’lık TNT’nin uzaktan kumanda ile harekete geçirilmesiyle suikasta uğradı.  İşlek bir caddenin ortasında arabası parçalara ayrıldı. Patlama o kadar yoğundu ki, katliamdan yüz metre kadar uzakta oğullarının cesetlerinden parçalar bulundu. Oğlunun bacaklarından biri de telefon hattında asılı halde bulundu. Allah yüceltilsin (Çev: Sübhanallah), Şeyh, ölümüne neden olan bir iç kanama dışında mükemmel bir şekilde bozulmamış olarak bulundu. Orada bulunan birçok insan, vücudundan çıkan misk kokusunu doğrulayacaktır. " (17)

Şeyh Azzam ilk günlerinde artık HAMAS olarak bilinen Filistin örgütünün kurulmasına yardım etmişti. Bugün HAMAS'ın Batı Şeria'daki askeri kanadı resmi olarak Abdullah Azzam Tugayları olarak biliniyor. (18) Londra'da Azzam Örgütü onun adına kuruldu ve ona bağlı Azzam Yayınları (www.azzam.com) kendisini "her yerde Cihad ve Yabancı Mücahidler hakkında otantik haberler ve bilgiler sunan bağımsız bir medya kuruluşu" olarak tanımlıyor. Web sitesi 11 Eylül 2001'den sonra kapatıldı. (19)

1989'un sonunda Usame bin Ladin Suudi Arabistan'a döndü. Bir ünlü ve bir kahraman olarak memnuniyetle karşılandı ancak Afganistan'ı tüketen siyasi iç çatışmalardan dolayı üzüntü duymaya ve iktidardaki Suud Hanedanı’na olumsuz bakmaya devam etti. Ailesine geri döndü ve kısa bir süre Bin Ladin Firması bünyesinde yol yapımında çalışan bir işe başladı. 32 yaşındaydı ve neredeyse on yıllık bir Afgan savaş gazisiydi ancak cihat günleri daha yeni başlıyordu. Müslüman Kardeşler'in kendisi için daha başka planları vardı.

Peter D. Goodgame, 11 Ağustos 2002, RedMoonRising

<<Önceki                   Sonraki>>



Tamer Güner, 15.11.2020, Sonsuz Ark, Stratejik Araştırma, Çeviri





IV. Kaynakları:
   
IV. Notları:
  1. Jakar, s.12-13
  2. Dietl, s. 211-227
  3. Jakar, s.13-14
  4. Jakar, s.13-14
  5. Kutub - İtalyan Müslüman Derneği , Omar ile kişisel yazışmalar Abdullah - makale
  6. The Guardian makale Greg Palast tarafından
  7. Guardian makale Malise Ruthven tarafından
  8. Bodansky, s. 11
  9. Bodansky, s. 11
  10. Bodansky s. 12
  11. Al-Fagih röportajı
  12. Jacquard, s. 57
  13. Al Kifah makale
  14. Rashid, s. 213-214
  15. Rashid, s. 214
  16. Robinson, s. 112
  17. Abdullah Azzam biyografisi
  18. Abdullah Azzam makalesi
  19. İngiltere'de Radikal İslam, rapor

Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
  4. Sonsuz Ark Yayınlarının Kullanımına İlişkin Önemli Duyuru için lütfen tıklayınız.


Hiç yorum yok :

Seçkin Deniz Twitter Akışı