27 Ekim 2020 Salı

SA8919/TG312: Globalistler ve İslamcılar: Yeni Bir Dünya Düzeni İçin 'Medeniyetler Çatışması'nı Kışkırtmak-IX

 Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

Sonsuz Ark'ın Notu:
Aşağıda çevirisini yayınladığımız metin, Red Moon Rising - The Rapture and the Timeline of the Apocalypse Paperback'in yazarı Peter D. Goodgame'ın 'The Globalists and the Islamists' adlı kitabına aittir. "Geçtiğimiz yarım yüzyıl boyunca dinin etkisi, dünyanın Batı kesiminde ve Doğu'nun çoğu kesiminde azaldı. Maneviyat, yaşam standartları yükseldikçe ve popüler kültür de neredeyse tamamen laik hale geldiğinden materyalizmle yer değiştirdi. Orta Doğu'da durum neden farklıydı? Yahudi-Hıristiyan etiği nasıl aşındı, buna karşılık İslam etiği bariz bir canlanma yaşadı mı? Bu çalışma, bu durumun tesadüfen meydana gelen bir şey olmadığını ve militan İslam'ın, uzun vadede bir dünya hükümeti kurulması hedefine ulaşmak için baskın Anglo-Amerikan kurumların küresel seçkinleri tarafından oynanan bir kart olduğunu açıklamaya çalışacaktır." şeklindeki sunumuyla geçmiş yüzyılların resmi tarih söylemlerinin arkasına sarkan ve günümüzdeki kaosun, yaygınlaşan dinsizliğin ve ahlaksızlığın temel nedenlerini, Globalistlerin  'Militan İslam' kavramını üreterek ve müslümanları satanist küresel bir devlet kurmak amacıyla kullanarak Yahudi-Hristiyan Etiğinin aleyhine İslam Etiği'nin lehine bir canlanma yaşayıp yaşamadığını sorgulamaktadır. Eylül 2013'te planladığım ve üzerinde çalıştığım ve 7 Ekim 2018 Pazar günü yayınladığım  'SA6940/SD1156: İslamcılık; Zehirli Maya (Aşı) ya da Masonik Kara Büyü' başlıklı çalışmamda 'İslamcılık' maskesi ve 'Masonluk' aracılığı ile Osmanlı İmparatorluğunun müslüman topluluklarının nasıl ayrıştırıldığını ve kurulan yapay ulus-devletlerin kukla yönetimler tarafından nasıl Satanizmin hizmetine sunulduğunu ve Satanist Masonların İslam'ın içini nasıl boşaltmaya çalıştığını incelemiş ve mason olduğu kesin olarak açığa çıkan câni Fetullah Gülen liderliğindeki dinî cemaat-nurculuk  maskeli FETÖ üyesi generallerce, 15 Temmuz 2016'da, ahlakı ve dinî değerleri önceleyen politikalara sahip Erdoğan liderliğindeki Türkiye'ye askerî darbe yapmaya çalışan ve halk tarafından durdurulan Masonik İslamcılığı şöyle tanımlamıştım: "İslamcılık, 1789'la Fransa'da egemen hâle gelen masonların, yer küredeki bütün imparatorlukları yıkma girişimlerini içeren bütüncül bir organizasyonun Osmanlı İmparatorluğuna yönelik olan hamlesinin adıdır ve Sultan III. Selim’den itibaren güçlenerek II. Mahmut, Abdülmecid, Abdülaziz ve II. Abdülhamid liderliğindeki Osmanlı İmparatorluğu'nu, İstanbul, İzmir, Selanik, Manastır, Mısır, Şam, Beyrut gibi merkezlerde kurulan gizli mason localarında olgunlaştırılarak parçalayan ve yıkan bir hançerdir. Günümüz tartışmalarının amacı da yeniden güçlenen, bölgesel ve küresel bütünleşik bir strateji izleyerek masonların hakimiyet alanlarını daraltan Türkiye Cumhuriyeti'nin Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki yönetimini hedef hâline getirerek yeniden parçalamak ve etkisiz hâle getirmekti", 06.09.2008 tarihli 'SA24/SD5: İslamcılık: Kara Büyü' başlıklı çalışmamda da Peter D. Goodgame'un "Yahudi-Hıristiyan etiği nasıl aşındı, buna karşılık İslam etiği bariz bir canlanma yaşadı mı?" şeklindeki sorusunu o sormadan (2014) 6 yıl önce (2008) cevap vermiştim: "İslamcılık anaforu, Müslüman zihinlerden sürekli yeni kurbanlar devşirmektedir. Geleneksel diye, dışlanan ve aşağılanan bozunmaya uğramış 17,18,19 ve 20. yüzyıl İslam algısına alternatif olarak ortaya konan ve  terakkîyi hedefler görünen İslamcılık kara büyüsü, daha fazla tahrif ve tahribe aracılık etmeden Müslümanların  düşüncelerinden uzaklaştırılmak zorundadır."  Satanistler, önce kendi topluluklarını, Yahudileri -Siyonist-Laik-Fanatik-Ortodoks diyerek parçaladılar ve Yahudi etiğini, tahrif edip etkisizleştirdiler, eş zamanlı olarak Katolik-Ortodoks-Protestan etiğini ve İslam Etiğini yetiştirdikleri profesyoneller aracılığı ile yok ettiler; bugün diktatör Arap liderleri, aynı satanist gücün birer piyonu olarak elde ettikleri dokunulmazlıkla hem İslam'a hem de Müslümanlara yönelik soykırım politikalarını acımasızca uygulamaktadırlar. Yayınladığımız bu çeviri seti, eksik bilinenlerle örtülmek istenen gerçeğin açığa çıkması için faydalı olacaktır diye düşünüyoruz.
Seçkin Deniz, 27.10.2020

The Globalists and the Islamists:
Fomenting the "Clash of Civilizations" for a New World Order

III. Müslüman Kardeşler Yayılıyor

Müslüman Kardeşler, II. Dünya Savaşı'nın başında Mısır'ın nüfuzlu Azzam ailesinin üyeleriyle birleşince büyük miktarda prestij kazandı. Abdurrahman, bu Azzam ailesinin en ünlüsüydü ve tüm hayatı İngiliz İmparatorluğu'na hizmetle geçmişti. I. Dünya Savaşı'ndan sonra Libya'daki Senusi Kardeşliğinin siyasi çalışmalarını organize etmeye yardımcı olmak için İngiliz İstihbaratı ile birlikte çalıştı. (1) Çalışmaları çok başarılıydı ve 1951'de Birleşmiş Milletler töreninde Senusi Kardeşliği'nin başkanı Libya kralı ilan edildi (İlk başta Britanya İmparatorluğu'nun sevgilisi Kral İdris I, 1969'da Muammer Kaddafi tarafından devrilene kadar Libya'ya liderlik etti. Kaddafi'nin kendi devrimci örgütü 1966'da Londra'da kurulmuştu (2) ancak rejimi hızla İngilizlerin gözünden düştü.)

II. Dünya Savaşı'ndan sonra Abdurrahman Azzam, İngiliz destekli Arap Devletleri Ligi'nin ilk Genel Sekreteri oldu. Azzam'ın itibarı, kızı Muna'nın Suudi Arabistan Kralı Faysal'ın en büyük oğlu Muhammed ile evli olmasıyla tasdiklenmişti. (3)

1955'te General Nasır'ın Müslüman Kardeşler'i çökertmesinden sonra örgüt operasyon üssünü Londra ve Cenevre'ye taşıdı. Cenevre üssü Hasan el-Benna'nın kızıyla evli olan Said Ramazan'ın kontrolündeydi. Ramazan, İslami Araştırmalar Enstitüsü'nü kurdu ve onun kontrolü altında Cenevre, Avrupa'da önemli bir İslami üs haline geldi. Bugün burası Suudi Arabistan Kralı Fahd'ın krallıkta hayatının tehlikede olduğunu hissettiği her an kaçtığı yerdir. Aşağıdaki hikaye, Ramazan'ın dünya çapındaki İslamcı yeraltı dünyasıyla yakın bağlantılarını göstermektedir:

İran devriminden kısa süre sonra Ali Ekber Tabatabai adında bir adam Ayetullah rejimine karşı muhalefetin en önemli sesi haline gelmişti. Tabatabai, Şah yönetimi sırasında Washington DC'deki İran büyükelçiliğinde enformasyon danışmanıydı ve Şah'ın düşüşünden sonra İran Özgürlük Vakfı'nı kurdu. Tabatabai, Temmuz 1980'de Davud Selahaddin olarak da bilinen David Belfield tarafından öldürüldü. Belfield, Ayetullah'ın gizli servisinin (Savama) Washington başkanı olduğu söylenen Bahram Nahidian ile bağlantılı bir çetenin üyesi olan Siyah bir Müslümandı. Cinayetten iki saatten daha az bir süre sonra Belfield, Cenevre'deki Said Ramazan'ı birebir telefonla aradı ve ardından birkaç farklı pasaport kullanarak İsviçre'ye gitmek üzere Amerika Birleşik Devletleri'nden kaçtı. (4)

Cenevre, Müslüman Kardeşler için her zaman yararlı bir üs olmuştur, ancak Londra genel merkezi bu üslerin en önemlisi haline gelmiştir. Oradaki yetkili, Abdurrahman Azzam'ın akrabası Salem Azzam'dır. Salem Azzam, daha önce de belirtildiği gibi, Said Ramazan ile yakın işbirliği içinde 1973'te Londra'da kurulan Avrupa İslam Konseyi'nin başına geçmişti. Dreyfuss, Konseyin rolünü şöyle açıklıyor:

"[Konsey] İhvan'ı [Kardeşleri] Fas'tan Pakistan'a ve Hindistan'a kadar (uzanan bölgede) idare eder; Batı Avrupa'daki yüzlerce 'dini' merkezi ve bu merkezler aracılığıyla hem Ortadoğu hem de Avrupa'daki binlerce köktenci öğrenci ve Müslüman din adamını kontrol eder." (5)

1978'de İslami "kriz arkı" devrimini desteklemek için İslam Savunma Teknolojisi Enstitüsü (IIDT) kuruldu. Açılış semineri Şubat 1979'da Londra'da yapıldı. Enstitü, NATO ile el ele çalışacaktı ve Salem Azzam ve Avrupa İslam Konseyi üyeleri tarafından yönetilecekti. Pakistan ve Afganistan gündemin başındaydı ve IIDT, Müslüman Kardeşler'in Pakistan ve Afganistan’da ve Ortadoğu'daki mücadelelerini destekleyen devasa silah sevkiyatlarının koordine edilmesine yardımcı oldu. (6)

Müslüman Kardeşler, Mısır dışında bir dizi hatırı sayılır cephe örgütü yaratmada başarılı oldu ve geniş çapta şiddeti reddeden ılımlı bir kurum olarak algılanmaya başlandı. Ancak Müslüman Kardeşler Mısır'ın içinde rejimin devrilmesi ve "saf" bir İslami devlet kurulması hedeflerine bağlı kaldı ve bu amaca ulaşmak için terörizmi kullandı.

Enver Sedat 1970'te Mısır başkanı olduğunda, ülkesini Nasır'ın Sovyet yanlısı politikalarından uzaklaştırmak ve Batı ile yeniden müttefik haline getirmek için bir kampanya başlattı. Başlangıçta bu görevdeki en zorlu rakiplerinden biri Arap Sosyalist Birlik Partisi idi. Sedat, Arap Sosyalistlerine baskı yapmanın ve rejimini sağlamlaştırmanın bir yolu olarak Müslüman Kardeşler ile uzlaşmaya başladı ve görevinin ilk yıllarında yüzlerce Müslüman Kardeşler üyesinin hapisten serbest bırakılmasını sağladı.

Müslüman Kardeşler, tarihi boyunca altı Yüce Rehber’e (Çev: Türkçe kaynaklarda “Genel Mürşid” ifadesi kullanılıyor) sahip olmuştur. El-Benna, 1949'daki ölümüne kadar örgüte liderlik etti. 1951'de kısa bir kaos döneminden sonra yerine Hasan el-Hudeybi geçti. El-Hudeybi, Nasır'ın hükümdarlığı boyunca belirli periyotlarını hapishanede geçirdiği hayatını 1976'da kaybedene kadar örgütün başında kaldı. Onun yerine 1987'de ölen Ömer el-Tilmisani ve ondan sonra da Hamid Ebu'n-Nasr geçti. 

Hem Tilmisani hem de Nasr, 1954'te Nasır'ın Kardeşler karşıtı tasfiyesi sırasında hapse atılmıştı. Sedat 1971'de Tilmisani'yi, 72'de ise Nasr'ı serbest bıraktı. Örgütün son  Yüce Rehber’i, 1996'da görevi devralan ve 14 Kasım 2002'de ölümüne kadar liderlik eden Mustafa Meşhur'dur. Şimdiki Yüce Rehber, ikinci Yüce Rehber Hasan el-Hudeybi’nin seksen üç yaşındaki oğlu Me'mûn el Hudeybi’dir. Yüce Rehber, üyelerinin büyük çoğunluğu ve liderliğinin çoğu yurtdışında olmasına rağmen, ikametgahını ve ofislerini her zaman Mısır'da tutar. Yüce Rehber çoğunlukla sadece sembolik bir liderdir ve Müslüman Kardeşler'in gizli operasyonları Londra ve Cenevre'den yönetilmektedir.

Sedat İslamcılarla uzlaşmaya çalıştı, ancak onların her zaman bir tehdit olabileceğini biliyordu ve siyasi bir grup olarak Kardeşler üzerindeki resmi devlet yasağını hiçbir zaman kaldırmadı. Buna rağmen Kardeşlik hızla siyasi bir güç haline geldi. Görünürde "ılımlı" bir duruş sergilemeye çalışan Kardeşler, perde arkasında birbirine gevşek bir şekilde bağlı bir dizi şiddet yanlısı aşırılıkçı grup ortaya çıkaracaktı.

Tekfir vel Hicre bu grupların en önemlilerinden biriydi. Eski bir Müslüman Kardeşler üyesi olan Şükrü Ahmed Mustafa tarafından yönetilen grup 70'lerin başlarında kuruldu. 1975'te bir dizi üyesi tutuklandıktan sonra Mısır gazetesi El Ahram tarafından kamuya ifşa edildi. 1977'de bu grup, eski bir din işleri bakanı olan Şeyh Muhammed Hüseyin Ez-Zehebi'yi kaçırdı ve serbest bırakılması için altmış mahkumun bırakılmasını ve 200.000 Mısır poundunun verilmesini talep etti. Talepler reddedilince örgüt tarafından öldürülen Şeyh'in cesedi teslim edildi ve ardından birkaç hedefli bombalama gerçekleştirildi. 8 Temmuz 1977'de grubun lideri Mustafa, bazı takipçileriyle birlikte tutuklandı. Mustafa ve elebaşlarından dördü 19 Mart 1978'de idam edildi, ancak terör örgütü varlığını devam ettirdi. (7)

İslam Kurtuluş Örgütü, eski Müslüman Kardeşler üyesi Dr. Saleh Siriyya tarafından oluşturulan başka bir terörist hücresiydi. 1974'te bu grubun üyeleri bir askeri akademiyi basarak silahları ele geçirmeye ve ardından Sedat'ın konuştuğu bir meclise girmeye çalıştı. Plan başarısız oldu, 11 kişi öldü, Siriyya yakalandı ve daha sonra idam edildi. (8)

1974'te güvenlik güçleri, Müslüman Kardeşler üyesi ve aslen Hayfa'lı bir yargıç olan Şeyh Takiyyuddîn en-Nebhânî  tarafından Ürdün'de 50'li yıllarda kurulmuş başka bir grup olan İslami Kurtuluş Partisi'ni (Çev: Hizb ut-Tahrir) ortaya çıkardı. Bu grup öncelikle İsrail'e yönelik faaliyetlere odaklandı ancak Sedat Mısır'da yaşayan grubun üyelerini tutukladı ve sorguya çekti. (9)

Bugün hala varlığını sürdürmekte olan Müslüman Kardeşler'in kollarından en önemli ikisi, Mısırlı terör örgütleri; İslami Grup olarak tercüme edilebilecek Cemaat el-İslamiyye ve sadece Cihad veya el-Cihad olarak da bilinen Mısır İslami Cihad hareketidir. İkisi de Cumhurbaşkanı Enver Sedat suikastına dahil olmuştur.

Cemaat el-İslamiyye Kaddafi ile yaptığı işbirliği nedeniyle Sedat’a karşı kışkırtma yapmak amacıyla 1971 yılında kuruldu. Müslüman Kardeşler üyesi Dr. Hilmi el-Gazzar liderliğindeydi ve başlangıçta şiddetten uzak durdu; üniversitelerdeki aktivizme odaklandı ancak bu durum kısa süre sonra değişecekti. Daha sonra örgütün lideri olarak Dr. Ömer Ahmed Muhammed Abdurrahman adlı kör bir şeyh ortaya çıktı. (10)

Diğer önemli bir grup olan İslami Cihad, ilk kez 1977'de El Ahram'ın bu savaş örgütünün seksen üyesinin tutuklandığını bildirdiğinde gün yüzüne çıktı. O dönemde İslami Cihad'ın üyelerinden biri, Azzam'larla akraba, genç bir üst sınıf Müslüman olan Eymen el-Zevahiri idi. Büyükannesi daha önce adı geçen ünlü Abdurrahman Azzam'ın kız kardeşiydi ve amcası Avrupa İslam Konseyi'nden Salem Azzam'dı. Zevahiri ilk olarak 1966'da Müslüman Kardeşler üyeliğinden dolayı 16 yaşındayken tutuklanmış ve militan görüşleri yıllar içinde artmaya devam etmişti.

1980 yılının başlarında, İslami Cihad yeniden hedef haline geldi ve hükümet yetmiş kişiyi daha tutukladı. Mısır savcısı örgütü "fanatik bir terörist grup" olarak nitelendirdi ve örgütün "yurt dışından finanse edildiğini ve silah, patlayıcı ve teknik teçhizatla silahlandırıldığını" söyledi. (11) Ancak tutuklamalar ve soruşturma nihai terör saldırısını engelleyemedi. Dietl konu hakkında şöyle diyor: 

"Cihat grubu, 6 Ekim 1981'de, Halid İslambuli komutasındaki bir komando birliğinin, Devlet Başkanı Enver Sedat'ı vurmasıyla manşetlere bir kez daha taşındı. 1982 yazındaki zorlu soruşturmalardan sonra Cihad grubunun, Müslüman Kardeşler'in büyük aile teşebbüsünün bir parçası olduğu Kahire'de açığa çıkmıştı. Sorduğumda bu durum Müslüman Kardeşler tarafından da kabul edildi. Bu arada Cihad grubu, imzasız bir açıklamada Sedat'ın halefi Mübarek’in  'ölüme mahkum edildiğini' bildirdi. Eylül 1982'de Cihat grubunun en önemli üç lideri, izleri takip edilerek yakalandı ve tutuklandı." (12)

Sedat'ın öldürülmesinden sadece iki yıl önce Uluslararası Müslüman Kardeşler Komitesi Londra'da bir zirve toplantısı düzenlemişti. Mısır, Sudan, Ürdün, Pakistan ve Afganistan'dan gelen Müslüman Kardeşler  liderleri, Pakistan ve İran'daki son başarıları ve Afganistan, Suriye ve Mısır'ın geleceğini tartışmak için Suudi Arabistan gizli servisinin başkanıyla bir araya geldi. (13)

Mısır'da Sedat, Müslüman Kardeşler ile uzlaşmaya devam ediyordu. 1978'de Müslüman Kardeşler'in yayın organı olan El Dava'nın yeniden dağıtılmasına izin verdi. Hatta 1979'da Yüce Rehber Ömer el-Tilmisani ile iki kez bir araya geldi, ancak diyalogdan hiçbir şey çıkmadı ve Müslüman Kardeşler, camilerde olduğu kadar matbaada da Sedat'a yönelik saldırgan tutumlarını sürdürdü. Nihayetinde, Sedat suikasta kurban gitmeden birkaç hafta önce, el-Tilmisani'yi tutuklattı ve El Dava'nın dağıtımına yasak getirildi.

Sedat vurulduğunda Kemal es-Senaniri, Müslüman Kardeşler'in Mısır'daki en önemli temsilcisiydi. Tutuklanarak sorguya çekildi ve birkaç hafta sonra hapishanede öldü. Hükümet, ikna edici olmayan bir şekilde intihar ettiğini iddia etti, ancak karısı Amina bu açıklamayı reddetti. Amina, Seyyid Kutub'un kızıydı.

Kör şeyh Ömer Abdurrahman da tutuklandı, ancak daha sonra beraat etti. Hükümetin ateistler ve kafirler tarafından yönetildiğine hükmederek suikastın faillerini cesaretlendirmişti. Ayrıca, davayı finanse etmenin bir yolu olarak hırsızlık yapılmasına da izin verdi. Hatta hükümeti devirmeyi başarırlarsa (militanların) hükümet görevlilerinin eşlerini almalarına izin verileceğine hükmetmişti. (14) Yıllar sonra, 1993 yılında Dünya Ticaret Merkezi'nin bombalanmasına karıştı, yargılandı, hüküm giydi ve şu anda bulunduğu yerde hapis cezasına çarptırıldı. Onun iki oğlu El Kaide üyesi ve Usame bin Ladin'in yakın takipçileri olarak cihadı sürdürüyor. Yakın zamanda CNN'de yayınlanan El Kaide videolarında kendilerine dikkat çekildi ("Nefretin Kökleri" klibine bakın)). Şeyh Abdurrahman hala İslami Grup'un tanınmış ruhani lideridir ve üyeleri, şeker hastası Şeyh'in Amerikan hapishanesinde ölmesi halinde Amerika'dan intikam alma sözü vermişlerdir.

Eymen el-Zevahiri de suikastla bağlantılı olarak tutuklanmıştı. Üç yıl hapis yattıktan sonra serbest bırakıldı ve kısa süre sonra İslami Cihad'ın zirvesine yükseldi, 1993'te yönetimi devraldı ve ardından Sudan'daki Usame bin Ladin ile bağlantı kurdu. Mısır'dan kaçtıktan sonra, operasyonlarını İsviçre'nin Cenevre kentinde, Said Ramazan liderliğindeki Müslüman Kardeşler kontrolündeki İslami Merkez'e bağlı olarak yürüttü. (15) (Malcolm X'in Elijah Muhammed'e bağlı Siyahi Müslümanlar tarafından öldürülmesinden sadece birkaç hafta önce ünlü yazışmalarını yaptığı kişi.) 

Daha sonra El-Zevahiri, "El Kaide" örgütünün sözde "iki numaralı adamı" olarak ortaya çıktı. Kardeşi Muhammed el-Zevahiri şu anda Balkanlar'da Sırbistan ve Makedonya'ya yönelik Müslüman saldırıları yönetiyor. Raporlar, onun Kosova'nın NATO denetimindeki bir bölgesinde çalıştığını söylüyor. (16) "Azzam ailesinden" bu iki kardeş, Ayman'ın Mısır'daki devrime destek vermemesi nedeniyle Müslüman Kardeşleri alenen eleştirmesine rağmen, Müslüman Kardeşler ile bağlarını her zaman korudular. Ayman'ın eleştirisi, "ılımlı" görünümünü korumaya çalışan Kardeşler için yararlı bir örtü oldu.

El Kaide örgütünün Sedat suikastıyla bağlantılı bir diğer önemli figürü, 15 Nisan 1982'de idam edilen suikastçı Halid İslambuli'nin erkek kardeşidir. Mısır’ı terk eden Ahmed Şevki İslambuli, Pakistan-Karaçi’ye giderek bir kaçakçılık ağının kurulmasına yardım etti. Daha sonra, Somali'de bir militan üssü kurulması için Sudan'da Bin Ladin ile birlikte çalıştı ve sonrasında, 1998'de, Bin Ladin'e bağlı Yahudi ve Haçlılara karşı Cihat için Dünya İslami Cephesi’nin üyesi oldu. (17)

Müslüman Kardeşler'in en son öne çıkan terörist kolu, Şeyh Ahmed Yasin tarafından 1988'de "İslami Sözleşme"nin yayınlanmasıyla ayrı bir grup olarak ortaya çıkan Filistinli grup HAMAS'tır. (Seçkin Deniz'in Notu. Hamas'ın son dönemde özellikle İran'ın güdümüne girmesi ve İsrail'in politikalarına uygun uygulamalarla gündem olması, Türkiye aleyhine tutum ve davranışlara karşı belirsiz bir tutum ortaya koyması, Arap Birliği'nin Türkiye aleyhine alınan kararlarına ses çıkarmaması açıklaması güç ilginç bir durum ortaya koymaktadır. Şeyh Ahmet Yasin'in de Seyyid Kutub gibi öldürülmesi muhtemelen sınırların dışına çıkması nedeniyle gerçekleşmiştir) Ahmed Yasin birkaç yıldır Gazze'deki Müslüman Kardeşler'in başıydı ve bu grubun geçmişi, El-Mücemma El-İslami adlı bir İslami dernek olarak kayıtlı olduğu 1978 yılına kadar izlenebilir. 1988’de gerçekleşen İslami Sözleşmede grup kendisini açıkça "Müslüman Kardeşler'in Filistin kolu" olarak tanımlıyor. (18)

Robert Dreyfuss, aşağıdaki birkaç paragrafta Müslüman Kardeşler örgütünün yapısını özetlemektedir. Bu sözler 1980'de yazılmıştır, ancak bugün de aynı şekilde doğrudur.

"Gerçek Müslüman Kardeşler, aynı derecede fanatik taraftarlarıyla birlikte fanatik bir şeyhten ibaret değildir; bu tür delilerin tüm hareketlerine liderlik eden üst düzey mollalar ve ayetullahlar da değildir; Humeyni, Kaddafi, General Ziya incelikle tasarlanmış kuklalardır.

Gerçek Müslüman Kardeşler, ellerini asla öldürme ve yakma işiyle kirletmemiş insanlardır. Perdenin arkasında gizemli bankacılar ve finansörler yer alır. Bunlar, genolojileri kendilerini oligarşik seçkinler arasına yerleştiren eski Arap, Türk veya Fars ailelerinin üyeleridir. Avrupalı siyah aristokrasi ve özellikle İngiliz oligarşisi ile sorunsuz iş ve  istihbarat ilişkileri vardır.

Ve Müslüman Kardeşler paradır. Kardeşlik muhtemelen anlık likit varlıklarda on milyarlarca doları kontrol eder, günlük iş operasyonları ile de milyarları kontrolü altında tutar. Bu işler arasında petrol ticareti ve bankacılığından uyuşturucu kaçakçılığına, yasadışı silah ticaretine ve altın ve elmas kaçakçılığına kadar her şey bulunur.  Anglo-Amerikalılar Müslüman Kardeşlerle ittifak kurarak, yalnızca kiralık terörist şantajına sahip olmuyorlar; numaralandırılmış İsviçre banka hesaplarından Dubai, Kuveyt ve Hong Kong'daki denizaşırı cennetlere uzanan güçlü ve dünya çapında bir finans imparatorluğunun da ortakları haline geliyorlar." (19)

Umarım okuyucu, radikal İslamcı hareketin gerçekte ne kadar küçük, birbiriyle ne kadar yakından ilişkili ve hepsinin Müslüman Kardeşler ile nasıl bağlantılı olduğunu anlamaya başlamıştır. Usame bin Ladin'in kariyeri yakından incelendiğinde tablo daha da netleşecektir.


Peter D. Goodgame, 11 Ağustos 2002, RedMoonRising

<<Önceki                   Sonraki>>



Tamer Güner, 27.10.2020, Sonsuz Ark, Stratejik Araştırma, Çeviri





III. Kaynakları:
  1. Holy War, Wilhelm Dietl, 1983
  2. Bin Laden: The Man Who Declared War On America, Yossef Bodansky, 1999
  3. Hostage To Khomeini, Robert Dreyfuss, 1980
   
III. Notları:
  1. Dreyfuss, p. 133
  2. Libya: history, internet article
  3. Biography of Ayman al-Zawahri
  4. Dreyfuss, pp. 174-175
  5. Dreyfuss, p. 160
  6. Dreyfuss, p. 164
  7. Dietl, pp. 64-66
  8. Dietl, p. 66
  9. Dietl, p. 67
  10. Dietl, p. 67
  11. Dietl, p. 68, also see Zawahiri biography
  12. Dietl, p. 68
  13. Dietl, p. 61
  14. Dietl, p. 87
  15. Bodansky, p. 101, p. 125
  16. Bodansky, p. 298, Balkans report
  17. Bodansky, p. 13, p. 405
  18. Hamas background, profile
  19. Dreyfuss, pp. 164-165


Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
  4. Sonsuz Ark Yayınlarının Kullanımına İlişkin Önemli Duyuru için lütfen tıklayınız.

Hiç yorum yok :

Seçkin Deniz Twitter Akışı