26 Eylül 2020 Cumartesi

SA8874/DT45: Kolonya’l Batılılaşma ya da 'Hayranlık Verici Su'; L’Eau de Cologne

Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

‘Alkol içeriyor kolonya haramdır’ diyerek, herkese ateş püsküren elitlerin yeni iş ortağı Saadetçilerin öfkesiyle, ‘Alkol içmek haramdır, kolonyayı içmiyoruz, alkol ise her türlü meyve de belli bir oranda zaten var’ diyerek dalga geçebiliriz belki.

Bize ait değil kolonya, ama bize ait sandığımız ve envâî çeşit pahalı parfümle hayatlarını donatan ve birbirlerini kokularıyla tanıyan ‘snoptik’ tür ‘elitler’ öyle sandıkları için ‘kolonya kokulu’ diyerek aşağılandığımızı çok sonradan öğrendik. İşin bu kısmı ile giriş yapmak istedim bu yazıya, ama vereceğim derslerin de buraya eklemlenmesini sağlayacağım. 

Batılı özentinin yine Batı’dan gelen bir icada sırf sıradan insanlar çok ilgi gösteriyor diye aşağılayıcı bir gözle bakması trajik bir durum, daha çok cehaletin derin hâlini simgeleyen bir trajedinin en somut hâli. Kesinlikle eminim ‘elitler’ kolonyanın Floransa’dan geldiğini bilmiyorlar. 

Kolonya’nın adı bize yabancı zaten. Fakat adı bile ‘Batı’dan ‘elitler’e sirâyet eden kibrin kaynağında kızıl bir döngü oluşturduğunu çoğumuzun bilmemesi ya da merak etmemesi gerçekten ilginç. Bu tuhaf döngünün sanatın İtalyan merkezi Floransa’dan başlaması daha da şaşırtıcı. 

Aslen İtalyan olan ve 17. yüzyılda Almanya Köln’de yaşayan mucit Giovanni Paolo Feminis’in Floransalı keşişlerden öğrendiği, esanslardan, alkol ve sudan ibaret olan bu karışımın Köln’e dönüşünde adıyla beraber Köln’de doğduğunu yine meraklısı dışında bilen yok. Giovanni Paolo Feminis etil alkollü formülün içine bergamot, limon ve portakal esansı katarak yeni bir ürün geliştirerek Kolonya’nın tarihe girişini sağlamış. 

Kısa süre içinde binlerce insan kolonyayı tanımış. Kokusu ve ferahlık vermesi namının yayılmasında etkili olmuş. İlk başta adı ise 'Hayranlık Verici Su' anlamına gelen 'Eau Admirable imiş. O kadar ünlenmiş ki Giovanni Paolo Feminis üretime yetişemiyormuş. Arkadaşı Giovanni Maria Farina'yı yardıma çağırmış. Giovanni Maria Farina, Köln'e gelir gelmez 1709'da kurduğu fabrikayla kolonyayı seri halde üretmeye başlamış. 

Fransızca’da “L’Eau de Cologne”, Almanca’da “Kölnisch Wasser” yani “Köln Suyu” olarak meşhur olmuş. Avrupa burjuvazisinin kullandığı ağır ve pahalı parfümlerin aksine kolonya doğallığı ve saflığı temsil ediyormuş, böylece zamanla halk içinde daha da yaygınlaşmış ve Avrupa’da her evde kolonya kullanılır olmuş.

Gördüğümüz gibi ‘Kolonya’, adını ilk kez üretildiği Köln şehrinden alıyor ve biz de. II. Abdülhamid döneminde ilk defa kolonya ile tanışmışız. Önceleri Avrupa’dan ithal ettiğimiz kolonya, 1882'de Ahmet Faruki tarafından İstanbul'da üretilmeye başlanmış, kısa sürede Türk topraklarında adını duyurmuş. Zamanla misafirlere gül suyu yerine kolonya ikram edilmeye başlanmış. Cumhuriyet devrinde üst üste kolonya fabrikaları açılmış.

Fenalaşana, başı ağrıyana kolonya verilmesinin nedeni ise içindeki uçucu alkol sayesinde ferahlatıcı bir etkisi bulunması. Zaten kolonya ilk başta tıbbi amaçla kullanılmış. Genellikle antiseptik olarak ve sindirim sorunlarını gidermek için kullanılan kolonyanın vebaya iyi geleceğine bile inananlar varmış.

Şimdi görünüşe göre biz Avrupa halkları gibi evlerimizde kolonya bulunduruyoruz, ama bizim ‘elitler’ bizi kolonya koktuğumuz için aşağılıyorlar. Döngü bu; Batı’dan geleni taklit etmişiz, aynen uygulamışız, yörelerimize göre geliştirmişiz, ama Batı hayranı ve Avrupa mukallidi olmakla övünen sosyete bizi Avrupalı kolonya kullandığımız için aşağılayarak kendisini de aşağılamış oluyor.

Fakat bir mesele var; Avrupa burjuvazisinin kullandığı ağır ve pahalı parfümlerin aksine kolonya doğallığı ve saflığı temsil ettiğine göre, bizim ‘sosyete’ de Avrupa burjuvazisini taklit ettiğinin farkında ve muhtemelen kolonya kullanan Avrupalı halkları da aşağıladıkları için bu aşağılamayı doğrudan taklit ederek Avrupalı haklara benzeyen bizleri eş tepkiyle aşağılamaya başlamışlar. Benim anladığım bu. Burjuva her yerde aynı ve kim bilir belki de hepsi soyca da akraba, adları bizimkine benzese de. 

Kolonya, ‘Kolonyal’ bir şey ve burjuva tarafından sömürülen halkların tümünü temsil ediyor, bu halkların Avrupalı olmasının ya da Anadolu’da yaşamasının bir anlamı yok, ucuz, kolay ulaşılabilir ve kötü kokuları giderir.

Bizim en güzel hasletlerimiz aldığımız örnekleri kendimize benzetmemiz, kolonyanın başına gelen de bu; kendimize benzetip bize ait olduğunu sanmışız. Biberiye, limon, portakal çiçeği, bergamot yasemin, yeşil çay, mandalina, incir, tütün, ceviz yaprağı, menekşe, zambak çiçeği, zeytin çiçeği, çam, leylak çiçeği gibi kolonyalar icat etmişiz. Daha da ileri gitmişiz; Düzce’nin tütün, Rize’nin çay, Antalya’nın turunç çiçeği kolonyası, Trabzon’un fındık kolonyası, Edremit ve Ayvalık’ın zeytin çiçeği ve Gaziantep’in biber ve fıstık kolonyaları ortaya çıkmış. Batı’yı fersah fersah geçmişiz kolonyayı kendimize ait kılarak, adını bile değiştirmeyerek. 

Cumhuriyet büyük bir iş başarmış ve biz Cumhuriyetin ilk çocukları olan dedelerimiz yoksul olduğundan onların çocukları olan babalarımızdan ve annelerimizden özellikle bayramları epeyce pahalı olan kolonya çeşitlerinden en ucuzunu, limonlusunu satın alarak misafirlere ikram etmek üzere dantelli örtülerin üstüne koymaya başlamışız (biz en iyisini alırdık). 

Hatırlıyorum tütün kolonyası bizim esanslarımızı çok andıran bir rayihaya sahip olduğundan severdim, ama okuldaki kızlar genellikle tütün kolonyası esans koktuğu için pek sevmezlerdi, onlar limoncuydu, onlar esans kokulu hacılarımızdan hoşlanmadıkları için bu böyleydi. Hem zaten hacılardan hoşlanmamak modaydı.

Oysa kökü bizim tarihimizde ve geleneklerimizde olan Misk-u Amber, Misk ve Amber’in birleştirilmesiyle elde edilen saraylarda tüketilen kokuydu. Misk kokusu, erkek Misk geyiklerinden elde edilen çok pahalı bir üründü, Amber ise çok uzaklardan getiriliyordu. Batılılaşınca %80 alkollü kolonya ile değiştiriverdik onu. Dişileri cezbetmek için erkek atalarımızın keşfettiği Misk-u Amberin kokusunu bile bilmiyoruz artık.

Kolonya’nın misafire ikram edilmesi biz çocukların işiydi. Misafir oturur oturmaz kolonyayı sağ elimize ve bayram şekeri ya da çikolata kâsesini (ikisi bazen karışık olurdu) sol elimize alır, tek tek gezerdik misafirleri. Önce kolonya döker, sonra da kâseyi uzatırdık. Bilmezdik tabi neden böyle yaptığımızı, kendimize benzettiğimiz için kolonyayı pahalı olduğundan dolayı en değerli ikram olarak misafirlerimize takdim ederdik. Öyle herkeste kolonya bulmak çok zordu. Hele hele keskin, alkol oranı yüksek kolonya nerede öyle…

2020 yılında Covid-19 salgını ile öğreniyoruz kolonyanın dezenfekte edici özelliğini. Meğer misafirlerimizin eline kolonya dökünce ev ev gezdikleri için kirlenen ellerini dezenfekte ediyor ve temiz elleriyle çikolata ya da bayram şekeri alıp yemelerini sağlıyorduk. 

Şimdi milyonlarca litre kolonya ihraç ediyoruz Batı’ya, yani ABD’ye, Avrupa’ya ve dünyanın birçok ülkesine. 2020’nin ilk altı ayında 86 ülkeye kolonya ihracatı gerçekleştirerek 13 milyon 193 bin 703 dolarla rekor seviyeye ulaşmış satışlarımız.

O kadar çok benimsemişiz ki Kolonya’yı, en çok anavatanı olan Almanya'ya 4,1 milyon dolarlık kolonya satmışız. Almanya’yı 2,1 milyon dolarla Hollanda, 1,1 milyon dolarla Suudi Arabistan, 641 bin dolarla İngiltere ve 595 bin dolarla ABD takip etmiş. 

Benim aklıma takılan şu, Avrupa Birliği bütün Avrupalıları burjuva yaptığı için mi kolonya üretimi ve tüketimi yok oldu, Covid-19, dezenfektan olarak Kolonya’yı mecbur kıldığı için hepsini sıradanlaştırdı mı bizim gibi? Doğallığı ve saflığı hak ediyorlar mı kolonya kullanarak, yoksa kirli ruhlarından ve bedenlerinden taşan ölüm korkusu mu?

İşin en güzel tarafı şu anda ‘elitler’in hepsinin çantalarında kolonya ile geziyor olması. ‘Alkol içeriyor kolonya haramdır’ diyerek, herkese ateş püsküren elitlerin yeni iş ortağı Saadetçilerin öfkesiyle, ‘Alkol içmek haramdır, kolonyayı içmiyoruz, alkol ise her türlü meyve de belli bir oranda zaten var’ diyerek dalga geçebiliriz belki.

Batı'nın 'Hayranlık Verici Suları'nı değiştirip onlara satmak gerçekten eğlenceli.


Doğa Toprak, 26.05.2020, Sonsuz Ark, Kırlangıç Zamanları

Doğa Toprak Yazıları

Yararlandığım kaynaklar:

  1. https://kulturveyasam.com/9-madde-ile-kolonya-ilginc-tarihi/
  2. https://www.milliyet.com.tr/kolonyanin-tarihi-molatik-15727/
  3. https://islamansiklopedisi.org.tr/misk
  4. https://islamansiklopedisi.org.tr/amber
  5. https://www.trthaber.com/haber/ekonomi/kolonya-ihracati-rekor-seviyeye-ulasti-510726.html

Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
  4. Sonsuz Ark Yayınlarının Kullanımına İlişkin Önemli Duyuru için lütfen tıklayınız.


Hiç yorum yok :

Seçkin Deniz Twitter Akışı