21 Ocak 2019 Pazartesi

SA7385/KY59-MLÖZ63: Beklenti

"Yaptıklarımızın karşılığını gerekenden başka bir yerden ummaya başladığımız zaman, hem karşılığı sadece Allah’tan beklemenin bize bahşettiği özgürlüğü kaybederiz, hem de içimizdeki huzuru."


Beklenti ve beklentisizlik. Bu ikisinden birini hayatımıza dâhil ederiz. Birbirine zıt kavramlar olması sebebiyle, birini hayatımızdan uzaklaştırdıkça diğerine daha çok yer açarız. Çoğumuz doğuştan çeşitli beklentiler içerisinde oluruz, beklentisizliği ise sonradan öğreniriz. Bu da doğal bir süreçtir; dünyaya geldiğimiz ilk yıllarda ne kendi ihtiyaçlarımızı karşılayabilecek ne de tek başımıza önemli kararlar alabilecek durumdayız. 

Dolayısıyla o dönemde başkalarına muhtacız. Ailemize, büyüklerimize muhtacız, onların bakımlarına ve şefkatlerine. Bizi dinlemelerine, ihtiyaçlarımıza cevap vermelerine, sevgilerine muhtacız. Elbette ki bu bizim çocukluk yıllarımızdaki en doğal hakkımız ve en büyük lüksümüz de aynı zamanda.

Sonra büyümeye başlarız. Yavaş yavaş kendi ayaklarımızın üzerinde durmayı, sadece almayı değil, vermeyi de öğreniriz. Başkalarından karşılık beklemeden vermeyi öğrenmek ise bazen zamanımızı alır. Buna da olgunlaşmak denir. Olgunlaşmak, ruhun büyümesidir ve bazen ruhun büyüme hızı bedenin büyüme hızına yetişemez. Bedenin büyüme hızı herkes için hemen hemen aynıdır. Hatta insan vücudunun yaşlanma sürecinin daha gençlik yıllarında, hücrelerin yaşlanmaya başlamasıyla birlikte başladığı söylenir. 

Ruh ise tamamen farklıdır; kimimiz on, kimimiz yirmi, kimimiz kırk yaşında büyümeye başlar, kimimiz altmışında bile bunu başaramaz. Belki de bu, bizim beklentilerimizi doğru yöne yönlendirip yönlendirmememizle alakalı bir durumdur.

Başkasından bir beklenti içerisine girdiğimiz zaman, onun eline bir tür uzayan lastik gibi bir şey tutuşturmuş oluruz. Karşımızdakiyle, aynı çocukluğumuzda olduğu gibi, zorla bir bağ oluşturmaya çalışırız ki, bu da hem kendi özgürlüğümüzü, hem de başkasının özgürlüğünü kısıtlama anlamına gelir. Beklentilerimiz büyüdükçe lastik de gerginleşir ve karşımızdaki, beklentilerimizi kendi özgür iradesiyle karşılamayı reddettiği zaman bu lastiğin diğer ucu eninde sonunda bize döner ve elimizi acıtır. Beklenti ne kadar büyük olursa, gerçekleşmediğinde oluşan üzüntü de o kadar büyük olur.

Büyümenin, olgunlaşmanın, özgürleşmenin ve beklentisizliğin arasında inkâr edilemez bir bağ bulunur. Biz, insanlar, nedense hep yanlış yerden medet umarız. Dolambaçlı yolları severiz. 

Beklediklerimiz, umduklarımız için ve hatta ettiğimiz dualar için aynı şey geçerli olur bazen. Mesela ağaca çaput bağlama geleneği hala çok yaygın. Dünyanın her yerinde, belki biraz değişikliğe uğramış şekliyle bu tür inanışlar görmemiz mümkün. Kimi belirli günlerde dilek tutarak ağaca ip bağlar, kimi başka bir yere. Yeni evli çiftlerin köprüye, ağaca kilit asma geleneğine şahit olmuştum geçenlerde. 

Mantık hep aynıdır; insanlar ip veya başka bir nesne bağladıkları yere olağanüstü güç atfedip ondan medet umarlar. Hâlbuki insanın medet umacağı yer bellidir. İnsanın beklentiyi yanlış yöne yönlendirmesini de biraz bu çaput bağlama geleneğine benzetirim. Beklenti içerisinde olduğumuz insana dilek ağacı muamelesi yaparız. Yaptıklarımızın karşılığını gerekenden başka bir yerden ummaya başladığımız zaman, hem karşılığı sadece Allah’tan beklemenin bize bahşettiği özgürlüğü kaybederiz, hem de içimizdeki huzuru.

Özgürlüğü arzulamayan insan yok gibidir, fakat beklentilerden de kimse kolay kolay vazgeçmiyor. Başkasına davranış özgürlüğü tanımadan özgür olmayı bekliyoruz. Rengârenk iplerle süslenen ağaç doğal güzelliğini kaybeder. Bir gün aynaya bakarken, birbirimize bağlamaya çalıştığımız ipleri fark etmek, belki kendimizi de başkasını da olduğu gibi kabullenmemizi sağlar. Bunun için ara sıra aynaya bakmalı, kendimizle yüzleşmeliyiz. Kendimizle yüzleşmeden bağımlılıklardan kurtulamayız, bağımlılıklardan kurtulmadıkça özgür olamayız, özgür olmadan da büyümüş sayılamayız.

Bazı şeylere ulaşmada kestirme yolların da var olduğunu hatırlarsak, belki işimizi biraz kolaylaştırmış oluruz. Düşünce, bildiğimiz her araçtan daha hızlı bir vasıtadır. Düşünce gücüyle aşamayacağımız engel yoktur, bu engel kendi içimizde bile olsa. Cehaletin, insanların doğru bilgilere ulaşmasıyla birlikte aniden yok olması gibi, İslam’ı öğrenen birinin bir daha asla ağaca çaput bağlamaya ihtiyaç duymayacağı gibi.

Bir söz geliyor aklıma: “Eskiden insanların yavaş yavaş, seneden seneye büyüdüklerini zannederdim. Meğer yanılmışım, insan aniden büyür…” demişti biri. Bu sözü duyduğumda, olgunlaşmanın kısa tarifi gibi algıladım. Çünkü büyümeye ve özgürleşmeye giden yolun çok uzun olmadığını ve sadece başka insanlardan beklentilerimizi bir kenara bırakmamızdan geçtiğini düşünüyorum. 


Melek Öz, 21.01.2019, Sonsuz Ark, Konuk Yazar, Akla Düşenler
Melek Öz Yazıları


 



Sonsuz Ark'tan


  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.

Seçkin Deniz Twitter Akışı