4 Ocak 2019 Cuma

SA7349/KY1-CÇ571: Kuyuya Taş Atmak

"Yok yok ben pek meraksız biriymişim.. çok umursamaz biriymişim meğer!"


Görmezden gelemezdim. Kimsenin umurunda olmaması benim de umurumda olmamayı gerektirmiyordu. Ve ben umursadım. Eğer ağaçlar suyu en tepeye, köklerinden yukarıya bir tazyikle gönderiyorsa farklı, en tepesindeki dalların, yaprakların emmesiyle köklerdeki suyu yukarılara çekiyorsa daha farklıydı. Bu konuyu “botanik erbabı” ile mi tartışmalıydım? Kuşkusuz. 

Kuşkusuz demem ağaçların da bitki sınıfında olmalarından. Eğer onlar varlık aleminin bitki kümesinde yer almamış olsaydı, birileri böyle sınıflandırmamış olaydı ne diye “botanik erbabı”na danışma gereği duyayım? Ama tanıdık bildik bir uzman yoktu bu konuda. 

Yani benim tanıdığım, bildiğim biri. Çay içip konuştuğum, dertleştiğim biri. Tansiyonunu ölçtüğüm, tansiyonumu ölçen.. ağladığımda mendil veren. “Hele şuradan bir sigara ver de tellendirelim!” diyebildiğim biri. Borç aldığım, borç verdiğim. Yanında utanıp sıkılmadan ayaklarımı uzattığım, esnediğim, uyuduğum.. acıktığımı söyleyebildiğim, acıktığını, susadığını, başının, karnının, gözünün kulağının ağrıdığını bana söyleyebilen bir yaren. Bir aşina. 

Aşina deyip geçilmesin efendim! Aşina yaşamanın olmazsa olmazlarındandır. Başınız sıkıştığında kapısını çalabileceğiniz biri olmasa yaşam dayanılır olmaktan çıkmaz mı? Bence çıkar. Sizce de çıkar! Az biraz kafa yorsanız bu konunda en ufacık bir kuşku duymazsınız. Tanımak, aşina olmak, aşina olunmak insana soluk almayı kolaylaştırır. Tanımadığım birilerine inanmak da işime gelmedi. Gelmez. İtimat sorunu işte! Hem sırf alay olsun diye;

“Hımm! Bu gerçekten pek müşkül bir mesele Beyefendi.. yıllar var bu konuyu aklımın ucundan bile geçirmedim.. ama şansın varmış ki, yıllar önce çözmüştüm. Yaptığım araştırmalar sonucunda ağaç dallarının pek muazzam bir emme gücü olduğunu tespit etmiş ve yerin derinliklerinde köklerine buldurdukları suları o güçle emdiklerini gözlemlemiştim! Bakın şu duvarda asılı diploma mezkûr konuda uzman olduğumun kanıtıdır.” Gibi sözler sarf etse.. ve ben de bu alayı gerçek sanıp eşe dosta, aşina olduğum birilerine satmaya kalksam ve desem;

“Ağaçlar köklerinin derinlerde buldukları suları dallarının vantuz gibi emme yetisiyle en tepedeki yapraklarının su gereksinimini giderirler!” 

Böyle desem.. alayın kurbanı oluşumu kime anlatabilirim? Hem kimi inandırabilirim? İnanırlığıma halel gelmez mi? Bal gibi gelir? Belki de doğrudur “ağaç dallarının vantuzsal karakterde” oluşu. Ama nedense bana bu pek zayıf bir olasılık gibi geliyor. Öyle sanıyorum, bana öyle geliyor ki, kökler suyu yukarılara, en tepeye, en tepedeki dallara, yapraklara bir tazyikle gönderiyor.  

Öyle ya yapraklar ve hatta dallar ağaçların ilinekleridir. Kışın ağaçlar budanır. Yaprakları dökülür. Bu durumda emme işlemi gerçekleşmeyecek ve ağaç gereksindiği suyu köklerden yukarıya, dalsız, yapraksız gövdeye gönderemeyecek. Oysa kök her zaman olduğu yerdedir. Ve ağacın gereksindiği suyu tazyikle gönderebilir. 

Ya bir başka botanikçi, bir uzman yukarıdaki uslamlamayı sunsa bana.. hem o kanıtlamaya inanmaya oldukça da teşneyim. Bu zaafımdan yararlanarak alayı seçip seçmediğini nasıl anlayabilirim? 

Bu durumda her hangi bir uzmana başvuramayacağım aşikâr. Tanıdığım biri olmalı. Elimde bu iki savın geçerliliğini test edebileceğim bir ölçüt yok. Öylesi bir ölçütü edinebileceğim “botanik uzmanı” dostum, aşinam yok. Bunca zamanı boşa yaşamışım meğer. Bir ağacın kendini nasıl beslediğine ilişkin küçücük bir bilgi kırıntım bile yok. 

Hem de her gün gördüğüm, güneşten gölgesine sığındığım bir varlık. Dünyanın akciğerleri olduğu söylenen bir varlık hakkında bu kadar bilgisizlik ne hazin bir durum. Gerçi o kadar da eseflenmeye gerek yok.. zira ben kendi akciğerlerimi tanıma olanağı bulamamışım, bulmaya incelemeye merak duymamışım, hal böyleyken dünyanın akciğerlerini niye merak edeyim? 

Bu ne anlamsız bir merak. Hoş kendi akciğerlerim içeride olmasa bakabilir, inceleyebilirdim, bir merak duyar o merakın itkisiyle inceleyebilirdim. Bu da züğürt tesellisi.. dışarıda olsaymış.. işte ağaçlar! Ağaçlar dışarıda değil mi? Bunca zaman niye merak etmemişim.. işte evimin hemen önünde birkaç ağaç. Her gün karşılaşıyorum. Pencereden dışarı baktığımda ilk gördüğüm canlılar. 

Yok yok ben pek meraksız biriymişim.. çok umursamaz biriymişim meğer!



Cemal Çalık, 04.01.2019,  Konuk Yazar, Sonsuz Ark, Öykü

Cemal Çalık Yazıları







Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.

Yorum Gönder

Seçkin Deniz Twitter Akışı