28 Aralık 2018 Cuma

SA7326/KY1-CÇ569: Şaka Yaptım

"Başımı yere bastıran el gevşiyor. Çevremdeki kalabalık geri geri çekiliyor. Dizlerim üzerinde doğruluyor, bebeye bakıyorum."


İnsan son nefesini verme anına kadar, 'başıma daha neler gelebilir', türünden bir yargıda bulunmamalı. Hoş, son nefes anında verilecek bir yargının da bir anlamı olmayacağı aşikârdır.. neyse, yine de boşboğazlık olacağını bile bile dikkatli olmalı. Hele hele kesin yargılardan uzak durmalı. 

Örneğin dün başıma gelenler.. neredeyse altmış yaşımı geçtim, bu yaşıma kadar ne böyle bir şey yaşadım, ne böyle bir şey yaşadığına ilişkin bir rivayet işittim. İnsanın başına ölmeden her şey, şuan aklına sığmayan, aklının almadığı, alamayacağı ne varsa gelir. Gelir vallaha! Geldi nitekim!

Vilayet Konağı'nda resmi bir işim vardı. İster istemez halk otobüsüne binmem gerekiyordu. İster istemez demem kalabalıkları sevmiyor oluşumdan. Eh, halk otobüsleri de öyle böyle kalabalık olmaz ki! Tıklım tıklım! Bazen iğne atsan yere düşmez. Ama ister istemez uzak yerlere gitmek zorunda kalınca insan binemezden edemiyor. Taksilere gücüm yetse hiç sektirmem. Cimriliğimden falan değil, kıt kanaat geçiniyorum. Toplu taşıma araçları ister istemez zorunlu oluyor. Ama şükür ki öyle sık işim olmaz, belki ayda bir falan binmek zorunda kalırım. 

Oturacak yer bulduğumda dünyalar benim olur. Dünyalar benim olur, zira bu yaşta insan denge kurmada oldukça zorlanıyor. Hele bir de benim gibi ayaklarında –sağ ayağımda duyu kaybı var, ayakta durmak epey zor oluyor, yürürken fazla bir rahatsızlık hissetmesem de ayakta iş zorlanıyor- problem varsa onun için halk otobüsü tam bir işkence haneye döner. Dengemi kuramam birilerinin üzerine kapaklanırım. 

Nedendir bilinmez bu otobüs şoförleri ani sert fren yapmayı pek bir severler. Her durağa yanaşırken oturduğum koltuğa adeta sarılırım. Tabi koltukta oturuyorsam. Ayaktaysam işim iş! Ellerim doğru düzgün taşımaz, tutunduğum şeyden sıyrılır.. canı sağolsun bazı duyarlı gençler ben yaştakilere yer vermede cömert olsalar da çoğunluğu duyarsız. Hele şu akıllı telefonlar icat olduktan sonra hepten karıştı işler. 

Durakta bekliyor, bir yandan da dua ediyorum, inşallah otobüs fazla kalabalık olmaz, oturacak bir yer bulurum, diye. Nihayet beklediğim otobüs geldi. Önde ben, arkada bir iki genç otobüse bindik. Gözlerimle hızlı hızlı koltukları tarıyorum. Yolum uzun. Yarım saatten fazla sürüyor. Baktım orta kapının hemen arkasındaki iki koltukta bebeler oturuyor. Sanırım ya yedinci sınıf ya sekizinci sınıf. Torunum yaşlarında üç öğrenci, dört kişilik yeri işgal etmişler. Etsinler. Ayaklarım sağlam olsa hiç ilişmem. Yine ilişmezdim. Ama üç kişi. Arkada oturan iki öğrenci çantalarını kucaklarına almışlar, önlerinde oturan bebe ise çantasını koltuğa yerleştirmiş. Bordo atkısını da çantanın üzerine atmış. Yanına vardım, tebessüm ederek, sevecen bir sesle;

- Güzel kızım eşyalarını kucağına alırsan ben de otururum, dedim. Bebenin elinde ellerinden büyük bir telefon. Parmaklarıyla telefonun ekranındaki kiremit benzeri şeyleri sağdan sola, soldan sağa yerleştirmeye çalışıyor. Hiç istifini bozmadan, başını bile kaldırmadan;

- Alamam! Dedi.

Şaşırdım. Kızdım. Kızdığımı belli etmedim. Bu yaşta bebelerin böyle asilikleri olur. Torunumdan biliyorum. Alttan aldım, şaka yapmış da ben de şakasına karşılık veriyormuşum gibi;

- Eh o zaman ben eşyalarını kucağıma alırım, sen rahatsız olma! Dedim, çantayı atkıyı aldım, koltuğun koridora yakın köşesine iliştim. Bebenin eşyaları kucağımda. Sağa sola bakınıyorum birilerinden destek alabilir miyim? Diye. Nereden efendim, nereden? Herkes tabirim mazur görülsün elindeki telefona yumulmuş! Yahu ben yaştakiler bile! Bir kelaynak benim! Yanımdaki bebe derin derin nefes alıp verdi, nefes alıp verdi. Ben daha bir koridora doğru kaykıldım. Bir şeyler olacağını sezer gibiyim. Birden bire çığlıklar savurmaya başladı bebe.

- Bu pis sapık, bu pedofili beni taciz ediyor. 

Daha ne olup bittiğini anlamadım. Ayağa kalkar gibi yaptım. Şoför öyle bir fren yaptı ki kendimi orta kapının önünde yere burnumun üstüne kapaklanır halde buldum. Ensemde bir el belirdi. 

- Vay ırz düşmanı! Diye tısladı dişleri arasından. Beni kurtarmak için hamle yaptı sanmıştım bende. 

Otobüste ne kadar genç, benden yaşça küçük kim varsa üzerime çullandılar. Dört ayak üzeri duruyorum. Tekmeler yüzüme böğrüme iniyor. Yaşlı genç kadınlar;

- Bunların derisini yüzeceksin! Derisini! Diye haykırıyor. Şoför yerinden kalkıp iki adımda yanımda bitiyor, sağ böğrüme bir tekme atıp;

- Sıkı tutun bu hayvanı! Diyor.

- Böylelerini niye otobüse alırsınız ki? Diyor yaşlı bir kadın. Şoför ensemi kavrayan ele ortak olurken;

- Otobüse binenin alnında kimin ne olduğu yazmıyor ki hanım teyze! Diye yanıtlıyor kadını. Kadın öfkeyle;

- Aaa.. üstüme iyilik sağlık! Nereden senin teyzen oluyorum! Diye çıkışıyor yaşlı kadın. Ensemi kavrayan şoförün eli bir mengene gibi daha bir sıkıyor, öfkesini benden çıkarıyor.
Ağlıyorum, yalvarıyorum. Duyan yok..

- Yalan, diyorum, kamera yok mu otobüste, diyorum. Kimse duymuyor. 

Burnuma gelen bir tekme ile burnumdan oluk gibi kanlar geliyor! Gözlerim kararıyor. Son nefesimi veriyorum, diye geçiriyorum içimden. 

- En yakın karakola çekin kaptan, diyor kibar bir bay sesi. Benim yaşlarda olmalı. Suçüstü emniyete teslim edelim. 

Kimi kısık itirazlar gecikme kökenli olduğu için bastırılıyor.

Teklifi yapan;

- Nereye geç kalınırsa kalınsın bu toplumsal bir sorumluluktur, bu savsaklanamaz! 

Kaptan yerine geçiyor. Giderken bir tekme daha atmayı ihmal etmiyor. Acıyla gözlerimi iri iri açıyorum. Kaptan yerine oturuyor. Bir durak geçiyoruz. Kapıları açmıyor. İkinci durağa yaklaşırken stop düğmesine basıyor kendisini taciz ettiğimi söyleyen bebe.

- O hangi densiz bastı düğmeye, diye bağırıyor kaptan. Yolumuzun üstündeki Cumhuriyet Karakoluna kadar bu otobüs durmayacak! 

- Derse gecikirim! Diyor bebe.

Ensemi kavrayan, başımı sürekli aşağıya doğru bastıran iri yarı genç:

- İyi ama sen şikâyetçi olacaksın! Biz de tanıklık yapacağız.

- Hayır, diyor, bebe.. o moruk yüzünden müzik dersinden geri kalamam!

- Kızım, diyor kibar bay, sen olmasan bu sapığı polise teslim edemeyiz!

- İyi ama ben şaka yaptım! Diyor bebe gülerek.. arkadaşları da gülmekten oturdukları koltuktan düştü düşecekler. 

Başımı yere bastıran el gevşiyor. Çevremdeki kalabalık geri geri çekiliyor. Dizlerim üzerinde doğruluyor, bebeye bakıyorum. 

O ne sinsi bakışlar! O bakışları unutmak ne mümkün!



Cemal Çalık, 28.12.2018,  Konuk Yazar, Sonsuz Ark, Öykü

Cemal Çalık Yazıları







Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.

Hiç yorum yok :

Seçkin Deniz Twitter Akışı