3 Aralık 2018 Pazartesi

SA7216/ME43: Konuşmak Aşamadığımız Bir Engel

"Zamanın anlık baskıları olmaksızın yazmak ve anlamanı beklemek; konuşmak asla değil, konuştuklarını dinlemek asla değil. Çünkü bu anlamak için aşamadığımız bir engel"


Onu bir parkta, ahşap bir bankta otururken gördüm... Gözleri yere bakıyordu. Sağ elinde ara sıra baktığı ve biraz okuduktan sonra eliyle birlikte kucağına koyduğu bir mektup vardı. Kimi zaman sol eliyle saçlarını tarar gibi yapıyor, uzaklara bakıyordu. Tedirgin bir hali yoktu; bir vasiyet ya da bir ayrılık mektubu okur gibiydi... Düşünüyordu, sımsıkı kapalı dudaklarını arada sırada açıyor ve derin derin nefes alıyordu. Mektubu her okumak için yüzüne yaklaştırdığında kafasını onaylar gibi sallıyor ve tekrar düşünmeye başlıyordu. Huzurluydu.

Merakla yaklaştım ve saçlarının arasına yerleştim. Zihnindeki hareketlilik tabi ki saçlarına yansımıyordu, ancak saçları çok sıcaktı.. Bu kadının ihtiyacı olan şeye ulaştığını anlamıştım, ama onun ne olduğunu anlamam için mektubu okumam gerekiyordu... Mektup bir erkektendi:

"Beni anlamanı beklemiyorum. Çünkü anlamak üzere odaklanmıyor insanlar, bu yazdıklarımı da anlamanı beklemiyorum, eğer odaklanmadıysan anlayacağını sanmıyorum. Anlamaya odaklanmak, çok konuşmak, çok dinlemek değil; konuşulanı anlamak ile ilgili eylemlerin tümünün konuşulana yoğunlaşması demek. Konuşarak anlaşmanın mümkün olmadığını artık biliyorum, insanlar konuşarak ancak kavga etmeyi başarabiliyorlar. Doğrusu susarak, belki de yazışarak anlaşmak; çünkü konuştuğunuzda kendinizi kendi fikirlerinizi ve çıkarlarınızı, bakış açılarınızı merkeze alarak zihninizde sıralanan şeyleri söylüyorsunuz ve karşınızdakinin bunları aynı anda sizin zihninizdeki sırada duymasını, anlamasını ve kabullenmesini bekliyorsunuz. Bu nasıl mümkün olabilir? 

Sana yazıyorum, çünkü yazdıklarımı düşünerek ve nasıl anlaşılacağını bilerek sabırla tek tek ele alıyor ve yazdıktan sonra her birini yeniden gözden geçiriyorum. Zihnimdeki sıra ile yazılıyorlar, tıpkı konuştuğumuz zamanda olduğu gibi, fakat bu konuşmaktan çok daha farklı bir şey... konuşurken yaşadığın zaman ile o yazdığın zaman aynı formda değil. Yazdığın zaman senin kontrolünde, konuştuğun zaman ise karşındakinin duyduğu zamana doğrudan bağlı... 


Anlamaya odaklanmak demiştim, bunun için anlamaya değer şeyler konuşulmalı. Bunu gerçekten her konuştuğunda başarabildiğini sanmıyorum herhangi bir insanın. Olağanüstü özellikleri olmalı insanın konuştuğu anda, konuştuğu anlamda anlaşılabilmek ve zihnindekileri doğrudan karşısındaki insanın kulaklarına ulaştırıp onun zihninde eşdeğer anlamlar üretmek neredeyse imkansız.... yazarken bile okunduğunda nasıl anlaşılacağı ile ilgili kesin bir hüküm ifade edemediğimiz anlaşılmak/anlaşmak bu kadar zor iken konuşarak anlaşılmak/anlaşmak nasıl mümkün olabilir ki? 


Konuşarak yürüyen yalanların izi bile yine konuşarak kurulan iletişimde ortaya çıkar... anlamaya ve anlatmaya odaklı yazılar dışındaki yazılar da öyledir... yalanları kendilerinden sonraki yazılarda saklayamazlar... İnsanlar yalanları yönetme kapasitelerini sonsuza hükmedecek kadar güçlendiremezler, ama onlar bunu ne yazık ki bilmiyorlar... 


Biliyorsun yorgunum; insanların zihnindeki herhangi bir kırıntıdan büyük bilgi yığınaklarına kadar biriktirdikleri her şeye karşı titiz olmadıklarından dolayı, düşünmediklerinden dolayı, düşünüp kötü şeyleri elemediklerinden dolayı konuştukları şeyler birbiri ardısıra çatışma üretecek kapasiteye ulaşalı çok uzun zaman oldu. İnsanlar konuşarak anlaşamıyorlar, çünkü dürüst ve ince değiller, bu da hem onları paranoyaklaştırıyor hem de beni yoruyor. 


Sana yazıyorum çünkü seninle konuşmak, seninle yazışmaktan daha iyi değil; yazdıklarımı tartarak okuduğunu, ama konuştuklarımı kendi zihnindeki tanımlarla veya deneyimlerle algıladığını ikimiz de biliyoruz. Oysa artık sözcüklere ihtiyaç duymayacak kadar tanışıyor olduğumuzu sen de biliyorsun, demek ki aşılamayacak kadar çok engel var zihninde... düşünmeye ihtiyacın var; tartmaya, konuşma hızında anlayamadığın veya anlatamadığın ya da anlatıp da anlaşılmak için zaman ayırmadığın için ihtiyacın var... Bunu ben öldükten sonra yapmanın bir anlamı olmayacağını biliyorsun. Bu yüzden anlamak ve anlaşılmak üzere son bir şey denemek istedim...  


Zamanın anlık baskıları olmaksızın yazmak ve anlamanı beklemek; konuşmak asla değil, konuştuklarını dinlemek asla değil. Çünkü bu anlamak için aşamadığımız bir engel... Susmak, düşünmek ve anlamaya odaklanmak zorundayız... Bunun artık başka bir yolu yok..."


Konu anlaşılmıştı. Konuşmaktan, konuşarak anlaşmaktan, çözüm bulmaktan umudunu kesmiş bir adamın keşifleri vardı mektupta. İlginç keşiflerdi bunlar, ama adama sonuna kadar katıldığımı söylemem gerek...

Kadının neden huzurlu olduğunu da anlamıştım. Çünkü karşısındaki adam, onu terk etmiyordu, sadece onunla konuşmayı kesmek gerektiğini keşfetmişti ve bunu da sırf kendisiyle olan anlaşmazlıklarını gidermek için yaptığı açıktı. İyi bir şeyin peşindeydi adam; anlamanın, anlaşılmanın, konuşmak gibi bir engelle karşılaşmasından bıkmış ve konuşmayı aradan çıkarmıştı... Hoşuma gitmişti bu çözüm şekli.... anlamsız ayrılıklardan çok daha insancıl, çok daha anlama ve anlatma odaklı bir çözümdü.



Mustafa Ege – Pazartesi, 03/12/2018 –00:05/ İz Etki Ekinoksları 43



Sonsuz Ark'tan



  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.



Seçkin Deniz Twitter Akışı