1 Aralık 2018 Cumartesi

SA7205/KY26-CA217: O Sene Gençlere Çarpan Şey Neydi?

 "O sene arkadaşlarına tanımlamaktan kaçındıkları sert bir şey çarpmış, bu çarpıntının dalgası onu da yutmuştu."


Öncelikle bakışları farklı bir şey yaşadığını dışa vuruyor. Derin ve karanlık bir kuyunun içinden bakıyor gibi, karşımda oturuyor ama aklı hâlâ başka bir yerde. O derin kuyu içinde yanıp sönen direnme çabasını da yakalıyorsunuz sohbet akıp giderken. Kurtuldu zaten, ama o kadar da kolay peşini bırakmıyor benliğini ele geçiren madde. Nazik, efendi bir genç, açık bir dille anlatıyor yaşadıklarını. Her cümlesinde hem sevinç duyuyorum hem endişe. Kurtuldu sonuçta, ama yeniden ele geçirilebilir mi? Kesin bir kurtuluş mümkün tabii, ama acaba çok zayıf bir anında karşısına çıkan ayartıcıya kapılır mı bir kez daha…

Ailesi bir Karadeniz şehrinden taşınmış Esenler’e, 1970’lerin başlarında. Baba bir süre Mecidiyeköy’de tanınmış bir elektronik eşya bayiinde, ardından Aksaray’da bir pastanede çalışmış. Nihayet Atışalanı’nda gıda toptancısı olarak bir dükkan açmış. İkisi kız üçü erkek olmak üzere beş kardeşler; sorunlu bir ilişkileri yok. Atışalanı’nda kirada yaşarken Birlik Mahallesi’nde bir arsa alıyor aile büyükleri. Bu arsadaki ev 1975’te tamamlanıyor. Çocuklar bu evde dünyaya geliyorlar. Mutlu bir çocukluk geçiriyor “Nedim” ismiyle söz edeceğim 1989 doğumlu genç adam, huzurlu bir aile ortamı ve mahalle kültürünün korunduğu sokaklarda.

Elektronik alanındaki yüksek tahsilini İstanbul’a yakın bir şehirde yapıyor. Birkaç sene amatör takımlarda futbol oynuyor. Kitap okumakla pek arası yok, roman hiç okumadı. İlçede park olmadığı için çocukluk arkadaşlarıyla birlikte tabiata dönük yaratıcı oyunlar oynayarak geçirdiler ders dışında kalan zamanlarını. Güven uyandıran, sarıp sarmalayan, alıkoyan güçlü bir temel oluşturduğunu düşünüyor çocukluğunun geçtiği mahalle ortamının. İlçedeki kalabalıklaşma ve yapılaşma ise geleceğe dönük bir kaygı duyuruyor. Madde bağımlılığının ilk sebeplerinden biri olarak gösteriyor, aşina olduğu çevrenin hızla değişmesini.

2013 yılında başlıyor benliğini ele geçiren merak.

Öncesi var gerçi. 2011’de bir arkadaşı mahalleye getiriyor. Kimse eroin olduğunu bilmiyor tek kullanımlıklı o maddenin; getiren bile. Sadece içme şeklini biliyor ve öğretiyor arkadaşı. Nedim o maddenin bağımlılık yaptığını da bilmiyor. İçiyor ve orada kalıyor yaşadığı. Sonra askere gidiyor, Güneydoğu’ya. “O yıl ne oldu da değişti arkadaşlarım, bilmiyorum”, dedi. “Kimse de bir cevap veremedi. 2013’te askerden döndüğümde hepsi birden bağımlı olmuşlardı.”

Yaz aylarıydı. Arkadaşlarının yanına gidiyordu. Başlangıçta bağımlılıklarını belli etmeyen arkadaşları, zaman geçtikçe onun yanında madde kullanmaya başladılar. O da kapıldı. İçtiğinde bağımlılık yapacağını da düşünmedi. Bir uyarı, bir soru yoktu. Askerde bazen sigara içiyordu. İçki hiç kullanmamıştı. Dindar bir ailenin çocuğuydu. Kur’an Kursu hocası olan ablaları çarşaf giyiyordu. Yanılgısı, kendine aşırı güveniydi. Herhalde sorun oluşturacak duruma gelmeyecekti, istediği zaman bırakırdı; belli belirsiz tutunduğu bir düşünceydi bu.

Arkadaşları kötü bir şey teklif ettiklerini biliyor, ama sağlıklı düşünemedikleri için onu nereye çektiklerini idrak edemiyorlardı Nedim’e göre. İki ay kadar bir süre içinde, bağımlılık yaptığını bilmeden iki veya üç günde bir madde almaya devam etti. Her kullandığında para ödüyordu. Onu alıştırmalarının sebebinin para kazanmak olduğunu daha sonra düşünecekti.

“Biz köşe başlarında toplanan tipler değildik”, diye anlattı. “Akşamüstleri mahallede veya bir kafede bir araya geliyorduk. Çocukluktan beri tanıdığım arkadaşlarımdı. Hepsi lise mezunuydu. Çok yoksul değildi hiçbiri, orta gelir düzeyine sahip ailelere sahiplerdi, birinin babası müteahhitti. “

Onun maddeye alıştığı aylarda bağımlı kimi arkadaşları hastaneye yatıp tedavi oldular. Yol yakınken dönmesi için onunla uzun uzun konuştular.

Ailesi ona öyle çok güveniyordu ki babasının arabasını alıp beş gün ortadan kaybolsa sadece iki kez ararlardı, nerede olduğunu sormak için; madde bağımlısı olacağına ihtimal vermezlerdi hiç. Oysa belirgin bir değişme gösteriyordu davranışları. Arkadaş, eş dost, akraba içine çıkmıyor, yalnız kalmak istiyordu. Liseden arkadaşları çağırdığında bir bahane bulup gitmiyordu. Sekiz saatte bir ağrılar oluşuyordu vücudunda, ansızın halsiz düşüyordu. Madde cebinde olmadan Esenler dışına çıkmıyordu. İşe başlamıştı gerçi. Elektronik teknisyeni olarak bir plastik fabrikasında seri üretim makinelerinin arızalarını gideriyordu. Madde kullandığı yıllar boyunca hep çalıştı. Başlangıçta mesai saatleri içinde madde bağımlılığına özgü sıkıntıları hissetmiyordu. Çok uzun süre kullanmadığı takdirde ağrıları oluyordu. Ailesi bir aylığına memlekete gitmişti. Evde içmeye başladı. Memleket dönüşü annesi evde boş alüminyum folyo kutular yakalayınca şüphelendi, sorup araştırdı. Bir keresinde de cebinde alüminyum folyo buldu.

Annesi bu alüminyum folyolardan ağabeyine bahsediyor ve belli ki aile arasında ele alınıyor konu. Önce babası, hiç sesini yükseltmeden yapıcı bir dille bir konuşma yaptı. Bütün aile fertleri sorgulamadan, yapıcı bir dille konuşuyordu onunla.

Babası onunla konuştuğunda, madde bağımlılığı üçüncü seneyi bulmuştu. Bu süre içinde giderek yalnızlaşan bir hayat sürdürmeye başlamıştı. Her şeyi bir kenara bırakıp sadece madde almayı, madde alacağı saatleri düşünüyordu. Evdekiler yakalamasın, nerede, nasıl içecek…

Gerçi evet, işte böyle sürüp gitmeyecek, bir gün bırakacaktı. İlk sene aralıklı kullanarak, iki sene ise bağımlı hale gelerek üç sene geçirmişti maddeyle. Ailesinin yaşadığı üzüntü ve yapıcı yaklaşımları, bırakma kararını öne çekmesine yol açtı. Bırakma kararını almasında arkadaşlarıyla konuşmalarının bunaltıcı olmaya başlamasının payı büyüktü. Şiddet yoktu, ama teşvik ve akıl çelici konuşmalar eksik olmuyordu. Geç başladığı için daha kontrollü davranıyordu bağımlılığında. Artık parasal açıdan zorlanıyordu, ancak aile fertlerinin paralarına bir kez olsun el uzatmadı. Birikmiş parasını harcıyordu. Bu arada sayısız yalan söylemişti ailesine. Madde insanı değiştiriyor, her kötülüğe, hırsızlığa, yalana dolana yatkın hale getiriyordu. “Cebinde madde yok, istiyorsun, sana yok derken inandırmak için küfrediyor.” Eski günlerdeki ilişkileri ve davranışlarıyla kıyasladığında soğudu çoğu arkadaşından. Şu var ki onların da hemen hepsi farklı tarihlerde tedaviye başlayıp iyileştiler. Aralarında iyileşmeyen tek kişi vardı, o da mahalleden taşındı.

Bağımlılığı sürerken ailesiyle köyüne gitmişti. Orada madde bağımlısı olduğu bilinen bir arkadaşıyla karşılaştı, o da yaz tatili için ailesiyle gelmişti. Bağırıp çağırıyor, camları çerçeveleri indiriyordu, madde bulamadığı için; ailesi tedavi görsün diye İstanbul’a götürdü sonunda. İşte o arkadaşı, Nedim’in bağımlı olduğunu öğrendiğinde yanına geldi konuştu. Bırakması için öğütler verdi. Bu işin sonu yoktu, tükenmeden bırakmalıydı.

“Yapma, etme, geleceğine zarar.” Babası bunları söylediğinde pek takmamıştı. Madde kullanırken hiçbir şey umurunda olmuyordu bağımlının, en yakını vefat etse bile hissedilmiyordu. Dertler, sıkıntılar unutuluyordu. Ne derdi vardı peki? O sene arkadaşlarına tanımlamaktan kaçındıkları sert bir şey çarpmış, bu çarpıntının dalgası onu da yutmuştu. Gençleri kendilerini uyuşturmaya zorlayan “şey”i ve Nedim’in madde bağımlılığından kurtulma mücadelesini haftaya anlatacağım nasip olursa.


Cihan Aktaş, 01.12.2018, Sonsuz Ark, Konuk Yazar,  Perspektif Yazıları, 



Sonsuz Ark'ın Notu: Cihan Aktaş Hanımefendi'den yazıları için yayın onayı alınmıştır.  Seçkin Deniz, 09.05.2015

Yazının ilk yayınlandığı yer: Gerçek Hayat





Sonsuz Ark'tan


  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
Yorum Gönder

Seçkin Deniz Twitter Akışı