31 Ekim 2018 Çarşamba

SA7056/ME42: Âdil Mesafeler

"Mesafelerini yitirmiş, tekilliklerini değersizleştirmiş ve paramparça olmuş birer fahişeden farksız insanlar çoğalıyorlar."


Gün tekrarlanan sıradanlıklar içinde geçip giderken, insan bilincinin üzerinde olumlu ya da olumsuz etkiler bırakıyor; bireylerin bilgi birikimleri hangi düzeyde ve içerikte olursa olsun, bu etkiler kendi güçlerince insanları değiştiriyorlar ve sonuçlar bu değişimlerden etkileniyor. Savaşları ya da barışları, iyilikleri ya da kötülükleri bu sonuçlarla ölçebiliyoruz. Okurken, dinlerken, izlerken içimizde başlayan hareketlilikler de bu etkilerin birer sonucu. 

Nihayetinde hepimiz insanız ve bu şekilde yaratıldık, ancak bilmediğimiz dikkat etmediğimiz çok şey var. Onun mektubunu aldığımda, okuduğumda ve düşündüğümde sonuçların bu kadar net bir şekilde ortaya konmasına şaşırdığımı söylemek zorundayım.

Belki biraz sertti ulaştığı sonuçlar, ancak bu çok boyutlu düşünce dünyası ile her şeyi didik didik eden yazıcı haklıydı, başka türlü açıklayamadığımız birçok şeyi açıklayabildiği için haklıydı, belki başka bir zaman başka bir çılgın başka bir açıklama yapacak, ancak bu gerçekten ilginç ve çarpıcı bir açıklama olarak duruyordu gözlerimin önünde:

"Bugünlerde çok sık düşünüyorum bazı şeyleri dostum,

İnsanlar arasında mesafe olmalı diyorum; olmalı. Her açıdan mesafe, hem bedenleri arasında hem ruhları arasında. Çok sıkı fıkı, çok yan yana, çok iç içe, çok birbirinin her şeyini bilir olmamalı insanlar. Tehlikeli bir şey bu. İnsanı tekilliğinden çıkarıp dağıtan, kişiliğine bağlanan dış prangalar gibidir mesafesizlik. 

Bedenlerin mesafesizlikleri ile ruhların mesafesizlikleri aynı sonuçları üretirler. Biri öteki'nin bedeninden yayılan harı, diğeri öteki'nin ruhundan yayılan çekim gücünü besler. Har ve çekim gücü, düşüncelerin gamlanması demektir. Tekilliğin zedelenmesi ve ihtiyaç düzeninin bozulması demektir. Çok daha fazla ihtiyaç, çok daha fazla iç içelik ve karşılıklı açıklık getirdiğinde herkes çekilmez hâle gelir. Şeytan daha çok çalışacak alan bulur. İnsan insana deva değil dert olur. 

Her dert kendi yükünü ancak tek kişiye yüklemek üzere tanzim edilmiştir. Bir yük iki kişiye dağıldığında kişilerin her birindeki yük ikiye katlanır ve kaos, kaygan ve düzenbaz bir şekilde yola koyulur. İki beden yakınlaştığında, ki bu erkeğin kadınla yakınlaşması demektir insan fıtratında; ne olursa olsun hiçbir şey yerinde ve eskisi gibi durmaz, duramaz. 

İki bedenin harı, hangi sebeple olursa olsun karıştığında, artık iki beden birbirinin har alanını tanımış olacaktır ve birbirine ihtiyaç duyacaktır, birbirini çekecek olan ruhsal alanların açılışına sürükleneceklerdir.

İki ruh yakınlaştığında, birbirinin içindeki şeylere ilgi duyduğunda bu çekim gücü bedenlerin harına doğru seyredecektir. İnsanlar arasında mesafe olmalı diyorum, insan insan insana ağır gelir diyorum, ölçüsü şeytan ayarına demirli ise bu insan için felaket olur diyorum. Hükümler veriyorum, hükümlerden hükümler çıkarıyorum. Hükümlerimin olandan olacak olana doğru yürüdüğü yolları tarih tek tek anlattığı için bunu yapıyorum. Kimse umursamayabilir, kimse ciddiye almayabilir, ama görüyorum; mesafeler kayboldukça insanlar da kayboluyor. 

Fahişelerin ustalaşması nasıl mümkün oluyor baksana, mesafe koyuyorlar ruhlarıyla bedenleri arasına... Ruhlarının çektiği yere giderken bedenlerini geride bırakıyorlar, bedenlerini kendilerinden uzaklaştırıyorlar. Ruhlarıyla gittikleri, yaklaştıkları insanlara bedenleriyle gidemeyeceklerini biliyorlar, bedenleriyle yakınlaştıkları insanlara ruhları ile gidemediklerini çok iyi öğrendikleri ve bildikleri için ruhlarıyla bedenleri arasındaki bağları koparıyorlar ve böylece yaşayabiliyorlar.

İnsan mesafeleri korumadığı zaman fahişelerin profesyonel alışkanlıklarına sahip olmaya çabalıyor, kendini ikiye ayırıyor hayatta kalabilmek ve akıl sağlığını koruyabilmek için. Bedeni ile ruhu arasındaki bağı koparıyor; bedeninin harını paylaştığı insana ruhunun çekim gücünü vermiyor, ruhunun çekim gücünü verdiği insana bedeninin harını vermiyor. Sanallaşıyor gittikçe ya da gerçekten kaçarak gerçek olmayana sığınıyor. 

Düşünün bu fahişe profesyonelliğinin her insanda yaygınlaştığını... nasıl da riyakâr oluveriyorlar, nasıl da aynı anda hem günah işleyebiliyor hem de sevap hesabı yapabiliyorlar, nasıl da hem ahlak dersi veriyor hem de ahlaksızlığın diplerinde dolanabiliyorlar. Aksi halde bu nasıl mümkün olabilir haklı değilsem? Nasıl bu kadar onursuz olabiliyor dünyada yaşayan insanlar? 

Mesafelerini yitirmiş, tekilliklerini değersizleştirmiş ve paramparça olmuş birer fahişeden farksız insanlar çoğalıyorlar. Çocuklar tehlikede, çocuklar çocukken maruz kalıyorlar bu parçalanmaya... Çocuklar için her şey, gelecekte 'iyi' kalabilsin için örnek olarak; bedenin harı ile ruhun çekim gücünden müzdarip yetişkin sanılanların cehenneminden uzak kalınsın  ve her insan çocuğu kendi kişiliğinin bütünlüğünü bilebilsin için... kaygılanıyorum. Âdil mesafeler olmalı; karı-koca arasında bile...

Beni anlıyor musun?"

Başlığı yoktu yazdığı yazının veya mektubun, başlık aradım okuduktan sonra; 'Fahişe Profesyonelliği' en uygun başlık gibi göründü bana, ancak bu kadar kırılgan hakikat algısıyla donanmış insan için bu başlık dehşet verici bir tepki üretebilirdi..  Daha makul ve müzakereye açık bir başlık bulmalıydım. ''Âdil Mesafeler' bu yüzden daha sakin daha çağrışımlı olduğu için onu kullandım... Onu anlıyordum; ona bunu anlatmak için bir mektup yazabilirdim..

Umarım 'uyarı' görmesi gereken işi görür ve biz başkaları ile çok yakın olmaya çalıştığımız zamanlarda bunları düşünebiliriz.



Mustafa Ege – Çarşamba, 31/10/2018 –00:05/ İz Etki Ekinoksları 42



Sonsuz Ark'tan


  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.

Yorum Gönder

Seçkin Deniz Twitter Akışı