7 Eylül 2018 Cuma

SA6777/KY48-SY70: Dans-III

"Ve yaşamın zıvanadan çıktığı günümüzde de dans, birkaç "marjinal okulun" dışında ve geleneksel nadir yapıların uzağında, "teen-age" kızları etkileyip onlardan bilet parası toplayan popçulara kaldı."


30 Ocak 2000, Pazar

Dans da bir esrime ve -Roger Garaudy''nin deyişiyle- bir "içten katılma" olarak insanoğlunun estetik tarihi boyunca varlığını sürdürdü.

"Aşk, yaradılmış olmanın burukluğuna insanın verdiği bir cevaptır." İsmet Özel''in yargısı, eğer hafızam beni yanıltmıyorsa, aşağı yukarı bu şekildeydi. Aşk''ın tanımlanamazlığı ve dokunulmazlığı bir yana bırakıldığında, onun için söylenebilecek çok şey vardır. Sanırım bu gerçeği böylece sözkonusu ettikten sonradır ki, aşk hakkında ortaya konulan her yargının sınırları yumuşayacak ve söylenenler birer eğretilemeye dönüşecektir. 

İsmet Özel''in sözleri, büyük bir şairin sözleridir. Ama bir felsefeciye sorarsanız; "aşk, insanın kaosa bir düzen verme çabasıdır." Yani varoluşsal farkındalığının kendini sürüklediği -elbette ki ''farkındaysa''- derin velveleye bir düzen verme çabasıdır. Bir uçurum süsleme sanatı, başka bir deyişle, "ıngaaa"yı ilk nefesinden sonra da, ölünceye dek sürdürme çabasıdır. İster uçurumdan düşen ve ciğerlerine saldıran ilk hava akımının darbesiyle çığlığı koparan bebeği düşünelim, ister gündelik kaba yaşamın hırpalamalarıyla yaralanan, büyük soruları olan yetişkini düşünelim yaşam, kendini mutlaka ağır bir karmaşa olarak sunuyor bize. 

Ve biz, yani insan, onu daima dokunaklı bir acemilikle yatıştırmaya çalışıyoruz. Şarkı söylüyoruz, sevgilimize çiçek alıyoruz, güneşin akşamüstü uzaklarda denize değdiği, o turuncu yere bakıyoruz... Esriyerek zamanı yatıştırmaya çalışıyoruz: O zaman yaşam sadeleşiyor. O an''dan ibaret oluyor. Kendimize söylediğimiz yalanı bir inanma anının içine yerleştiriyoruz. Yeryüzünün nabzına dayadığımız kulağımızla, Kızılderililer''in tasavvur ettiği gibi, "Birliğe katılıyoruz."

(Dans ile ilgili daha önce ortaya koymaya çalıştığımız şeyleri hatırlayacak olursak) dans da bir esrime ve -Roger Garaudy''nin deyişiyle- bir "içten katılma" olarak insanoğlunun estetik tarihi boyunca varlığını sürdürdü. Ancak zaman içinde, insanoğlunun kendisi gibi, dans da estetik bir kategori olarak masumluğunu yitirdi. Akademileri oldu dansın. Ekolleri, okulları, kurumları oldu. Geleneksel içtenliğin yerini eğitsel dokümantasyon aldı. Kurallar, yavaş yavaş muhtevayı kuruttu. Rusya''da bir ekolün öğretmeni bir gün; "ayağın dört temel duruşu" diye başladı dersine..

Ve yaşamın zıvanadan çıktığı günümüzde de dans, birkaç "marjinal okulun" dışında ve geleneksel nadir yapıların uzağında, "teen-age" kızları etkileyip onlardan bilet parası toplayan popçulara kaldı. Tarkan ve Ricky Martin''in kalçaları kıpırdandıkça tüketizmin çarkları dönüyor. Onlar zaten tüketim çağının birer ürünü ve pazarlama elemanı değiller mi? Ricky''nin dansında da "katılmak" var. Ama neye katılmak?

Tarkan ve Ricky Martin''in, varoluşlarıyla bizi içine sürükledikleri utanç ve örselenmeyi, insanoğlunun ilk tepkileriyle karşılaşabiliriz sanırım. Ben hâlâ ümitliyim, yeni bir ritmi insanoğlunun içinde bulup dillendirebileceğimizden.


Selahattin Yusuf, 07.09.2018, Sonsuz Ark, Konuk Yazar, Yolda
Selahattin Yusuf Yazıları



Sonsuz Ark'ın Notu: Selahattin Yusuf Beyefendi'nin 2006'den geriye doğru yayınladığımız yazılarının büyük bir kısmını Şimdiki Zamanın İzinde adlı kitabında bulabilirsiniz.




Sonsuz Ark'ın Notu: Selahattin Yusuf  Beyefendi'ye, 'tamamen hür, tamamen geniş nefesler alarak' yazdığı yazıları bizimle paylaştığı için teşekkür ederiz... Seçkin Deniz, 15.04.2016



İlk yayınlandığı yer: Yeni Şafak




Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
Yorum Gönder

Seçkin Deniz Twitter Akışı