1 Eylül 2018 Cumartesi

SA6744/KY58-GÖKA132: Kimlik Politikaları

"Sizi bilmem, ben alacağım dersi aldım bu yazıdan…"


Donald Trump’ın nasıl olup da ABD Başkanı seçildiğine ve seçimlerin ardından tırmanan tahammülsüzlük artışına ilişkin tartışma, nihayet sorulması gereken soruların sorulduğu bir boyuta gelebildi. The Guardian’da 14.07.2018 tarihinde, Barnard College siyaset bilim profesörü Sheri Berman tarafından kaleme alınan analizin başlığındaki böyle bir soru mesela: “Neden Kimlik Politikaları Soldan Çok Sağın İşine Yarıyor?”…

Elbette Berman’ın sandığı gibi ABD’li Demokratları solcu, Cumhuriyetçileri ise sağcı saymıyoruz. Sağcılık-solculuk, hayli eskimiş ve işe yaramaz kavramlar. Yine aynı şekilde bazı pek kolaycıların yaptıkları gibi Türkiye ve ABD’deki liderler ve siyasi oluşumlar arasında kendimizce benzerlikler kurup sudan ucuz analizlere girişmeyi de doğru bulmuyoruz. Türkiye ve ABD, bambaşka monadlardır, her birinin kendi özgün dinamikleriyle ele alınıp incelenmesi gerekir. İlle bir benzerlik aranacaksa olguların bilimsel değerlendirmelerinde aranmalıdır. 


Mesela Berman’ın yazısında dikkat kesilmemiz gereken yer, kimlik politikalarının seçmen davranışını nasıl etkilediği hususudur. Buradan kalkarak ülkemiz ve siyaset dünyamız açısından bazı sonuçlara varabiliriz. Türkiye ve ABD, asla karıştırılmamaları gereken biriciklerdir ama insan her yerde insandır. Söz konusu yazıya birlikte bakalım.

Yazar, Trump’ın seçim zaferinin Amerikan ırkçılığının bir sonucu olduğuna ilişkin değerlendirmelere katılmadığını, daha doğrusu araştırmaların, yalnızca bu konuya atıfta bulunmasının anılan seçimi anlamayı zorlaştıracağını belirtiyor. Zira psikologlara göre kişisel kanı ve inançlar, doğrudan davranışa dönüşmüyor ama tetikleyici olabiliyorlar. Örneğin kimi insanların tahammülsüzlüğe “yatkınlığı” bulunurken, söz konusu yatkınlığın davranışa dönüşmesi için çevresel dış etkilerin de olması gerekiyor.


Araştırmalar, gelecekte azınlık durumuna düşeceğine inanan beyaz Amerikalıların kendi gruplarının çıkarını ön plana koymaya ve grup dışındakilere daha temkinli davranmaya eğilimli olduklarını gösteriyor. Trump’ın seçim döneminde artan göç, azınlıkların güçlenmesi ve Çin’in yükselişi gibi konuların altını çizmesi, bu tür tehdit ve korkulardan faydalanmak içindi. “Partiniz eskiden kaybettiğinde kimliğinizin diğer kısımları tehdit edilemezdi, ancak bugün kaybetmek aynı zamanda ırksal, dinsel, bölgesel ve ideolojik kimliğinize bir darbe demektir” mesajı verdi. Partizan Cumhuriyetçiler ve Demokratlar arasındaki dış grup evliliklerinin genelde Amerikalıların ırklar-arası evliklerine göre daha az destek gördüğünü hesaba katıldığında bu mesajın anlamı daha iyi anlaşılabilir. Farklılığa maruz kalmanın, farklılıktan bahsetmenin ve farklılığı alkışlamanın hoşgörüsüzlüğü şiddetlendirdiği biliniyor. Farklılığı öne çıkaran kimlik politikaları, gerilimi arttırıyor, uzlaşma ihtimalini zayıflatıyor; duyguları kabartarak mantığı devre dışına alıyor.


Bunlara dayanarak yazar, Trump’a karşı mücadele etmek isteyenlere, ortak değerleri ve çıkarları vurgulayan kimlik politikaları öneriyor. “Farklılıklarımız yerine benzer yanlarımızı ortaya koymamız daha fazla hoşgörü sağlayacaktır” diyor. Araştırmaların kendilerini ırkçı görmeyen insanları o şekilde lanse etmenin ters etki yarattığını gösterdiğini, Trump’ı desteklemekle ve hoşgörüsüzlükle ırkçılığı özdeşleştirmemek gerektiğini belirtiyor. Amaç hoşgörüsüzlüğü azaltmaksa, insanlara ırkçı, cinsiyetçi ve yabancı düşmanı gibi ifadelerle etiketlemenin bu amaca hizmet etmeyeceğini, zira bu tarz hitapların tehditkâr mesajlarıyla, insanların kendilerini tehdit altında hissettiklerini ve söylenenlere kulak asmadıklarını vurguluyor.


Bunların haricinde Berman, nezaketsizliğin Trump’ın stratejilerinin merkezinde bulunduğunu; böylelikle destekçilerine, karşı tarafın ne kadar kötü ve tehditkâr olduğunu söyleyip onları harekete geçirmeye çalıştığına dikkat çekerek, Trump karşıtlarına nezaketsizliğe aynı şekilde mukabelede bulunmamayı öneriyor. Zaten araştırmalar da bu şekilde nezaketsizlik ve hoşgörüsüzlüğün hızlı bir şekilde yayıldığını, öfke ve savunma tepkilerine neden olduğunu, ılımlıları demobilize ettiğini, güçlü partizanları harekete geçirdiğini, yönetime inancı-kurumlara güveni-vatandaşlara saygıyı azalttığını gösteriyor. “Uzun vadede amaç, demokrasiyi onarmak ve hoşgörüsüzlüğü azaltmak olmalı” diyor… 


Berman, aslında Amerikalıların sosyal olarak çok sert biçimde bölünmüş olmalarına rağmen meselelere bakışta çoğunlukla benzer düşündüklerini, kürtaj, silah kontrolü, göç ve ekonomi politikası gibi önemli konularda bile belli bir ortak bakış olduğunu söyleyerek kimlik politikalarındansa sorunları öne çıkaran bir politika anlayışının daha verimli olacağına işaret ediyor… 


Sizi bilmem, ben alacağım dersi aldım bu yazıdan…



Erol Göka, Prof. Dr, 01.09.2018, Sonsuz Ark, Konuk Yazar, Uzaklardaki İnsan,

Erol Göka Yazıları




Sonsuz Ark'ın Notu: Erol Göka Beyefendi'ye, birey ve toplum sağlığı açısından çağın sorunlarına  'iyi' geleceğini düşündüğümüz değerli yazılarını bizimle paylaştığı için teşekkür ediyoruz. Seçkin Deniz, 05.06.2017



İlk Yayınlandığı Yer; Yeni Şafak




Sonsuz Ark'tan


  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
Yorum Gönder

Seçkin Deniz Twitter Akışı