2 Haziran 2018 Cumartesi

SA6240/KY60-ES60: Acı Vatan Yurt Oldu



Altmış yılı aşkın süredir Avrupa’da yaşan Türkler, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın artık gurbetçi değilsiniz Avrupalı Türksünüz demesinden memnun. Gurbetçi ya da Alamancı kelimelerinden hoşlanmadıklarını ifade eden Avrupalı Türkler, Türkiye’ye bağlı oldukları kadar yaşadıkları ülkelerle de bağ kurduklarını ve artık Avrupalı olduklarını söylüyorlar.

Avrupa’ya çalışmak için giden Türkler, bugüne kadar gurbetçi ya da Alamancı diye anılageldi. Gurbetçi adını taşıyan filmler yapıldı, gurbetçi dernekleri kuruldu. Onlar da gurbetçi kelimesini kabullenmişler, kendileri için gurbetçi diyorlardı. Ancak gurbetçilerin çocukları, torunları Avrupa’da doğdu büyüdü. Doğdukları ülke vatanları oldu. Gurbetçi kelimesi artık onlar için ne Türkiye’ye ne de Avrupa’ya ait olamamanın sembolü gibiydi. 

Bu nedenle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Saraybosna’daki konuşmasında Avrupa’dan kendisini dinlemek için gelen Türklere “Siz artık gurbetçi değil, Avrupalı Türksünüz” diye hitap etmesi memnuniyetle karşılandı. Erdoğan Türklerin Avrupa’ya istihdam amaçlı gidişlerinin üstünden yaklaşık 65 yıl geçtiğini hatırlatarak, “Onlara gurbetçi diyorduk, çünkü bir gün dönüp geleceklerdi. Dönenler oldu ancak yerleşenler de oldu. O yüzden onlar artık gurbetçi değil, Avrupalı oldu. Bir zamanlar acı vatan olan Avrupa, şimdi yurt oldu. Üzerinde önemle durduğumuz konulardan biri de sizler, yani Avrupalı Türklersiniz” sözleriyle artık Türkiye’nin Avrupa’daki Türklere farklı bir gözle baktığını ortaya koydu. Avrupa’da yaşayan Türklere gurbetçi mi Avrupalı Türk mü olduklarını, dünden bugüne nelerin değiştiğini sorduk.

***

Yusuf Kara / AVUSTURYA

Wonder Kurucu Başkanı

Avrupa’ya katacak çok şeyimiz var

Öncelikle şunu ifade etmem gerekirse Avrupalı Türkler tabiri çok yerinde bir tabir.  Avrupa’da yaşayan Türkler Avrupa’ya ilk göç ettiklerinde kendilerini yaşadıkları yerin bir parçası olarak hiç görmediler. Hatta bunun için yılarca bavulları ile yaşadılar diyebiliriz. Kazandıkları kuruşu bile harcamadan direk Türkiye’ye gönderdiler ve Avrupa’ya hiç yatırım yapmadılar. Kendi aralarında gettolar oluşturdular ki bu ilk yıllarda çok gerekliydi, hatta zorunluluktu. Eğer o gün gettolarını kuramamış olsalardı bugün belki Avrupa’da Avrupalı Türklerden bahsetmemiz söz konusu olamazdı. Öğrenim seviyeleri düşük olan bu ferasetli insanlar, içe kapanarak kendilerini muhafaza etmeyi başarabildiler. Kendilerinin terkedildiğini, ilgilenilmediğini, sorunlarının çözüme kavuşturulmadığını ve “Alamancı” diye küçümsendiklerini, kendilerine sadece dolar ve mark kaynağı gözüyle bakıldığını hissediyorlardı. Özgüveni olmayan bu topluluk yaşadığı yerde de eziliyordu. Böyle olunca Almancayı çok öğrenemediler, çocuklarını üniversitelere gönderemediler ve hep yabancı kaldılar. Bu Avrupalıların tabii ki hoşuna gitti. Entegre yerine asimile olmalarını istediler. Ama bu toplum ne oralı ne buralı olabildi.

SON ON BEŞ YILDA ÇOK DEĞİŞTİK

Artık böyle bir nesil yok Avrupa’da. Kaliteli işlerde çalışan, işveren, akademisyen, siyasetçi, sanatçı, sporcu, bürokrat olan, aynı zamanda kendi kültür ve değerlerini koruyan, cesaretli, bilinçli bir Türk topluluğu var. Bu tabii ki son on beş yirmi yılda çok daha hızlı gelişti. Türkiye’nin, Türk hükümetinin  ve özellikle Recep Tayyip Erdoğan’ın bakış açısıyla birlikte kendilerinde özgüven oluştu. Önce ülkeleriyle, sonra yaşadıkları ülkeyle barıştılar. Ne zaman ki özgüvenleri yerine geldi işte o zaman her şey çok hızlı gelişti. Zaten bir altyapı oluşmuştu. Türkiye hükümetinin kendilerine sahip çıkması ile silkinip kısa zamanda kendilerine geldiler ve şimdi Avrupa’da asimile olmadan 5 milyon insanımız daha bir özgüven içinde yaşıyor. Sorunlar elbette var ama geçmişle kıyasladığımızda daha iyi bir konumda olunduğunu ifade etmek istiyorum.

Asıl sorun Avrupa’nın hızla içine kapanması ve milliyetçiliğin hızla yayılması. Avrupalılar bu yükselen İslam karşıtlığı ve milliyetçiliğin önüne geçemezlerse yarın sıkıntıların daha da büyüyeceğini  belirtmeliyiz. Buna rağmen kendilerini yaşadıkları ülkenin bir parçası ve vazgeçilmezi olarak gören Türkler artık yatırımlarını daha fazla Avrupa’ya yapıyor, daha büyük ve rahat evlerde oturuyor, daha fazla yerel yaşıyorlar. Özellikle 28 Şubat sonrası Türkiye’de yaşanan başörtüsü problemleri dolayısıyla üniversitelere alınmayan öğrencilerin, başta Viyana olmak üzere Avrupa’nın birçok ülkesine okumak için gitmelerinin de katkısı yadsınamaz elbette. Bu arkadaşlarımızın Avrupa’daki genç kızlarımız üzerinde büyük bir tesir oluşturduğunu söyleyebilirim. Türklerin de aynı şekilde Avrupa’daki diğer 15 milyonu aşkın Müslüman üzerinde de olumlu etki yaptığını ifade etmek isterim. Türklerin daha örgütlü olması diğer Müslüman toplulukların da örgütlenmelerine katkı sağladı. Özgüveni yüksek Avrupalı Türklerin hem Avrupa’ya hem Türkiye’ye katacağı çok şey var.

***

Asiye Bilgin / ALMANYA

UETD Başkan Yardımcısı

Burası artık evimiz

Avrupalı Türk tanımlaması bir nevi bir kimlik tanımlaması aynı zamanda. Biz 4. nesil Avrupa’da yaşıyoruz. İlk yıllarda gelen birinci, ikinci nesilin her zaman aklında, belirli bir birikimi yaptıktan sonra Türkiye’ye geri dönme, anavatana geri dönme düşüncesi vardı. Fakat bu üçüncü, dördüncü nesilde böyle değil. İnsanlar yerleşmiş durumda. Buradaki iş hayatında, kültürel hayatta, sosyal hayatta, siyasi hayatta yer alıyor ve Türkiye’yle bağlarını korusa dahi kendini buraya da ait hissediyor. Avrupalı Türk tanımı o nedenle çok önemli. Gurbetçi, buradaki insanlarımızın çok da hoş karşılamadığı bir tanım. Avrupa’da yaşayan Türkler gurbetçi denmesinden rahatsız oluyor çünkü burada da kök saldılar, burada da bir geçmişleri var. Avrupa’nın birçok değerini içselleştirip, kültürel yaşantısına, iş hayatına ayak uydurdular. O anlamda Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın Avrupalı Türkler tanımlaması çok doğru. Bu gelecek nesillere de “Siz oraya aitsiniz. Oranın vatandaşlığını da alın. Hayatın içinde var olun. Hem anadilinizi, kültürünüzü koruyun ama yaşadığınız topraklarda da topluma faydalı olun” mesajıydı ve çok kıymetliydi o anlamda.

Bu hitap kesinlikle bir memnuniyet oluşturdu. Son zamanlarda Avrupalı Türklerle ilgili, özellikle AK Parti döneminde bir dönüşüm yaşandı. Buradaki Türklerin, yurt dışında yaşayan Türkler olarak kabul görmesi için AK Parti devrim niteliğinde değişiklikler yaptı. Kanuni düzenlemelerin yanı sıra STK’ların güçlendirilmesi, burada doğan büyüyen çocukların eğitim hayatlarında başarılı olmaları için burs verilmesi, buradaki medyanın güçlendirilmesi gibi yerinde destek konusunda birçok şey yapıldı. Avrupalı Türk demek, Avrupa ve Türkiye arasında köprü vazifesi gören insanlar demek. Bir nevi herkes burada vatandaş olarak diplomasi yapıyor gibi görebilirsiniz. Bu da çok kıymetli bir şey.  Çünkü yurt dışına baktığınızda bugün 3 buçuk milyon seçmen var. 6 milyon Türk var. Bu önemli bir güç. Avrupalı Türklerin, Türkiye’ye ileriye dönük yeni vizyon açacak bir kitle olduğunu düşünüyorum.

***

Ufuk Seçgin / İNGİLTERE

İş Adamı / Muslim Council of Britain üyesi

Bu terim değişikliği çoktan yapılmalıydı

Gurbetçi kelimesi bundan 60 yıl evvel Avrupa’ya, özellikle Almanya’ya gelen Türkler için kullanılıyordu. Kısa vadede Avrupa’ya, Türkiye’de bir iş makinası, bir daire alabilecek kadar para biriktirdikten sonra geri dönme planlarıyla gelen insanlara gurbetçi deniyordu. Fakat o nesil burada kaldı. Evlendi, çocukları, torunları oldu ama gurbetçi ismi kullanılmaya devam etti. 2000’li yılların başlarına kadar gurbetçi terimi çok yaygındı. Almanca’da da kısa zamanlı sözleşmeyle gelip çalışan kişi için gurbetçi sözcüğüne karşılık gelen bir kelime kullanılıyor ve biz orada doğduğumuz halde bize de gurbetçi çocuğu diye hitap ediliyordu. Pasaportlarımızda işçi ailesi gibi damgalar oluyordu. Açıkçası bunlar insanı incitiyor. Ben burada doğup büyüdüğüm halde neden hala gurbetçi oluyorum. Açıkçası çok hoş bulmuyordum bu terimi.

Türkiye açısından baktığımızda ise gurbetçilere bir üstten da söz konusuydu. Çünkü gidenlerin eğitim seviyesi çok yüksek değildi. Avrupa ülkeleri vasıflı insan aramıyorlardı. Sağlıklı olsun, çalışkan olsun isteniyordu. Dolayısıyla çoğu ancak ilkokul mezunuydu. Böyle olunca insanlar gurbetçiler için çok fazla eğitimli olmayan, paraya düşkün insanlar gibi bir imaj çiziyorlardı. Fakat bu insanlar yabancı bir memlekete gitmişler, ağır şartlarda çalışmışlar, Türkiye’yi, Türk milletini, kültürünü, dinimizi temsil etmişler ve o dönem ekonomisi iyi olmayan Türkiye’ye ciddi manada döviz göndermişler. Karşılığında aldıkları ise gurbetçi diye dalga geçilmek oldu.

Bu durum şimdi değişti tabi. Artık ikinci, üçüncü, dördüncü nesil üniversiteye gitti, iş sahibi oldu. Avukat oldu, doktor oldu, siyasete atıldı, siyasi partilerde yer aldı. Artık bu nesile gurbetçi diye hitap etmek çok yanlış. Bu terim değişikliğinin çoktan yapılması gerekirdi. Akıllarda da bunun oturması lazım. Avrupalı Türk veya Avrupa’da yaşayan Türkler. Bütün yaşam merkezimiz burada bizim.

İngiltere toplumu bizi Avrupalı Türk olarak kabul ediyorlar. Tamamen toplumun bir parçası olarak görülüyor. 70’li – 80’li yıllarda gelip yerleşmişler, evlerini almışlar, işleri var, bazıları emekli olmuş, vatandaşlığını almış. Açıkçası ırkçı davranışlar söz konusu fakat buranın vatandaşı olarak görüyorlar. Çok farklı bakılmıyor.

***

Sefa Akyol / BELÇİKA

AYID Gençlik Derneği Onursal Başkanı

Ülkene git diyenlere zaten ülkemizdeyiz diyoruz

Gurbetçi kelimesini küçüklükten beri duyuyoruz. Türkiye’de gurbetçi, burada yabancı ifadeleriyle iki tarafta da biraz dışlanıyoruz. Gurbetçi demeseler de Almancı deniliyor. Gurbetçi kelimesi “elbet bir gün ülkesine geri dönecek” gibi bir anlam veriyor. Gurbetçi Avrupa’da yerleşik değildir, aklı Türkiye’dedir. Avrupalı Türkler dediğimiz zaman ise artık Avrupalıdır, oralıdır. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Oradaki çalışmalara katılın, oradaki partilerin tabanında olun. Siz oralısınız” diyor. Gençlerin yaşadıkları ülke ile olan bağlantılarını daha da güçlendirmesini istiyor. Avrupalı Türkleri bir bütün ve Türkiye’nin bir ili gibi görüyor. Cumhurbaşkanımız diaspora kelimesini kullanmamıştır, hiç sevmemiştir belki de. Avrupalı Türkler terimini kullanarak anlayanlar için gönül aldı. Bizi mutlu etti.

Avrupa toplumu dediğin zaman gerçek Belçikalı kimdir, gerçek Alman kimdir, bunlar tartışılıyor. Belçika’da 150’den fazla ırk var. İtalyanlar olsun, İspanyollar olsun yıllardır burada yaşıyorlar. İstemedikleri en küçük bir detayda, hemen “Ülkenize dönün” kelimesini duyabiliyorsunuz. Birinci nesil, ikinci nesil “zaten döneceğiz” diyorlardı. Üçüncü nesil ise “Biz de Belçikalıyız. Biz zaten ülkemizdeyiz, nereye dönüyoruz” diyor. Bunu kabul ettirmek yönünden mücadele içindeyiz. Ne kadar üst pozisyonlara geldiğimizde farklı görüşler olsa da yavaş yavaş kabulleniyorlar. Buranın diplomasını alıyoruz. Dillerini onlardan daha iyi biliyor, siyasetlerini onlardan daha sıkı takip ediyoruz. Bizim bu siyasete yakınlığımızı görünce şaşırıp kalıyorlar.

***

Nilgün Demir / ALMANYA

İki arada kalıyorduk

Biz Almanya’da hep yabancı olarak yaşadık. Türkiye’ye geldiğimizde de Almancı ya da gurbetçi olarak tanımlandık. Bana Almancı denmesindense Avrupalı Türk olarak hitap edilmesi hoşuma gider. Hiç olmazsa içinde Türk ifadesi geçiyor. Biz her iki taraftan da bir nevi dışlanıyoruz, arada kalıyoruz. Türkler bize Almancı diyor, Almanlar bizi zaten kendilerinden kabul etmiyorlar. Ne oraya aitiz, ne de buraya.

Almanya’ya gelen ilk kuşak Almancayı ancak dertlerini anlatabilecek kadar öğrendi. Özellikle kadınlar hep bir araya gelip birlikte yaşadıkları için Almanca öğrenme mecburiyeti hissetmediler. Etraflarında çok Türk vardı. Doktora gitmek gibi çevre ile iletişime geçmeleri gereken durumlarda eşleri onları götürüyordu. Gerekirse kendilerini ifade edebiliyorlardı ancak dildeki nüansları bilmedikleri için tam bir iletişim kuramıyorlar, gerektiğinde haklarını savunamıyorlardı. Aynı kelimeleri farklı tonda kullanmak bile anlamı çok değiştirebiliyor. Anne, babamın zamanında gelenler ya fabrika işçisi ya da temizlikçiydi. Bizim kuşağımız öğrenim görüp meslek sahibi oldu. Bizim çocuklarımız ise zaten Almancayı çok iyi biliyor. Hatta Almancaları Türkçelerinden daha iyi. Şu anda avukat da oluyor, doktor da oluyorlar. Her meslekten Türk var. Burada doğdular. Her ne kadar Alman toplumunun Türklere karşı bir negatif bakışı söz konusuysa da, kariyer yapan Türkler Almanların gözüne batsa da, artık biz buralıyız, Avrupalıyız.


Emeti Saruhan, 02.06.2018, Sonsuz Ark, Konuk Yazar, Hayatın Sıcak Yüzü, 
Emeti Saruhan Yazıları



Sonsuz Ark'ın Notu: Emeti Saruhan Hanımefendi'ye çalışmalarını bizimle paylaştığı için teşekkür ederiz. Seçkin Deniz, 06.07.2017


İlk yayınlandığı Yer: Gerçek Hayat





Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
Yorum Gönder

Seçkin Deniz Twitter Akışı