18 Şubat 2017 Cumartesi

SA3989/KY20-MEK61: Memi Aqé

"İşte böyle güzel, böyle İNSAN bir kardeşin yaşadığı bir dünyada yaşıyor olmak, yaşamayı meşru kılan bir sebeptir. MEMİ AQÊ ile aynı yerkürenin zeminine ayak basıyor olmak, aynı atmosferin havasını soluyor olmak zaten yeterince kutsal ve kutsayıcı bir şeydir."
      

Aklı başında, yaşamın tenine değmiş her insan evladının dünyada geçirdiği her gün için sağlam bir neden araması gerektiğine inanıyorum. Misal sabah uyandınız, yanı başınızdaki pencereden sizi atlamaktan alıkoymaya değer bir neden olmalı, yaşamı, bu yerlerde yapış yapış hayatı sürüklemeye değer bir şey olmalı. Hatta birden çok neden, çünkü bazı nedenlerin bizi yaşama bağlama gücü oldukça sınırlı olabilir, yada bir çok neden gerçekten geçici süreyle işe yarayan köksüz şeyler olabilir.

Kendi adıma bir şey buldum bu gün.

Hem de muhteşem bir şey.

Bütün dünyanın merkezinde yer aldığımı düşündüğüm, gücümün bütün evrene yeteceğine inandığım çocukluk ve gençlik çağlarımdan kalma bir anılar silsilesi ile birlikte gözlerimi yaş ile dolduran bir haber aldım bugün.

MEMİ AQÊ (Mehmet Alkan) amcamız vefat etmiş.

Karakoçan bir küçük ilçe. Bir lisemiz iki de camiimiz var sosyal yapı olarak. Orda burda imam hatip okulları açılıyor, Mehmet amca durur mu, ön ayak oldu ve o okulu ilçeye getirtti. Her bir taşını, çakılını, hocasını talebesini, sırasını defterini adeta tek başına organize ederek, toplayarak, ikna ederek bir araya getirdiği halkla yaptı. Toprak dam bakkalı günün yarısından fazla zamanda bu ‘önemli’ işlerden dolayı kapalı olurdu.

Cami önünde yardım parası dilenmek çok onur kırıcı ve ağır bir iştir, ama bu büyük fedakârlığı sadece Mehmet amca üstlenir, bir yanda imam hatip diğer yanda camiiler her tarafa koştururdu. İlçede veya köylerinde yapılmış din diyanet adına ne varsa MEMİ AQÊ’nın çok ama çok büyük emeği vardır hepsinde.

Ama bunlar değil beni çarpan şey. Baka bir özelliğini anlatacağım sizlere, sizlere çünkü bu özelliği ile birlikte Mehmet amcanın ruhuna bir fatiha okuduğunuzda epeyce bir süre çok sağlam bir nedeniniz olacak yaşamı sürdürmek için. Yuttuğunuz lokmalar misal Suriye’den dolayı boğazınızda kalmayacak, misal giydiğiniz yeni ceket yada ayakkabıdan Arakan yetimlerinin çıplak bedenleri dolayısı ile utanmayacaksınız, akşam şımarıklık yapan çocuğunuzun başını okşarken Filistin yetimlerinin içinizi delen bakışları dolayısı ile suçluluk hissetmeyeceksiniz.

Okul yapıldı, Mehmet Amca ve diğerleri babaları ikna edip çocuklardan epeycesini okula kayıt ettirdiler. Çoğu 3 ila 7 kilometre uzaktaki köylerden yaya gelen gariban köy çocukları idi. Babalar için çocukları okula yani Mehmet Amca'ya vermiş olmak zaten yeterince büyük bir fedakârlıktı, bir de yol parası, hele yemek yolluk harçlık gibi konular için yeni fedakarlıklar yapacak genişlikte ne yürek ne de cüzdan vardı. Annelerin sabah çantaya koydukları iki lavaş bir parça peynir de daha ilçeye varmadan bitmiş olurdu.

Evi ilçede olanların durumu iyi idi, öğlen tatili olduğunda eve gider yer içer dinlenir gelirsin. Ama köylerden gelen çocuklar için durum iki kat feci idi, okulun bütün kapıları kapanır, çocuklar tamamı beton veya çakıl kaplı bahçeye çıkarılır, ve çocuklar aç bir şekilde, güneşin altında ya da soğukta öğlen tatilinin bitmesini beklerdi. İşte Mehmet Amca her gün fırıncı Hamid ya da Menco’nun fırınına uğrar, birkaç ekmek alır, dükkânından bunları ikiye böler, içlerini yarar gününe göre helva, haşlanmış yumurta yada biraz sebze doğrayarak kağıda sarar ve sanki oradan geçiyormuş gibi yaparak okulun bahçesinde çömelmiş aç çocuklara doğru ‘Kuro çı dıki, te nan xweriye?(*) diye sorar ve gururdan ‘evet’ olacağı kesin cevabı beklemeden yarım ekmekleri çocuklara dağıtırdı. Başkaca da bir söze gerek yok, arkasına bakmadan işine dükkânına tarlasına tapanına giderdi.

Ve benim küçük bir talebe olduğum yıllardan aklımda kalan en net fotoğraflardan biri de, ilk kez Mehmet Amca'nın elinden alıp yediğim, tadı dolayısı ile ne zaman yesem onu anımsadığım çikolatalı gofretler. Mehmet Amca imam hatip açıldıktan sonra her Cuma elinde bir koca koli çikolatalı gofret ile okula gelir ve tek tek her birimizin başını okşayarak bu gofretlerden ikram ederdi.

İşte böyle güzel, böyle İNSAN bir kardeşin yaşadığı bir dünyada yaşıyor olmak, yaşamayı meşru kılan bir sebeptir. MEMİ AQÊ ile aynı yerkürenin zeminine ayak basıyor olmak, aynı atmosferin havasını soluyor olmak zaten yeterince kutsal ve kutsayıcı bir şeydir.

Dünya bütün kirine, adaletsizliğine, zulmüne, kıyıcılığına rağmen işte bu güzel insanlar sayesinde hala dönmeye devam ediyor. Tanrı sırf bu güzel insanlardan biri içinde yaşıyor diye dünyaya ve insana mühlet veriyor. İşte ey kardeşim sen de MEMİ AQÊ gibi bir büyüğün yüzü suyu hürmetine, adı yok, mülkü yok, üzerinde ki her giysi yamalı, onur ve imanından başka hiçbir şeyi gerçek saymamış bu uluların hürmetine yaşamakta olduğunu unutma. Onların ulu ruhuna bir Fatiha ile kendine bir yaşama sebebi, varlığına bir geçerli anlam kıl. Allah rahmet eylesin.

(*) Nasılsın küçük, yemek yedin mi?






Mustafa Ekici, 18.02.2017, Sonsuz Ark, Konuk Yazar 



İlk Yayınlandığı Yer: Haber 10
Yorum Gönder

Seçkin Deniz Twitter Akışı