19 Mart 2018 Pazartesi

SA5816/KY1-CÇ478: İstilâ-i Cihan-Kara Öfke/Roman IV-5

Zenci halkının istilası, Avrupa'yı alkana boyayacak; bir eşi daha görülmemiş kıyımın öncüsü olan bu ilk darbe böyle gerçekleşmişti.

Dördüncü Bölüm
-5-

Velü’nün Villa-Kutter’e Dönüşü- Görüşme- Ölümü Hor Görme- Balonların Ölüm Saçmak İçin Yola Çıkışları- Rüzgâr

Sabahın saat beşinde Velü yeniden Villa-Kutter’e gelmişti. Gündüz olduğu halde fenerleri hala yanmaktaydı. Ara sıra havada kendini gösteren birkaç balon içinde, Ömer’in iki arkadaşının içinde olduğu balonu tanıması gerekti.

Fakat, zemindeki ateş kaybolmuştu. Acaba Genç Prens, balonun geri dönüşünü görerek bunu söndürmüş müydü? Yoksa kendisi mi gitmişti?

Henüz sabah olmakla beraber İslam ordusunda bir uğraşı, bir hareket vardı.

Maluel ile Çahner’in endişeleri arttı.

Bulundukları 1000 metre yükseklikten yer iyice fark olunmadığından balon 400 metreye kadar alçaldı.

Araplar, artık balonlarla hemen bağlantı kurmuş olduklarından hiç önem vermiyorlardı.

Kollar, gayet hızlı bir düzenle gidiyordu. Bunlar kentin batısından dolanıyorlardı.

Bunlardan biri Paris yolunda yürüyüşe başladı.

Çahner:

- Bu, Ömer’in hiç gözden çıkarmadığı öncülerdir. Bu da, Ömer’in burada olduğuna bir kanıttır. Dün akşamki süvariler, her halde araziyi tanımak ve izlenecek yolu keşfetmek için bir keşif müfrezesiydi. Çünkü onlar da bu yoldan döndüler. Dedi.

Bir saat sonra, bütün İslam ordusu, Paris’e yönünde harekete başladı.

Jerar:

- Sultan sancağını göremiyordum.

Çahner:

- Ben de göremiyorum; fakat her halde buradadır. Çünkü müstahkem ordugâha saldırı hazırlıkları var.

Maluel:

- İki saat sonra, istihkâmın önünde bulunacaklar. Ancak 10:12 kilometre uzaklıkta bulunuyorlar. Görünüşe bakılırsa 300 bin olmalı.

Çahner:

- Şimdi görevimiz belli oldu. Zaman kaybetmeyelim.. güneyden gelen Araplar da Melüvnü geçmişler, Versay ve Kulumyer’e yaklaşmışlar…

- Yarın Paris bütünüyle kuşatılmış olacak.

- Ya, rüzgâr çıkarsa?

- Paris hapı yuttu demektir. Zira askerin psikolojisi son derece bozuldu…

Şimdi, yürüyüş kolu Kuyil vadisine inerek karşı sırtlara çıkıyordu.

Maluel:

- Ne yapacağız? Diye sordu.

Villa-Kutter’e bir daha baktı. Çahner bir çığlık kopardı. Küçük kentin karşı kenarında üç ev yanıyordu. 

Çahner:

- Ömer beni çağırıyor.. dedi.

Maluel:

- Artık kuşku kalmadı.. yanıtını verdi.

Jerar sordu:

- Daha alçalalım mı?

- 150:200 metreye kadar inelim.. fakat, Ömer burada değil..

- Öyle ama ateş hala yanıyor.

Çahner:

- Kırmızı bornozu gördüm! Diye bağırdı.

- Çabuk Jerar, şu çimenliğe inelim..

- Bizi gördü.. işte bize doğru geliyor.

- Hele şükür bulduk.. üzüntüden çıldıracağım..

Çahner eğilerek:

- Ömer! Diye bağırdı.

Dürbünüyle bakan Maluel:

- Sultan da yanında.. dedi.

Velü çimenliğe indi. Önünde, birinci Fransa’nın eski şatosu görünüyordu.

Şatonun sağ tarafından bir takım atlılar meydana çıktı. Bunların önünde gelen Sultan durdu.

Jerar sordu:

- İnecek miyiz?

Maluel ip merdivenden inerek:

- Evet! Dedi.

Süvarilerden biri attan inerek balona doğru koştu.

Bu Ömer’di.

Üç arkadaş birbirlerine sarıldı.

Sultan da yanlarına gelerek Maluel ile Çahner’in ellerini sıktı.

- Her zaman oğlumun vefakâr dostları olduğunuzdan dolayı oldukça memnunum.. Safa geldiniz! Dedi.

Maluel ile Çahner saygıyla eğilip Sultanı selamladılar.

- Son meydan savaşı yapılacağı gün gelmenizi de hayrlı bir şey sayıyorum. İslam ordularının Avrupa’daki başarısı pek parlak oldu. İspanya’yı ezen ordularımız Versa’yı geçtiler. Sekiz milyonluk dev gibi büyük bir kitlenin savaşçıları bugün, cinayetlerin, kıyımların, pisliğin, yokluğun, yoksulluğun ve rezilliğin kaynağı, merkezi olan Paris’i bir hamlede ele geçirilecektir. Bize katılmak için geldiniz değil mi?

İki subay birbirlerine baktılar. İslam ordusunu tehdit eden tehlikeyi bu adam nasıl söyleyeceklerini düşünüyorlardı.

Ömer, arkadaşlarının çekincesini başka bir şeye yorarak:

- Niye çekiniyorsunuz? Babamın dedikleri doğrudur. Fransa baştan ayağa ele geçirildi. Yarın Paris’e gireceğiz. Sizi çok severiz. Bu tehlikeden kurtarmak isteriz. Düşünmeyiniz!

Maluel:

- Teşekkür ederim, Sevgili Ömer.. fakat..

- Hala inat ediyorsunuz; ordumuzun büyüklüğünü görmüyor musunuz?

Maluel, bütün cesaretini toplayarak:

- Ömer, çekingenliğimizi başka bir şeye yorma! Biz.. size bir felaket haberini vermeye geldik. Sizi bu felaketten kurmak istiyoruz. Yarın İslam ordusu bütünüyle yok olacak.. dedi.

Genç Prens omuzlarını silkti.

- Diner Ömer;  yüzüme bek! Amacımın, sözlerimin şaka olmadığını anla! Yarın 346 balon, işgal ettiğiniz sahanın havasını zehirli gazla zehirleyecek… derhal bütün ordunuz ölüp toprağa serilecek.

- Galiba rüya görüyorsun Maluel..

- Hayır Ömer, gerçeği söylüyorum.. geliniz! Balon emrinizdedir. İsterseniz Atuka’ya kadar gidebiliriz..

- Azizim, ısrar etme.. hatta doğru söylüyor olsan bile biz ordumuzla beraber öleceğiz.
Sultan atına binmek üzereyken Maluel yalvararak önerisini yineleyip atın dizgininden tuttu.
Bunu gören maiyet atlıları, Sultanın bir saldırıya uğradığını sanarak ilerlediler.

Bu anda, balondan Yüzbaşı Jerar:

- Çekiliniz binbaşım, ateş ediyoruz! Diye bağırdı.

Çahner komutan edasıyla haykırdı:

- Sakın ha! diye karşılık verdi.

Ömer de Arap süvarilerinin hareketine engel oldu.

Malule:

- Efendimiz, bize at emrediniz, size eşlik edeceğiz. Çahner, sen de Jerar’a söyle demir alsın, bizi havada izlesin.. bizim için bir korku olmadığını da anlat.. kendisine işaret edince yere insin..

Atına binen Ömer:

- Sevgili arkadaşlarım, hiç olmazsa arkanıza birer bornoz alınız.. daha iyi olur.. dedi.

***

Gece, Eskale fabrikasında olağanüstü bir çalışma oluyordu. Hava filosunun 346 balonu zehirli gazla doldurulmuş olduğundan bu ölüm makineleri, uygarlığın son iğrenç buluşu geçtikleri yerleri zehirlemek için sabah olmasını bekliyorlardı. 

Gerek Mösyö Kutye ve gerekse arkadaşı her şeyi düşünmüşler ve fakat yalnız bir şeyi akıllarına getirmemişlerdi. Bu da cenab-ı hak idi.

Yıllardan beri İlayi Kelimetullah için, köleleştirilmiş, sömürülmüş Asya’nın, Amerika’nın, ve dahi Batının bizzat kendi insanının kanına giren anlayışı otağında boğmak için Afrika’nın derinliklerinden ayrılarak yola çıkan, binlerce kilometre mesafeyi geçen, bu büyük yürüyüşte döküle döküle on iki milyondan sekiz milyona inan savaşçılara bu ana kadar kazandıkları bütün zaferlerde yardım eden cenab-ı hak bütün insanlığa zulme karşı duruşun parmak ısırtan destanını yazan kahramanları böyle alçakçasına öldürteceğini düşünmek saflıktı.

 Zaten, son kurtuluş çaresi olmak üzere bu iğrenç araca başvuracakların yüreklerinde müthiş bir korku vardı: ya rüzgâr çıkarsa..

Ever, rüzgâr çıkarsa, bu hızla kazdıkları kuyuya düşeceklerdi. Paris halkından oldukça büyük bir korku ve kaygı baş göstermişti.

Maluel, Sultanın yandan ayrılarak Paris’e döndüğü zaman kayınbabası Mösyö Füritye ile nişanlısını ve Hilaryon’u alarak Velü ile uzağa, tehlikeden korunacak bir yere gitme kararı verdi.

İslam askeri durup dikilmeyerek Paris’e doğru ilerliyordu. Gece, her taraftan bir anda saldıran bu sekiz milyon kahramanın ani saldırılarına dayanamayarak Paris’in birini savunma hattı düşmüş ve zaten psikolojileri bozulmuş asker içlere doğru kaçmışlardı. 

Sendenis, Su, Lani, Sen Jermen bütünüyle ele geçirilmekle şanlı ordu Paris’ 20 kilometre yaklaşmıştı.
Sultanın emri üzerine toplanan ordu komutanları Velü balonuna binerek bu tehlikeden uzak kalmak üzere biraz açığa çekilmeden önce Ömer bazı önlemler aldı.

İslam askeri, bütün istihkâmlara, köylere, Şatolara, çiftliklere yerleşerek içeriye hava girecek bütün delikleri kapattırıldı. Yirmi dört saat kimsenin dışarı çıkmaması emrolundu. Bu, gelişi güzel bir önlemdi. 

Şafak sökmeye başladı.

Velü balonu havaya yükseldiği zaman Fransız hava filosu da temiz yürekli İslam ordusunun işgal ettikleri sahaya gelerek zehirli gazı dökmeye başladılar.

Bu sıradan hava birden bire karardı. şiddetli bir rüzgâr, birkaç dakika içinde zehirli gaz bulutlarını önüne katarak Paris’e doğru sürüklüyordu. Velü balonundan bu hali gören Sultan ile İslam komutanları secdeye kapanarak şükrettiler.

Maluel ile Çahner birbirlerine baktılar.

Şimdi uzaktan hayal gibi görünen Paris bir duman içinde kaybolmuştu.

Balonlar da bu fırtınaya kapılarak Paris’e doğru sürüklenmişlerdi. İntikam balonu Eliza sarayında Mareşal ile maiyetini kurtarmaya çalışıyordu.

Zehirli bulutlardan büyük bir kısmı batıya doğru giderek Bin İmame ve Hacı İbrahim ordusunun dışarıda kalan kısmı şehadet şerbetini içmişlerdi.

Birden bire İntikam balonunda bir patlama oldu. İp merdiven koparak tayyare havalandı. Artık her şey bitmişti. Henüz dökülmeyen gazlar, diğer balonlarda da şiddetli basınçla patlamışlardı. Ortalıkta derin bir sessizlik egemen oldu.


<< Önceki                   Sonraki>>





Cemal Çalık, 19.03.2018,  Konuk Yazar, Sonsuz Ark, İstilâ-i Cihan-Kara Öfke, Roman

Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.


Yorum Gönder

Seçkin Deniz Twitter Akışı