2 Mayıs 2022 Pazartesi

SA9650/SD2395: Sıkıntı (Roman); 3. Bölüm-Cennet 25

Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

"İnsanları aldatarak ‘eşitlik, kardeşlik ve özgürlük’ diyenler ve entrikalarla insanlara her türlü kötülüğü yapanlar her dinden gelerek masonluk şemsiyesi altında toplanan insanlardı. Osmanlı’nın ve Cumhuriyet’in seçkinleri arasında da İslam’ı bu şeytanî tarikatın bir nesnesi hâline getirenler de vardı."



Tarihi, yalanlardan oluşan kurgusal bir metin zinciri olarak tasarlayanlar ve okullarda yeni nesillere öğretmek için gerekli olan her mekanizmayı kuranlar da Masonlar’dı. ‘Cennet Yazarı’nın alternatif kaynaklardan derleyerek yorumladığı her şey özellikle gizlenen olaylar zinciri arasındaki derin bağları deşifre ediyordu.  

İnsanları aldatarak ‘eşitlik, kardeşlik ve özgürlük’ diyenler ve entrikalarla insanlara her türlü kötülüğü yapanlar her dinden gelerek masonluk şemsiyesi altında toplanan insanlardı. Osmanlı’nın ve Cumhuriyet’in seçkinleri arasında da 'İslamcılık' adı altında İslam’ı ve Müslümanları bu şeytanî tarikatın bir nesnesi hâline getirenler de vardı. 
 
‘Bilerek ya da bilmeyerek öyle yaptılar’ demek mümkün değildi bu sapkınlığın tesiriyle kötülük yapanları ve yaptıklarını yorumlarken; hepsi biliyordu, hepsi tartışıyordu. Kötü olmayı seçtiler, Mason oldular ve güçlü ve Müslüman bir imparatorluğu yok ederek Allah’ın gönderdiği son elçiye ve kitaba iman eden Müslümanları iki yüz yıl dünyanın en alçak saldırılarına maruz bırakacak bir şekilde tarih sahnesinden kovdular. Pişman olduklarını ilan etmelerinin bir anlamı yoktu. Onlar birer câni idi.

Uçak iniş için hazırlanıyor, anonslar yapılıyordu. ‘Bunlara, “Yeryüzünde fesat çıkarmayın” denildiğinde, “Biz ancak ıslah edicileriz!” derler’ ayetinin geçtiği Bakara Suresi’nin 1-21. ayetleri ruhumda yankılanıyordu: 

‘Elif Lâm Mîm. Bu, kendisinde şüphe olmayan kitaptır. Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için yol göstericidir. Onlar gaybe inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine rızık olarak verdiğimizden de Allah yolunda harcarlar. Onlar sana indirilene de, senden önce indirilenlere de inanırlar. Ahirete de kesin olarak inanırlar. İşte onlar Rab’lerinden (gelen) bir doğru yol üzeredirler ve kurtuluşa erenler de işte onlardır. Küfre saplananlara gelince, onları uyarsan da, uyarmasan da, onlar için birdir, inanmazlar. Allah, onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Gözleri üzerinde de bir perde vardır. Onlar için büyük bir azap vardır. İnsanlardan, inanmadıkları hâlde, “Allah’a ve ahiret gününe inandık” diyenler de vardır. Bunlar Allah’ı ve mü’minleri aldatmaya çalışırlar. Oysa sadece kendilerini aldatırlar da farkında değillerdir. Kalplerinde münafıklıktan kaynaklanan bir hastalık vardır. Allah da onların hastalıklarını artırmıştır. Söyledikleri yalana karşılık da onlara elem dolu bir azap vardır. Bunlara, “Yeryüzünde fesat çıkarmayın” denildiğinde, “Biz ancak ıslah edicileriz!” derler. İyi bilin ki, onlar bozguncuların ta kendileridir. Fakat farkında değillerdir. Onlara, “İnsanların inandıkları gibi siz de inanın” denildiğinde ise, “Biz de akılsızlar gibi iman mı edelim?” derler. İyi bilin ki, asıl akılsızlar kendileridir, fakat bilmezler. İman edenlerle karşılaştıkları zaman, “İnandık” derler. Fakat şeytanlarıyla (münafık dostlarıyla) yalnız kaldıkları zaman, “Şüphesiz, biz sizinle beraberiz. Biz ancak onlarla alay ediyoruz” derler. Gerçekte Allah onlarla alay eder (alaylarından dolayı onları cezalandırır); azgınlıkları içinde bocalayıp dururlarken onlara mühlet verir. İşte onlar, hidayete karşılık sapıklığı satın almış kimselerdir. Bu yüzden alışverişleri onlara kâr getirmemiş ve (sonuçta) doğru yolu bulamamışlardır. Onların durumu, (geceleyin) ateş yakan kimsenin durumuna benzer: Ateş tam çevresini aydınlattığı sırada Allah ışıklarını yok ediverir de onları göremez bir şekilde karanlıklar içinde bırakıverir. Onlar, sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Artık (hakka) dönmezler. Yahut onların durumu, gökten yoğun karanlıklar içinde gök gürültüsü ve şimşekle sağanak hâlinde boşanan yağmura tutulmuş kimselerin durumu gibidir. Ölüm korkusuyla, yıldırım seslerinden parmaklarını kulaklarına tıkarlar. Oysa Allah, kâfirleri çepeçevre kuşatmıştır. Şimşek neredeyse gözlerini alıverecek. Önlerini her aydınlatışında ışığında yürürler. Karanlık çökünce dikilip kalırlar. Allah dileseydi, elbette onların işitme ve görme duyularını giderirdi. Şüphesiz Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir. Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize ibadet edin ki, Allah’a karşı gelmekten sakınasınız.’

İnsan ne isterdi ki hayatta?  Oysa iyi ve Müslüman olmak çok kolaydı. Masonların yüzey parlatıcı propagandalarının arkasında büyük bir kölelik düzeni vardı; çıkarlarına ve zevklerine mahkûm edilerek her türlü iç zenginliklerini büyük bir yoksulluğa dönüştüren sonsuz olmayan ışıklar altındaki sahte cennetin üç yüz yıldır insana verdiği tek şey bütün parçalarıyla sadece kötülüktü.

Oysa Allah insan için çok sade, kolay ve gerçekten özgürleştirici standartlar koymuştu. Ahzâb Suresi 35. Ayet temel standardı belirlemişti:

‘Allah’a tam teslim olmuş erkekler ve Allah’a tam teslim olmuş kadınlar, mü’min erkekler ve mü’min kadınlar, İslâm’ın emirlerine itaate devam eden erkekler ve itaate devam eden kadınlar, bütün söz ve davranışlarında dürüst ve yalandan uzak erkekler ve dürüst ve yalandan uzak kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, Allah’a karşı saygılı ve alçakgönüllü erkekler ve Allah’a karşı saygılı ve alçakgönüllü kadınlar, Allah yolunda muhtaçlara harcamada bulunan erkekler ve harcamada bulunan kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, iffetlerini koruyan erkekler ve iffetlerini koruyan kadınlar, Allah’ı çok zikreden erkekler ve Allah’ı çok zikreden kadınlar: işte bunlar için Allah, hem bir bağışlanma hem de pek büyük bir mükâfat hazırlamıştır.’

‘Bekçi’nin yorumları sosyolojik birçok sorunun özündeki karanlığı doğuran ikiyüzlülüğün, münafıklığın kaynaklarına doğrudan ışık tutuyordu, sonunda 15 Temmuz darbesinin olduğu süreç bu ışıkta daha net görünüyordu:

“Ülkemiz bugün tüm ayrışmaları besleyen ve tüm ayrışmalardan beslenen daha büyük bir tufan içinde. Bu tufana cemaatlerin ve târikatların çıkardığı tufan diyebileceğimiz gibi, cemaatlere ve târikatlara karşı duranların da çıkarmış olabileceği bir tufan da diyebiliriz. Büyük bir ayrışma var hepimizde. Hepimiz bir diğerimizi itiyoruz en yakınımızdaki çukura. 

Ülkenin en büyük cemaatinin efendisi, Fetullah Gülen, radyoda kendisi gibi düşünmeyenler için şöyle diyordu: “Kuru Nasslar’dan başka bir şeye itibar etmeyenler, bugünkü haricilerdir.” 

Onun ‘Kuru Nass’ dediği Kur’an ayetleri ve hadisler veya sadece Kur’an ayetleri. Bir cemaatin efendisi bunları söylemek durumunda mıdır? Öne sürdüğü nedir? Ona göre Nassları kuruluktan çıkaran tasavvuf erbâbıdır. Ancak; onun bu söylediğine delil olarak ortaya konabilecek hiçbir kuru nass yok; ne ayet ne de hadis. Bu sözlerinin dayandığı hiçbir İslâmî kaynak yok. Bunu radyoda da toplantılarında da söylemenin bir faydası yok; zihninde olması yeterlidir. Oysa ne onun bu söyledikleri bütünleşmeyi sağlayabilir ne de onu ve hizmetlerini küçümseyenlerin onu ‘işbirlikçi’ diye suçlamaları. Bir cemaatin efendisi olarak, diğer düşünceleri yaftalayıp külliyen reddetmek istenen bütünü özelliksiz parçalardan oluşturmayı hedeflemektir. Veya aslında istenen bütün değildir. Cemaat asimilasyonudur. Bu sadece bir örnektir. Diğer cemaatlerin efendileri de ayrışmayı farklı şekillerde körüklüyorlar.

Kur’an’ı merkez alanlar ise haklı olarak başka bir şeye itibâr etmiyorlar. Bütünleşmekten ziyâde belirli bir akıntının gücünü her yere hâkim kılmak isteyenler var oldukça da itibâr etmeyeceklerdir. Ayrışma sürdükçe sürecek. Şimdi, bugün bu ayrışma gelecek günler için olabilecek en büyük ayrışma günü. Ve ayrılıklar gittikçe artıyor. Müslümanlar yüzlerini birbirine döndüler ve birbirlerinin kusurlarını arıyorlar. Birbirlerini küçük düşürmekten ve tekfir etmekten çekinmiyorlar. Birbirleriyle alay etmekten geri durmuyorlar. Hepsi Kur’an okudukları hâlde;

“Kur’an, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve ahirete de kesin olarak inanan mü’minler için bir hidayet rehberi ve bir müjdedir” (Neml Sûresi 2 ve 3. ayetler)

“Yüzlerinin ateşte bir yandan bir yana döndürüleceği gün, “Keşke Allah’a ve Resül’e itaat edeydik” diyecekler. Yine şöyle diyecekler: “Ey Rabbimiz! Biz önderlerimize ve büyüklerimize itaat ettik de bizi yoldan saptırdılar. “Ey Rabbimiz! Onlara iki kat azap ver ve onları büyük bir lanete uğrat.” (Ahzâb Sûresi 66-68. ayetler)

“Kim, Rabbinin âyetleri kendisine hatırlatıldıktan sonra onlardan yüz çevirenden daha zalimdir? Şüphesiz ki biz suçlulardan intikam alıcıyız.” (Secde Sûresi 22. ayet)

“Allah’a yönelmiş kimseler olarak yüzünüzü hak dine çevirin, O’na karşı gelmekten sakının, namazı dosdoğru kılın ve müşriklerden; dinlerini darmadağınık edip grup grup olan kimselerden olmayın. (Ki onlardan) her bir grup kendi katındaki (dinî anlayış) ile sevinip böbürlenmektedir. Rûm Sûresi 31 ve 32. ayetler)

Ayetlerini görmüyorlar. Ve bu ayetlere ‘Kuru Nass’ diyebiliyorlar. Tehlikeli ayrışma sürüyor. Filistin meselesinde bile ittifâk edemiyorlar. Efendilerin elleri her yere uzanıyor. Efendilere kızanlardan bazıları dinden kopuyor. Oturup ağlamanın faydası yok. En büyük tufan bu. Allah hayırlı olanı versin.” 


<< Önceki                      Sonraki>>


[(01.05.2022, (3/51 (275))]


Seçkin Deniz, 02.05.2022, Sonsuz Ark, Sıkıntı, Roman

Sıkıntı





Sonsuz Ark'tan

  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
  4. Sonsuz Ark Yayınlarının Kullanımına İlişkin Önemli Duyuru için lütfen tıklayınız.

 

   

Seçkin Deniz Twitter Akışı