9 Kasım 2020 Pazartesi

SA8936/SD1862: Sıkıntı (Roman); 1. Bölüm-Gök 58

     Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

"İnsanın Allah’tan yardım istemek gibi bir ‘lüksü’ neden reddettiğini hiçbir zaman anlamadım, anlayacağımı da sanmıyorum. Matematik bile karşılaştığı sorunları başka teoremleri yardıma çağırarak çözebiliyor, çözümcü teorem yoksa çözümsüzlüğe mahkûm oluyor iken, insanın Allah’ın teoremlerden daha güçlü kanunlarını yardıma çağırmaktan kaçındığını anlamak imkansızdı benim için. Matematik başka teoremleri yardıma çağırırken akılsız mı oluyordu ki insan Allah’ı ve kanunlarını yardıma çağırırken akılsız olsundu?"


26 Temmuz 2016 Cuma Günü, annemle babamı ‘Bizim Ev’ anlamına gelen ‘Keymâ’ dediğimiz evlerinden alıp Bân’a getirdiğim ve Cuma namazından sonra şirkete gittiğim, şirketin yürüyen işleri ile ilgili toplantılar yapmakla ilgilendiğim bir gün olsa da, Gök Yazarı’nın ısrarla ve özenle yaptığı norm ve normalleşme ile ilgili analizden de faydalanarak çok ciddi sorgulama yaptığım bir gün olmuştu. 
Çıkış yolunu yine Kur’an’da, Bakara Suresi 286. ayette bulmuştum:

‘Allah, bir kimseyi ancak gücünün yettiği şeyle yükümlü kılar. Onun kazandığı iyilik kendi yararına, kötülük de kendi zararınadır. “Ey Rabbimiz! Unutur, ya da yanılırsak bizi sorumlu tutma! Ey Rabbimiz! Bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme. Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği şeyleri yükleme! Bizi affet, bizi bağışla, bize acı! Sen bizim Mevlâmızsın. Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et.”’

Taşıyabiliyorsak gücümüz yetiyor demekti, bize yüklenenlerden iyilik de kazanabilirdik, kötülük de. Taşıyamadığımız ve kötülüğe kapı araladığımız zaman başvuracağımız kapı belliydi. ‘Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği şeyleri yükleme! Bizi affet, bizi bağışla, bize acı!’ 

Kafirlere, yani gerçeği örtenlere karşı da yardım isteyebilirdik. Ben ne zaman yardım istemişsem Allah bana yardım etmişti; bunaldığım, çözüme odaklı zihnimde tıkandığım zamanlarda, üstüme düşenleri yaptığımı söyleyerek işi Allah’a havale etmeye alışkındım. Beni yaratan ve benim bu şekilde var olmamı sağlayan, normallerimi belirleyen oydu ve her şeyi değiştirebilecek olan güç sadece ona aitti. O halde, ondan yardım istemek gibi bir hakkım vardı.

İnsanın Allah’tan yardım istemek gibi bir ‘lüksü’ neden reddettiğini hiçbir zaman anlamadım, anlayacağımı da sanmıyorum. Matematik bile karşılaştığı sorunları başka teoremleri yardıma çağırarak çözebiliyor, çözümcü teorem yoksa çözümsüzlüğe mahkûm oluyor iken, insanın Allah’ın teoremlerden daha güçlü kanunlarını yardıma çağırmaktan kaçındığını anlamak imkansızdı benim için. Matematik başka teoremleri yardıma çağırırken akılsız mı oluyordu ki insan Allah’ı ve kanunlarını yardıma çağırırken akılsız olsundu?

Çok sık eleştiriliyordum Kur’an’ı temel alarak sorunlarıma ve sorunlarımıza çözüm aradığım için. Umursamıyordum bu eleştirileri, çünkü normallerini canları istediği zaman değiştiren zavallılar sürüsünün eleştirilerini ciddiye almak aklımdan bile geçmemişti hiç. Zaten, ‘Öyle ise bizim zikrimizden (Kur’an’dan) yüz çeviren ve dünya hayatından başka bir şey istemeyen kimselerden yüz çevir.’ diyordu Necm Suresi 29. ayet.

Ben ısrarla Kur’an esaslı düşünmeye devam ederken, gerektiği yerde ve zamanda, özellikle psikolojik, sosyolojik, ekonomik, politik, ahlakî, dinî alanlarda çaresizce çeşitli ideolojilerin esaslarını ya da ideologların saçmalıklarını heyecanla sayıklayan insanlarla da bu düşüncelerimi paylaşıyordum, fakat ilgiyle dinleyenler olduğu gibi, sırf bu yüzden birçok insanın benden uzaklaştıklarını fark ediyordum. 

Gerçekten anlamı büyüktü bu uzaklaşmaların. Nisâ Suresi 61. ayetin haber verdiği şey tamamen şahit olduğum bir gerçekti:

‘Münafıklara, “Allah’ın indirdiğine (Kur’an’a) ve Peygambere gelin” dendiği zaman, onların senden büsbütün uzaklaştıklarını görürsün.’ 

İş ilişkilerimi de kuşatan bu yaklaşımım birçok iş ortağımızı rahatsız etse de, çıkarları benle iş yapmayı gerektirdiği için anlaşmalarımızı sürekli yenileme teklifinde bulunuyorlardı; anlaşmalarımızı dikkatle tasarlar ve her bir anlaşmanın gereklerini dikkatle yerine getirirdim. Bu şekilde çalışan bizden başka bir şirket yoktu çünkü. ‘Antlaşma yaptığınız zaman, Allah’a karşı verdiğiniz sözü yerine getirin. Allah’ı kendinize kefil kılarak pekiştirdikten sonra yeminlerinizi bozmayın. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızı bilir.’ diye emretmişti Allah Nahl Suresi 91. ayette ve ben de o ayetin emrini yerine getiriyordum. İşlerine geliyordu.

Herkesin nefsinin, insanların ve şeytanın istediği gibi bir yol izleme özgürlüğünü tepe tepe kullandığı yeryüzünde, beni güçlü ve dirençli tutan, içimi huzurla ve akılla dolduran Bakara Suresi 13-20. ayetlerin anlattıklarından daha gerçek daha etkileyici ve daha net hiçbir şey yoktu:

‘Onlara, “İnsanların inandıkları gibi siz de inanın” denildiğinde ise, “Biz de akılsızlar gibi iman mı edelim?” derler. İyi bilin ki, asıl akılsızlar kendileridir, fakat bilmezler. İman edenlerle karşılaştıkları zaman, “İnandık” derler. Fakat şeytanlarıyla yalnız kaldıkları zaman, “Şüphesiz, biz sizinle beraberiz. Biz ancak onlarla alay ediyoruz” derler. Gerçekte Allah onlarla alay eder (alaylarından dolayı onları cezalandırır); azgınlıkları içinde bocalayıp dururlarken onlara mühlet verir. İşte onlar, hidayete karşılık sapıklığı satın almış kimselerdir. Bu yüzden alışverişleri onlara kâr getirmemiş ve (sonuçta) doğru yolu bulamamışlardır. Onların durumu, (geceleyin) ateş yakan kimsenin durumuna benzer: Ateş tam çevresini aydınlattığı sırada Allah ışıklarını yok ediverir de onları göremez bir şekilde karanlıklar içinde bırakıverir. Onlar, sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Artık (hakka) dönmezler. Yahut onların durumu, gökten yoğun karanlıklar içinde gök gürültüsü ve şimşekle sağanak hâlinde boşanan yağmura tutulmuş kimselerin durumu gibidir. Ölüm korkusuyla, yıldırım seslerinden parmaklarını kulaklarına tıkarlar. Oysa Allah, kâfirleri çepeçevre kuşatmıştır. Şimşek neredeyse gözlerini alıverecek. Önlerini her aydınlatışında ışığında yürürler. Karanlık çökünce dikilip kalırlar. Allah dileseydi, elbette onların işitme ve görme duyularını giderirdi. Şüphesiz Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir.’


<< Önceki                      Sonraki>>


 [(07.11.2020, (1/90 (114))]

Lütfen gitmek istediğiniz bölümü tıklayınız:


Seçkin Deniz, 09.11.2020, Sonsuz Ark, Sıkıntı, Roman

Sıkıntı





Sonsuz Ark'tan

  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
  4. Sonsuz Ark Yayınlarının Kullanımına İlişkin Önemli Duyuru için lütfen tıklayınız.

Seçkin Deniz Twitter Akışı