7 Ekim 2017 Cumartesi

SA4971/KY38-SevDur88: Esed’in Kirli Elleri Türkiye’ye mi Uzandı?


Takdim

Geçen hafta İstanbul Üsküdar’da yaşayan Suriyeli gazeteci ve aktivist 65 yaşındaki Oruba Barakat ile 25 yaşındaki gazeteci kızı Halla Barakat evlerinde vahşice öldürüldü. Muhalif kimliği ile bilinen anne Oruba Barakat, Esed rejiminin cezaevi katliamlarıyla ilgili çok sayıda belgesel ve röportajı, İngilizce ve Arapça olarak dünyaya duyurmuştu. Halla Barakat’ın da Ortadoğu'ya yönelik haberler yapan ve Suriye’deki muhalif hareketi destekleyen Orient News'te editör olarak çalıştığı biliniyordu. 

Arkadaşları Halla Barakat’tan 3 gündür haber alamayınca, evlerine gittiler, anne ve kızın kullandığı arabayı park halinde gördükleri halde kapı açılmayınca, polise haber verdiler. 

Olayın olduğu gece emniyetin bütün birimleri Oruba ve kızının yaşadığı eve giderek çilingir yardımıyla içeri girdi. İlk incelemeyi yapan polisler, talihsiz kadın ve kızının hem bir ip veya tel yardımıyla boğulduğunu hem de bıçaklandıklarını belirtti. 3 ya da 4 gün önce işlendiği tespit edilen cinayette, cesetlerin kokmasını engellemek için deterjan ve kireç dökülüp çarşaflara sardıkları da ortaya çıktı. Cesetlerin bulunduğu yerlerde birkaç defa sağa sola kaydırılarak çevrildiği de öğrenilen detaylar arasında. Bu çevirme hareketlerinin sebebi olarak, öldürme ihalesini alanların, ihaleyi aldıkları yere fotoğraflarını çekerek göndermiş olabilecekleri ihtimali üzerinde duruluyor. 

Çeçen cinayetlerini hatırlattı

Türkiye’de bu stilde bir cinayetin şimdiye kadar görülmemiş olması, bu olayın Türkiye’den birilerinin yapmadığını ve kullandıkları yöntemlerle çok tecrübeli katiller olduklarını gösteriyor. Oruba Barakat kuvvetli bir rejim muhalifi olduğu için, olayın duyulduğu ilk geceden itibaren gözler Suriye’deki Esed rejimine ve onun kirli ellerine çevrildi. Esed’in ajanları tarafından işlendiği düşünülen bu cinayetin, Çeçen cinayetleri gibi organize devam edebilecek olma ihtimali de korkulanlar arasında. Abisi Maan Barakat ve ailenin yakınları, Oruba’nın tehdit telefonları aldığını doğruladı. Oruba ve Halla Barakat’la birlikte Türkiye’de öldürülen Suriyeli gazeteci sayısı 6’ya yükselmiş oldu. Bu cinayetlerin bir kısmını DEAŞ üstlense de rejim tehdidi hiçbir zaman akıllardan çıkmadı. 

Rejimi rahatsız eden bir aile 

Ailesi gibi muhalif kimliği ile bilindiği için ülkesinde yaşama şansı pek yakalayamayan Oruba Barakat, birçok ülke gezdi. Kendisi gibi muhalif aktivist ve gazeteci olan kızı Halla Amerika’da doğduğu için Amerikan vatandaşı. Suriye'deki iç savaşın ardından İngiltere'ye giden Oruba Barakat, bir dönem Birleşik Arap Emirlikleri'nde yaşadıktan sonra 2012 yılından beri Türkiye’de yaşıyordu. Osmanlıdan beri köklü bir isme sahip olan Barakat ailesi, sadece Beşar Esed’e değil, babası Hafız Esed’e de muhalifti. 80’lerde Barakat ailesinin çoğu baba Esed’in zulmünden kaçarak Suriye’nin dışına çıkıp başka başka ülkeleri yurt edinmişti.  

Oruba’nın babası da Hafız Esed’e muhalefet ettiği için, uzun süre hapislerde yatmış, işkenceler görmüş, bu arada çocuklar da babalarını görmeden büyümüştü. Bu olayın çocuklar üzerindeki etkisi, zulmün karşısında muhalefet etmenin gerekliliği oldu. Barakat ailesi için mesele sadece Esed’e muhalefet etmek değil, yeryüzündeki bütün zulümlerin karşısında durmaktı. Suriye, zaten zulüm gören insanların yaşadığı bir yer. Bazı insanlar bu zulme sesini çıkartırken, bazıları ise susup bir kenarda oturabiliyordu. Barakat ailesi konuşan, hem de çok yüksek sesle konuşarak rejimi rahatsız eden bir aileydi. 

Sevenleri çoktu, düşmanı hiç yoktu 

Barakat ailesinin kapısını çaldığımda, evde bir matem havası, bir de bir birine kenetlenmiş, yıkılmadan ayakta kalmış bir aile duruyordu. Hepsine Esed rejiminin zulmü bir şekilde değmiş bu aileyi ayakta tutan şey, geleceğe dair umutlarının hiç tükenmemiş olmasıydı. Kendisi de seksenlerde 19 yaşında bir öğrenciyken Esed’in zulmünden kaçıp, uzun yıllar Kuveyt’te yaşayan Oruba’nın abisi Maan Barakat, Oruba’nın çok güçlü ve hakikati savunan bir karakteri olduğunu söylüyor ve kardeşini şu ifadelerle anlatıyor: 

“İyi bir insandı benim kardeşim, hiç düşmanı yoktu. Arkadaşlarıyla hiç kavga etmezdi. Cenazesinin o kadar kalabalık olması, onun ne kadar sevildiğini de gösteriyor. Bu kadar güçlü olmasının yanı sıra yüreği çocuk gibiydi. Küçücük şeylerden mutlu olmasını bilirdi. Türkiye’ye savaştan kaçan insanlara yardım etmek için geldi. İlk geldiğinde Hatay’da, Suriyelilerin yaşadığı kamplara yakın bir yerde yaşadı. Arada bir İdlib’e geçer, oradaki insanların da yardımına koşardı. Sosyal medya üzerinden projeler yapıp, Suriyelilere okullar açar, onlarla ilgilenirdi. Halla da tıpkı annesi gibi, güçlü ve iyi bir insandı.” 

DEAŞ yapsaydı itiraf ederdi

Oruba’nın tek düşmanının Beşar Esed olduğunu söyleyen abi Barakat, kardeşini ve yeğenini Esed rejiminin ortadan kaldırdığına inanıyor. 

“Tahkikat sırasında DEAŞ’i itham ettim, gelip itiraf etsinler diye. Fakat onlar olsaydı söylerlerdi. Beşar Esed ‘ben yaptım’ demez. Esed’in dinle imanla hiçbir ilgisi yoktur, sadece insanlara zulmetmeyi bilir. Aslında Esed görüldüğü kadar güçlü biri de değil. Ama her yere uzanan kirli elleri var. Şiiler ona çok yardım ediyor. Suriye rejimi hapishanelerindeki katilleri, canileri saldı savaş sırasında, rejime muhalefet edenleri öldürsünler diye. Amerika, İsrail, İran Esed’e yardım etmeseydi, Esed çoktan bitmişti. 

Suriye halkı Mümin ve o topraklara çok bağlı bir halk. Suriye’nin hakimi Esed değil, bu halktır. Peygamber efendimiz Şam’ın mübarek bir yer olduğunu söyledi ve İslam’ın Şam’dan doğacağını vaad etti bize. Şam’ı hiçbir zaman kaybetmeyeceğiz. Bu olanlar geçecek, sonucunda iyi ve kötü, haklı ve haksız ortaya çıkacak. 7 yıldır milyondan fazla şehit verdik. Hapislerde 4 binden fazla insan var. Bütün dünya Esed’in yanında duruyor. Ama hala Suriye’den hiçbir yer alamadılar ve alamayacaklar da.”

Kardeşi Mavi Marmara yolcusuydu

"Bıçaklamışlar... 40 seneden beri suçluları bulur, gazetelere manşet yapar, onları ifşa ederdi. Şimdi o ve kızı Halla'nın ismi manşetlerde... Bunu yapanlar, zulüm sizi nerede olursanız olun bulacak! Bu yaptığınız, Allah katında kaybolmayacak" diyerek vahşi cinayeti sosyal medyadan duyuran Oruba’nın kardeşi Şeza Barakat, Gazze’ye yardım götürmek için yola çıkıp saldırıya uğrayan Mavi Marmara yolcularındandı. Barakat ailesinin birçoğu gibi o da 80’lerde ülkesini terk etmiş, fakat bir süre sonra Şam’a dönerek orada bir hayat kurmaya çalışmış. Aktivist kimliği ile bilinen Şeza Barakat, kardeşi gibi siyasi meselelerle ilgili çok fazla sesini yükseltmez, yardım faaliyetleriyle meşgul olurdu. 

Elini sıkmadığı için Esed onu affetmedi 

Bu acı karşısında güçlü durduğunu, her ikisinin de Suriye için şehit olduklarını, Beşar Esed'in yanında yer alan ve onunla çalışanların cezalarını çekeceğini söyleyen Şeza Barakat da Esed’in zulmünden nasibini alanlardan. Muhalif kimlikli bir aileden geldiği için hiçbir yasal hakkı olmadan günlük ücretlerle 10 yıl Şam’da öğretmenlik yapan Barakat, daha sonra dil kursları açmaya karar verir. 2003’te Irak savaşı olduğunda oraya götürmek için yardım organizasyonlarında yer alır. 
Ümmetin kanayan yarası Gazze’yi de unutmaz ve çeşitli derneklerle oraya yardım götürmeye çalışır. 2010’da da Mavi Marmara gemisinin yolcularındandır. Ülkesine döndüğünde bu olay çok yankı bulduğundan, Esed, Şeza’yla görüşmek ister. Görüşme sırasında Esed’e elini uzatmayan Şeza Barakat, o günden sonra daha çok göze batar ve açtıkları dil kursları kapatılır. Annesine gözdağı vermek için büyük oğlu Osman’ı üç kere hapse alıp işkence yapmaları da bardağı taşıran son damlalardan olur. 

16 yaşında şehit olan oğlu 

O sırada Esed rejimi zulmünü gittikçe arttırmış, muhalifler ortaya çıkmıştır. Şeza Barakat da onlarla birlikte çalışır. 2011 yılında oğluna yapılanlara dayanamaz ve iki çocuğunu alarak Türkiye’ye gelir. Geride eşini ve askerlik yapması gereken büyük oğlunu bırakır. Türkiye’ye geldiğinde de boş durmaz, İstanbul Akademisi’nde çalışmaya başlar. Çocuklarını eğitimlerine devam etmeleri için Sudan okullarına vermek ister, ama muhalif kimliğinden dolayı zorluk çıkartırlar. Bir şekilde bu zorlukları aşarak eğitimine başlayan oğlu Ömer, bir gün okulda Esed’in zulmünü anlatan bir konuşma yaptığı için okuldan atılır. Depresyona giren Ömer, 16 yaşında savaşmak için Suriye’ye kaçar. 7 ay sonra Ömer’in şehadet haberi gelir. 

Açtığı okullarda oğlunu okutamadı

Şeza Barakat: 

“Oğlum Ömer Suriye’ye gittikten sonra, baktım böyle olmayacak. Suriyelilerin sayısı gittikçe arttı ama okuyacakları okul yok. Onlar için okul açma çalışmalarına başladım. Tam okulu açmıştık, Ömer’e haber gönderecektim, ‘gel burada eğitimine devam et’ diyecektim ki oğlumun şehadet haberi geldi. Ömer’in şehadetinin ardından eşim ve büyük oğlum da Suriye’den çıktı. Fakat bir sene sonra oğlunun acısına dayanamayan eşim de Ömer’in doğum gününde kalp krizi geçirerek vefat etti” diyerek katmerlenerek büyüyen acısını anlattı. 

Muhaliflere oy kullandırtmıyorlar  

Oğlunun şehadetinden sonra da Türkiye’de eğitim faaliyetlerine devam eden Şeza Barakat, Milli Eğitim’in Suriyelileri kendi okullarına kabul etmesinin ardından boşa çıktığını, İdlib’e dönerek çalışmalarına orada devam ettiğini söylüyor. Sadece 7 yıllık savaş sırasında değil, öncesinde de ülkelerinden uzak yaşamak zorunda bırakıldıklarını ifade eden Barakat, Esed rejiminin 30 yıldır düşünen insanları o coğrafyadan silmek istediğini belirtiyor. 

“Çünkü sesini çıkartabilecek insanları istemiyor. Onları ya öldürüyor, ya yıllarca zindanlarda tutuyor ya da ülkelerinden uzakta yaşamak zorunda bırakıyor.  Sözüm ona Suriye Cumhuriyetle yönetiliyor. Seçim zamanı kendi halkı çıkıyor, dans ediyor, parmaklarını kesip, ‘kanla evet diyoruz’ diyorlar. Milletin yarısından çoğu evet demiyor, ama bir şekilde 99. 9 evet çıkıyor.  Çünkü muhaliflerden kimseye oy kullandırtmıyorlar. Ben bir kere iş yerinde olduğum için oy kullanmak istedim. Adımı soyadımı sorunca, ‘senin kullanmana gerek yok, biz senin yerine oy kullandık’ dediler. 
Esed’in yaşını küçülttüler 

Hafız Esed öldüğü zaman, Beşar Esed’in yanına gelenler hem ona taziyede bulunuyordu, hem de tebrik ediyorlardı. Kanunlara göre başkan olacak kişinin 40 yaşından büyük olmaması gerekiyordu. 40 yaşından büyük olan Başer Esed’in yaşını küçülterek 35 yaptılar. Yine başkan olan kişinin Müslüman ve Sünni olması ve yabancıyla evli olmaması gerekiyordu. Bunların hiçbiri dikkate alınmadı. O zamanlar Amerika’nın dışişleri bakanı olan Madeleine Albright Suriye’de çok ince bir darbe yapıldığını söylemişti. Taziye zamanında Madeleine Albright Başer Esed’le bir görüşme yaptı. O görüşmede neler konuştu bilmiyoruz ama o zamandan beri Amerika Esed’in yanında durdu. Amaçları Büyük İsrail’i kurmak. Fakat biz bunlarla mücadele etmeye devam edeceğiz.”


Sevda Dursun, 07.10.2017, Sonsuz Ark, Konuk Yazar, Röportaj, Eleştiri
Sevda Dursun Yazıları



Sonsuz Ark'ın Notu: Sevda Dursun Hanımefendi'den çalışmalarının yayınlanması için onayı alınmıştır. Seçkin Deniz, 12.09.2015


İlk Yayınlandığı yer: Gerçek Hayat

Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.

Yorum Gönder

Seçkin Deniz Twitter Akışı