7 Ekim 2020 Çarşamba

SA8893/TG309: Globalistler ve İslamcılar: Yeni Bir Dünya Düzeni İçin 'Medeniyetler Çatışması'nı Kışkırtmak-VII

 Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

Sonsuz Ark'ın Notu:
Aşağıda çevirisini yayınladığımız metin, Red Moon Rising - The Rapture and the Timeline of the Apocalypse Paperback'in yazarı Peter D. Goodgame'ın 'The Globalists and the Islamists' adlı kitabına aittir. "Geçtiğimiz yarım yüzyıl boyunca dinin etkisi, dünyanın Batı kesiminde ve Doğu'nun çoğu kesiminde azaldı. Maneviyat, yaşam standartları yükseldikçe ve popüler kültür de neredeyse tamamen laik hale geldiğinden materyalizmle yer değiştirdi. Orta Doğu'da durum neden farklıydı? Yahudi-Hıristiyan etiği nasıl aşındı, buna karşılık İslam etiği bariz bir canlanma yaşadı mı? Bu çalışma, bu durumun tesadüfen meydana gelen bir şey olmadığını ve militan İslam'ın, uzun vadede bir dünya hükümeti kurulması hedefine ulaşmak için baskın Anglo-Amerikan kurumların küresel seçkinleri tarafından oynanan bir kart olduğunu açıklamaya çalışacaktır." şeklindeki sunumuyla geçmiş yüzyılların resmi tarih söylemlerinin arkasına sarkan ve günümüzdeki kaosun, yaygınlaşan dinsizliğin ve ahlaksızlığın temel nedenlerini, Globalistlerin  'Militan İslam' kavramını üreterek ve müslümanları satanist küresel bir devlet kurmak amacıyla kullanarak Yahudi-Hristiyan Etiğinin aleyhine İslam Etiği'nin lehine bir canlanma yaşayıp yaşamadığını sorgulamaktadır. Eylül 2013'te planladığım ve üzerinde çalıştığım ve 7 Ekim 2018 Pazar günü yayınladığım  'SA6940/SD1156: İslamcılık; Zehirli Maya (Aşı) ya da Masonik Kara Büyü' başlıklı çalışmamda 'İslamcılık' maskesi ve 'Masonluk' aracılığı ile Osmanlı İmparatorluğunun müslüman topluluklarının nasıl ayrıştırıldığını ve kurulan yapay ulus-devletlerin kukla yönetimler tarafından nasıl Satanizmin hizmetine sunulduğunu ve Satanist Masonların İslam'ın içini nasıl boşaltmaya çalıştığını incelemiş ve mason olduğu kesin olarak açığa çıkan câni Fetullah Gülen liderliğindeki dinî cemaat-nurculuk  maskeli FETÖ üyesi generallerce, 15 Temmuz 2016'da, ahlakı ve dinî değerleri önceleyen politikalara sahip Erdoğan liderliğindeki Türkiye'ye askerî darbe yapmaya çalışan ve halk tarafından durdurulan Masonik İslamcılığı şöyle tanımlamıştım: "İslamcılık, 1789'la Fransa'da egemen hâle gelen masonların, yer küredeki bütün imparatorlukları yıkma girişimlerini içeren bütüncül bir organizasyonun Osmanlı İmparatorluğuna yönelik olan hamlesinin adıdır ve Sultan III. Selim’den itibaren güçlenerek II. Mahmut, Abdülmecid, Abdülaziz ve II. Abdülhamid liderliğindeki Osmanlı İmparatorluğu'nu, İstanbul, İzmir, Selanik, Manastır, Mısır, Şam, Beyrut gibi merkezlerde kurulan gizli mason localarında olgunlaştırılarak parçalayan ve yıkan bir hançerdir. Günümüz tartışmalarının amacı da yeniden güçlenen, bölgesel ve küresel bütünleşik bir strateji izleyerek masonların hakimiyet alanlarını daraltan Türkiye Cumhuriyeti'nin Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki yönetimini hedef hâline getirerek yeniden parçalamak ve etkisiz hâle getirmekti", 06.09.2008 tarihli 'SA24/SD5: İslamcılık: Kara Büyü' başlıklı çalışmamda da Peter D. Goodgame'un "Yahudi-Hıristiyan etiği nasıl aşındı, buna karşılık İslam etiği bariz bir canlanma yaşadı mı?" şeklindeki sorusunu o sormadan (2014) 6 yıl önce (2008) cevap vermiştim: "İslamcılık anaforu, Müslüman zihinlerden sürekli yeni kurbanlar devşirmektedir. Geleneksel diye, dışlanan ve aşağılanan bozunmaya uğramış 17,18,19 ve 20. yüzyıl İslam algısına alternatif olarak ortaya konan ve  terakkîyi hedefler görünen İslamcılık kara büyüsü, daha fazla tahrif ve tahribe aracılık etmeden Müslümanların  düşüncelerinden uzaklaştırılmak zorundadır."  Satanistler, önce kendi topluluklarını, Yahudileri -Siyonist-Laik-Fanatik-Ortodoks diyerek parçaladılar ve Yahudi etiğini, tahrif edip etkisizleştirdiler, eş zamanlı olarak Katolik-Ortodoks-Protestan etiğini ve İslam Etiğini yetiştirdikleri profesyoneller aracılığı ile yok ettiler; bugün diktatör Arap liderleri, aynı satanist gücün birer piyonu olarak elde ettikleri dokunulmazlıkla hem İslam'a hem de Müslümanlara yönelik soykırım politikalarını acımasızca uygulamaktadırlar. Yayınladığımız bu çeviri seti, eksik bilinenlerle örtülmek istenen gerçeğin açığa çıkması için faydalı olacaktır diye düşünüyoruz.
Seçkin Deniz, 07.10.2020

The Globalists and the Islamists:
Fomenting the "Clash of Civilizations" for a New World Order

II. 'Kriz Yayını' Yaratmak

1970'lere gelindiğinde elitist entelektüeller ve küreselci kurumlar, insan ırkının en öncelikli iki düşmanı olarak nüfus artışı ve endüstriyel kalkınmaya odaklandılar. Birleşmiş Milletler, Roma Kulübü, Tavistock ve Aspen Enstitüleri ve yönetici elitlerin sözcülüğünü yapan diğer birçok kuruluş, çevrenin yok edildiğini ve sanayileşmenin korkunç bir tehdit haline geldiğini haykırmaya başladı. Teknoloji, bilim ve insan gelişimi gözden düşüyordu. Elitler, yeryüzünün kaynaklarını kendi mülkleri olarak görüyor ve bunları yükselen ve gelişen bir Üçüncü Dünya ile paylaşmak istemiyorlardı.

Lord Bertrand Russell, karanlık çağlara dönüşü savunan bu insan karşıtı "hümanistlerin" en önemlilerinden biriydi. Russell şuna inanmaktaydı: 

"Dünyadaki beyaz nüfus artışı yakında duracak. (Asya ırkları ve zencilerin) Doğum oranları, savaş ve salgın hastalıkların yardımı olmadan sabit kalmaya yetecek kadar düşmeden önce, Asya ırklarının ömrü uzamış olacak; zencilerin ömrü onlardan da uzun olacak. Bu olana kadar sosyalizmin amaçladığı faydalar ancak kısmen gerçekleştirilebilir ve daha az doğurgan ırklar, gerekli olsalar bile iğrenç yöntemlerle kendilerini savunmak zorunda kalacaklar.”

Russell aynı zamanda dünya hükümetinin de bir savunucusuydu;

"Nüfus sorunundan daha önce bahsetmiştim, ancak politik yönü hakkında birkaç söz eklemek gerekiyor. ... Belli derecede eşitlik sağlanıncaya ve Dünya Hükümeti'nin gücüne her yerde belli ölçüde rıza gösterilene kadar, dünyanın tatmin edici bir durumda olduğunu düşünmek imkânsızdır. Dünyanın daha fakir ulusları nüfus bakımından aşağı yukarı durağan hale gelene kadar bunların olması mümkün değildir. Düşündüğümüz gerçekler tarafından yönlendirildiğimiz sonuç şudur: Bir Dünya Hükümeti gerçekleşinceye kadar büyük savaşlar kaçınılmazken; bir Dünya Hükümeti, her önemli ülke neredeyse sabit nüfusa sahip olana kadar istikrarlı olamaz.” 

Russell için nüfus kontrolü, Dünya Hükümeti için bir ön şarttı. (1)

Daha 1947'de, önde gelen bir Avustralyalı bilim adamı, Avustralya Savunma Bakanlığı'na gönderdiği gizli bir raporda şu öneride bulunuyordu:

 “… aşırı nüfuslu Asya ülkeleri tarafından işgal tehdidine karşı en etkili karşı saldırı, tropikal gıda mahsullerinin biyolojik veya kimyasal yollarla tahrip edilmesi ve Avustralya haricinde, tropikal koşullarda yayılabilen bulaşıcı hastalıkların yayılmasına yöneltilmelidir.” 

Bu arketipik çılgın bilim adamı, 1951'de İngiliz tacının şövalyesi ve 1960'da Nobel Ödülünün sahibi olan Sir Frank MacFarlane Burnet idi. (2)

1968'de Stanford biyologu ve Bertrand Russell hayranı Paul Ehrlich en çok satan The Population Bomb (Nüfus Bombası) isimli kitabı yazdı. Kitabında şöyle yazıyordu: 

"Kanser, hücrelerin kontrolsüz bir şekilde çoğalması; nüfus patlaması ise, insanların kontrolsüz bir şekilde çoğalmasıdır.... Çabalarımızı semptomların tedavisinden kanserin ortadan kaldırılmasına kaydırmalıyız. Bu operasyon, anlaşılan o ki; acımasız ve insafsız kararlar gerektirecektir." 

Ehrlich kitabında doğum kontrol kimyasallarının dünyadaki gıda kaynaklarına yerleştirilmesini savunuyordu. (3)

Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü'nün (UNESCO) oluşturulmasında öncü rol oynayan İngiliz bilim adamı ve entelektüel Sir Julian Huxley, hemen hemen aynı görüşlere sahipti. Penisilin, DDT ve su arıtma gibi bilimsel gelişmeleri iki ucu keskin bir kılıç olarak görüyordu. Huxley bir yazısında şöyle demişti: 

 “Gelecekteki kaderinde insan ırkının daha fazla içsel doygunluğa ulaşmasını sağlamak için, gerçek anlamda dini özveriyle kendimizi adayabiliriz ve adamalıyız da. Nüfusun kontrolü ... insanlığın kaderinde herhangi bir radikal gelişme için bir ön şart olduğundan, bu amacı gerçekleştirirken nüfus sorununa şiddetli ve uyumlu bir saldırı da gereklidir.” (4)

Huxley'in aşırılık yanlısı görüşleri Birleşmiş Milletler içinde de kabul gördü ve dünyanın ilk Dünya Zirvesi'nde, 1972'de Stockholm İnsan Çevresi Konferansı'nda sunuldu. Maurice Strong, bu konferansı düzenlemek için BM Genel Sekreteri U Thant tarafından seçilmişti ve sonraki yıl Strong, yeni oluşturulan BM Çevre Programının başına getirildi.

1972 aynı zamanda Club of Rome'un kötü şöhretli raporu Büyümenin Sınırları'nı yayınladığı yıldır. Massachusetts Teknoloji Enstitüsü tarafından yapılan araştırmanın desteklediği bu rapor, gezegeni ekolojik felaketten kurtarmak için temelde sanayileşmenin durdurulması gerektiği sonucuna varmıştı. O zamandan beri, Kulübün Maurice Strong gibi en sadık hayranları bile raporun "erken" yazıldığını ve teknolojideki gelişmeleri hesaba katmadığını itiraf etmiştir. (5)

Club of Rome, 1970 yılında İngiliz bilim adamı ve diplomat Dr. Alexander King ve İtalyan sanayici Arelio Peccei tarafından kurulduğundan beri dünya hükümetini destekleyen en etkili gruplardan biri olmuştur.  Kulüp1973'te, on bölgeye bölünmüş tek bir dünya hükümeti sistemi modelini sunan, Küresel Dünya Sisteminin Bölgeselleştirilmiş ve Uyarlanabilir Modeli başlıklı bir rapor yayınladı.

Aspen Enstitüsü bir diğer önemli küreselci düşünce kuruluşudur. 1949'da üç Chicago'lu tarafından kuruldu: Bir işadamı, Chicago Üniversitesi'nin başkanı ve aynı üniversiteden bir profesör. Chicago Üniversitesi Rockefeller finansmanıyla kuruldu ve Aspen Enstitüsü her zaman Rockefeller’in nüfuz alanı içinde var oldu. Aspen Enstitüsü tarihinin en önemli noktalarından biri, 1970'te gerçekleşen ve 1972'de Stockholm'de yapılacak BM Dünya Zirvesi'nin yolunu açan "Teknoloji: Sosyal Hedefler ve Kültürel Seçenekler" konulu bir konferanstı.

The World Wildlife Fund [WWF] (Dünya Yaban Hayatı Fonu), hümanist bir çevre örgütü kılığına giren bir başka elitist ırkçı kurumdur. Kraliçe'nin kocası İngiltere Prensi Phillip tarafından oluşturulmuştur. Kayıt altına alınan bir konuşmasında; Reenkarne olursa, aşırı nüfus sorununu çözmeye yardımcı olmak için katil bir virüs olarak geri dönmek istediğini söylemiştir. O zamandan beri diğer WWF yöneticileri de aşırı nüfus konusunda aynı endişeleri dile getirmiştir. (6)

WWF direktörü Dr. Arne Schiotz şöyle demiştir:

 "Malthus haklı çıktı, gerçeklik sonunda Malthus'u yakaladı. Üçüncü Dünya aşırı kalabalık, ekonomik bir karmaşa içinde ve bu kadar hızlı bir nüfus artışıyla bu karmaşadan kurtulabilmelerinin hiçbir yolu yok. Felsefemiz: Köye geri dönmektir. "

WWF'nin eski başkanı Sir Peter Scott ise şöyle diyor:

 "Olaylara nedensel olarak bakarsak, dünyadaki en büyük sorun nüfustur. İnsan sayılarına bir tavan koymalıyız. Tüm kalkınma yardımları, güçlü aile planlama programlarının varlığına bağlı hale getirilmelidir. "

WWF'nin eski başkan yardımcısı Thomas Lovejoy şunu açıkça ifade ediyor: 

"En büyük sorun, bu gelişmekte olan ülkelerin lanet olası ulusal sektörleridir . Bu ülkeler, kaynaklarını uygun gördükleri şekilde geliştirme hakkına sahip olduklarını düşünüyorlar. Güce sahip olmak istiyorlar."

Bu baskıcı görüşler, küresel finans kuruluşlarının en önemli yöneticilerinden bazıları tarafından bile benimseniyor. Bank for International Settlements [Uluslararası Ödemeler Bankası]  (dünya bankacılık merkezi) başkanı Fritz Lutweiler: 

"Nüfusun çoğunluğunun hâlihazırda asgari varoluş düzeyinde veya hatta altında yaşadığı ülkelerde reel gelirin azaltılması anlamına geliyor. Bu zor, ama çok borçlu olan ülkeleri bu zor yoldan ayırmak mümkün değil. Kaçınılmaz." (7)

Dünya Bankası başkanı Robert McNamara: "10 milyarlık bir dünyanın önlenebilmesi için yalnızca iki olası yol var. Ya mevcut doğum oranları daha hızlı bir şekilde azalmalı ya da mevcut ölüm oranları yükselmelidir. Başka bir yol yok. Elbette, ölüm oranlarının artabileceği pek çok yol var. Termonükleer bir çağda, savaş bunu çok hızlı ve kararlı bir şekilde başarabilir. Kıtlık ve hastalık, doğanın nüfus artışı üzerindeki kadim kontrol araçlarıdır ve ikisi de hala sahnededir... Basitçe söylemek gerekirse: Aşırı nüfus artışı, gelişmekte olan dünyadaki toplumların çoğunun ekonomik ve sosyal ilerlemesinin önündeki en büyük tek engeldir. " (8)

Nihayetinde bu görüşler Amerikan dış politika kurumu tarafından kabul edildi. 1974 yılında Dışişleri Bakanı Henry Kissinger, "ABD Güvenliği ve Denizaşırı Çıkarları için Dünya Çapında Nüfus Artışının Etkileri" başlıklı Ulusal Güvenlik Çalışması Memorandum 200'ü (NSSM 200) sundu. Sonuç şu şekildeydi:

"Dünya nüfus artışı, Hükümet tarafından , acil önlemler gerektiren en yüksek büyüklükte mevcut bir tehlike olarak geniş ölçüde tanınmaktadır... [Devam eden hızlı nüfus artışının] dünyanın ekonomik, politik ve ekolojik sistemlerine ve bu sistemlerin başarısız olmaya başlamasıyla birlikte insani değerlerimize ciddi zarar verme riski vardır."

NSSM 200, 1979'da halkın bilgisine açılacaktı ancak 1989'a kadar başarılı bir şekilde gizli tutuldu. Kariyeri boyunca Kissinger, nüfus kontrolünün dış politika stratejisinin temel taşı olarak kalmasını sağladı ve ondan sonra ideolojik ortağı Zbigniew Brzezinski de Carter yönetiminde aynı gündemi devam ettirdi. Her ikisi de Rockefeller ailesiyle yakından bağlantılıdır ve ikisi de Harvard'dan, Oxford eğitimli İngiliz yanlısı Profesör William Yandell Elliott ile çalışmışlardır.

Worldwatch Enstitüsü, ,Amerika'nın dış politika kurumunda desteklenen NSSM 200 ile aynı süreçte, Rockefeller Brothers Fund (Rockefeller Kardeşler Fonu) tarafından sağlanan hibe ile 1974 yılında kuruldu. 1984'ten beri Worldwatch Enstitüsü tarafından yıllık olarak yayınlanan "Dünyanın Durumu" serisi,  medya tarafından her zaman öne çıkarıldı ve Enstitünün yayınlamış olduğu yüzlerce alarmcı sözde bilimsel makale ve rapor, o zamandan beri solcu ve elitist savaşta cephane olarak kullanıldı.

Peter D. Goodgame, 11 Ağustos 2002, RedMoonRising

<<Önceki                   Sonraki>>



Tamer Güner, 07.10.2020, Sonsuz Ark, Stratejik Araştırma, Çeviri



II. Kaynakları:
  1. "What the Malthusians Say," from The American Almanac, 1994
  2. Where On Earth Are We Going? Maurice Strong, 2000
  3. Holy War, Wilhelm Dietl, 1983
  4. Hostage To Khomeini, Robert Dreyfuss, 1980

II. Notları:
  1. Russell quotes from "Malthusians" above
  2. "Nobel winner supported biological warfare as form of population control," from The Interim, April '02
  3. "Malthusians"
  4. Julian Huxley, "Essays of a Humanist," 1964
  5. Strong, p. 119
  6. "Malthusians"
  7. "Malthusians"
  8. "Malthusians"
  9. Biography of Zulfikar Ali Bhutto
  10. Dietl, p. 72
  11. Islam in the British Isles, a timeline
  12. Dreyfuss, excerpt, 12a. Dreyfuss, pp. 72-83, 12b. Dreyfuss, pp. 92-95
  13. 1979 in Pakistan history (see April 3)
  14.  Interview with Brzezinski

Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
  4. Sonsuz Ark Yayınlarının Kullanımına İlişkin Önemli Duyuru için lütfen tıklayınız.

Hiç yorum yok :

Seçkin Deniz Twitter Akışı