30 Eylül 2020 Çarşamba

SA8882/TG307: Globalistler ve İslamcılar: Yeni Bir Dünya Düzeni İçin 'Medeniyetler Çatışması'nı Kışkırtmak-VI

Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

Sonsuz Ark'ın Notu:
Aşağıda çevirisini yayınladığımız metin, Red Moon Rising - The Rapture and the Timeline of the Apocalypse Paperback'in yazarı Peter D. Goodgame'ın 'The Globalists and the Islamists' adlı kitabına aittir. "Geçtiğimiz yarım yüzyıl boyunca dinin etkisi, dünyanın Batı kesiminde ve Doğu'nun çoğu kesiminde azaldı. Maneviyat, yaşam standartları yükseldikçe ve popüler kültür de neredeyse tamamen laik hale geldiğinden materyalizmle yer değiştirdi. Orta Doğu'da durum neden farklıydı? Yahudi-Hıristiyan etiği nasıl aşındı, buna karşılık İslam etiği bariz bir canlanma yaşadı mı? Bu çalışma, bu durumun tesadüfen meydana gelen bir şey olmadığını ve militan İslam'ın, uzun vadede bir dünya hükümeti kurulması hedefine ulaşmak için baskın Anglo-Amerikan kurumların küresel seçkinleri tarafından oynanan bir kart olduğunu açıklamaya çalışacaktır." şeklindeki sunumuyla geçmiş yüzyılların resmi tarih söylemlerinin arkasına sarkan ve günümüzdeki kaosun, yaygınlaşan dinsizliğin ve ahlaksızlığın temel nedenlerini, Globalistlerin  'Militan İslam' kavramını üreterek ve müslümanları satanist küresel bir devlet kurmak amacıyla kullanarak Yahudi-Hristiyan Etiğinin aleyhine İslam Etiği'nin lehine bir canlanma yaşayıp yaşamadığını sorgulamaktadır. Eylül 2013'te planladığım ve üzerinde çalıştığım ve 7 Ekim 2018 Pazar günü yayınladığım  'SA6940/SD1156: İslamcılık; Zehirli Maya (Aşı) ya da Masonik Kara Büyü' başlıklı çalışmamda 'İslamcılık' maskesi ve 'Masonluk' aracılığı ile Osmanlı İmparatorluğunun müslüman topluluklarının nasıl ayrıştırıldığını ve kurulan yapay ulus-devletlerin kukla yönetimler tarafından nasıl Satanizmin hizmetine sunulduğunu ve Satanist Masonların İslam'ın içini nasıl boşaltmaya çalıştığını incelemiş ve mason olduğu kesin olarak açığa çıkan câni Fetullah Gülen liderliğindeki dinî cemaat-nurculuk  maskeli FETÖ üyesi generallerce, 15 Temmuz 2016'da, ahlakı ve dinî değerleri önceleyen politikalara sahip Erdoğan liderliğindeki Türkiye'ye askerî darbe yapmaya çalışan ve halk tarafından durdurulan Masonik İslamcılığı şöyle tanımlamıştım: "İslamcılık, 1789'la Fransa'da egemen hâle gelen masonların, yer küredeki bütün imparatorlukları yıkma girişimlerini içeren bütüncül bir organizasyonun Osmanlı İmparatorluğuna yönelik olan hamlesinin adıdır ve Sultan III. Selim’den itibaren güçlenerek II. Mahmut, Abdülmecid, Abdülaziz ve II. Abdülhamid liderliğindeki Osmanlı İmparatorluğu'nu, İstanbul, İzmir, Selanik, Manastır, Mısır, Şam, Beyrut gibi merkezlerde kurulan gizli mason localarında olgunlaştırılarak parçalayan ve yıkan bir hançerdir. Günümüz tartışmalarının amacı da yeniden güçlenen, bölgesel ve küresel bütünleşik bir strateji izleyerek masonların hakimiyet alanlarını daraltan Türkiye Cumhuriyeti'nin Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki yönetimini hedef hâline getirerek yeniden parçalamak ve etkisiz hâle getirmekti", 06.09.2008 tarihli 'SA24/SD5: İslamcılık: Kara Büyü' başlıklı çalışmamda da Peter D. Goodgame'un "Yahudi-Hıristiyan etiği nasıl aşındı, buna karşılık İslam etiği bariz bir canlanma yaşadı mı?" şeklindeki sorusunu o sormadan (2014) 6 yıl önce (2008) cevap vermiştim: "İslamcılık anaforu, Müslüman zihinlerden sürekli yeni kurbanlar devşirmektedir. Geleneksel diye, dışlanan ve aşağılanan bozunmaya uğramış 17,18,19 ve 20. yüzyıl İslam algısına alternatif olarak ortaya konan ve  terakkîyi hedefler görünen İslamcılık kara büyüsü, daha fazla tahrif ve tahribe aracılık etmeden Müslümanların  düşüncelerinden uzaklaştırılmak zorundadır."  Satanistler, önce kendi topluluklarını, Yahudileri -Siyonist-Laik-Fanatik-Ortodoks diyerek parçaladılar ve Yahudi etiğini, tahrif edip etkisizleştirdiler, eş zamanlı olarak Katolik-Ortodoks-Protestan etiğini ve İslam Etiğini yetiştirdikleri profesyoneller aracılığı ile yok ettiler; bugün diktatör Arap liderleri, aynı satanist gücün birer piyonu olarak elde ettikleri dokunulmazlıkla hem İslam'a hem de Müslümanlara yönelik soykırım politikalarını acımasızca uygulamaktadırlar. Yayınladığımız bu çeviri seti, eksik bilinenlerle örtülmek istenen gerçeğin açığa çıkması için faydalı olacaktır diye düşünüyoruz.
Seçkin Deniz, 30.09.2020

The Globalists and the Islamists:
Fomenting the "Clash of Civilizations" for a New World Order

Birinci nesil devrimci İslamcı militanların "konuşmacılarından" bir diğeri de Mustafa el-Sibai idi. Suriye'de doğdu ve Mısır'ın Kahire kentindeki seçkin İslami El Ezher üniversitesinde eğitim gördü. Orada Müslüman Kardeşler'e katıldı. İngilizler tarafından bir süre hapsedildi. Suriye'ye döndükten sonra sürekli devrimci faaliyetleri nedeniyle bu kez Fransızlar tarafından tutuklanarak tekrar hapse atıldı. Mustafa el-Sibai, cezasını çektikten sonra 1946'da Mısır merkezine bağlı bir şube olarak Suriye Müslüman Kardeşler Cemiyeti'ni kurdu.

El-Sibai'nin Suriye'deki kariyeri sonunda oldukça başarılı oldu. Doktorasını İslam hukuku alanında tamamladı ve Şam'da Arapça ve din dersleri vermeye başladı. 1951'de güçlü bir Şam ailesinin kızıyla evlilik yaptı. Batı'yı dolaştı, kitaplar yayınladı, dersler verdi ve 1964'te ölümüne kadar Müslüman Kardeşler'in yönetiminde rol aldı. (14) El-Sibai, İslami hareketin en açık sözcülerinden biriydi ve Ortadoğu'da ne olup bittiğine dair güçlü bir anlayışa sahipti. Pek çok makalesinden birinde, Batı'nın Arap topraklarındaki ticari çıkarları hakkında şöyle yazıyordu:

Bunlar, ülkenin iç meselelerine dış müdahalenin doğrudan nedenidir ve bağımsızlık ve haysiyete sahip olmanın önündeki büyük engeldir. Bir yandan, [petrol] imtiyazları Türklerin mirasıdır; öte yandan bu imtiyazlar, ülke ve halk için ekonomik açıdan iyi olacağına dair örtülü iddialarla verilmiştir. Ancak tarih, bu tür firmaların sömürgeciliğin başlangıcını oluşturduğunu göstermiştir. (15)

Pakistan İslami hareketinin babası Ebu'l Ala Mevdudi olarak kabul ediliyor. 1903'te doğan Mevdudi, ilk nüfuzunu 1937'de Lahor'daki İslami Araştırma Enstitüsü müdürü olduğunda kazandı. Pakistan 1948'de bir ulus haline geldiğinde, İngiliz destekli hükümetin laik yapısına karşı çıktı ve bunun için 1948'de ve yine 1952'de hapishanede yattı. Yayımlanmış seksen kitabı ve risalesinin yanı sıra, Cemaat-i İslami  veya İslami Toplum örgütü Mevdudi’nin kalıcı eserleri arasındadır. Mevdudi ve grubu Müslüman Kardeşler ile yakın bağlar kurdu; Dietl şöyle yazıyor: "Her iki örgüt de kendilerini hala aynı hareketin kolları olarak görüyor. Müslüman Kardeşler bazen Mevdudi’yi ideologları El Benna ve Seyyid Kutub'un yasal halefi olarak görmüştür." (16)

Mevdudi, ideal İslami devleti ifade etmesiyle tanınır ve tanımı militan İslamcı hareket içindeki Müslümanların çoğunluğu tarafından kabul edilir. Aşağıdaki pasajda demokrasi üzerine yorum yapıyor;

İslami demokrasi ile Batı demokrasisi arasındaki fark elbette şudur: İkincisi halkın egemenliği anlayışına dayanırken, ilki halkın hilafeti [liderlik] ilkesine dayanır. Batı demokrasisinde halk egemendir; İslam'da egemenlik Allah'a aittir ve halk onun halifesi veya tebasıdır. Batı'da yasayı halkın kendisi yapar; İslam'da insanlar, Tanrı'nın peygamberleri aracılığıyla bildirdiği yasalara uymalı ve itaat etmelidir. Bir sistemde hükümet halkın iradesini yerine getirir; diğerinde hükümet ve insanlar birlikte Tanrı'nın niyetlerini amellere çevirmelidir. Kısacası Batı demokrasisi, gücünü özgürce ve kontrolsüz bir şekilde kullanan bir tür mutlak otoritedir, İslami demokrasi ise ilahi hukuka tabidir ve yetkisini Allah'ın emirleri ile uyum içinde ve Allah'ın belirlediği çerçeve içinde uygular. (17)

Üzerinde duracağımız devrimci İslam ideologlarından sonuncusu, Ali Şeriati adında bir İranlı. İşte İslami hareket ile Masonluk arasındaki başka bir somut bağlantı; zira Ali Şeriati'nin kendisi de bir masondur. Babası Muhammed Taki Şeriati de bir Masondu ve aynı zamanda, en azından bir zamanlar, İngiliz İstihbaratının uzak doğu bölümünün bir ajanıydı. (18)

Ali Şeriati 1934'te doğdu. Meşhed'de okula gitti ve İslam Hakikatini Yayma Merkezi adlı devrimci bir İslami merkeze liderlik eden babasının gölgesinde büyüdü. Başbakan Musaddık devrilip Şah başa geçince Ali Şeriati, Ulusal Direniş Hareketi'ne katıldı. 1957'de babası ve bir avuç başka aktivistle birlikte tutuklandı ve altı ay hapis yattı.

Şeriati ailesinin yüksek mevkilerde güçlü arkadaşları vardı ve Ali, Fransa'daki prestijli Sorbonne Üniversitesi'ne kabul edildi. Çalışmalarına 1960 yılında sosyoloji ve İslam tarihi alanında doktora yaparak orada başladı. Fransa'dayken, Varoluşçular olarak bilinen bir grup elitist entelektüelin fikirleri ile tanışarak bunlardan büyülendi. Bu elitist entelektüller Jean-Paul Sartre, Frantz Fanon, Albert Camus, Jacques Berque, Louis Massignon ve Jean Cocteau'nun da dâhil olduğu bir grup anti-kapitalist ve anti-materyalist yazardı. Şeriati ayrıca pek çok Marksist fikre yönelik sağlıklı bir anlayış geliştirdi.

Şeriati, 1965'te İran'a döndü ve hemen tutuklandı. Fransa'dayken Şah'ı devirmeye çalışan gruplarla ilişkisi olduğu biliniyordu ve Avrupa için İran Ulusal Cephesi'nin kurulmasına yardım etmişti. Ancak hemen serbest bırakıldı ve daha sonra Meşhed yakınlarında öğretmenlik yapmaya başladı. Sonraki beş yıl boyunca yazmaya, İslam'a bakışını geliştirmeye ve Müslüman Kardeşler ve diğer direniş gruplarıyla bağları geliştirmeye odaklandı.

1970'lerin başında Dr. Şeriati, siyaset ve din üzerine dersler vermeye başladı, yazılarını kamuoyuna duyurdu ve endüstriyel altyapıyı geliştiren, ekonomik kalkınmayı ilerleten ve modern laik eğitimi savunan Şah'ın görüşlerine taban tabana zıt olan görüşlerini öne sürdü. Şeriati şöyle diyordu: 

"Gelin dostlar, Avrupa'yı terk edelim, Avrupa'ya yönelik bu mide bulandırıcı, maymunca taklide son verelim. Her zaman insanlıktan söz eden ama bulduğu her yerde insanı yok eden bu Avrupa'yı geride bırakalım." (19)

Ayetullah Humeyni, Şeriati'nin Şah'a karşı entelektüel bir görünüm altında yapmış olduğu ve İran'ın öğrencileri ve köktencilerine odaklanan sürekli ajitasyonu olmasaydı asla başarılı olamazdı. Şeriati bir süre Tahran forumlarında en etkili konuşmacı olarak kabul edildi. Dietl şöyle yazar:

Şeriati'nin önemi, İran devriminin yalnızca eski mollalar ve ayetullahlar tarafından değil, aynı zamanda diğer modellerden bir ölçüde etkilenen ajite gençlik tarafından da beslendiğini gösteriyor.

Şeriati tarafından verilen halka açık konferanslara 5.000 kadar dinleyici katıldı. Yazılarını bulundurmanın cezası, tutuklama ve işkence olmasına rağmen, yüz binlerce kişiye dağıtıldı. Çoğu zaman, mütevazı ve sessiz olan Şeriati bütün gün konuşuyor ve sonra gece geç saatlere kadar tartışmalara katılıyordu. 100'den fazla konferans verdikten sonra, SAVAK [gizli polis] onu tutuklamaya çalıştı ama Şeriati kaçtı; ancak babasını rehin almalarından sonra polise teslim oldu. İki yıl boyunca Komite hapishanesinde korkunç bir şekilde işkence gördü. Serbest bırakıldıktan sonra herhangi bir öğretim faaliyetine girmesine veya herhangi bir komplocu teması sürdürmesine izin verilmedi. Gizli polis her hareketini takip etmekteydi. (20)

Nihayet 1976'da Ali Şeriati Londra'ya kaçmayı başardı ve orada Amerika Birleşik Devletleri'ndeki aile üyeleriyle buluşmak üzere uçak beklerken beyin embolisinden öldü. Şu anda neredeyse herkes tarafından kabul edilen olağan iddia, SAVAK ajanlarının Şeriati'yi kobra zehirine batırılmış zehirli bir iğneli ok kullanarak öldürdüğü yönündedir. Gerçek şu ki, Şah Dr. Şeriati’den ve savunduğu baskıcı görüşlerden nefret etse de Şeriati'nin beyin embolisinin nedeni asla kanıtlanamamıştır.

Hasan el-Benna, İslami hareketin Ortadoğu'yu ele geçirmesinden önce üç neslin geleceğini öngörmüş, birinci neslin "dinleyicilerden" oluşacağını belirtmişti. Kendisi, Seyyid Kutub, Mustafa el-Sibai, Ebu'l Ala Mevdudi ve Ali Şeriati modern İslamcı hareket için ideolojik zemin hazırlayan en önemli stratejistlerden birkaçıydı. El-Benna, gelecek neslin ise "savaşan" bir nesil olacağını öngörmüştü.

Peter D. Goodgame, 11 Ağustos 2002, RedMoonRising


<<Önceki                   Sonraki>>



Tamer Güner, 30.09.2020, Sonsuz Ark, Stratejik Araştırma, Çeviri



I. Kaynakları:
  1. Holy War, Wilhelm Dietl, 1983   
  2. Hostage To Khomeini, Robert Dreyfuss, 1980 
I. Notları:
  1. Biography of Hasan al-Banna
  2. Freemasonry In Egypt, Insight Magazine, March 1, 1999
  3. Biography of Jamal al-Afghani
  4. Biography of Mohammed Abduh
  5. Commentary from Shaykh Abdul Hadi of the Italian Muslim Association
  6. Excerpt from "The Return of the Khalifate" by Shaykh Abdalqadir as-Sufi
  7. Biography of Hasan al-Banna; Dietl, p. 26; Dreyfuss, p. 139-140
  8.  Commentary from Shaykh Abdul Hadi of the Italian Muslim Association,  8a. Dreyfuss, p. 143
  9.  Biography of Hasan al-Banna
  10. Dietl, p. 56
  11. Dietl, p. 32
  12. Excerpt from "The Right To Judge," by Sayed Qutb
  13. Excerpt from "The Right To Judge," by Sayed Qutb
  14. Dietl, pp.37-39
  15. Dietl, p. 38
  16. Dietl, p. 42
  17. Dietl, p. 43
  18. Dreyfuss, pp. 106-108 (excerpt); What Really Happened In Iran, Dr. John Coleman, 1984, p. 24 (1-800-942-0821)
  19. Dreyfuss, pp. 106-108
  20. Dietl, p. 45
   
Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
  4. Sonsuz Ark Yayınlarının Kullanımına İlişkin Önemli Duyuru için lütfen tıklayınız.

Hiç yorum yok :

Seçkin Deniz Twitter Akışı