19 Eylül 2020 Cumartesi

SA8860/TG305: Globalistler ve İslamcılar: Yeni Bir Dünya Düzeni İçin 'Medeniyetler Çatışması'nı Kışkırtmak-V

Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

Sonsuz Ark'ın Notu:
Aşağıda çevirisini yayınladığımız metin, Red Moon Rising - The Rapture and the Timeline of the Apocalypse Paperback'in yazarı Peter D. Goodgame'ın 'The Globalists and the Islamists' adlı kitabına aittir. "Geçtiğimiz yarım yüzyıl boyunca dinin etkisi, dünyanın Batı kesiminde ve Doğu'nun çoğu kesiminde azaldı. Maneviyat, yaşam standartları yükseldikçe ve popüler kültür de neredeyse tamamen laik hale geldiğinden materyalizmle yer değiştirdi. Orta Doğu'da durum neden farklıydı? Yahudi-Hıristiyan etiği nasıl aşındı, buna karşılık İslam etiği bariz bir canlanma yaşadı mı? Bu çalışma, bu durumun tesadüfen meydana gelen bir şey olmadığını ve militan İslam'ın, uzun vadede bir dünya hükümeti kurulması hedefine ulaşmak için baskın Anglo-Amerikan kurumların küresel seçkinleri tarafından oynanan bir kart olduğunu açıklamaya çalışacaktır." şeklindeki sunumuyla geçmiş yüzyılların resmi tarih söylemlerinin arkasına sarkan ve günümüzdeki kaosun, yaygınlaşan dinsizliğin ve ahlaksızlığın temel nedenlerini, Globalistlerin  'Militan İslam' kavramını üreterek ve müslümanları satanist küresel bir devlet kurmak amacıyla kullanarak Yahudi-Hristiyan Etiğinin aleyhine İslam Etiği'nin lehine bir canlanma yaşayıp yaşamadığını sorgulamaktadır. Eylül 2013'te planladığım ve üzerinde çalıştığım ve 7 Ekim 2018 Pazar günü yayınladığım  'SA6940/SD1156: İslamcılık; Zehirli Maya (Aşı) ya da Masonik Kara Büyü' başlıklı çalışmamda 'İslamcılık' maskesi ve 'Masonluk' aracılığı ile Osmanlı İmparatorluğunun müslüman topluluklarının nasıl ayrıştırıldığını ve kurulan yapay ulus-devletlerin kukla yönetimler tarafından nasıl Satanizmin hizmetine sunulduğunu ve Satanist Masonların İslam'ın içini nasıl boşaltmaya çalıştığını incelemiş ve mason olduğu kesin olarak açığa çıkan câni Fetullah Gülen liderliğindeki dinî cemaat-nurculuk  maskeli FETÖ üyesi generallerce, 15 Temmuz 2016'da, ahlakı ve dinî değerleri önceleyen politikalara sahip Erdoğan liderliğindeki Türkiye'ye askerî darbe yapmaya çalışan ve halk tarafından durdurulan Masonik İslamcılığı şöyle tanımlamıştım: "İslamcılık, 1789'la Fransa'da egemen hâle gelen masonların, yer küredeki bütün imparatorlukları yıkma girişimlerini içeren bütüncül bir organizasyonun Osmanlı İmparatorluğuna yönelik olan hamlesinin adıdır ve Sultan III. Selim’den itibaren güçlenerek II. Mahmut, Abdülmecid, Abdülaziz ve II. Abdülhamid liderliğindeki Osmanlı İmparatorluğu'nu, İstanbul, İzmir, Selanik, Manastır, Mısır, Şam, Beyrut gibi merkezlerde kurulan gizli mason localarında olgunlaştırılarak parçalayan ve yıkan bir hançerdir. Günümüz tartışmalarının amacı da yeniden güçlenen, bölgesel ve küresel bütünleşik bir strateji izleyerek masonların hakimiyet alanlarını daraltan Türkiye Cumhuriyeti'nin Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki yönetimini hedef hâline getirerek yeniden parçalamak ve etkisiz hâle getirmekti", 06.09.2008 tarihli 'SA24/SD5: İslamcılık: Kara Büyü' başlıklı çalışmamda da Peter D. Goodgame'un "Yahudi-Hıristiyan etiği nasıl aşındı, buna karşılık İslam etiği bariz bir canlanma yaşadı mı?" şeklindeki sorusunu o sormadan (2014) 6 yıl önce (2008) cevap vermiştim: "İslamcılık anaforu, Müslüman zihinlerden sürekli yeni kurbanlar devşirmektedir. Geleneksel diye, dışlanan ve aşağılanan bozunmaya uğramış 17,18,19 ve 20. yüzyıl İslam algısına alternatif olarak ortaya konan ve  terakkîyi hedefler görünen İslamcılık kara büyüsü, daha fazla tahrif ve tahribe aracılık etmeden Müslümanların  düşüncelerinden uzaklaştırılmak zorundadır."  Satanistler, önce kendi topluluklarını, Yahudileri -Siyonist-Laik-Fanatik-Ortodoks diyerek parçaladılar ve Yahudi etiğini, tahrif edip etkisizleştirdiler, eş zamanlı olarak Katolik-Ortodoks-Protestan etiğini ve İslam Etiğini yetiştirdikleri profesyoneller aracılığı ile yok ettiler; bugün diktatör Arap liderleri, aynı satanist gücün birer piyonu olarak elde ettikleri dokunulmazlıkla hem İslam'a hem de Müslümanlara yönelik soykırım politikalarını acımasızca uygulamaktadırlar. Yayınladığımız bu çeviri seti, eksik bilinenlerle örtülmek istenen gerçeğin açığa çıkması için faydalı olacaktır diye düşünüyoruz.
Seçkin Deniz, 19.09.2020

The Globalists and the Islamists:
Fomenting the "Clash of Civilizations" for a New World Order

İkinci Bölüm-1-Müslüman Kardeşler – Küreselcilerin Gizli Silahı

I. İslami Terörizmin Kökenleri

Son yarım yüzyıldır din, dünyanın Batı kesiminde ve Doğu'nun çoğunda geriledi. Yaşam standartları yükseldikçe, maneviyat materyalizmle takas edildi ve popüler kültür de neredeyse tamamen seküler hale geldi. Orta Doğu'da durum neden farklı? Yahudi-Hıristiyan ahlakı aşınırken nasıl oldu da İslam ahlakı bariz bir canlanma yaşadı?

Bu çalışma, bu durumun nasıl tesadüfen meydana gelmediğini açıklamaya çalışacak ve militan İslam'ın, egemen Anglo-Amerikan düzeninin küresel elitleri tarafından uzun vadeli dünya hükümeti hedefine ulaşmak için oynanan bir kart olduğuna dair kanıt sunacaktır. 11 Eylül olaylarına dönmeden önce, ideolojiyi geliştiren küçük Müslüman âlimler grubuna bakmalıyız ve sonra devam ettikçe hareketin gerçekte ne kadar sıkı örülmüş ve yakından bağlantılı olduğu anlaşılacaktır. (Militan İslamcılık) İslam dini içinde küçük bir harekettir, ancak çok etkilidir ve etkinliği, felsefesine bağlı olanların sayısını saymaktan başka yollarla ölçülmelidir.

Birinci Bölüm'de anlattığımız gibi, İngilizler I.Dünya Savaşı'nda Ortadoğu'yu ele geçirdikten sonra Ürdün, Irak, Suudi Arabistan ve Filistin'deki kukla yöneticilerini meşrulaştırmak için İslam'ı kullandılar. Bu nedenle İslam, Arap halkının çoğu tarafından yozlaşmış sömürge düzeninin sadece diğer bir parçası olarak görülüyordu. Nasır, Musaddık ve Butto gibi meşru sömürge karşıtı hareketlerin, doğası gereği öncelikle seküler olmasının nedeni budur. Bu milliyetçi hareketler, İngiliz nüfuz alanı dışında başarılı olmaya başlayınca, İngilizler bu bağımsız rejimleri devirmek için İslami müttefiklerine yöneldi. Müslüman Kardeşler, Ortadoğu'da bu dönemin en önemli karşı devrimci hareketidir ve İngiltere merkezli Küreselcilerin bugün en önemli stratejik değerlerinden biri olarak öne çıkmaktadır.

Müslüman Kardeşler, 1928'de "20. yüzyılın en büyük ve en etkili Sünni dirilişçi örgütü" haline dönüşmek üzere Mısır'da ortaya çıktı. Örgüt, aynı zamanda bir müellif ve yerel bir caminin lideri olan saygın bir şeyhin ilk oğlu Hasan el-Benna tarafından kurulmuştur.

1906 doğumlu olan Hasan, babasının vesayeti altında tamamen İslam odaklı bir şekilde büyümüştür. Kuran'ı ezberleyen ve on iki yaşında Ahlaki Davranış Derneği adlı bir organizasyon kuran Benna, kısa bir süre sonra da Haramları Engelleme Derneği adlı başka bir grup kurdu. Kendini inancına adamış samimi bir Müslüman’dı ve on altı yaşında öğretmen olmak için eğitim almak üzere Kahire'de bir İslam okuluna kaydoldu. Genç Hasan el-Benna, Hasefîyye Kardeşler adlı Sufi tarikata katıldı. Tarikatta faaldi, eline geçen tüm tasavvuf literatürünü okuyordu ve Hasefîyye Refah Cemiyeti adında bir Sufi grubu kurdu. (1)

Bu çalışmanın Birinci Bölümünde, Müslüman Kardeşler'in İngiliz İstihbaratı ve / veya İngiliz Masonları tarafından yaratıldığı, içine sızıldığı veya en azından desteklendiği yönündeki birkaç iddiayı aktarmıştık. Dr. John Coleman örgütün, "İngiliz Orta Doğu istihbaratının büyük isimleri ..." tarafından yaratıldığını iddia ediyor. Stephen Dorril ise, Kardeşliğin İngiliz İstihbaratı ile İkinci Dünya Savaşı'ndan önce Freya Stark aracılığıyla bağlantı kurduğunu ve İran Şah rejiminin, örgütü İngiliz Masonluğunun bir aracı olarak gördüğünü yazıyor.

Bazı Müslümanlar inanmakta güçlük çekseler de bu iddiaları düşünmeden reddetmemeleri gerekir. Hasan el-Benna, önceliği İslam olan dindar bir Müslüman’dı ancak Britanya'nın Mason Kardeşliği'nden etkilenmesi ya da hareketini ilerletmek için İngiliz yardımını en azından erken dönemlerde kabul etmesi akıl almaz sayılmamalıdır. İslam, Mısır dışında İngilizler tarafından etkin bir şekilde kullanıldı, öyleyse neden Mısır'da da kullanmaya çalışmış olmasınlar?

Mısır'da Masonluk, Napolyon'un 1798 fethinden hemen sonra, bir Fransız Masonu ve Napolyon ordusunun en üst düzey komutanı olan General Kleber'in Isis Locası'nı kurmasıyla ortaya çıktı. 1882'de İngiliz işgalinden sonra İngiliz locaları görünmeye başlayana kadar Fransız masonluğu Mısır'a hükmetti. Yirminci yüzyılın ilk yarısında masonluk çok popülerdi ve ülkeyi işgal eden İngiliz yönetici ve aristokratların yanı sıra birçok önemli Mısırlı da Masondu. Aslında, Hidiv İsmail'den Kral Fuad'a Mısır hükümdarları, hükümdarlıklarının başlangıcında onursal Büyük Üstat oldular. 1940'tan 1957'ye kadar Mısır'da yetmişe yakın Mason locası bulunuyordu. Bir zamanlar, Milliyetçi parti ve Vefd partisinin liderleri ve yönetimdeki işgalci İngiliz komutanları ve aristokratları ile haşır neşir olan Mısır parlamentosunun birçok üyesi de Masondu.(2)

Mısır'daki iki çok önemli İslami lider, Cemâleddîn-i Efgānî ve Muhammed Abduh da Masondu. Efgānî, Mısır'a gelmeden önce İran ve Rusya'da eylemlerde bulunan ve daha öncesinde Afganistan başbakanı olan bir yabancıydı. "Siyasi pan-İslami hareketin kurucusu" olarak kabul edilir ve hareketi Selefiye olarak bilinir. İngiliz emperyalizmine karşı propaganda yaparken aynı zamanda Müslüman dünyası için modernleşmeyi savunuyordu. Mısır'dan atılmadan önce Kahire'deki El-Ezher Üniversitesi'nde önemli bir kişi haline gelen Efgānî’nin en önemli öğrencisi ise Muhammed Abduh idi. Hayatı boyunca Müslümanların kendi kaderini tayin etmesini savunan bir aktivist olan Efgānî, birkaç kez Londra'yı ziyaret etti ve bir biyografi yazarına göre, "mensubu olduğu loca üyeleriyle yeniden bağlar kurdu." Efgānî 1897'de öldüğünde, arkasında daha sonraki İslamcı hareketlerin temelini oluşturacak çok sayıda siyasi ve dini yazı bıraktı. (3)

Efgānî 1879'da Mısır'dan atıldıktan sonra Muhammed Abduh onun reformist mesajını yaymaya devam etti. Bu nedenle Abduh da 1882'de sınır dışı edildi. Sürgünü sırasında Paris'te Efgānî ile bir araya gelerek bir Müslüman dergisi yayımladılar ve burada Mason Kardeşler içindeki ilişkilerini genişlettiler. Dört yıl sonra fikrini değiştiren İngilizler, Abduh'un geri dönmesine izin verdi. El-Ezher Üniversitesi'nde öğretici olan Abduh, prestijli İslami kurumda reform yapmaya odaklandı. Aynı zamanda, Ulusal Mahkemelerde yargıç olmak için hızla yükseliyordu. İngilizlerin dayattığı sürgünden döndükten yalnızca on bir yıl sonra, iktidardaki İngiliz vali Lord Cromer, 1899'da Şeyh Muhammed Abduh'u Mısır Başmüftüsü ilan etti. O artık İslam'ın Papasıydı. (4) Aynı zamanda, Mısır Birleşik Mason Locası'nın Büyük Üstadı idi. (5)

Elbette Cromer'in Abduh'u tüm İslam'ın en güçlü figürü yapmasının gizli bir nedeni vardı. 1898'de El-Ezher Üniversitesi yönetici konseyi, tefeciliğin ve dolayısıyla Batı modeline dayalı bankacılığın, İslam Hukukuna göre haram (gayrimeşru) olduğunu yeniden onaylamıştı. Lord Cromer için bu kabul edilemezdi çünkü gerçek adı Evelyn Baring olan Lord Cromer, Hindistan ve Çin'deki afyon ticaretinden zenginleşen İngiltere'nin prestijli Baring bankacılık ailesinin önemli bir üyesiydi.

Lord Cromer, bankacılığı yasaklayan yasayı değiştirmek için arkadaşı Şeyh Abduh'u görevlendirdi; Abduh, Başmüftü olduktan sonra, yasaklanmış tefeciliğe izin veren bir boşluk uydurmak için Kuran'ın çok liberal ve yaratıcı bir yorumunu kullandı. İngiliz bankaları daha sonra Mısır'a hükmetmek üzere özgür bir saltanat kurdu. Lord Cromer yazılarında, "Arkadaşım Abduh'un gerçekte bir agnostik olduğundan şüpheleniyorum" diyor ve Abduh'un Selefiyye hareketini "Onlar Avrupalı reformcunun doğal müttefikleridir" diyerek yorumluyordu. Cromer bile İslamcı hareketin Britanya'nın lehine kullanılabileceğini görmüştü. (6)

Şeyh Muhammed Abduh'un 1905'te ölümünden sonra, Selefiyye hareketini sürdürme misyonunu üslenen önemli iki öğrencisi vardı. Bunlardan biri Hasan el-Benna'nın babası Şeyh Ahmed Abd el-Rahman el-Benna idi. Diğeri ise Şeyh Abduh'un iyi arkadaşı ve The Lighthouse (Deniz Feneri) adlı aylık derginin yayıncısı olan Özgür Mason Muhammed Reşîd Rızâ idi. Selefiyye hareketinin sözcüsü olan bu dergi, ilk olarak 1897'de basıldı ve Rızâ otuz yedi yıl boyunca derginin yayımcılığına devam etti. Reşîd Rızâ, İngiliz nüfuz çemberinin içinde yer alıyor ve yayınladığı dergi ile Osmanlı İmparatorluğu'na karşı gerçekleştirilen kışkırtma hareketinde İngiliz bakış açısını yansıtıyordu. Reşîd Rızâ, Özgür Mason Jön Türk hareketini desteklemişti ancak Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra Atatürk döneminde gerçekleşen Türk milliyetçi devrimini kıyasıya eleştirdi. (7)

Hasan el-Benna'nın gençlik hayatı tüm bu faktörlerden etkilendi: İslami hareket, İngiliz işgali, babası, en önemli akıl hocası Muhammed Reşîd Rızâ. El-Benna, Reşîd Rızâ'nın yayınlarını okuyarak büyüdü ve aile bağlantıları aracılığıyla iyi arkadaş oldular. Rızâ, 1935'te ölürken İslam’ın yeniden dirilişi için tüm umudunu el- Benna'nın Müslüman Kardeşleri'ne bağlamıştı. Hasan el-Benna'nın hayatındaki diğer etken ise Özgür Masonluktu. El-Benna, genç bir adam olarak çok sayıda dini mezhep ve siyasi grupla deneyimler yaşamış ve ayrıca Mason Kardeşliği'nin bir üyesi olmuştu. Bu, o zamanlar Mısır toplumunun üst kademelerinde büyüyen biri için tamamen normaldi ve üyeliği bugün olduğu gibi İslami değerlere bir ihanet olarak görülmemişti. (8)

Hasan el-Benna, 1927'de üniversiteden mezun olduktan sonra, yirmi bir yaşında İsmailiyye'deki bir okulda Arapça öğretmek üzere atandı. Bu kasaba, İngiliz işgali altındaki Kanal Bölgesi'nin başkenti ve İngiltere'nin Süveyş Kanalı Şirketi'nin merkeziydi. Hasan el-Benna bir yıl sonra orada Müslüman Kardeşler'i kurdu. Süveyş Kanalı Şirketi, 1930'da İsmailiyye'de inşa edilen ilk Müslüman Kardeşler camiinin finansmanını sağladı. (8a)

Önemli bir soru, çok sayıda rakip İslami örgüt arasında, Müslüman Kardeşler'in nasıl bu kadar büyük bir hızla genişleyerek, sadece on yıl sonra 500.000'den fazla aktif üyeye ulaştığıdır? El-Benna başa geçtiğinde sadece yirmi iki yaşındaydı ve örgüt, ilk dört yılında İngiliz işgali altındaki bölgenin merkezinde bulunuyordu. Çağdaş tarihsel kaynaklar, Kardeşler'in başarısını doğrudan El Benna'nın örgütsel becerilerine dayandırmaktadır:

Bu dramatik genişlemeyi mümkün kılan en önemli faktör, el-Benna tarafından sağlanan örgütsel ve ideolojik liderlikti. Kurumsal inşa, taban düzeyinde durmak bilmeyen aktivizm ve kitle iletişimine güvenerek umduğu değişiklikleri gerçekleştirmeye çalıştı. Sofistike yönetişim yapıları; köylüler, işçiler ve profesyoneller arasında toplumun değerlerini ilerletmekten sorumlu bölümler; mesajın yayılması, İslam dünyası ile irtibat, basın ve çeviri dâhil olmak üzere temel işlevlerle görevlendirilmiş birimler; finans ve hukuki işler için uzmanlaşmış komiteler aracılığıyla karmaşık bir kitle hareketi inşa etmeye devam etti.

El-Benna bu örgütü Mısır toplumuna bağlarken, usta bir şekilde, önceden var olan yapılara, özellikle camiler, İslami yardım dernekleri ve mahalle grupları etrafında inşa edilen sosyal ağlara güvendi. Geleneksel bağların, belirgin bir şekilde modern bir yapı içine bu şekilde örülmesi, başarısının kökenini oluşturmaktaydı. (9)

Sonuç olarak, Müslüman Kardeşler'in başarısı İngiliz iktidar kurumunun onayı olmadan elde edilemezdi ve el-Benna'nın Mason Kardeşliği ile ilişkisi, örgütün ne kadar etkin bir şekilde organize edildiğini ve Mısır toplumuna ne kadar sorunsuz bir şekilde uyduğunu da açıklıyor. Müslüman Kardeşler de Mason Kardeşliği gibi, başlangıçta bir hayır kurumu olarak kurulmuştu. Bununla birlikte, Masonluk liberal bir karaktere sahipken ve tüm inanç mensuplarının bünyesine katılmasına izin verirken, Müslüman Kardeşler özellikle İslam'a odaklanmıştı. Sadece Müslümanlara yönelik bir mason organizasyonu gibiydi. Masonluğa benzer şekilde, Müslüman Kardeşler de gizliliğe önem veriyor ve piramidal bir komuta yapısına göre yönetiliyordu. En alttaki üyelerin, tepedeki liderlerin gerçek hedefleri hakkında hiçbir fikri yoktu.

Müslüman Kardeşler, İngiliz düzeninin onayı ve desteğiyle kurulmuştu ancak böylesi kitlesel bir halk hareketinin kontrol edilmesi zor oldu. Mısır halkı derin bir İngiliz karşıtı öfke besliyor ve bu duygu kaçınılmaz olarak Müslüman Kardeşler'e de hâkim oluyordu. Örgüt, 1930'ların sonlarında, Filistin Arap ayaklanmasını İngilizlere ve artan Yahudi göçmen akışına karşı desteklemek üzere siyaset alanına girdiğinde, yalnızca hayırsever ve dini bir kuruluş olmaktan çıkacaktı. İngiliz karşıtı faaliyet kısa süre sonra Müslüman Kardeşler içinde de görülmeye başladı ve II. Dünya Savaşı'nın başlarında el-Benna, örgütünün kontrolden çıkmasına izin verdiği için İngiliz yanlısı rejim tarafından kısa süreliğine hapse atıldı.

II. Dünya Savaşı sona erdikten sonra el-Benna, Mısır'daki en güçlü liderlerden biri olduğunu fark etti. Kendisini monarşiye ve laik Vefd partisine karşı bir güç mücadelesinin içinde buldu ve örgütü en militan, en radikal ve en tehlikeli yapı olarak görülmeye başlandı. Müslüman Kardeşler üyeleri 1948'de, Kahire polis şefinin suikastına karıştılar ve Başbakan Nukraşi Paşa'nın Aralık 1948'de Müslüman Kardeşleri fesheden bir bildiri yayınlamasıyla hükümet bu eyleme karşılık misilleme yaptı. Örgütün merkezi ve şubeleri kapatıldı, mal varlığı ve fonlarına el konuldu. Yüzlerce üyenin tutuklanarak hapsedilmesi üzerine Müslüman Kardeşler yer altına çekildi. Haftalar sonra Nukraşi Paşa, Kardeşler tarafından öldürüldü ve ardından 12 Şubat 1949’da, Hasan el-Benna’nın kendisi de Mısır gizli servisi tarafından gerçekleştirilen bir suikastın kurbanı oldu.

1950 yılının Mayıs ayında hükümet Kardeşler ile uzlaşmaya çalıştı ve üyelerin çoğunu hapisten salıverdi. Ertesi yıl Müslüman Kardeşlere yönelik yasak kaldırıldı ancak Mısırdaki birçok farklı dernek, grup ve kuruluşu düzenlemek üzere çıkarılan yeni bir yasaya göre varlığını sürdürmek zorunda kaldı.

Halkın beğenisini kazanacak şekilde İngiltere’nin kontrolünden uzaklaşma noktasında çok yavaş hareket eden Monarşinin popülaritesi azalmaya devam ederken, perde arkasında Mısır'ın kaderini kontrol etmek için iki yıkıcı grup planlandı: Özgür Subaylar ve Müslüman Kardeşler; ordu ve köktendinciler. Ordu, özellikle El Benna'nın ölümünden sonra üstünlük sağladığını kanıtladı ve nihayetinde Mısır'ı bağımsız bir yola götüren adam olarak Nasır ortaya çıktı. İlk başta Kardeşler orduyu destekledi ve yeni hükümete dâhil olmak için girişimlerde bulunuldu ancak Kardeşler gücünü ve nüfuzunu abartarak çok fazla talepte bulunmuştu. Nasır'ın, General Necib'e karşı iktidar mücadelesini kazanmasıyla Müslüman Kardeşler kendilerini zor bir geleceğin beklediğini anlayacaktı.

Şu veya bu şekilde, 1954'ün sonuna gelindiğinde neredeyse tüm liderleri de dâhil olmak üzere binlerce Müslüman Kardeşler üyesi hapsedilmiş ve altısı idam edilmişti. Müslüman Kardeşler ile İngiliz ve Amerikan istihbarat servisleri arasında yeni bir ilişkinin yolunu açan işte bu kopuştu çünkü hepsi Nasır nefretinde birleşmişlerdi. Ne yazık ki Batı için Kardeşlik, hayatına yönelik birkaç girişimde daha bulunmuş olsalar da, Nasır'ın hükümdarlığı boyunca Mısır'da büyük ölçüde etkisiz kaldı. Bu süre zarfında, kaçan birçok üye, bugüne kadar varlığını sürdürdükleri Londra'da memnuniyetle karşılandı ve bir kısmı da Suriye, Ürdün ve Suudi Arabistan'a taşındı.

Hasan el-Benna, Arap tarihçiler tarafından "en büyük modern İslami hareket" olarak tanımlanan bir örgüt kurmuştu. El-Benna'nın bilinen bir sözü şu şekildedir:

"Planlarımızı gerçekleştirmek için üç nesile ihtiyacımız var - biri dinlemek, biri savaşmak ve bir diğeri de kazanmak için." (11)

El-Benna, 43 yaşında, genç bir yaşta öldü. Onun nesli "dinleyen" olmasına rağmen o konuşmacıydı. Erken ölümünden sonra, militan köktendinci İslam içindeki inananlara talimat vermeye devam etmek üzere birkaç başka lider ortaya çıktı.

Bunlardan biri Seyyid Kutub adında bir adamdı. Nihayetinde  el- Benna'dan sonraki Müslüman Kardeşler'in "baş ideoloğu" olarak tanınan Kutub’un  kapsamlı yazıları, bugün radikal İslamcıların inançlarını meşrulaştırıyor. Müslümanlar Kutub'un yazdığı bir şeyi okumadan nadiren İslam'ın radikal yolunu seçerler.

Kutub, el-Benna ile aynı yaştaydı ve o da bir Özgür Masondu, ama El Benna'nın ölümüne kadar Müslüman Kardeşlerin arasına bile katılmış değildi. Bir süre Amerika Birleşik Devletleri'nde yaşadıktan sonra Batı'yı eleştirmiş ve Mısır'a döndüğünde köktendinciliği benimsemişti. Kardeşler içinde çok hızlı bir şekilde yükseldi ve 1954'te Kardeşliğin resmi süreli yayınının editörü olmadan önce Suriye ve Ürdün'de örgütün temsilciliğini yaptı. Ancak Nasır'a "suikast girişimi" üzerine birçok yurttaşıyla birlikte tutuklandı, zalimce işkence gördü ve daha sonra bir çalışma kampında on beş yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Bir yıl sonra Nasır tarafından gönderilen bir temsilci, bağışlanma dilemesi şartıyla ona af teklif etti. Kutub bu teklifi reddetti ve hapishanede kaldı, İslam'ın modern dünyadaki rolü üzerine çalıştı ve yazdı. İslam'a göre Mısır gibi modern Arap devletlerinin, barbarlık olarak çevrilebilecek bir terim olan Cahiliyye tarafından istila edildiğini savunan doktrini geliştirdi. Kutub, esas olarak Batı kültürünün ve siyasi sistemlerin nüfuzu ile alakalı olan Cahiliyye konusunda şöyle diyor:

“Dünyada geçerli olan Cahiliyye kavramları ile uzlaşmak veya aynı topraklarda bir cahili sistemle birlikte var olmak İslam'ın özelliği değildir ... Cahiliyye sistemi kanunlarını, yönetmeliklerini, alışkanlık ve standartlarını ve değerlerini Allah'tan başka bir kaynaktan türetir. Öte yandan İslam, Allah'a teslimiyettir ve işlevi insanları Cahiliyyeden İslam'a doğru yöneltmektir. Cahiliyye, bazı insanlara başkaları tarafından ibadet edilmesidir; yani, bazı insanlar baskın hale gelir ve diğerleri için Allah'ın emrine aykırı olup olmadığına ve yetkilerini kötüye kullanıp kullanmadıklarına aldırmadan yasalar yapar. İslam ise insanların yalnızca Allah'a ibadet etmeleri, Allah'ın otoritesinden kavram ve inançlar, kanunlar ve düzenlemeler çıkarmaları ve Allah'ın kullarına kulluktan kurtulmalarıdır. Bu İslam'ın doğası ve dünyadaki rolünün doğasıdır. İslam, Cahiliyye ile herhangi bir şekilde bir araya gelmeyi kabul edemez. Ya İslam ya da Cahiliyye var olacaktır; yarı yarıya bir durum mümkün değildir. Hakimiyet ya Allah'a aittir ya da Cahiliyyeye; ya Allah'ın şeriatı galip gelecektir ya da insanların arzuları ... " (12)

Kutub, Arap devletlerinin İslami Şeriat kanunlarının Cahiliyye ile uzlaşı içinde olduğu başka bir sistem tarafından yönetildiğine inanıyor ve özellikle Nasır'ın Mısır'daki rejimi olmak üzere Cahiliyyeyi ortadan kaldırmak amacıyla politik sistemlerin şiddet yoluyla devrilmesini savunuyordu. Kutub şöyle diyordu: "İslam'ın en önemli görevi , Cahiliyyeyi insanlara önderlik konumundan alaşağı etmektir." (13)

1964'te Kutub, ziyarete gelen Irak devlet başkanının ısrarı üzerine affedildi ve serbest bırakıldı. Kutub daha sonra belki de en önemli eseri olan Yoldaki İşaretler adlı bir kitap yayınladı. Nasır, Kutub'u bir kez daha hapsetmek için kitaptaki militan dili bir bahane olarak kullandı. Aynı zamanda, rejimine karşı yeniden düzenlenecek bir Müslüman Kardeşler komplosundan korkan Nasır, diğer 20.000 şüpheli üyeyi de tutuklattı. Nasır 29 Ağustos 1966'da, Seyyid Kutub’u ibret olsun diye asarak idam etti.

Seyyid Kutub, hayatı boyunca 24 kitap ve 30 ciltlik Kuran tefsiri yayınladı. Bugün çalışmaları Mısır ve dünyadaki köktenci Müslümanlara ilham veriyor ve hayatı, zulüm ve sıkıntılar karşısında nasıl bir tutum sergileneceğine dair mükemmel bir İslami örnek olarak gösteriliyor.


Peter D. Goodgame, 11 Ağustos 2002, RedMoonRising


<<Önceki                   Sonraki>>




Tamer Güner, 19.09.2020, Sonsuz Ark, Stratejik Araştırma, Çeviri



I. Kaynakları:
  1. Holy War, Wilhelm Dietl, 1983   
  2. Hostage To Khomeini, Robert Dreyfuss, 1980 
I. Notları:

  1. Biography of Hasan al-Banna
  2. Freemasonry In Egypt, Insight Magazine, March 1, 1999
  3. Biography of Jamal al-Afghani
  4. Biography of Mohammed Abduh
  5. Commentary from Shaykh Abdul Hadi of the Italian Muslim Association
  6. Excerpt from "The Return of the Khalifate" by Shaykh Abdalqadir as-Sufi
  7. Biography of Hasan al-Banna; Dietl, p. 26; Dreyfuss, p. 139-140
  8.  Commentary from Shaykh Abdul Hadi of the Italian Muslim Association,  8a. Dreyfuss, p. 143
  9.  Biography of Hasan al-Banna
  10. Dietl, p. 56
  11. Dietl, p. 32
  12. Excerpt from "The Right To Judge," by Sayed Qutb
  13. Excerpt from "The Right To Judge," by Sayed Qutb
  14. Dietl, pp.37-39
  15. Dietl, p. 38
  16. Dietl, p. 42
  17. Dietl, p. 43
  18. Dreyfuss, pp. 106-108 (excerpt); What Really Happened In Iran, Dr. John Coleman, 1984, p. 24 (1-800-942-0821)
  19. Dreyfuss, pp. 106-108
  20. Dietl, p. 45
   
Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.

Hiç yorum yok :

Seçkin Deniz Twitter Akışı