6 Şubat 2019 Çarşamba

SA7423/KY13-AO230: Özgürlük Çıkışı

"Eleştirilere kulak asmadan eriştiğin gerçekleri açıkça dile getirebildiğin kadar kendinle barışık olabilirsin. Bu çıkışın ne derece zor olduğunu kavramak mümkün."


“şehrin insanı, şehrin insanı, şehrin/ kaypak ilgilerin insanı, zarif ihanetlerin.”

İnsan, hayatı boyunca etrafında olup bitenleri, görüp, öğrendiklerini, kendince değerlendirir ve bu doğrultuda kendine bir yol çizer.

Her insanın tercihi özgün bir tercihtir ancak bu özgünlük onu yalnızlaştırmaz, bilakis çoğaltmaya iter. Kişi benzer tercihleri kullananlarla kendini paydaş görür ve onlarla birlikte yol almayı kendisine ilke edinir, paydaş gördükleriyle toplumsal dayanışmaya girmeyi zorunlu görerek onlarla aynı havayı solusa da, zaman içerisinde bu kişilerle arasındaki farklılıklar su yüzüne çıkar. 

Kişi bir yandan dayanışma içinde olmaya duyulan ihtiyaç ayrı ayrı her bireye kendini dayatırken, diğer yandan birlikte olduklarıyla arasında ortaya çıkan farklılıklar büyür ve bu mesafe git gide artar.

Bir an gelir ki birlikte olunan diğer bireylerle derinleşen farklılıklar kişiyi aynı toplumsal grup içerisinde yalnızlaştırır, dilsizleştirir, çaresizleştirir. Bu durumda kişi, bulunduğu yeri tercih etmeyi zorunlu gördüğü halde o yeri yadırgar, o yerde adeta yersizleşir.

Bu farklılaşma, yalnızlaşma sürecinde kişiye uzatılan eller, onun acısını dindirmez, aksine kendine uzanan ellerin ne derece yapay duygularla örülü olduğunu hissetmek kişiyi daha da yalnızlaştırır..

Bunun sosyolojik nedenleri olduğu kadar ontolojik nedenleri de var elbet. 

Kuşkusuz hayata bakışınız ve obje alanını genişledikçe bulunduğunuz yerin yetersizliğini daha çok hisseder, sizi koruma adına ortaya çıkanların sahteliğini daha derinden idrak edersiniz..

Günümüzde insan ilişkilerine baktığımızda hiç de insani olmayan bir tabloyla karşı karşıya kalırız; Maalesef, modern hayatın sınırlarını çerçevelediği insan modeli bir arada bulunanları birbirine yanaştırmıyor, kaynaştırmıyor, sadece onların birbirlerine olan tahammüllerini artırıyor.

Bu ise kişiyi ruhsal yönden boşluğa itiyor ve kişi, bulunduğu yerde ruhen ve zihnen yabancılaşıyor, ortam onu hiçbir zaman tatmin etmiyor ve sürekli bunalım duygularıyla boğuşmaya sürüklüyor.

İnsan, bu dipsiz kuyudan ancak kendini samimiyetin kollarına bırakarak kurtulabilir.

Ulaştığımız her durakta gördüklerimizi, edindiğimiz bilgileri açıkça ortaya koydukça iç dünyamızla mesafeler kısalır, iç barışımız artar.

Bunu yapabilmenin ilk şartı ise açık olmak..

İnsan, topluma ve kendine karşı kendini açıklıkla koruyabilir ancak..

Eleştirilere kulak asmadan eriştiğin gerçekleri açıkça dile getirebildiğin kadar kendinle barışık olabilirsin. Bu çıkışın ne derece zor olduğunu kavramak mümkün.

Bunun aynı zamanda bir özgürlük çıkışı olduğuna inanırsak, sorunun altında kalmaktan kendimizi kurtarabiliriz...



Adnan ONAY, 06.02.2019, Sonsuz Ark, Konuk Yazar, Gündem'in Düşündürdükleri






Sonsuz Ark'tan


  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.

Hiç yorum yok :

Seçkin Deniz Twitter Akışı