26 Ağustos 2018 Pazar

SA6717/KY49-İTIĞLI120: Amerikan İmparatorluğu ile Hesaplaşma Zamanı

"Bugün artık öteki, Müslümanlar değil depresyona uğramış ABD imparatorluğudur. Bu imparatorlukla hesaplaşmak, geniş bir ittifak içerisinde yer almakla olacaktır. Bu ittifaka stratejik düşünebilen, geleceğini ABD’ye bağlamamış Avrupa devletleri olduğu kadar Rusya Çin, Hindistan da yer almalıdır."


ABD, -kim ne derse desin- tarihin en kötü, en zalim imparatorluklarından biri. Askeri güce, eğlence sektörüne ve ekonomiye dayanan, insanı adeta ekonomik-politik bir hayvana dönüştüren bir imparatorluk. Var oluşunu, Trump gibi daha fazla kazanmak için başkasını daha fazla yok etmek üzerine kuran bir sistem bütünü ABD’nin kendisi.

ABD, bazılarının söylediği gibi sonradan “şeytanlaştırılmış” bir uygarlığın adı da değildir. Kötülük her zaman onun içinde var olup, bir seçimi değildi. 1920 döneminin Amerika’sı, ne ise 1990’lı yılların Amerika’sı da aynısıydı. Komünistlere karşı savaşın sorumluluğunu yüklenmek, sanki bazılarınca iyilik dalgalarının bir göstergesiydi.

Oysaki o, her zaman küstah, bencil, saldırgan, öfkeli, kendi sınırları dışında sınır tanımayan, Avrupa’nın yeniden vücut bulmuş şeklinden başka bir şey değildi. Şeytanilik, ABD’nin, imparatorluğa dönüşmesini sağlayan etkenlerden biridir ve böyle de kalmaya devam edecek; ta ki, Roma’yı yıkan kavimlerin gelişine dek.

Amerikan sistemi diye bahsettiğimiz şey, alt katmanlarında demokrasi, sözüm ona insan hakları, adalet, eşitlik, eşitlik vatandaşlık olan ilkeler, yani beyaz adamın kendini aynaya bakmayarak tanımladığı tezahürler. ABD, bu sistemini onlarca yıl Vietnam’da taş üstünde taş bırakmayarak, Sudan’da kimyasal silah deposu diye bir ilaç fabrikasını bombalayarak, Afganistan’da bir düğün evinde masum onlarca kişiyi öldürerek göstermedi mi? Şimdi de ABD’nin Ortadoğu’daki şovalyeliğini yapan Suud yönetimi, insan haklarını öğrenmek yerine patronundan aldığı cesaretle Yemen’de okula giden çocukları bombalamıyor mu?

Türkiye’ye son iki hafta yaşattığı ekonomik saldırganlık, hep bu dışavurumun bir ürünü. ABD’nin tarihine baktığımızda hep saldırganlık ve kaos oluşturarak ayakta kaldığını fark edeceksiniz. ABD’yi imparatorluk yapan Filistin’de İsrail’in senelerce yaptığı zulümdür, Afganistan ve Irak gibi İslam beldelerin işgalidir. Bunları söylerken tipik bir Amerikan düşmanlığı refleksi ile söylemiyorum. Bir bakıma bu tipik Amerikan düşmanlığı da kendisi açısından sorunlu gözükmekte ve yıllarca sol anarşistlerin söylemlerinden farklılık içermemekte. Bu söylem sorunu ABD’nin etkisini azaltmak bir yana aksine daha da beslemekte.

Bugün, ABD imparatorluğunun hegemonyası gündelik hayatımıza kadar sirayet ediyor. Ondan kurtulmak istesek de, başarılı olamıyor, her defasında yenilgiye uğramak zorunda kalıyor ve onun ürettiklerini tüketiyoruz. Çünkü ABD saldırganlığını sadece ekonomi ve siyasete indirgemek, bu imparatorluğun üzerimizdeki baskısını daha da artırıyor.

ABD ile hesaplaşmak mecburiyetindeyiz, adeta bu hesaplaşmaya mahkumuz. Özgürlüğümüzü ancak bir savaşla değil hesaplaşma ile kazabileceğimizi göreceğiz. Bugün artık yıllarca göz ardı ettiğimiz bir “Amerikan Sorunu”ndan söz edebiliriz. Müslümanların Filistin’de yaşadığı, Arakan’da gördüğü zulüm bu sorunu görmemizi perdelese de, artık bu sorunu, bizim yeniden tanımlamamız ve hesaplaşmadan galip çıkmamız gerekiyor. Dikkat edin her alanda bir savaştan söz etmiyorum her alanda hesaplaşmadan bahsediyorum; bizi zafere ulaştıracak bir yoldan.

Burada Türkiye’nin tarihi rolü, izlediği stratejik ve reel politika ile bizim hesaplaşmamızı birbirine karıştırmamak gerek. Çünkü devletler siyasetlerini çıkarlar üzerine kurar, bazen bu çıkarlar bizim niyetlerimizle de örtüşmeyebilir. Önemli olan bu stratejiler ve niyetlerin çelişmemesini, birbirleriyle çakışmamasını sağlamaktır.

Öncelikle içi boş ABD karşıtlığı bizi bir yere götürmez, bu beyhude bir çabadır. ABD karşıtlığını bir Batı karşıtlığına dönüştürmemek gereklidir ön planda. Çünkü bizi yıkacak olan karşı tarafın toptancı bir yaklaşımı ve kullanacağı ortak dil olacaktır. Bu yaklaşımı ve ötekileşitirici dile izin vermemeliyiz. ABD’ye rağmen, Batı’da ve Doğu da hatta Güney de müttefikler bulmak, onlarla birlikte hareket etmek zorundayız. Suriye için Fransa, Almanya, Rusya ve Türkiye arasında yapılacak zirve bu toptancılığı yıkmanın ilk adımı olabilir. Biz ABD’yi karşımıza alırken diğer Avrupa devletleri ile karşıtlık üzerinden bir politika içerisine girmek, hem stratejik bakışımıza hem de reel politikamıza da ters gelecek ve geri tepecektir. Çünkü karşı taraf için tarihsel ve kültürel açıdan ortak düşman olarak görülmek daha kolaydır.

ABD ile sürdüreceğimiz hesaplaşma, Müslüman dili ve halkları üzerinden kurulursa, bizim yalnızlığa düşmemiz ve hesaplaşmayı daha başlamadan kaybetmemiz söz konusu olabilir. ABD’nin bu tuzağına düşmemek için kapsayıcı bir dil kullanarak hareket etme zorunluluğumuz var öncelikle.

Biz medeniyet perspektifinden yapacağımız hesaplaşmayı biraz erteleyelim. Çünkü yeryüzündeki Müslümanlar olarak bir hesaplaşma birikimiz olsa bile medeniyetimizi yeniden inşa etme birikimiz henüz yok. Bu yüzden şimdiki hesaplaşma daha çok stratejik ve reel politik üzerinden olmalıdır.

Bizim 19. yüzyıldaki en önemli hatamız, Batı içindeki farklılıkları göremememiz ve o farklılıkları kullanmamamızdan kaynaklandı. ABD hegemonyası, bizi olduğu gibi birçok Avrupa ülkesini de rahatsız etmekte. Çünkü onlar da Trump saldırganlığın tek bir kişinin patolojik davranılışlarından kaynaklanmadığını sıranın kendilerine de geleceğini biliyorlar.

Avrupa ve ABD ne zaman Suriye’de DEAŞ gibi ortak bir terörist düşmana karşı birleşti ve PKK, YPG veya diğer terörist bir guruba karşı birleşmediler, ortak bir çaba içerisine girmediler. Ne zaman DEAŞ ortaya çıktı, o “üretilmiş” düşmana göre birleşerek ortak düşmana karşı savaştılar. Oysaki PKK da yıllardır kendilerinin kabul ettiği gibi bir terörist örgüttü, ama Türkiye’nin teröre karşı mücadelesinde destek olmakta daima gönülsüz oldular.

Bugün artık öteki, Müslümanlar değil depresyona uğramış ABD imparatorluğudur. Bu imparatorlukla hesaplaşmak, geniş bir ittifak içerisinde yer almakla olacaktır. Bu ittifaka stratejik düşünebilen, geleceğini ABD’ye bağlamamış Avrupa devletleri olduğu kadar Rusya Çin, Hindistan da yer almalıdır. Ancak bu hastalıklı imparatorluğun saldırıları, ortak bir karşı duruşla önlenebilir ve kendi medeniyetimizi inşa etmede bir adım olabiliriz.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın AK Parti kongresinde dediği gibi “İmanımız varsa imkanımız da vardır.” Haydi o zaman hesaplaşma vakti...



İbrahim Tığlı, 26.08.2018, Sonsuz Ark, Konuk Yazar, Afrika'dan
İbrahim Tığlı Yazıları




Sonsuz Ark'ın Notu: İbrahim Tığlı Beyefendi'den yazılarının yayınlanması için onay alınmıştır. Seçkin Deniz, 23.06.2016



Yazının İlk Yayınlandığı Yer: Yeni Şafak




Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
Yorum Gönder

Seçkin Deniz Twitter Akışı