15 Nisan 2016 Cuma

SA2755/TG186: Breaking the Silence - Sessizliği Kırmak: İsrailli Askerlerin İtirafları/ El-Halil 2005-2007/ 21. Bölüm

   “Bizimle gönül birliği bulunan, Batı Şeria, Gazze ve Doğu Kudüs’te Eylül 2000 tarihinden itibaren görev yapmış askerlerin itiraflarını topluyor ve yayınlıyoruz.” 
Taciz, Yağma, Aşağılama, Dayak, İşkence, Öldürme, Yaralama, Sûikastler, Özel Mülklere Verilen Zararlar…

“Bu, ayrıca var olan gerçekliği bildiği halde inkar eden inatçı çoğunluğa karşı da bir dik duruş. Bu, İsrail toplumuna ve liderlerine, çalışmalarımızın sonuçlarını değerlendirmek için acil bir çağrı.”

Askerler görev başında başlarından geçenleri anlatıyor:

İtiraf-55

Çok net hatırladığım bir şey var. Size bahsedebileceğim birkaç durum olmuştu. O sıralarda Tel Rumeida’da koruma görevindeydik… Oranın nasıl bir yer olduğunu bilirsiniz, Tel Rumeida ‘Yerleşkelere’ bağlanır, oradan da Atalar Mezarlığına ve tüm bu hat sterildir. 

Steril ne demek?

Güzel, steril ne demek? Bu kelimedeki haksızlığı fark edebiliyor musunuz? Steril, o caddede bulunan tüm dükkânların, yani zamanında dükkân olan yerlerin, neredeyse hepsinin kapatılmış olması demek. Birkaç tanesi hariç. Tüm bu cadde boyunca, onlarca dükkân kapatılmıştır. Bu bir zamanlar içlerinde insanların yaşadığı evlerin de şimdi boş olarak durduğu anlamına gelir. 

Bu evlerin girişleri kapatılmıştır ve artık hiç kimse oralarda yaşamaya devam edemez. Bu caddeye hiçbir Filistinli giremez. Yani çok az kimse dışında. Girebilen Filistinliler izin almıştır ve onların da buradaki dükkânlarla herhangi bir alakası yoktur. Açık olan sadece tek bir dükkân vardır. Sadece özel durumlarda izin alan kişiler buraya girebilir. Bu düpedüz haksızlıktır çünkü orada düzenli bir şekilde “Mitkanim” (askeri barakalar) ve yanında bir ev bulunur. Adını hatırlayamadım…

Hadassah?

Evet olabilir. Aleni bir şekilde adaletsiz bir durum var. Mahalledeki her şeyin kapattıklarını görebilirsiniz. Beit Romano’dan sonra başka bir mahalle gelir, burada bir Filistinlinin daha önce kendini patlattığı bir açıklık vardır. Büyük Meydan’ın hemen yakınında. Burası Avraham Avinu yerleşkesidir. Orada da devriye görevinde bulunmuştum. Buradaki evler birbiri ile iç içedir, El-Halil gerçekten eski bir yerleşim birimidir, bilirsiniz- evler birbirine yaslanmıştır ve biz devriyeyi, bir evin çatısından diğer çatıya atlayarak gerçekleştirirdik. Devriye sokakta değil de çatılarda gerçekleşirdi, çünkü bunlar birbirinden farklı hatlardaydı. 

Dükkânların hepsi kapalı olduğu için Filistinliler patlayıcı getiremiyorlardı veya oradan kaçma şansları yoktu. Şimdi biraz mantıklı gibi görünüyor, yani oradaki yerleşimcileri gerçek manada korumak istediğiniz için anlamlı oluyor. Orada her an bir öldürme vakası olabilir. Problem şu- ki gerçek mesele de budur- onların (yerleşimciler) orada bulunması gerekiyor mu?

 Sefaleti görüyorsunuz, (her yerde) kontrol noktaları, birkaç yüz kişi için tüm şehrin veya mahallenin yaşamak zorunda olduğu zorluklar. Ve oradaki büyük sosyal adaletsizlikleri de doğrudan görebiliyorsunuz. Zenginlik karşısında fakirlik ve bundan dolayı oluşan nefret.   

***        

İtiraf-56

Beni hayrete düşüren bir olay hatırlıyorum. Tel Rumeida’ya doğru çıkan yokuşta bir veya iki tane nöbet noktası vardı, ben buradaki nöbet noktalarından birinde duruyordum. Tel Rumeida yerleşkesinin yanında Araplara ait bir vardı, evin etrafı tellerle çevriliydi çünkü harabe halindeydi. Evin üzerine grafiti ile yazılar yazılmıştı. Bu arada nöbet görevinde bulunduğum tüm caddelerde grafiti yazıları olurdu, bunlar ırkçı (Arap karşıtı) nefret dolu ifadelerdi. 

Ben nöbet noktasındayken Filistinli bir çocuk da evine doğru gidiyordu -bulunduğum noktadan geçmesine izin verilen birkaç isim vardı ve ben onların yüzlerini biliyordum-bu sırada başka bir çocuk, Yahudi çocuğu, ters yönden gelmekteydi. İkisi birbirinin yanından geçerken Yahudi çocuk diğerine doğru döndü ve doğrudan yüzüne bir tokat yapıştırarak yoluna devam etti. 

Bu tam anlamıyla bir nefret gösterisi değildi. Yani demek istediğim bu üç saniyelik olay haricinde herhangi bir vurma veya bağırıp çağırma olmadı, köle ile efendi ilişkisi gibi bir olaydı. Olanları görünce o çocuğu yakalayarak yüzüne bir tokat atmak ve ona “Sen kim olduğunu sanıyorsun?” diye sormak istedim. Afallamış durumdaydım. Her şeye rağmen, sanki doğal bir olaymış gibi… Filistinli çocuk yürümeye devam etti. Olan biteni kanıksamış şekilde yürüyüp gitti. 

Siz ne yaptınız?

Sarsılmıştım, bir şey yapamadım. Ayrıca onlara herhangi bir müdahalede bulunmamamız gerekiyordu.

Ne demek istiyorsunuz?

Onlarla (yerleşimciler) tartışmazdık. Bizi provoke etmeye çalışırlardı. Biz cevap vermezdik. Konuşacak bir şey de yoktu.

Eğer yerleşimci bir çocuk taş fırlatırsa ne yapardınız, size verilen talimat neydi?

Hiçbir şey. Onu kovalar, yapmamasını söylerdik. Ne yapabilirsiniz ki? Tabi eğer Filistinli bir çocuksa onu tutuklayarak kelepçelersiniz. Ama Yahudileri değil. Biz Yahudilere hizmet etmek için oradaydık. Bu durum da bahsettiğim haksızlıkların bir parçası. Orada Yahudilere yardım etmek için bulunduğunuzu gayet net olarak hissediyorsunuz. Sanki Araplardan intikam almalarına yardımcı olmak için. Onların Arapları huzursuz etmelerine yardım ediyorsunuz. Onlar (Yahudiler) bunu yaparken sizin arkanıza sığınıyorlar. 

Bu tür olaylar oluyordu, şahsen görmedim, ama bir gün gerçek anlamda bir kaos yaşanmıştı. Shaharabati Evi ile alakalı durumdan sonra olayların fitili ateşlenmişti; Yahudiler, askeri jiplere yumurta fırlatıyor, yumrukluyorlar, farlarını kırıyorlar;  etraftaki insanları dövüyorlardı, abartısız bu şekildeydi. Fakat tüm bu olanlara rağmen onlara hizmet etmek için orada bulunduğunuzu hissediyorsunuz. Onlara yardım etmek için oradaydık.  

***
     
İtiraf-57

… Hoş olmayan bir durumdu. Oldukça nahoş bir durum. İnsanlar (Filistinliler) sabahları markete veya her nereye gitmeleri gerekiyorsa oraya gitmek için yola çıkarlar ve sizin onların kimliklerini kontrol etmeniz gereklidir. Bu sırada tutuklama gerçekleştiğini hatırlamıyorum. Bizim birlikte böyle bir durum olmamıştı. 

Mitkanim’de yer alan X Bölüğü vardı; eğer Beit Hadassah tarafından geliyorsanız, sola döndüğünüzde Shala gelir, burada yolun tam ortasındaki döner kavşakta bir nöbet noktası bulunuyordu. Burada bir komutan vardı.

Rütbesi neydi?

Sanırım astsubaydı. Nöbet noktasında duruyordu. Biz devriye dolaşırken o noktada bir çocuğun iki saatten beri beklediğini fark ettik. Çünkü ikinci veya üçüncü kez o noktadan geçerken komutana göstermesi gereken doğum belgesini yanında getirmemişti. Çocuğun kimliği olmadığı için doğum belgesini göstermesi gerekiyordu. 14-15 yaşlarında bir çocuktu, emin değilim. Bu yüzden komutan onu iki saatten beri tutuklu olarak orada bekletiyordu, belki de iki buçuk saattir. 

Geldiğimizde bizim devriyede de bir astsubay bulunmaktaydı. Daha sonra yardım kuruluşlarından bazı kişiler gelip komutanla konuştu ama o, çocuğu serbest bırakmayı reddetti. Bizim astsubay yanına giderek “Şimdi onu bırak” diyene kadar. O komutan kendini bu şekilde ifade ediyordu, bu bir görüş değil mizaç halini almıştı. Olayları algılayış şekliniz tamamen zihniyetinizi oluşturuyor. 

Bu hale gelmeniz için Nablus yakınlarındaki büyük kontrol noktalarındaki duygusal anlamda çökmüş askerler gibi olmanız da gerekmiyor. Yeteri kadar tekrardan sonra bu düşünce tarzı sabit bir hale geliyor. Kontrol noktasından geçmek için geldiğinde, herhangi bir şey yapmasına da gerek yok, onu “eğitmek” istiyorsunuz. Biz Filistinlilerin ordusuyuz (Çev: İsrail ordusundan bahsediyor). “Filistinlileri eğitiyoruz”.    

Bu onları cezalandırmanız anlamına mı geliyor?   

Evet cezalandırmak.

O kişi (komutan) bu durumu nasıl açıklıyor?

Komutan şöyle diyordu: “Buradan ikinci kez geçmeye çalışıyor hem de doğum belgesi olmadan! Bırakın beklesin. Bekleyecek ve bir dahaki sefere yanında getirmeyi öğrenecek.”



<<Önceki                 Sonraki>>


Tamer Güner, 15.04.2016, Sonsuz Ark, Çevirmen Yazar, Çeviri 




Orijinal Metin:

http://www.breakingthesilence.org.il/wp-content/uploads/2011/02/Soldiers_Testimonies_from_Hebron_2005_2007_Eng.pdf


Seçkin Deniz Twitter Akışı