18 Şubat 2015 Çarşamba

SA1170/DT29: "Kur'an Oku" Diyen Baba

"Herkes Kur'an okumalı, kendi huzuru için."


Herkesin uyuduğu vakitlerde kimseyi rahatsız etmemek için gece lambasının ışığında okurdum kitaplarımı... Romanlar, yarıda bırakılmayacak maceralarla doluydu; hele ertesi güne kalamayacak kadar heyecan verici olayların içinde iken, bırakıp uyumak bana göre değildi. Binlerce kitap okumuştum ve bunların büyük çoğunluğu romandı; macera, polisiye, casusluk, dedektiflik, tarihî kahramanlık.... güzeldi her romanda hep zafer kazanan kahramanlarla özdeşleşmek; yarım bırakamazdım.

Gecelerin gündüzlere dönüştüğü zamanlarda bazen uykumda bile yarım bıraktığım romanı okuduğumu hatırlıyorum. Tabi, rüyamda okuduğum kısımlar, hayal gücümün, bilinçaltımın yazdığı kısımlardı; eğlenceliydi.

Okula giderken; durakta, otobüste ayakta sallanarak yolculuk yaparken, durakta inip okula yürürken, sabah törenlerinde, teneffüslerde, babamın bakkal dükkanında müşteri beklerken... aklınıza neresi gelirse artık, açar kitabımı okurdum. Benim için zamanın geçmemesi diye bir sorun yoktu; canımın sıkılması ancak 
yanımda okuyacak kitabım yoksa mümkün olan bir şeydi.

Bir roman okuduğumda, yazarın bütün birikimlerini de öğrenmiş oluyordum. Paris sokaklarını gitmeden tanıyordum mesela. Ya da denizlerde rüzgarların, yelkenlerin, kasırgaların neler yaptığını öğreniyordum. Bir kılıç nasıl savrulur, bir silah nasıl tutulur, bir suç nasıl işlenir, nasıl tesbit edilir; bir kral nasıl yönetir, bir yargıç nasıl karar verir, bir avukat nasıl savunur, bir polis nasıl yakalar... hepsini öğreniyordum. Bir  sürü karakter tanıyordum, doğru söyleyenle yalan söyleyenin fotoğrafını çekebiliyordum.

Yıllar yılları takip edip ben yetişkinliğe doğru yol aldığımda, bir gün yine bir kitap okurken Babam, "Kur'an oku, Babam!" dedi o incitmemeye çalışan sesiyle."Kur'an'da her şey var"... 

Kur'an da okuyordum, ama tabi Perşembe'yi Cuma'ya bağlayan gece, tüm ölmüşlerimin, peygamberlerimin ve dinime hizmeti geçmişlerimin ruhuna hediye ettiğim sevap için. Kur'an'ın Arapçasını da okuyordum, tefsiri ile de ilgileniyordum, mealiyle de... Kur'an'ın esaslarını okuya okuya öğrenmiştim.

Babam'a, "Kur'an'ı daha iyi anlamak için bunları okuyorum Baba!" demiştim gülümseyerek. Babam susmuştu, kırmamak için başka bir şey söylememişti; görüyordu çünkü diğer kitaplara daha fazla vakit ayırdığımı. Ben de samimiydim, Babamı geçiştirmiyor ya da avutmuyordum.  Kendisi düzenli olarak okurdu Kur'an'ı ve Arapçası'ndan anlamaya çabalardı.

Okumak bir tür devinim, bunu zamanla anladım. Çocukken beni çeken maceralar, daha sonra İnsanlık Tarihi'ne ve Dinler -Düşünceler Tarihi'ne yönlendirecekti. Saçma sapan felsefî tartışmaların günümüzde de sürmesi bana hep tuhaf gelirdi; İslam dışındaki dinlerin halen neden var olduğunu anlayamazdım. Çünkü; insan daima en doğrusunu aramaya odaklı bir akla ve zihne sahipti, aksi halde ikna  ve tatmin olamazdı. Madem İslâm son din, o zaman tüm tartışmaların bitmiş olması gerekiyordu. Ama bitmiyordu tartışmalar ve savaşlar. İnsanlığın büyük bir kısmı İslâm'ı son din olarak kabul etmiyordu çünkü. O onların sorunu deyip geçiyordum. Öyleydi de, ama şimdi öyle düşünmüyorum.

Kimi zaman Sokratik döneme sıkışmış felsefî tartışmalarla meşgul ediliyordu insanlar; ne ileriye ne de geriye dönüp bakmıyordu kimse. Oysa Presokratik dönemdeki tartışmalar o kadar çok zengin ve gerçeğe temas eden kollara sahiplerdi ki. İnsana ve aklına seslenen Sokrat belki doğadan insana evrilen felsefeye, azgınlaşmış insanlığın geldiği son noktada bu yüzden ihtiyaç duymuştu. Ama hemen sonrasında da bu güne dek uzanan kirli bir ezbercilik hastalığı başlamıştı.

Antik Yunan ya da Helenistik Felsefe'nin  ve daha sonra Müslüman Filozofların (Meşşâilerin) tartışma konularına baktığımda, Kur'an'ın geçmişteki bütün  sorulara cevap verdiğini gördüm... "De ki: Siz dininizi Allah'a mı öğretiyorsunuz? Oysa Allah göklerde olanları da bilir, yerde olanları da. Allah her şeyi hakkıyla bilendir." Hucurât 16 ayetinin, üzerinde düşünmeyen bir okur için fazla sürpriz gelmeyebileceğini, ancak geçmişteki tartışmalarda Allah'ın küçük şeyleri veya yerdekileri bilemeyeceği, sadece gökte olanları bilebileceği gibi konuların tartışıldığını bilen biri için çok büyük anlam ifade ettiğini görmüştüm.

Bugün insanın en büyük problemi bu; cehâlet! Oysa uzayda keşifler yapacak kadar ilerlemiş bir insanlık medeniyeti için cehâlet kolay kullanılabilir bir kavram olmamalı.  Ama insana huzur ve adalet verecek olan bilginin hangi bilgi olduğunu bilmeyen bir insanlık cehâletten başka hangi sıfata lâyık olabilir ki? Uzay ve Bilgi Çağı'nda insanlar sanki hiç düşünmemişler, tartışmamışlar, erdem-etik üzerinden ayrıcalık edinmemişler gibi sömürmeye ve öldürmeye devam ediyorlar.

Babam, haklıydı; insanın  huzur ve adalet için ihtiyaç duyacağı her türlü bilgi Kur'an'da vardı ve müslümanların çoğu dâhil kimse bunun öneminin farkında değildi. Hepimiz çok kitap okuyorduk, ama bu bizi iyi ve âdil yapmıyordu, huzurlu olamıyorduk. Okudukça zanlarla dolu kitaplar kafamızı daha çok karıştırıyordu. Merhametimiz eksiliyordu, bencilleşiyorduk, paylaşmıyorduk, rekabet ediyorduk; zanlarla, sanal algılarla günleri ve geceleri geçiriyorduk.

En çok kitap okuyan insanların yaşadığı ülkelerde üretilen silahların ve bombaların kimi öldürmek için üretildiğini ve satıldığını düşünmeyen milyonlarca insan vardı. Ve onlar Kur'an okumuyorlardı; huzur ve adalet artık hayallerde bile tutulamıyordu.

Bugün okumaya devam ediyorum. Okumak bana zarar vermedi, Babam ve onun Kur'an okuma tavsiyesiyle büyümüştüm; ama ne yazık ki dünyam benim kadar şanslı olmayan milyarlarca insanla dolu.

Babamı gözlerim dolarak anıyorum; o da hepimiz gibi mükemmel değildi, ama bana "Kur'an oku!" diyen bir babaydı. Allah ondan râzı olsun, diliyorum.

Ve tavsiye ediyorum. Herkes Kur'an okumalı, kendi huzuru için.


Doğa Toprak, 18.02.2015, Sonsuz Ark 



Seçkin Deniz Twitter Akışı