29 Haziran 2021 Salı

SA9275/TG345: Globalistler ve İslamcılar: Yeni Bir Dünya Düzeni İçin 'Medeniyetler Çatışması'nı Kışkırtmak-XIV

Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

Sonsuz Ark'ın Notu:
Aşağıda çevirisini yayınladığımız metin, Red Moon Rising - The Rapture and the Timeline of the Apocalypse Paperback'in yazarı Peter D. Goodgame'ın 'The Globalists and the Islamists' adlı kitabına aittir. "Geçtiğimiz yarım yüzyıl boyunca dinin etkisi, dünyanın Batı kesiminde ve Doğu'nun çoğu kesiminde azaldı. Maneviyat, yaşam standartları yükseldikçe ve popüler kültür de neredeyse tamamen laik hale geldiğinden materyalizmle yer değiştirdi. Orta Doğu'da durum neden farklıydı? Yahudi-Hıristiyan etiği nasıl aşındı, buna karşılık İslam etiği bariz bir canlanma yaşadı mı? Bu çalışma, bu durumun tesadüfen meydana gelen bir şey olmadığını ve militan İslam'ın, uzun vadede bir dünya hükümeti kurulması hedefine ulaşmak için baskın Anglo-Amerikan kurumların küresel seçkinleri tarafından oynanan bir kart olduğunu açıklamaya çalışacaktır." şeklindeki sunumuyla geçmiş yüzyılların resmi tarih söylemlerinin arkasına sarkan ve günümüzdeki kaosun, yaygınlaşan dinsizliğin ve ahlaksızlığın temel nedenlerini, Globalistlerin  'Militan İslam' kavramını üreterek ve müslümanları satanist küresel bir devlet kurmak amacıyla kullanarak Yahudi-Hristiyan Etiğinin aleyhine İslam Etiği'nin lehine bir canlanma yaşayıp yaşamadığını sorgulamaktadır. Eylül 2013'te planladığım ve üzerinde çalıştığım ve 7 Ekim 2018 Pazar günü yayınladığım  'SA6940/SD1156: İslamcılık; Zehirli Maya (Aşı) ya da Masonik Kara Büyü' başlıklı çalışmamda 'İslamcılık' maskesi ve 'Masonluk' aracılığı ile Osmanlı İmparatorluğunun müslüman topluluklarının nasıl ayrıştırıldığını ve kurulan yapay ulus-devletlerin kukla yönetimler tarafından nasıl Satanizmin hizmetine sunulduğunu ve Satanist Masonların İslam'ın içini nasıl boşaltmaya çalıştığını incelemiş ve mason olduğu kesin olarak açığa çıkan câni Fetullah Gülen liderliğindeki dinî cemaat-nurculuk  maskeli FETÖ üyesi generallerce, 15 Temmuz 2016'da, ahlakı ve dinî değerleri önceleyen politikalara sahip Erdoğan liderliğindeki Türkiye'ye askerî darbe yapmaya çalışan ve halk tarafından durdurulan Masonik İslamcılığı şöyle tanımlamıştım: "İslamcılık, 1789'la Fransa'da egemen hâle gelen masonların, yer küredeki bütün imparatorlukları yıkma girişimlerini içeren bütüncül bir organizasyonun Osmanlı İmparatorluğuna yönelik olan hamlesinin adıdır ve Sultan III. Selim’den itibaren güçlenerek II. Mahmut, Abdülmecid, Abdülaziz ve II. Abdülhamid liderliğindeki Osmanlı İmparatorluğu'nu, İstanbul, İzmir, Selanik, Manastır, Mısır, Şam, Beyrut gibi merkezlerde kurulan gizli mason localarında olgunlaştırılarak parçalayan ve yıkan bir hançerdir. Günümüz tartışmalarının amacı da yeniden güçlenen, bölgesel ve küresel bütünleşik bir strateji izleyerek masonların hakimiyet alanlarını daraltan Türkiye Cumhuriyeti'nin Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki yönetimini hedef hâline getirerek yeniden parçalamak ve etkisiz hâle getirmekti", 06.09.2008 tarihli 'SA24/SD5: İslamcılık: Kara Büyü' başlıklı çalışmamda da Peter D. Goodgame'un "Yahudi-Hıristiyan etiği nasıl aşındı, buna karşılık İslam etiği bariz bir canlanma yaşadı mı?" şeklindeki sorusunu o sormadan (2014) 6 yıl önce (2008) cevap vermiştim: "İslamcılık anaforu, Müslüman zihinlerden sürekli yeni kurbanlar devşirmektedir. Geleneksel diye, dışlanan ve aşağılanan bozunmaya uğramış 17,18,19 ve 20. yüzyıl İslam algısına alternatif olarak ortaya konan ve  terakkîyi hedefler görünen İslamcılık kara büyüsü, daha fazla tahrif ve tahribe aracılık etmeden Müslümanların  düşüncelerinden uzaklaştırılmak zorundadır."  Satanistler, önce kendi topluluklarını, Yahudileri -Siyonist-Laik-Fanatik-Ortodoks diyerek parçaladılar ve Yahudi etiğini, tahrif edip etkisizleştirdiler, eş zamanlı olarak Katolik-Ortodoks-Protestan etiğini ve İslam Etiğini yetiştirdikleri profesyoneller aracılığı ile yok ettiler; bugün diktatör Arap liderleri, aynı satanist gücün birer piyonu olarak elde ettikleri dokunulmazlıkla hem İslam'a hem de Müslümanlara yönelik soykırım politikalarını acımasızca uygulamaktadırlar. Yayınladığımız bu çeviri seti, eksik bilinenlerle örtülmek istenen gerçeğin açığa çıkması için faydalı olacaktır diye düşünüyoruz.
Seçkin Deniz, 29.06.2021

The Globalists and the Islamists:
Fomenting the "Clash of Civilizations" for a New World Order

VIII. Kardeşlik Devrimi Devam Ediyor

Bin Ladin 1994 yılında İngiltere'ye yaptığı ziyaretten döndükten sonra Müslüman dünyasında işler ısınmaya başlamıştı. Suudi rejimi, Bin Ladin'in vatandaşlığını alenen iptal ettikten sonra, artan köktendinci huzursuzlukla karşı karşıya kalmıştı. Suud Hanedanı ince bir çizgide yürüyordu; cihadı ve İslam'ın dünya çapında yayılmasını destekliyor ve kutsal yerlerin koruyucusu rolünden yararlanıyordu ancak aynı zamanda ailenin çöküşü, yozlaşması ve kişisel ahlaksızlıkları daha da göze batar hale gelmişti. Bu ikiyüzlülüğün bir sorun haline gelmesi ve cihadın kendi yapıcısı aleyhine dönmesi an meselesiydi.

Suudi Arabistan'daki en yüksek muhalif seslerden biri, Salman bin Fahd el-Udah adlı militan bir şeyhti. Udah, Bin Ladin ve savaş alanından döndükten sonra krallıkta huzursuz bir şekilde yaşayan binlerce Suudi "Afgan" tarafından iyi biliniyordu. Suudi rejimi, Şeyh Udah'ı giderek daha büyük bir sorun olarak görmeye başladı ve 1994 yılının Eylül ayında onu tutukladılar. Sadece birkaç gün sonra, İnanç Taburları adlı anonim bir örgüt, Suudi hükümetine Şeyh Udah'ın beş gün içinde serbest bırakılmasını talep eden, aksi takdirde Suud ve Amerikan hükümetlerinin bir terör kampanyasıyla karşı karşıya kalacağı tehdidinde bulunan bir ültimatom yayınladığında manşetlere çıktı.

Suudi hükümeti bu uyarıları görmezden geldi ve tehditlerden hiçbir sonuç çıkmadı ancak Bodansky bunun dikkate değer olduğunu çünkü bunun “Suudi İslamcı sistemi tarafından alınan ilk inisiyatif... Suud Hanedanına karşı ilk şiddet tehdidi” olduğunu yazıyor. Bu ültimatom, “Suudi Arabistan içindeki İslamcı bir terör örgütünün ilk açık bildirisi'ydi.” (1)

1995 yılının Nisan ayında Suudi İslamcılar, Şeyh Udah tarafından verilen ve gizlice taraftarlarına dağıtılan bir kayıtlı destek mesajı aldılar. Bodansky, bu mesajın ne kadar önemli olduğunu şöyle anlatıyor:

"'Ölüm Zanaatı’ başlıklı konferans, İslamcı ve Batı medeniyeti arasındaki ilişkinin bütün mantığını içeriyordu ve el-Suud Krallığı'na karşı silahlı cihad ilanı anlamını taşıyordu. Bu, sürekli çatışma meşruiyeti sağlamıştı ...

'Ölüm Zanaatı, Suudi kraliyet ailesine karşı cihadın başlatılmasını emreden, bir fetva, yani dini bir kararname anlamına geliyordu. Şeyh Udah, başka bir direniş biçimi lehine cihadın reddedilmesinin irtidat, mümine savaşmaktan başka alternatif bırakmayan İslam hukukuna göre ölüm cezasını gerektiren bir suç olduğuna hükmetti…” (2) Bodansky s.117-118

Şeyh Udah'ın bu mesajı, Suudi rejimine karşı yurtiçinde ve dünyada direnişi ateşledi. Bodansky'ye göre Londra merkezli CDLR (yukarıda bahsedilen) "en büyük ve en iyi organize olmuş Suudi İslami muhalefet grubu" idi ve Şeyh Udah'ın mesajının yayınlanmasıyla, ılımlı ve diplomatik olmaktan çıkıp Suud rejimine karşı silahlı direnişin destekçisi haline gelmişti. Bu değişiklik kendi açıklamalarına ve basın açıklamalarına da yansımıştı.

Suudi İslamcı ağı, 13 Kasım 1995'te Riyad'da, bomba yerleştirilmiş bir aracı patlatarak Amerika'ya ait bir binayı tahrip etti ve beşi Amerikalı olmak üzere altı kişinin ölümüne neden oldu. Robinson, bombanın 90 kg’lık Semtex askeri sınıf patlayıcıdan yapıldığını ve bir mil yarıçapındaki camları paramparça ettiğini yazıyor. Saldırıyı hemen bir dizi yeraltı İslamcı grubu üstlendi.

Bodansky, Müslüman Kardeşler'in gayri resmi cihat örgütü olan Silahlı İslami Hareket'in, "AIM'e bağlı mekanlar aracılığıyla, kendisine Tanrı Örgütü'nün Militan Partizanları adını veren, daha önce bilinmeyen bir grup adına bir bildiri yayınlayarak” dikkatleri çektiği yazıyor. AIM bildirisinde ayrıca Riyad operasyonunun 'cihat operasyonlarının ilki' olduğu vurgulandı.. " (3)

Müslüman Kardeşler, Suudi siyasi ikliminden yararlanıyordu ve Suud Hanedanını devirme hareketine katılmıştı. Ancak bu sadece ikincil bir operasyondu. 1995'teki Müslüman Kardeşler'in birincil hedefi, tarihi düşmanı olan Mısır'ın laik hükümetini yok etmekti.

1995 yılının Mart ayında Hassan al-Turabi, önde gelen Mısırlı İslamcılardan üçü ile Hartum'da bir toplantı düzenledi: Mısır İslami Cihad'ın lideri Dr. Eymen el-Zevahiri, ikisi de el-Cemaat'ül-İslamiyye (İslami Grup) üyesi olan Mustafa Hamza ve Rifai Ahmed Taha. Zevahiri, örgütünün Müslüman Kardeşler camisinden yönetildiği Cenevre'de bulunuyordu (s.125). Mustafa Hamza Londra ve Hartum'da, Rifai Ahmed Taha ise Londra, Peşaver ve Pakistan'da yerleşikti. Bu toplantıda Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek'e suikast planı üzerinde anlaşmaya varıldı. Saldırı, Mübarek'in Haziran ayı sonlarında Etiyopya'nın Addis Ababa kentine yapacağı diplomatik ziyaret sırasında yapılacaktı. (4) s. 123

Haftalar sonra bu plan, Hartum'da daha büyük bir İslamcı toplantıda gündeme geldi. Mübarek'in öldürülmesinin Mısır'da İslamcı bir darbe için saptırma yaratacağı ve ardından hızla Suud Hanedanı'nın düşmesi ve Basra Körfezi devletlerinin devrilmesinin gerçekleşeceği düşünülüyordu. Mısır'daki ayaklanmayı koordine etmek için Mustafa Hamza ve Mübarek'e yönelik fiili saldırının operasyon direktörü olarak da Eymen el- Zevahiri seçildi. (5)

Mayıs ayı sonlarında Turabi, "tıbbi tedavi" için Paris'e gitti ve buradan Zevahiri ile tekrar görüşmek üzere Cenevre'ye hızlı bir gizli ziyaret yaptı. İki hafta sonra Zevahiri, Hartum'a bir "denetim ziyareti" yaptı ve aynı zamanda, planı yerinde incelemek için sahte bir pasaport kullanarak Etiyopya'ya seyahat edebildi. Daha sonra üst düzey operasyonel liderlerin son toplantısının 23 Haziran'da güvenli bir şekilde gerçekleştiği Cenevre'ye döndü. (6)

Plan, Mübarek'in havaalanından ayrılıp yarım mil ötedeki kongre merkezine giden araç konvoyuna saldırmak için üç ekip kullanmaktı. İlk ekip, havaalanına yakın bir dizi çatı noktasından makineli tüfeklerle konvoya saldıracaktı. Bunun, RPG'lerle donanmış ikinci ekibin gelip başkanın arabasını ve/veya menzildeki diğer resmi Mısır araçlarını patlatmasına izin verecek şekilde konvoyu yavaşlatması düşünülmüştü. Mübarek'in aracı kaçmayı başarırsa, bir intihar bombacısı tarafından yönlendirilen ağır silahlı bombalı bir aracı kullanacak olan üçüncü bir ekiple karşı karşıya kalacaktı. Zevahiri'nin istihbarat bağlantıları, herhangi bir şey olursa Mübarek'in şoförüne varış noktasına tam hızla gitme talimatı verildiğini ve bombalı arabanın onu öldürmek için son şans olduğunu bildirmişti.

Plan birkaç nedenden dolayı başarısız oldu. İlk olarak, Mübarek'in maiyeti konvoyu koordine etmede gecikti ve Etiyopya polisinin rotayı güvence altına almak için fazladan zamanı olduğundan, güvenlik nedenleriyle RPG ekibine roketlerini yeniden gizlemeleri söylendi. Sonra Mübarek haber vermeden, hazır olanı kim varsa kongre merkezine gitmek için konvoyuna katılması gerektiğini duyurdu. Tüm konvoyun toplanmasını beklemeye istekli değildi ve bu nedenle, vurucu ekiplere önceden haber verilmedi ve RPG'ler ile yakalandılar. Mübarek'in hayatını kurtaran nihai karar, hafif silah ateşi patlak verdiğinde ve konvoy bir araya gelip durduğunda yapılan seçimdi. Sürücü hemen arabayı çevirdi ve havaalanının güvenli alanına geri döndü. Bombalı aracın, Mübarek'in limuzinine yaklaşma şansı bile olmamıştı.(7)

Bodansky, bu başarısız komplonun sonuçlarını şöyle anlatıyor:

"26 Haziran 1995'te Etiyopya, Addis Ababa'da Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek'in canına kastetme girişimi, Arap dünyası ve İslam'ın Merkezi üzerindeki İslamcı mücadelenin evriminde bir dönüm noktasıydı. Bu büyüklükteki operasyonlar, nihai olarak belirsiz terör örgütleri tarafından üstlenilmiş veya bunlara atfedilmiş olsa bile, aslında devlet politikasının araçlarıdır ve teröre sponsor olan devletlerin en üst kademeleri adına yürütülür. Sudan ve İran tarafından desteklenen stratejik bir kumar olan suikast girişiminin, bölgesel ve uzun vadeli etkileri olmuştur. Başkan Mübarek hayatta kalsa ve komplocular tarafından öngörülen İslamcı halk ayaklanması Mısır'da gerçekleşmemiş olsa da bu tek girişim, bölgedeki İslamcı yükselişe büyük bir destek vermiştir." (8) s. 121

4 Temmuz'da saldırının sorumluluğunu, tutuklu Şeyh Ömer Abdul Rahman'ın terör örgütü el-Cemaat'ül-İslamiyye (el-Jamaah al-Islamiyah) üstlendi. Saldırının 1994 yılında Mısır polisi tarafından öldürülen İslamcı bir komutanın onuruna yapıldığı iddia edildi.

Mısır, saldırının sponsoru olduğu için Sudan'ı suçlamakta gecikmedi ve Etiyopya ve ABD, ardından BM de Sudan'ı suçladı. Sudan'ın teröristleri barındırdığına, eğittiğine ve finanse ettiğine dair kanıtlar çok büyüktü ve Sudan'ın suçu, operasyonu yürütmekle suçlanan üç teröristi teslim etmeyi reddetmeleriyle doğrulanmış oldu. Bu nedenle BM diplomatik yaptırımlar uyguladı ve ABD Hartum büyükelçiliğini boşalttı, Sudanlı bir diplomatı sınır dışı etti ve diplomatik ve ekonomik yaptırımlar uyguladı. Sudan'ın militan İslami hareket için etkili bir sığınak olma zamanı dolmuştu. Turabi, Sudan'a karşı herhangi bir ciddi eylemden kaçınmak ve İslamcı rejimini korumak için politikalarını hızla değiştirmek zorunda kaldı. Uzlaştırıcı jestlerinden biri, ne kadar boş olursa olsun, Usame bin Ladin'i ABD'ye teslim etmekti. Clinton Yönetimi bu teklifi kabul etmedi.

Mısır hükümetine yönelik bir sonraki saldırı, 19 Kasım 1995'te, Amerikan askerlerine karşı Riyad’da gerçekleştirilen bombalı saldırıdan sadece altı gün sonra gerçekleşti. Pakistan'ın İslamabad kentindeki Mısır büyükelçiliğinin kapısına küçük bir araba çarptı ve saniyeler sonra ziyaretçilerin vize kuyruğunda beklediği bir bölgede küçük bir patlama meydana geldi. İddiaya göre; arabadan atlayan bir intihar bombacısı, bir karışıklık yarattı ve bu kargaşada 400 kg yüklü bir minibüs. Büyükelçiliğin ön tarafına daldı. Bu devasa patlama, yirmi fit genişliğinde ve on fit derinliğinde bir krater yaratarak on dokuz kişinin ölümüne ve çok daha fazlasının yaralanmasına sebep oldu. 

Kısa süre sonra, üç büyük Mısırlı terör grubu sorumluluğu üstlendi. Mustafa Hamza ve Rifai Ahmed Taha liderliğindeki Şeyh Rahman İslam Grubu, bombalamanın Cumhurbaşkanı Mübarek'e karşı yapıldığını iddia etti. İslami Grup daha sonra sorumluluk iddiasını geri çekti. Bir sonraki iddia, saldırıyı gerçekleştirenleri isimleriyle "şehitler" olarak zikreden Eymen el-Zevahiri'nin İslami Cihad'ından geldi. Son sorumluluk iddiası ise Zevahiri bağlantılı Uluslararası Adalet Grubu'ndan gelmişti ve saldırının, Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat'ın idam edilen suikastçısına atıfta bulunarak "şehit Halid İslambuli'nin ekibi" tarafından yapıldığı söylendi. (9)

Bodansky, Mısır hükümetine yapılan bu saldırıdan kimin sorumlu olduğu konusunda vardığı sonucu şöyle açıklıyor:

"Başkan Mübarek'e yönelik suikast girişimi gibi, İslamabad bombalama operasyonu, Batı Avrupa'daki yüksek İslamcı karargahın -Cenevre'de Eymen al-Zevahiri ve Londra’da onun yeni komutan yardımcısı Yaser Tevfik Sirri'nin- sıkı kontrolü altında gerçekleştirildi ve finanse edildi.." (10) s. 144

1995'in sonunda Sudan, militan İslamcı harekete sponsor olmasının tüm etkilerini hissediyordu. Ekonomi berbat durumdaydı ve yaptırımlar dışarıdan her türlü önemli ekonomik yatırımı veya yardımı yasaklıyordu ve Mısır ve Suudi Arabistan, doğrudan askeri müdahalenin eşiğindeydi. Bu baskılar nedeniyle General Beşir, Hasan Turabi'nin İslamcı deneyimine verdiği desteği azaltmaya başladı ve bir süre olayların sakinleşmesi için beklemesini söyledi. Sudan'ın Müslüman Kardeşler’in üssü olma dönemi sona ermek üzereydi. Bu Müslüman Kardeşler tarafından öngörülmüştü ve Mübarek suikastının planları yapılırken bile varlıklarını Afganistan'daki Gülbuddin Hikmetyar’ın kamplarına nakletmişlerdi. Bir yıl sonra Usame bin Ladin de aynı şeyi yaptı. 18 Mayıs 1996'da Afganistan'ın Celalabad kentine gitti.


Peter D. Goodgame, 11 Ağustos 2002, RedMoonRising


Tamer Güner, 29.06.2021, Sonsuz Ark, Stratejik Araştırma, Çeviri





VII. Kaynakları:
VII. Notları:

  1. s. 117
  2. s. 117-118
  3. s. 141
  4. s. 123, 125
  5. s. 124
  6. s. 125
  7. s. 130-131
  8. s. 121
  9. s. 144
  10. s. 144

Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
  4. Sonsuz Ark Yayınlarının Kullanımına İlişkin Önemli Duyuru için lütfen tıklayınız.




Hiç yorum yok :

Seçkin Deniz Twitter Akışı