28 Aralık 2020 Pazartesi

SA9001/SD1909: Sıkıntı (Roman); 2. Bölüm-Yer 5

Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

"Biz, aklı kullanmayı gereksiz bulan Sufizm’in her yere tahakküm eden sinsi akışına itiraz edemediğimiz için gelişememiş ve çağların gerisinde kalmıştık. Çağları strateji, siyaset, felsefe, bilim, edebiyat ve sanatla bugüne taşıyan Yahudiler’di ve şimdi dünyayı yönetmekle övünmeleri haklarıydı."



Herhangi bir dine ve o dinin mensuplarına yönelik olumlu ya da olumsuz hiçbir duygu biriktirmemiştim, çünkü bu hafızamda bulunan Kur’an’ın emirlerine aykırı olurdu. O yüzden Yahudilere ve Hristiyanlara dair herhangi bir felsefî refleks ya da içsel bir öfke ile ilgilenemezdim, aklı başında hiçbir Müslüman da benim gibi davranmak dışında bir seçeneğe sahip değildi. 

Kâfirûn Suresi 1-6. ayetler bize sınırlarımızı nasıl çizmemiz gerektiğini açıkça gösteriyordu: 

‘De ki: “Ey Kâfirler! Ben sizin kulluk ettiklerinize kulluk etmem. Siz de benim kulluk ettiğime kulluk edecek değilsiniz. Ben sizin kulluk ettiklerinize kulluk edecek değilim. Siz de benim kulluk ettiğime kulluk edecek değilsiniz. Sizin dininiz size, benim dinim de banadır.’

İlk insandan bu yana hep aynı hakikati gönderen Allah’ın ölçüsü açıktı ve bu ölçüyü gizleyen, örten herkes kâfirdi; ancak bu bana ve inancıma zarar verene kadar, Allah’ın iki kez vurguladığı ayrıma dikkat ederek, hiç kimseye karşı bir düşünce ve davranış geliştirmemem gerektiğini de gösteren temel bir ayrıntıydı: ‘Sizin dininiz size, benim dinim de banadır.’

‘Yer Yazarı’nın üzerinde esefle ve ısrarla durduğu bu konu, gerçekte biz Müslümanların son bin yıldır yaşadığı zihinsel sefaletin eleştirisinden kaynaklanıyordu. Biz, aklı kullanmayı gereksiz bulan Sufizm’in her yere tahakküm eden sinsi akışına itiraz edemediğimiz için gelişememiş ve çağların gerisinde kalmıştık. Çağları strateji, siyaset, felsefe, bilim, edebiyat ve sanatla bugüne taşıyan Yahudiler’di ve şimdi dünyayı yönetmekle övünmeleri haklarıydı. 

Biz Sufizm’in bozucu, ezici, büzüştürücü, buharlaştırıcı ve niteliksizleştirici sistematiğine karşı direnişimizi sürdürememiş, Kur’an’ı yeterince ciddiye almamış ve içinde yaşadığımız çağlara, çağların öncesine ve sonrasına değişmez bir ölçü olarak gönderilen ilahî standartları hayatlarımızın akışında ihmal edilebilir birer tavsiyeye dönüştürmüştük.

Sufizm’in şeyhleri bize Kur’an’ı anlayamayacağımızı söylüyorlardı ve Allah’tan doğrudan aldıklarını iddia ettikleri yalanlarla yeni bir din kuruyorlar ve üzerimizde gerçek bir faşizmin bütün araçlarını insafsızca kullanıyorlardı. Antik Yunan’ıın muhayyel tanrılarına tapınanlardan daha acımasız ve daha yok ediciydiler. Her çağda, çağın güç merkezlerini ellerine geçirerek insanları baskıcı bir düzenle yönetiyorlardı. 

Özgürlük bahsi bile edilemeyecek hale getirilmiş, irade yok edilmişti; her şeyin Allah’ın belirlediği ‘Kader’de yazıldığı gibi gerçekleşeceği, insanın bir yaprak gibi savrulacağı bir iman esası olarak öğretiliyordu. Kendileri de Kader’in yazılı olduğunu iddia ettikleri ‘Levh-i Mahfuz’u okuyarak geçmişi ve geleceği bildiklerini iddia ediyorlardı. 

Ben bütün bunların yalan olduğunu biliyordum; ne bahsettikleri gibi bir ‘Kader’ anlayışı vardı Kur’an’da ne de insanların geçmişi ve geleceği bilmeleri mümkündü. Mesleğimin ne tür ince hesaplamalar, programlar ve planlamalar gerektirdiği belliydi ve bütün bu işleri yapacak olan da bendim; özgür iradesiyle sorumluluk alarak işini sürdürmek zorunda olan biriydim; bir başkasının hesaplamalarını yaptığı, programladığı ve planladığı bir işi yapamazdım ve bundan dolayı da sorumluluk alamazdım. 

Bütün anlaşmalarımın mimarîsi karşılıklı beklentilerin ve sorumlulukların sınırlanması ve belirlenmesiyle ortaya çıkıyordu. Şeffaflık ve hesap verebilirlik bu anlamda basit bir iş ilişkisinin temeli olabiliyor iken, insanın varlığını ve sorumluluğunu kuşatan bir sistemde insanın çaresiz bir zavallı gibi rüzgârın etkisiyle savrulan bir yaprak olarak tanımlanması insana yapılmış en büyük hakaretti, insanı yaratan Allah’a karşı yapılmış en büyük saygısızlıktı.

Kur’an, akla ve iradeye hitap edilmek üzere gönderilmişti; insanın özgür iradesiyle yaptıklarından hesaba çekileceği ‘Din Günü’nün kesinlikle geleceği defalarca tekrarlanıyordu. Zâriyât Suresi 6. 1-6. Ayetler kesin olan bir gelecekten bahsediyordu:

‘Tozutup savuranlara, ağırlık taşıyanlara, kolaylıkla akanlara, iş bölüştürenlere andolsun ki, size vaad olunan şey elbette doğrudur. Hesap ve ceza mutlaka gerçekleşecektir.’

Meryem Suresi 93-98. Ayetler muazzam bir gerçeği net bir şekilde anlatıyordu, nasıl anlayamazdım: 

‘Göklerdeki ve yerdeki herkes Rahman’a kul olarak gelecektir. Andolsun, Allah onları ilmiyle kuşatmış ve tek tek saymıştır. Onlar kıyamet günü O’na tek başına gelecektir. İnanıp salih ameller işleyenler için Rahmân, (gönüllere) bir sevgi koyacaktır. Biz, Allah’a karşı gelmekten sakınanları Kur’an ile müjdeleyesin, inat eden bir topluluğu da uyarasın diye, onu senin dilin ile kolaylaştırdık. Biz onlardan önce nice nesilleri helâk ettik. Onlardan hiçbirini hissediyor yahut onların bir fısıltısını olsun işitiyor musun?’

Hesaba çekilecek olan bir insana nasıl özgürlük verilmeyecekti ki? Din olarak anlatılan bu çelişkinin farkında olan birçok insan da baskı altına alınıyor, dinden çıkmakla itham ediliyordu.

Gayb’ı, yani bilinmeyeni Allah’tan başkasının bilemeyeceği vurgulanıyordu birçok ayette. Neml Suresi 65. Ayet çok açıktı, hem de herkes tarafından kuşkusuz bir şekilde anlaşılacak kadar berraktı: 

‘De ki: “Göktekiler ve yerdekiler gaybı bilemezler, ancak Allah bilir. Onlar öldükten sonra ne zaman diriltileceklerinin de farkında değildirler.”’

Hûd Suresi 123. ayet geçmişi ve geleceği bildiğini iddia eden Sufizm’in şeyhlerinin yalancı olduklarının belgesiydi: 

‘Göklerin ve yerin gaybını bilmek Allah’a mahsustur. Bütün işler O’na döndürülür. Öyle ise O’na kulluk et ve O’na tevekkül et. Rabbin yaptıklarınızdan habersiz değildir.’

Ne yazık ki, ‘Bekçi’nin anlattığı gibi düşüncenin öğretildiği ve geliştirildiği bütün üniversiteler, edebî metinler, kanun yapıcı mekanizmalar bu türden ‘zorbalıkların’ etkisi altındaydı; her zamanki gibi kendi aklını sistematik hale getiren ve ‘İslam Aklı’nı kriminalize eden Sufizm, Osmanlı İmparatorluğu’nun sonunu hazırlamış, sonrasında kurulan Cumhuriyet’in de genetiğine kendi tasarımını yerleştirmişti. Peki neydi Sufizm, kimdi bu şeyhler? 


<< Önceki                      Sonraki>>


[(27.12.2020, (2/8 (126))]


Seçkin Deniz, 28.12.2020, Sonsuz Ark, Sıkıntı, Roman

Sıkıntı





Sonsuz Ark'tan

  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
  4. Sonsuz Ark Yayınlarının Kullanımına İlişkin Önemli Duyuru için lütfen tıklayınız.

Hiç yorum yok :

Seçkin Deniz Twitter Akışı