26 Haziran 2020 Cuma

SA8680/TG298: Globalistler ve İslamcılar: Yeni Bir Dünya Düzeni İçin 'Medeniyetler Çatışması'nı Kışkırtmak-II

Sonsuz Ark'ın Notu:
Aşağıda çevirisini yayınladığımız metin, Red Moon Rising - The Rapture and the Timeline of the Apocalypse Paperback'in yazarı Peter D. Goodgame'ın 'The Globalists and the Islamists' adlı kitabına aittir. "Geçtiğimiz yarım yüzyıl boyunca dinin etkisi, dünyanın Batı kesiminde ve Doğu'nun çoğu kesiminde azaldı. Maneviyat, yaşam standartları yükseldikçe ve popüler kültür de neredeyse tamamen laik hale geldiğinden materyalizmle yer değiştirdi. Orta Doğu'da durum neden farklıydı? Yahudi-Hıristiyan etiği nasıl aşındı, buna karşılık İslam etiği bariz bir canlanma yaşadı mı? Bu çalışma, bu durumun tesadüfen meydana gelen bir şey olmadığını ve militan İslam'ın, uzun vadede bir dünya hükümeti kurulması hedefine ulaşmak için baskın Anglo-Amerikan kurumların küresel seçkinleri tarafından oynanan bir kart olduğunu açıklamaya çalışacaktır." şeklindeki sunumuyla geçmiş yüzyılların resmi tarih söylemlerinin arkasına sarkan ve günümüzdeki kaosun, yaygınlaşan dinsizliğin ve ahlaksızlığın temel nedenlerini, Globalistlerin  'Militan İslam' kavramını üreterek ve müslümanları satanist küresel bir devlet kurmak amacıyla kullanarak Yahudi-Hristiyan Etiğinin aleyhine İslam Etiği'nin lehine bir canlanma yaşayıp yaşamadığını sorgulamaktadır. Eylül 2013'te planladığım ve üzerinde çalıştığım ve 7 Ekim 2018 Pazar günü yayınladığım  'SA6940/SD1156: İslamcılık; Zehirli Maya (Aşı) ya da Masonik Kara Büyü' başlıklı çalışmamda 'İslamcılık' maskesi ve 'Masonluk' aracılığı ile Osmanlı İmparatorluğunun müslüman topluluklarının nasıl ayrıştırıldığını ve kurulan yapay ulus-devletlerin kukla yönetimler tarafından nasıl Satanizmin hizmetine sunulduğunu ve Satanist Masonların İslam'ın içini nasıl boşaltmaya çalıştığını incelemiş ve mason olduğu kesin olarak açığa çıkan câni Fetullah Gülen liderliğindeki dinî cemaat-nurculuk  maskeli FETÖ üyesi generallerce, 15 Temmuz 2016'da, ahlakı ve dinî değerleri önceleyen politikalara sahip Erdoğan liderliğindeki Türkiye'ye askerî darbe yapmaya çalışan ve halk tarafından durdurulan Masonik İslamcılığı şöyle tanımlamıştım: "İslamcılık, 1789'la Fransa'da egemen hâle gelen masonların, yer küredeki bütün imparatorlukları yıkma girişimlerini içeren bütüncül bir organizasyonun Osmanlı İmparatorluğuna yönelik olan hamlesinin adıdır ve Sultan III. Selim’den itibaren güçlenerek II. Mahmut, Abdülmecid, Abdülaziz ve II. Abdülhamid liderliğindeki Osmanlı İmparatorluğu'nu, İstanbul, İzmir, Selanik, Manastır, Mısır, Şam, Beyrut gibi merkezlerde kurulan gizli mason localarında olgunlaştırılarak parçalayan ve yıkan bir hançerdir. Günümüz tartışmalarının amacı da yeniden güçlenen, bölgesel ve küresel bütünleşik bir strateji izleyerek masonların hakimiyet alanlarını daraltan Türkiye Cumhuriyeti'nin Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki yönetimini hedef hâline getirerek yeniden parçalamak ve etkisiz hâle getirmekti", 06.09.2008 tarihli 'SA24/SD5: İslamcılık: Kara Büyü' başlıklı çalışmamda da Peter D. Goodgame'un "Yahudi-Hıristiyan etiği nasıl aşındı, buna karşılık İslam etiği bariz bir canlanma yaşadı mı?" şeklindeki sorusunu o sormadan (2014) 6 yıl önce (2008) cevap vermiştim: "İslamcılık anaforu, Müslüman zihinlerden sürekli yeni kurbanlar devşirmektedir. Geleneksel diye, dışlanan ve aşağılanan bozunmaya uğramış 17,18,19 ve 20. yüzyıl İslam algısına alternatif olarak ortaya konan ve  terakkîyi hedefler görünen İslamcılık kara büyüsü, daha fazla tahrif ve tahribe aracılık etmeden Müslümanların  düşüncelerinden uzaklaştırılmak zorundadır."  Satanistler, önce kendi topluluklarını, Yahudileri -Siyonist-Laik-Fanatik-Ortodoks diyerek parçaladılar ve Yahudi etiğini, tahrif edip etkisizleştirdiler, eş zamanlı olarak Katolik-Ortodoks-Protestan etiğini ve İslam Etiğini yetiştirdikleri profesyoneller aracılığı ile yok ettiler; bugün diktatör Arap liderleri, aynı satanist gücün birer piyonu olarak elde ettikleri dokunulmazlıkla hem İslam'a hem de Müslümanlara yönelik soykırım politikalarını acımasızca uygulamaktadırlar. Yayınladığımız bu çeviri seti, eksik bilinenlerle örtülmek istenen gerçeğin açığa çıkması için faydalı olacaktır diye düşünüyoruz.
Seçkin Deniz, 26.06.2020

The Globalists and the Islamists:
Fomenting the "Clash of Civilizations" for a New World Order

Birinci Bölüm: İngilizler, Orta Doğu ve Radikal İslam

III. İran'ın İlk Demokrasisinin Yıkılması

Başından beri Amerika'nın Merkezi İstihbarat Teşkilatı, İngiliz istihbaratı ile çok yakın bir ilişki sürdürmektedir ve bu ilişki, 1953'te İran'da gerçekleşen ve ikinci aşamanın başlangıcı olan Musaddık darbesinin ayrıntılarıyla kanıtlanmıştır.

Dr. Muhammed Musaddık, İngiliz İmparatorluğu'nun emperyalizmine karşı İran milliyetçi hareketinin ömür boyu liderliğini yapmıştır. İran'ın egemen sınıfında doğan Musaddık, 1906'da İran parlamentosuna seçildi, ancak yasal şartlara göre genç olduğu için görevi geri çevirdi (henüz 30 yaşında değildi). Eğitimini Fransa ve İsviçre'de tamamlayarak 1913 yılında hukuk doktorasını aldı. İran'a döndü ve Şah Rıza Han'ı tekrar iktidara getiren 1921 darbesi öncesinde üniversite profesörü, Maliye Bakan Yardımcısı ve Adalet Bakanı olarak görev yaptı.

İlerleyen yıllarda Musaddık, İran halkına farklı alanlarda hizmet etti ve sonunda, yozlaşmış rejimi eleştirdiği için Rıza Han saltanatının sonlarına doğru zorla kamu hizmetinden çıkarıldı. 1941'de hükümet yeniden değişti ve Rıza Han güney Afrika'ya kaçmak zorunda kaldı ve ölene kadar orada yaşadı. Musaddık daha sonra Tahran'a geri dönebildi ve burada Rıza Han'ın oğlu Muhammed Rıza Şah karşısında Parlamentoda aktif olarak görev yaptı.

Musaddık, kendi aleyhindeki büyük müdahale ve sahtekârlıklara karşı mücadele ederek 1951 yılında İran Parlamentosu tarafından İran Başbakanı seçildi. 1 Mayıs'ta, Başbakan olarak ilk icraatlarından birinde, İran petrolünü İngiliz Anglo-Pers Petrol Şirketinden devralarak kamulaştırdı. İngilizler 1901'de, William Knox d'Arcy aracılığıyla 60 yıllığına İran petrolünün kontrolünü Rıza Han'dan satın almış, 1933'te Şah ile 60 yıllığına bir anlaşma daha yapmışlardı.

İran petrolünün kontrolünü ele geçirdikten sonra, BM ve Lahey'de İngilizler tarafından açılan davaya karşı savunma yapmak zorunda kalan Musaddık, önceki hükümetler tarafından yapılan sözleşmelerin geçerli olmadığını söyledi. Musaddık başarılı oldu ve uluslararası toplum İran'ın kendi petrolünün kontrolünü ele geçirme hakkına sahip olduğunu açıkladı.

Musaddık’ın kamulaştırma hamlesi İngiliz çıkarları için endişe vericiydi. Hükümet, petrolden elde edilen kârın % 25' ini İngilizlere tazminat olarak ödeme ve İngilizlerin işleri için güvence sözü verdi. Ancak İngilizler, müzakere etmeyi reddettiler ve bu teklife bir donanma gücü gösterisiyle karşılık verdiler. Arkasından ekonomik ambargolar, boykotlar ve İran'ın mal varlıklarının dondurulması geldi. (1)

Önceki yıllarda, İngiliz karşıtı yaygın düşünce, İran içinde İngilizler için istihbarat kapasitesinin büyük ölçüde azalmasıyla sonuçlanmıştı. Bu nedenle İngilizler, Musaddık ile etkili bir şekilde başa çıkmak için CIA içindeki dostlarına yöneldi. Yazar Stephen Dorril, “MI6: Majestelerinin Gizli İstihbarat Servisi'nin Gizli Dünyasının İçinde” adını taşıyan kitabında bu olayı belgeliyor:

"İngiliz propagandasının tersine Musaddık hükümeti, genelde demokratik ve ılımlı bir hükümetti ve devlet mekanizmasını yürütecek bir orta sınıf inşa etme noktasında başarılı olacağa benziyordu. Truman yönetimi, resmi anlamda Musaddık yönetimini popüler, milliyetçi ve komünizm karşıtı olarak görmekteydi.” (2)

Amerikalıların Musaddık’a bakış açısını değiştirmek isteyen İngilizler, Amerika’nın komünist paranoyasından faydalanarak Musaddık rejimini zayıf ve Sovyet manipülasyonuna açık bir rejim olarak lanse etmeye çalıştılar. Truman yönetiminin sonuna doğru CIA Orta Doğu Departmanı başkanı Kermit Roosevelt ile John Sinclair ve MI-6 temsilcileri bir araya geldi. Bu buluşmada Roosevelt’e “Musaddık’ı ortaklaşa devirme önerisi sunuldu” (3)

Eisenhower'ın Ocak 1953'te başkanlığı devralmasından sonra CIA harekete geçti ve İngilizler’in, Musaddık’ı devirme ve İran petrol rezervlerini yeniden satın alma karşılığında Amerikan petrol şirketlerine İran petrolünün %40 hissesini verme sözü ile Amerikan müdahalesi de tasdiklenmiş oldu. (4)

İngilizler ve Amerikalılar, sonunda, Rıza Han'ın neredeyse hiçbir nüfuza sahip olmayan oğlu Muhammed Rıza Şah'ın İran'ın yeni hükümdarı olması üzerinde uzlaştı. İlk başta genç Şah, 1 Ağustos 1953'te Amerikalı Albay H. Norman Schwarzkopf'un ziyaretleri ve Kermit Roosevelt ile daha sonra yaptığı bir toplantıdan sonra bile ikna olmamış ve komplocular tarafından kendisine yapılan teklifleri geri çevirmişti.

Dorril şöyle yazıyor: "Şah sonunda ancak ‘ABD ve İngiltere'nin katılımı ile gerçekleşecek özel bir radyo yayını aracılığıyla planın resmen onaylanmasından sonra' planı desteklemeyi kabul etti." Şah'ın şüphelerini gidermek için yayınların öncesinde düzenlenmiş şifreli bir mesajın iletiminde BBC Fars kullanılmıştı. (5)

Amerikalılar darbeye hazırlanmak için Ayetullah Behbahani’ye kaynak sağladılar; İngilizler ise Musaddık’a karşı huzursuzluk çıkarmak için Ayetullah Kanatabadi liderliğindeki bir gruba 100 bin dolar verdiler. Ayetullah Kâşânî’ye CIA tarafından 10.000 $ verilmiş ve takipçileri Tahran'ın merkezinde gerçekleşen gösterilerde rol oynamıştı. Köktendinci kışkırtıcılardan bir diğer grup ise daha sonra Ayetullah Humeyni'nin destekçisi olan Tayyib Hac-Rıza'i tarafından yönetiliyordu. (6)

1953’ün Ağustos ayı ortalarında, Musaddık hükümeti CIA ve İngiliz destekli çok sayıdaki komplo ve gösteriler tarafından kuşatılmış oldu. 15 Ağustos'ta Musaddık’ın Dışişleri Bakanı hükümetin gözünü korkutmak amacıyla kaçırıldı. 16 Ağustos'ta Şah, Musaddık’ı Başbakanlık görevinden alan bir bildiri yayınladı ve aynı zamanda dini mollaların komünist Tudeh partisi üyeleri tarafından asıldığını iddia eden asılsız propaganda materyalleri dağıtıldı (7).

17 ve 18 Ağustos'ta dini fanatikler ve Şah destekçilerinden oluşan çeteler, Tahran’da buluşarak kaos ve terör yarattı. 19 Ağustos'ta, polis şefiyle gizli anlaşma içindeki çeteler, Başbakan'ın evine ulaşmayı başardılar ve şiddetli bir çatışmadan sonra Musaddık iktidardan uzaklaştırıldı. Birkaç gün sonra Şah İtalya'dan döndü ve böylece 25 yıllık diktatörlük rejimi başlamış oldu. Şah'ın yirmi beş yıl sonra, tahtını ele geçirmesine yardım eden aynı köktendinci fanatiklerin eliyle düşüşünün hikâyesinde de İngilizler yer alacaktı. Radikal İslam gerçekten İngilizler için yararlı bir araçtı ve onların bu noktadaki manipülasyonu daha yeni başlıyordu. (Bakınız: III. Kaynakları ve Notları)

IV. Nasır'a Karşı İngiliz Savaşı 

İngilizler Mısır ve Süveyş Kanalı'nın kontrolünü ellerinde tutabilmek için, Nasır'la olan ilişkilerinde casusluk, diplomasi, rüşvet ve hatta doğrudan askeri güç gibi gerekli her türlü yola başvurdular. Yeni kurulmuş olan CIA da Nasır’ın Sovyetler Birliği'ne yönelme belirtileri göstermesiyle Mısır'la ilgilenmeye başlamıştı. Aburish bu yeni entrika yolunun nasıl açıldığını şöyle açıklıyor:

"CIA ajanı Miles Copeland’a göre, Amerikalılar 1955 civarında bir Müslüman Billy Graham arayışına girmişti... Müslüman Billy Graham'ı bulmak ya da yaratmanın zor olduğu anlaşıldığında CIA, Mısır'da kurulan ama Arap Orta Doğusu’nda da takipçilere sahip bir Müslüman kitle örgütü olan Müslüman Kardeşlerle işbirliği yapmaya başladı... Bu durum, Nasır ve diğer laik güçlere karşı, geleneksel rejimler ve kitlesel İslami hareketler arasında oluşan bir ittifakın da başlangıç sinyalini vermekteydi." (1)

CIA, İngiliz İstihbaratı örneğini takip ediyor ve hedeflerini ilerletmek amacıyla İslam'ı kullanmaya çalışıyordu. Destekleyebilecekleri ve kontrol edebilecekleri karizmatik bir dini lider bulmak istediler ve Müslüman Kardeşler gibi gruplarla işbirliği yapmaya başladılar. 

Nasır'ın yükselişi ile Kardeşlik, Suudi Arabistan ve Ürdün'deki Batı yanlısı Arap rejimleri tarafından da daha ciddi bir şekilde görülmeye başlandı. Rejimlerini elde tutabilmek için, Nasır’dan ilham alan Arap milliyetçiliğinin yükselişine karşı toplayabilecekleri tüm halk desteğine ihtiyaçları vardı.

Müslüman Kardeşler, Nasır'a karşı bariz bir müttefikti, çünkü 1954'te kendisine karşı başarısız bir suikast girişiminin ardından Nasır, Müslüman Kardeşleri Mısır'dan çıkarmıştı. Kardeşlik, özellikle Nasır'ın dini siyasetin dışında tutan politikalarını reddetmekteydi. Resmi anlamda yasa dışı bir örgüttü, ama Mısır'da laik rejime karşı etkili ve aktif olarak, genellikle de İngiliz İstihbaratı ile el ele, çalışmalarına devam etti. Haziran 1955'te MI6, güçlü sol eğilimler ve Mısır'la birleşme arzusu gösteren yeni hükümete karşı kışkırtmak amacıyla Suriye'deki Kardeşlik'e yaklaşmaktaydı (2).

Nasır'ın, Mısır tarafından Süveyş'in ele geçirildiğini ilan etmesiyle Kardeşlik daha da önemli bir varlık haline geldi. Yazar Stephen Dorril bu hareketin İngiltere'den nasıl görüldüğünü şöyle anlatıyor:

"26 Temmuz'da İskenderiye'de sakin, ancak Londra tarafından histerik olarak tanımlanan bir konuşma yapan Nasır, tamamen yasal bir bakış açısıyla hissedarları satın alma kararından başka bir şey olmayan kamulaştırma politikasını ilan etti. Downing Street'teki o gece, İngiltere Başbakanı Eden'ın karara yönelik kızgınlığı konuklar tarafından da fark edilmişti... Eden tarafından toplanan savaş konseyinin toplantısı, sabah 4'e kadar devam etti. Duygusal bir konuşma yapan Başbakan meslektaşlarına, ‘Nasır tarafından soluk borularının sıkılmasına izin verilemeyeceğini’ söyledi. Eden sözlerine şöyle devam etti: 'Müslüman Mussolini yok edilmeli. Onun ortadan kaldırılmasını istiyorum ve Mısır'da anarşi ve kaos olması umurumda değil." (3)

Eski Başbakan Churchill, Mısırlılar hakkındaki sözleri ile Eden’ın öfkesini daha da körükleyerek şöyle dedi: "Eğer bize karşı daha fazla küstahlık edecek olurlarsa, Yahudileri üzerlerine salarız ve onları içinden bir daha asla çıkamayacakları bir çukura sokarız." (4)

Zamanın Dışişleri Bakanlığı üyesi Sir Anthony Nutting,  Nasır’a karşı yürütülen kampanyanın yavaş ilerleyişinden dolayı öfkeli olan Eden'den aldığı kızgın bir telefon görüşmesinden bahseder. Eden öfkeli bir şekilde şöyle der: "Bana gönderdiğin bu saçmalık da ne? ... Nasır'ı izole etme ya da senin deyiminle onu "etkisiz hale getirme" saçmalığı da neyin nesi oluyor? Yok olmasını istiyorum, anlamıyor musun? Onun öldürülmesini istiyorum..." (5)

İstenilen darbenin önünü açmak için İngiliz Enformasyon Araştırma Departmanı (IRD) harekete geçirildi. Mısır'daki radyo yayınlarını kontrol etme çabalarını hızlandırdılar ve BBC, Londra Basın Servisi ve Arap Haber Ajansı'ndan sahte haberler yayınladılar. Nasır'ın tüm Orta Doğu petrol ticaretini ele geçirmeyi planlandığını öne süren sahte belgeler oluşturuldu ve Mısırlı muhaliflerin eski Naziler tarafından yönetilen bir toplama kampına gönderildiğini iddia eden sahte bir rapor yayınlandı. (6)

İngilizler, Nasır'ın görevden alınmasından sonra Mısır'ın başına kimin geçeceğine karar vermekte sorun yaşıyorlardı. MI-6, eski Vefd partisi üyeleri ve eski başbakan Nahas Paşa'nın müttefikleri ile toplantılar yaptı. Nasır tarafından görevden alınıp ev hapsi ile cezalandırılan Özgür Subaylar lideri General Naguib olası başkan olarak görülüyordu; bazı İngiliz çevreleri ise en münasip aday olarak gördükleri Mısır kraliyet ailesinden Prens Abdul Munim’in kral yapılmasını savunmaktaydı. (7)

Dorril'e göre, İngilizlerin Nasır’ı devirmek için kendi safına çektikleri adamların en önemlisi, kendisine Mısır’ın en azılı düşmanı İsrail hakkında istihbarat sağlanarak temas halinde tutulan Mısır İstihbarat subayı İsameddin Mahmud Halil'di. Dorril bir Mossad şefinin bu durumla ilgili açıklamalarını aktarıyor: "İsrail'in güvenliğine onun hakkında gizli bilgi vererek zarar vermek, görünen o ki, İngilizlerin vicdanını rahatsız etmedi." 

Bu İngilizler için çok karmaşık bir dönemdi, çünkü o sırada, nihayetinde Ekim ayında Mısır'a gerçekleştirilecek askeri bir saldırıyı koordine etmek için İsrail ile birlikte çalışıyorlardı. (8)

Belli ki, Nasır'ın yerini alacak kesin bir adayın olmaması darbecileri durdurmamıştı. Dorril, "MI6 her nasılsa, Nasır’ın yerine bir alternatif olmasının kesinlikle gerekli olduğuna inanmıyordu. İstihbarat servisi, Nasır devrildikten sonra uygun adayların ortaya çıkacağından emindi." sonucuna varıyor. (9)

Ağustos ayı sonlarında Nasır, İngiliz İstihbaratı'nın artan tehdidine karşı harekete geçti. Arap Haber Ajansı'nın ofisleri basıldı ve tutuklanan bazı çalışanlar İngiliz ajanı olduklarını itiraf etti. İki İngiliz diplomat sınır dışı edildi; bunlardan biri olan J. B. Flux, Avrupalıların yaşamlarını korumaya yönelik askeri bir müdahaleye bahane sağlayabilecek köktendinci ayaklanmaların teşvik edilmesi fikrine binaen “dini eğilime sahip öğrencilerle” temas halindeydi.

Diğer bazı İngiliz "işadamları" ve "diplomatlar" da tutuklanmış ya da sınır dışı edilmişti. Dorril, Nasır'ın etkili saldırısı nedeniyle, İngiliz İstihbaratının Süveyş Savaşı'ndan hemen önce "ülkede hiçbir varlığının kalmadığını" anladığını ve "MI6'nın suikast planları için yabancı ajanları kullanmak zorunda kaldığını" yazıyor. (10)

Sonunda tüm bu İngiliz tahribatı ve ajitasyonu, Ekim 1956'daki Süveyş Savaşı'nda gerçekleşen doğrudan askeri çatışmaya karar verildikten sonra bile başarısız oldu. Nasır'a yönelik halk desteği çok güçlüydü ve uluslararası toplum da İngilizlere karşı Nasır'ın tarafını tutarak Süveyş Kanalı'nın Mısır'a iade edilmesini istiyordu. Nasır, İngilizlerin kontrolü altında olmayan bir Mısır’ın lideri olarak ön plana çıkmıştı.

O zamandan beri İngiltere, Mısır hükümetlerine karşı sürekli olarak düşük seviyeli gizli bir savaş yürütmüştür: Ölümüne kadar Nasır'a karşı, yönetimi devralan Sedat'a ve hatta ondan sonra gelen Mübarek'e karşı, bugüne kadar bu durum aynı şekilde devam etmiştir. Laik Mısır hükümeti geleneksel olarak İslami terörizmin en sert düşmanlarından biri olurken, Mısırlı terör gruplarının en önemli destekçileri İngilizler olmuştur. Bu son ifade, çoğu İngiliz ve Amerikan vatandaşının sahip olduğu fikirlere tamamen aykırıdır; ancak bunu destekleyecek kanıtları takip eden sayfalarda sunacağız. (Bakınız: IV. Kaynakları ve Notları)

V. İslam Batı’nın Aleyhine Dönüyor

Said Aburish daha önce bahsi geçen Acımasız Bir Dostluk adını taşıyan kitabında Batı ve İslam ilişkileri ile alakalı üç dönemden bahseder. Bunlardan ilki, İngiltere'nin I. Dünya Savaşı'ndan sonra Arap kolonilerine yerleştirdiği kukla diktatörleri meşrulaştırmak için İslam'ı yardımcı bir araç olarak kullandığı dönemdir. İkinci aşama, İngiltere'nin (ve Amerika'nın) militan İslam'ı, Musaddık ve Nasır gibi Batı hâkimiyetiyle savaşmaya çalışan hükümetleri devirmek için bir güç olarak kullandığı dönemdir. Aburish şöyle yazıyor;

"Nasır ve Müslüman Kardeşler ve onun kolları ve Batı ile geleneksel Arap rejimlerinin destekçileri arasındaki mücadele 1967 Savaşı'na kadar devam etti. Batı'nın İslam'a alenen verdiği destek, İslami hareketlerin önderleri tarafından herhangi bir ön koşul olmaksızın kabul edildi." (1)

Aburish, İslam'ın bu zamana kadar Batı'da iyi bir imaja sahip olduğunu belirtir. İslami hareket en çok komünizm karşıtı bakış açısıyla dikkatleri çekmişti ve muhafazakâr İslam'ın Batı'nın aleyhine dönebileceğine dair çok az öngörü vardı.

Aburish daha sonra üçüncü aşamayı tanımlamaya başlar;

"İslami hareketlerin gelişiminde üçüncü aşama 1967 savaşından sonra gerçekleşti. Nasır'ın yenilgisi temsil ettiği güç olan laiklik için de bir yenilgiydi; Nasır’ın düşmesiyle, Arap Orta Doğusu’ndaki kitlelerin siyasi liderliğini İslami hareketler üstlenmeye başladı." (2)

1967'den sonra İslami hareketlerin gücü büyük ölçüde arttı. İslam teolojisi laikliğin yerini aldı ve Arap milliyetçiliğinin daha güçlü bir biçimi ortaya çıktı. Altı Gün Savaşında, İsrail Arap komşularını mağlup ederek Sina, Batı Şeria ve Golan Tepeleri'ni ele geçirirken Batı olan bitene seyirci kaldı.

Daha sonra Müslümanların çoğu, Batı'nın Araplara karşı İsrail'i tercih ettiğini anladı ve Batı'ya karşı kızgınlık arttı. Batı-İslam ilişkilerinin bu üçüncü aşaması, ağırlıklı olarak Batı karşıtı köktendinci İslamcı hareket fraksiyonlarının, yeni siyasi nüfuzlarını İslam dünyasında uygulamasıyla başlamış oldu.

Nasır’ın 1970'te ölmesinden ve yerine Enver El Sedat’ın geçmesinden sonra, yeni Mısır cumhurbaşkanı Sedat, son on altı yıl içerisinde Nasır’a karşı dört ayrı suikast girişiminde bulunmuş olmaları gerçeğine rağmen, Müslüman Kardeşler'in tutuklu tüm üyelerini serbest bırakarak militan İslam tehdidini yatıştırmaya çalıştı. Sedat daha sonra Suudi Arabistan Kralı Faysal ile güçlerini birleştirdi ve El Ezher İslam üniversitesinin yanı sıra Ed Dava, El İ'tisam gibi İslami hareketlerin sponsoru ve destekçisi oldular. Bu liderler en azından İslami hareketlerin yükselişini destekliyor gibi görünmenin kendileri için en iyisi olduğunu fark etmişlerdi. (3)

6 Ekim 1973'te Mısır ve Suriye, Sina ve Golan Tepeleri'nde İsrail Ordusu'na sürpriz bir saldırı başlattı. 16 Ekim'de OPEC petrol fiyatlarını %70 oranında yükseltti ve ertesi gün Arap OPEC liderleri, İsrail’in 1967 öncesi sınırlarına çekilmesine kadar Avrupa ve ABD'ye karşı ilerlemeli bir ambargo uygulayacaklarını açıkladılar.

Engdahl'ın Yüzyıllık Savaş adını taşıyan kitabı, İngiltere'nin "tarafsızlığını açıkça belirtmesine izin verilmesine" rağmen, ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Henry Kissinger'ın, Ekim savaşı konusunda tarafsızlık beyan etmemesi için Almanya'yı nasıl ikna ettiğini anlatır. İngiltere, tüm bu zaman zarfında tarafsız kalmıştı ve Arap petrol ambargosunun uygulanmadığı birkaç Batılı ülkeden biriydi. (4)

Yom Kippur Savaşı 26 Ekim'de sona erdi, ancak öyle etkileri oldu ki Arap rejimleri birçok açıdan çok daha iyi bir duruma geldi. İlk olarak, nihayet İsrail'e karşı askeri anlamda etkili olmuşlar ve bazı toprakları geri kazanmışlardı. İkinci olarak, Arap rejimleri büyük bir halk desteği kazanmış ve İslamcı militanların sesi geçici olarak bastırılmıştı. Son olarak, Arap ülkeleri aniden petrol gelirlerindeki büyük artıştan faydalanmaya başlamıştı. 1973’ün başlarında 3,01 $ olan bir varil petrol, 1974’te 11.65 $’a yükselmişti.  (5)

Engdahl, petrol fiyatlarındaki artışın daha önce Anglo-Amerikan Müesses Nizamı tarafından planlanan ve Mayıs 1973'te İsveç, Saltsjoebaden’de düzenlenen Bilderberg konferansında bahsi geçen bir şey olduğunu anlatıyor. Kissinger, daha önce riskli yatırımlar olarak görülen İngiltere'nin Kuzey Denizi petrol projelerinin kurtarılmasına yardımcı olan petrol fiyatlarına yapılan zammın bahanesini yaratan Arap-İsrail çatışmasının mühendisliğinde rol almış en önemli adamdı.

Ancak en yıkıcı etki, enerji fiyatlarındaki artışın Üçüncü Dünya sanayileşmesini hızlı bir şekilde durdurması, birçok ülkeyi yıllar boyunca enerji harcamalarını karşılamak için büyük miktarda borç para almaya zorlayarak, Üçüncü Dünya'nın Anglo-Amerikan bankalarına uzun vadeli borçlanmasının zemininin hazırlanmasıydı (6).

Savaştan sonra Müesses Nizam tarafından Nobel Barış Ödülü verilerek ödüllendirilen Kissinger; daha sonra, 1995'te Kraliçe Elizabeth'ten onursal şövalyelik unvanı alacaktı. (Bakınız: V. Kaynakları ve Notları))

Peter D. Goodgame, 11 Ağustos 2002, RedMoonRising


<<Önceki                   Sonraki>>


Tamer Güner, 26.06.2020, Sonsuz Ark, Stratejik Araştırma, Çeviri





III. Kaynakları:
  1. The Biography of Dr. Mohammad Mossadegh, jebhemelli.org
  2. Killing Hope - U.S. Military and CIA Interventions Since World War II, William Blum, 1995
  3. MI6 - Inside the Covert World of Her Majesty's Secret Intelligence Service, Stephen Dorril, 2000
III. Notları:
    1. Blum, p. 65
    2. Dorril, p. 575
    3. Dorril, p. 580
    4. Dorril, p. 583
    5. Dorril, p. 589
    6. Dorril, pp. 592-593
    7. Dorril, p. 592
   
IV. Kaynakları:
  1. A Brutal Friendship, Aburish
  2. MI6, Dorril
  3. Descent to Suez - Foreign Office Diaries 1951-1956, Sir Evelyn Shuckburgh, 1986
IV. Notları:

    1. Aburish, p. 60-61

    2. Dorril, p. 622
    3. Dorril, p. 623
    4. Shuckburgh, inside flap
    5. Dorril, p. 613
    6. Dorril, pp. 624-625
    7. Dorril, p. 629
    8. Dorril, p. 629-630
    9. Dorril, p. 630
    10. Dorril, p. 632-633


V. Kaynakları:
  1. A Brutal Friendship, Aburish
  2. A Century of War, Engdahl
  3. Conspirators' Hierarchy: The Committee of 300, Dr. John Coleman, 1992 - order at 1-800-942-0821
  4. What Really Happened In Iran, Dr. John Coleman, 1984, special report, World In Review publications, 2533 North Carson Street, Suite J-118, Carson City, Nevada, 89706 -  order by phone 1-800-942-0821
  5.  "The real Iranian hostage story from the files of Fara Monsoor," Harry V. Martin, 1995
V. Notları:

    1. Aburish, p. 61
    2. Aburish, pp. 61-62
    3. Aburish, p. 62
    4. Engdahl, p. 151
    5. Engdahl, pp. 151-152
    6. Engdahl, pp. 150-156
    7. Aburish, p. 62
    8. Aburish, p. 62
    10. What the Malthusians Say, Establishment plans to stop Third World development and kill off useless eaters
    11. What Really Happened In Iran, Dr. John Coleman


   
Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.

Hiç yorum yok :

Seçkin Deniz Twitter Akışı