16 Eylül 2019 Pazartesi

SA7981/SD1482: Sıkıntı (Roman); Giriş 10

"Okuduğumuz kitaplar, Bilim diyerek çarpıttığımız ateizm tarafından kutsallaştırılmış materyalist dogmalar bütünü, kabul ettiğimiz felsefi akımlar, inandığımız ideolojiler, izlediğimiz filmler ve diziler hangi arzuları tanımlıyordu?"



Yanılgı, elde edilen sonuçla doğru arasındaki farktır; bunu hepimiz bildiğimiz halde, hayatımızı doğru sandığımız yanılgılarla sürdürme cesaretine sahiptik biz insanlar... Doğruyu Kur'an'dan öğrenebilecek iken, yine biz insanlardan bir kısmının 'Hakikat' diyerek yazdıkları ve pazarladıkları şeylere inanmayı da seçiyorduk. Üstelik bunlardan bir kısmı kendilerini din maskesi takarak takdim ediyorlardı hepimize... Bazen de filozof olarak ya da bilim adamı olarak karşımıza çıkıyorlardı.

Şeytan böyle çalışıyordu; kibir ve yanılgı onun asıl uzmanlığı idi. Ve biz insanlar yanılmamak, aldanmamak üzere Allah'ın bize bildirdiği hakikat bilgisini öğrenirsek Allah bize Hidayet'i, yani 'Doğru Yolu' verecekti, yanılmayı seçersek de kibri ve sapıklığı hak edecektik:

'Allah, bir kısmına hidayet etti, bir kısmına da sapıklık lâyık oldu. Çünkü onlar Allah’ı bırakıp şeytanları dost edinmişlerdi. Kendilerinin de doğru yolda olduklarını sanıyorlardı.'

Âl-i İmran suresi 73. ayette 'Hidayet'i, yani 'Doğru Yolu' açıklıyordu Allah:  'Ve kendi dininize uyanlardan başka hiç kimseye inanmayın." De ki: "Doğru olan yol ancak Allah’ın gösterdiği yoldur. Birine, size verilenin benzeri veriliyor diye mi veya Rabbinizin huzurunda aleyhinize deliller getirecekler diye mi (böyle davranıyorsunuz)?" De ki: "Kuşkusuz lutuf Allah’ın elindedir, onu dilediğine verir." Allah (zâtında ve sıfatlarında) sınırsızdır ve her şeyi bilmektedir.'

Ve Bakara Suresi 120. ayette tartışmaları Kur'an'la sona erdiriyordu: 'Sen onların dinlerine uymadıkça yahudiler de hıristiyanlar da senden asla memnun kalmayacaklardır. De ki: "Asıl doğru yol ancak Allah’ın yoludur." Eğer sana gelen ilimden sonra onların arzularına uyarsan, bilesin ki artık Allah sana ne dost ne de yardımcı olacaktır.'

Onların arzularına uymak... Biz, ateist, satanist, budist, hindu, yahudi ve hristiyanlardan oluşan Batı'nın ve Doğu'nun bütün arzularına uymuyor muyuz? Okuduğumuz kitaplar, Bilim diyerek çarpıttığımız ateizm tarafından kutsallaştırılmış materyalist dogmalar bütünü, kabul ettiğimiz felsefi akımlar, inandığımız ideolojiler, izlediğimiz filmler ve diziler hangi arzuları tanımlıyordu?

İçimizde kalan o zerre kadar müslüman yüzünden dünyaya hükmeden devletler bizden memnun değildi.. Çünkü biz bize indirilen Kur'an'a inanıyorduk hâlâ, bütün çarpık, İslam maskeli dinlere rağmen; onlar bunu biliyorlardı. Allah'a inandığımızı biliyorlardı; bundan da memnun değillerdi. Kur'an'a rağmen onların arzularına uyarsak Allah artık bize, dost ve yardımcı olmayacaktı.

Şimdi yaşadığımız sıkıntının ne kadar açık ve büyük olduğu ortadaydı. Onların arzularına uymak için yasalar çıkarıyorduk ve herkesi o yasalara uymaya zorluyorduk, Allah da bize dost ve yardımcı olmuyordu. Çok açıktı her şey; yaşadığımız bunalım bizim tercihlerimizin sonucuydu. Biz onların istedikleri şeyleri yapmayınca da bizi acımasızca öldürdüklerini çok iyi biliyorduk.

1991'de Müslümanları düşman ilan ettikleri zamandan bu zamana, 15 Temmuz'un üçüncü yıl dönümüne dek bizi, ülkelerimizde ve şehirlerimizde bombaladılar, bütün değerlerimize, kızlarımıza, kadınlarımıza tecavüz ettiler; halen de devam ediyorlar. 15 Temmuz bu yüzden değerliydi; başkaldırımızın bir temsiliydi.

Biz bize bildirilen Hakikat'e saygımızı yitirdik ve Hakikat'i Batı'nın ve Doğu'nun çürümüş şeytanî kitaplarında aramaya kalktık, bunun da bedelini ödüyorduk, ama artık farkındaydık. Tıpkı Adem'le eşi gibi.

Bu dünya hayatı için bize emredilen güzel şeyleri yapmadık: 'Ey Âdemoğulları! Her mescitte ziynetinizi takının (güzel ve temiz giyinin). Yiyin için fakat israf etmeyin. Çünkü O, israf edenleri sevmez. De ki: “Allah’ın, kulları için yarattığı zîneti ve temiz rızkı kim haram kılmış?” De ki: “Bunlar, dünya hayatında mü’minler içindir. Kıyamet gününde ise yalnız onlara özgüdür. İşte bilen bir topluluk için âyetleri, ayrı ayrı açıklıyoruz.” '

Arkeoloji bize geçmiş imparatorlukların kalıntılarını sunuyor, yükseltgen bir his kazandırsın diye bu kalıntıları geziyor, ancak düşünmüyorduk. Yusuf Suresi 109. ayet çok berrak: 'Biz senden önce de, memleketler halkından ancak kendilerine vahyettiğimiz birtakım erkekleri peygamber olarak gönderdik. Yeryüzünde dolaşıp da, kendilerinden önce gelenlerin akıbetlerinin nasıl olduğuna bakmadılar mı? Elbette ahiret yurdu Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için daha iyidir. Hâlâ aklınızı kullanmıyor musunuz?'

Bizi öldürüyorlardı, daha önceki zâlimler gibi, ama onların yok olmuş medeniyetlerinin kalıntılarını gezerken düşünmeliydik ve umutlanmalıydık; onlar da, o güçleri kibirlerini ve ürettikleri vahşeti arttırmaktan başka bir işe yaramayan devletler ve milletler yok olacaklardı, tıpkı bu mezarlıkta yatanlar gibi:

'Her milletin belli bir eceli vardır. Onların eceli geldi mi, ne bir an geri kalabilirler, ne de öne geçebilirler. Ey Âdemoğulları! İçinizden size benim âyetlerimi anlatan Peygamberler gelir de her kim Allah’a karşı gelmekten sakınır ve hâlini düzeltirse, artık onlara korku yoktur. Onlar üzülecek de değillerdir. Âyetlerimizi yalanlayanlar ve onlara uymayı kibirlerine yediremeyenlere gelince, işte onlar cehennemliklerdir. Onlar orada ebedî kalacaklardır.'

Umut buydu, amaç bu umuda bağlıydı, dikkatlerimiz bu amacın kürekçileri olmak zorundaydı. Ecelleri gelen milletler tarihe gömülürken, biz Allah’a karşı gelmekten sakınacak ve hâlimizi düzeltecek ve artık korkmayacak ve üzülmeyecektik.

Allah'ın ayetlerini yalanlamıyorduk, ancak ayetlerin Hakikat'in tek kaynağı olduğuna dair kuşkular besliyorduk tarihimizle. Allah'ın varlığına ve birliğine dair insan aklının alamayacağı saçmalıklarla yol almaya çalışanlarımız çoktu. Başka tanrılar edinerek birbirlerini bu tanrılara inanmaya zorlayanlarla doluydu ölümden kaçamayan atalarımızın geçmişi:

'Kim, Allah’a karşı yalan uyduran veya O’nun âyetlerini yalanlayanlardan daha zalimdir? İşte onlara kitaptan (kendileri için yazılmış ömür ve rızıklardan) payları erişir. Sonunda kendilerine melek elçilerimiz, canlarını almak için geldiğinde, “Hani Allah’ı bırakıp tapınmakta olduğunuz şeyler nerede?” derler. Onlar da, “Bizi yüzüstü bırakıp kayboldular” derler ve kâfir olduklarına dair kendi aleyhlerine şahitlik ederler. Allah, şöyle der: “Sizden önce gelip geçmiş cin ve insan toplulukları ile birlikte ateşe girin.” Her topluluk (arkasından gidip sapıklığa düştüğü) yoldaşına lânet eder. Nihayet hepsi orada toplandığı zaman peşlerinden gidenler, kendilerine öncülük edenler için, “Ey Rabbimiz! Şunlar bizi saptırdılar. Onlara bir kat daha ateş azabı ver” derler. Allah, der ki: “Her biriniz için bir kat daha fazla azap vardır. Fakat bilmiyorsunuz.”'

Bizi Şeytan'ın gizlendiği yerlerin üstünü örterek aldatmaya çalışanların ve aramızdan onlara uyanların durumu feciydi. Peki ya biz, bizim durumumuz?




<<Önceki                              Sonraki>>


20



Seçkin Deniz, 16.09.2019, Sonsuz Ark, Sıkıntı, Roman

Sıkıntı





Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.

Hiç yorum yok :

Seçkin Deniz Twitter Akışı