8 Şubat 2019 Cuma

SA7427/KY1-CÇ586: Olan Hevesine Oldu

"Hevesle doluyorum yeniden. Kantine doğru giderken içli bir sesle 'Yağmur' şiirini tane tane okuyorum."


Balkondayım. Kışın ortasında yazdan kalma bir hava. Hanım bir şeyler örüyor. Bir şeyler dediğime bakmayın.. küçük bebek çoraplarıymış.. can sıkıntısından.. kendi deyişi. Hava güzel. Kuşlar cıvıl cıvıl.. insanın canı niye sıkılsın.. can sıkıntısına ilacı biliyorum. En azından bildiğimi sanıyorum.

“Nedensen aldanmış ilk gece annem
Afsunlu bir gömlek giydirmiş bana
İşte vuramadı gökler bana gem
Dinmedi içimde kopan fırtına
Nedense aldanmış ilk gece annem” dizelerini okuyorum. İçli bir sesle okuduğumu umarak. Can sıkıntısından kaynaklanan somurtan yüzde bir değişim umarak. Olmuyor.. daha bir öfkeleniyor, daha bir somurtuyor.. ve öfkeyle;

- Aman, diyor, nereden çıkardın şimdi bu şiir okuma işini.. bak senin yüzünden ilmeği kaçırdım.

- Severdin, diyorum, eskiden severdin, hatta okumam için zorlardın..

- Sana öyle gelmiştir, diyor, ben ne dersem sen ezberini yineler dururdun.. kırılmayasın diyedir oku demişsem diye..

Başımdan kaynar sular dökülüyor. Yıkılıyorum. Darmadağın oluyorum. Bilmiyordum. Hoşuna gidiyor sanıyordum. Meğer öyle değilmiş. İşte kırk yıl sonra gelen itiraf.. kalkıp gidiyor balkondan.

Yalnız başıma kalıyorum balkonda. Fincan buz kesmiş. Soğuk kahveden tiksinerek bir yudum alıyorum. Hep mi böyleydi? Şiir okumalarım yani. Her ders arası ben diyeyim on siz deyin yirmi otuz kişi çevremi sarar,

- Şu şiiri biliyorsan oku, derlerdi. Okurdum. Evet, okurdum. Ta ilkokul sıralarında başlamıştı şiir ezberleme hevesi. Şiir okuma hevesi. Hoş zoraki bir hevesti. Sanırım ilkokul ikinci sınıfta öğretmenimiz şiir ezberleme ödevi vermiş ve fakat ben –benimle birlikte dört beş kişi- unuttuğumuzdan mı tembelliğimizden mi ezberlememiştik. Son ders zili çalmış herkes –ödevi yapanlar- evine gitmiş biz –verilen ödevi yapmayanlar- kalmıştık. Ezberleyip okuyan gidecekti. 

Kalanlardan birer ikişer ezberleyip okuyan gitmiş en sona kalmıştım. Ezberlemeden, ezberden okumadan gidemeyeceğimi, gerekirse burada –sınıfta- sabahlayacağımız söylüyordu öğretmenimiz. Öyle olacağa da benziyordu, gayet ciddiydi. Nedense kahrolası şeyden bir tek dize bir türlü aklıma girmiyordu.. bir tek dize. Kaç kez okuduysam olmuyordu. Nasıl oldu bilmem. Gözlerimi yumdum. İçimden şiiri baştan sona okudum.

“Yağ hay mübarek
Şarıl şarıl,
Yıka taşları toprakları
Tarlalar yeşerinceye dek.

Artık geçti hüzün taşımanın modası
Getir bize yeşillik, neşe getir.
Sendedir bütün nafakamız
Bil ki bütün ümidimiz sendedir.

Yıka taşları toprakları
Şarıl şarıl,
Tarlalar buğday bekler senden, çocuklar ekmek.
Dünyanın da yüzü yıkanmak gerek,
Yağ hay mübarek.” (Cahit Külebi)

Şiiri okudum ve cezadan kurtulup sevinçle sınıftan çıkıp eve yollandım.

 Ve eve varıncaya kadar mırıldanarak okudum. Evde okudum, uykuya dalarken okudum. Olan olmuştu. Biri bir şairden mi söz etti, derste – ortaokulda Türkçe dersinde, lisede edebiyat dersinde- o şairden en az üç şiir ezberlerdim. Biri bir şey mi dedi o denilen şeye şiirle yanıt verirdim. 

- Yeni ayakkabılar ayaklarımı fena vuruyor? Demişti edebiyat dersi Hocası Beyhan Hanım teneffüste bahçede arkadaşına, ben;

“Nice yorulduğum ayakkabılarımdan değil
Ayaklarımdan belli
Lambalar eğri
Aynalar akrep meleği
Zaman çarpılmış atın son hayali
Ev miras değil mirasın hayaleti” dizelerini mırıldanmıştım gülerek. 

Hoca da karşılık olarak kulağımı çekmişti. Çekilen kulak olsa da şiir ezberleme ve okuma işi işim olmuştu. Bu arada kendim de yazdım. Adına şiir dediğim şeyler yazıyor arada bir dinleyicilere okuyordum. Tepkilerini ölçüyordum. Dudak bükenlerin sayısına göre ‘olmamış, unut’ derdim böylece yırtar atardım onu, şaşıranların, kaş çatanların sayısına göre de saklıyordum. Yazdıklarıma şiir demiyordum, diyemiyordum. Hem icazet aldıktan sonra bile –evet şairliği tescilli bir şairden icazet almıştım- diyemedim. 

Yazdıklarım nasıl şiir olurdu? Bir Fuzulî’nin içliliği ne arardı yazdıklarımda? Karşımda dağlar vardı. Haşim mesela! Çetrefilli süslü deyişler gerekiyorsa işte Haşim oradaydı. Ahenk diyorsan buyur Beyatlı. Ruh burkan Necip Fazıl.  Derinliğin remzi Sezai Karakoç. Gür seslilikte İsmet Özel. Kolay söyleyişte Orhan Veli.. Nazım Hikmet ilgimi çekmiyordu. Çekmiyordu çünkü kilo ile şiir yazmış, diyordum. Kilo ile yazılana şiir mi denir? Gibi bir yargım vardı. Ondan şiir ezberlemedim mi? Elbet ezberledim. Ondan da okurdum.. isteyen olmasa da. Ortaokul lise de isteyen olmadıysa da Üniversite sıralarında isteyen olmuştu. Hevesimi kıran bir olaya dönüşmüştü.  

- Hadi Nazım Hikmet’ten bir şiir oku da göreyim?  

Üniversitede. Ders arası. Beş on kişi çevremi sarmış. Şundan bunda şiir istekleri ve işte Nazım Hikmet'ten şiir isteyen şiiri sevdiği meçhul biri. Çevremi saranların gözleri çakmak çakmak. Nazım’ın '28 Kanunisani' şiiri beliriyor hafızamda. 

“siyah gece
“beyaz kar
“rüzgar
“rüzgar”.

trabzondan bir motor açılıyor

sa-hil-de-ka-la-ba-lık!

motoru taşlıyorlar
son perdeye başlıyorlar!

burjuva kemal’in omuzuna binmiş
kemal kumandanın kordonuna
kumandan kahyanın cebine inmiş
kahya adamlarının donuna
uluyorlar

hav… hav… hak… tü”

duruyorum. Yüzlerine bakıyorum. Ürküyorum. 

“burjuva kemal’in omuzuna binmiş
kemal kumandanın kordonuna
kumandan kahyanın cebine inmiş
kahya adamlarının donuna
uluyorlar” dizelerini okuduğumda başıma gelecek olanlardan kuşkuluyum. Hayır, diyorum kendime. Hayır. Bunu okuyamazsın. Ezberlerine ters. Bu kere Beyhan hanım gidi kulak çekmekle yetinmezler.. hem belki şiire bir heves duyuyorlardır, duymaya başlamışlardır. Bu hevesi kırma.

- Ee.. ne oldu bayım? Diyor Nazım'dan şiir isteyen.

'Mavi Gözlü Dev Mini Minnacık Bir Kadın Sevdi' şiirini okuyorum. Dudak büküyor Nazım'dan şiir isteyen.

“O mavi gözlü bir devdi. 
Minnacık bir kadın sevdi. 
Kadının hayali minnacık bir evdi, 
                       bahçesinde ebruliii 
                                 hanımeli 
                                              açan bir ev.”

- Başka, diyor. 

- Besbelli bilmiyor, diyor bir başkası. 

- Hem bakalım bu şiir Nazımdan mı? Diyor bir başkasının yanında duran uzun boylu iri yarı olan. 

Aralarından sıyrılıp uzaklaşıyorum. Arkamdan alaylı konuşmalar. Hakaretler. Hevesim kırılıyor. Hevesim param parça. O yanımda beliriyor,

- Boş ver onları, diyor.. ne anlar onlar şiirden.. işleri Hegel Marx.. bildikleri ya ceviz ağacı ya memetçik memet.. Yağmur Şiirini bir daha okusana.. 

Hevesle doluyorum yeniden. Kantine doğru giderken içli bir sesle 'Yağmur' şiirini tane tane okuyorum.

Elimi sıkıyor. 




Cemal Çalık, 08.02.2019,  Konuk Yazar, Sonsuz Ark, Öykü

Cemal Çalık Yazıları







Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.

Hiç yorum yok :

Seçkin Deniz Twitter Akışı