14 Temmuz 2018 Cumartesi

SA6490/KY26-CA197: Fuat Hoca’nın Bavulu

"Boşuna değil vefatıyla âlemin öldüğü hissine kapılışımız. Eserleri çok değerli, ancak Fuat Hoca bize bir de “zararlı profesör” suçlamasının ne denli dönemsel, ne denli gerçeklerden uzak olabileceğine dair bir düşünme sorumluluğu bıraktı.  Keşke hakkıyla değerlendirebilsek bu mirası…"



Çoğumuzun beklenmedik bir yolculuk nedeniyle apar topar bavul hazırlama hikâyesi vardır. İnsan bir de memleketinden ayrılıyorsa kılı kırk yaracaktır götürecekleri konusunda.

Rahmetli Fuat Sezgin’in ülkesini terk etmeye mecbur bırakıldığında hazırladığı iki bavulu, hayattaki öncelikleri üzerine fikir vermekle kalmıyor, onu bu terke zorlayanların korkularını da izah ediyor.

1960 darbesinin ardından kurulan Milli Birlik Komitesi varlığının gereğini yerine getirerek  “Hangi profesörler zararlıdır?” sorusuna karşılık geldiğine inandıkları 147 kişilik bir liste hazırlatıyor. Neye göre, kime göre zararlı? Muhakkak ki dönemin nutukları içinde birçok defa vatandan, vatan sevgisinden söz ediliyordu. Fakat vatanın ihtiyaç duyduğu sayısı zaten sınırlı üstün yetenekler ideolojik bir katılıkla damgalanıp atıl hale getiriliyordu. Herhalde bir sonraki darbeyi mümkün kılacak zayıflama da bu şekilde teminat altına alınmış oluyordu. Listedeki 147 kişinin hayatlarının sonraki akışı kolay olmamıştır tabii ki ancak bizler de onların yokluğunda daha müreffeh, asayiş içinde ve ilmi seviye açısından da görkemli bir hayat sürdürmedik. Bu düşük seviyenin amaçlanmadığı nasıl söylenebilir? “Liyakat önemsiz, yeter ki bizden olsun” mantığı kolay değişmiyor bu topraklarda.

Gitmeye mecbur kalan için ise uğradığı haksızlığın soruları dilde yurtlanma çabasını getirecektir zaman içinde. Hiçbir kıymetli eser emeksiz elde edilmiyor. Yer değiştirmeyle gelen zor başlangıçlar, başka türlü bir bakışı sağlayacak vitray pencereler sunabilir. O kadar da kolay olmamıştı tabii bir de o açıdan bakmanın yolculuğu: “Türkiye’yi, İstanbul’u terk edeceğim zaman Galata Köprüsü’nün Karaköy tarafına gittim. Oradan 15-20 dakika kadar Üsküdar’a baktım. Güzel bir geceydi, artık vakit de gecikiyordu. Döndüğümde, gözlerimin yaşını silmek zorunda kalmıştım. İşte son hislerim buydu. Kızmadım da, o zaman tabii üzülmüştüm. Bugün bir kızgınlık duymuyorum. Memleketime, yine ne vermem gerekirse onu vermeye çalışıyorum.”

Bu bilgece bakış olmaksızın sabır ve sebat nasıl mümkün olurdu! Fuat Sezgin’in uzun çalışma saatlerine sıklıkla atıfta bulunulur ilim ve sanat çevrelerinde. Abdullah Başaran, Sezgin’in 17 saati bulan çalışma süresinin uzunluğuna değil daimi ve verimli oluşuna dikkat çekiyordu, twitter’da. Nerede olursa olsun bir seccade üstünde yöneliyorsun kıbleye; Doğu da Batı da Allah’ın. Süreklilik, sebat, kanaat, amaçlılık… Mehmet Akif de dehanın onda dokuzunun çalışmak olduğunu söylemişti. Deha yoktur, diyor Ranciere de “Cahil Hoca”da, dikkat eksikliği ve tembellik vardır.

Şimdiki dönemin akademileri de kuşatan sıkıntısı, sürekliliği oluşturacak anlamlı bir birikim için kolları sıvayacak bir coşkudan yoksunluk. Bir amaca doğru ilerlerken bilgi okyanusundan nasıl geçileceğini kavramak disiplinli bir çalışma istiyor. Dijital teknoloji üşengeç zihinlerin nefesini daraltan bir etki uyandırıyor.

Kadir kıymet bilmeme, rövanş siyasetlerinin de eseri. Bir hükümet değiştiğinde bütün kadroların da değişmesi, faydalı çalışmaların yarıda kalması anlamına geliyor. Çok sözü edilen medeniyet perspektifi ise her görüşte liyakat sahibi insanın kıymetini bilmekle oluşuyor muhakkak ki… Liyakat eksikliğinde adalet de eksiliyor elbette herhangi bir zeminde. Tarafgirliğe dayalı tercihlerle ne çok yetenek yitirdi çeşitli kadrolar! Bu tercihi dayatmak için ise hakkı çiğnenenler insafsızca suçlamalara maruz bırakılıyor.


İhsan Süreyya Sırma Hoca’nın Beyan Yayınları tarafından “Pervari’den Paris’e” başlığıyla yayımlanan hatıralarında da başarılı bir ilim adamının köken üzerinden maruz kaldığı dışlamalar karşısında ilmi faaliyetlerini sürdürme çabasını üzüntü ve hayranlık içinde okuyoruz. 1960 cuntacılarına göre ise Fuat Sezgin “zararlı profesör”dü. O zararlı profesör Almanya’ya giderken yanına giysilerinin yanı sıra sadece belge ve fişlerle dolu iki bavul almıştı. Belge ve fişlerle dolu bavullar geleceğe J.W.Goethe Üniversitesi’ne bağlı Arap-İslam Bilimleri Tarihi Enstitüsü ve bu enstitüye bağlı bir müze bağışlamanın temel malzemeleri oldu, sahibinin taşıdığı iman ve disiplinle.

Fuat Sezgin Hoca 36 yaşındayken ülkesini terk etmek zorunda kaldı. Başına gelenler yüzünden hınçla dolmadı, kendine has çizgisinde derinleşerek çalışmalarını sürdürdü.

Öğrencilerinden Prof. Dr. Akif Koç’un kendisine yönelttiği “Hiç durmadan çalışmanın yöntemi var mı?” sorusuna rahmetli Sezgin şu cevabı veriyor: “Bütün hücrelerimin dinlenmeye o kadar fazla ihtiyacı var ki anlatamam! Ancak bunu hissettiğim her defasında, İslam âleminin durumu ortadayken dinlenmeye hakkım olmadığına kendimi bir kez daha ikna ediyorum. Ben kabirde dinleneceğim.  40 senedir Frankfurt’tayım. Ancak hiçbir yerini gezmeye fırsatım olmadı.”

Boşuna değil vefatıyla âlemin öldüğü hissine kapılışımız. Eserleri çok değerli, ancak Fuat Hoca bize bir de “zararlı profesör” suçlamasının ne denli dönemsel, ne denli gerçeklerden uzak olabileceğine dair bir düşünme sorumluluğu bıraktı.  Keşke hakkıyla değerlendirebilsek bu mirası… 


Fuat Hoca’nın aziz hatırasına herhalde görkemli anmalarla değil müphem sebeplerle işinden edilen KHK mağdurları konusundaki yaraları onarmakla saygılarımızı sunmuş oluruz.

Cihan Aktaş, 14.07.2018, Sonsuz Ark, Konuk Yazar,  Perspektif Yazıları, 



Sonsuz Ark'ın Notu: Cihan Aktaş Hanımefendi'den yazıları için yayın onayı alınmıştır.  Seçkin Deniz, 09.05.2015

Yazının ilk yayınlandığı yer: Gerçek Hayat





Sonsuz Ark'tan


  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
Yorum Gönder

Seçkin Deniz Twitter Akışı