14 Haziran 2018 Perşembe

SA6312/KY49-İTIĞLI107: Ürdün Sıcağında Bahar Havası

"Ürdün’deki protestolar bir özgürlük talebi ile ortaya çıkan gösteriler değil. Yine de Haşimi krallığı hegemonyasındaki Ürdün’ün başkenti Amman’da 200-300 bin kişinin caddeleri ve meydanları doldurarak “kral” aleyhine slogan atamasalar da tepkilerini hükümete çevirmeleri pek alışılageldik bir durum değil."


Ortadoğu ülkelerinden herhangi birinde bir kıpırdanma, hareketlilik olsa hemen “yeni bir Arap Baharı mı başlıyor” şeklinde bir söylem ortaya çıkıyor. Bir müddet sonra bu beklenti tekrar kendini Ortadoğu’nun sıcağına teslim ediyor ve bir başka bahara kalıyor her şey.

Ürdün’de on gündür sokak protestolarının devam etmesi benzer bir beklenti oluşturdu. Bazı Ortadoğu uzmanları erken davranarak Ürdün’de devam eden Haşimi rejiminin devrileceğini, demokrasinin inşa edilebileceğini öne sürdü. Fakat Ortadoğu’da demokrasi, halk iktidarı, çoğulculuk gibi kavramların silahlardan daha tehlikeli olduğu göz ardı edildi.

Filistin özgür olmadan Ortadoğu özgür olmaz. Filistin’de halklar kendi iradelerine bağlı kalarak hakimiyetlerini sağlamadıkça bir Arap Baharı’ndan söz edilemez. Ne zaman Araplar Filistin için sokakları, caddeleri doldurur ve küresel hegemonyaya başkaldırırsa, özgürlük de gelir demokrasi de.

Başta ABD ve İsrail yönetimlerinin Ortadoğu rejimlerinden memnun olduğunu görmeliyiz. Özellikle Suud yönetimi ve Birleşik Arap Emirlikleri kendilerine verilen görevleri hakkıyla yerine getiriyor. Bu iki ülkede bir kıpırdanma olmadan Ortadoğu’daki yönetim değişikliğini beklemek bir hayal olacaktır. Ortadoğu’nun en güçlü Arap ülkesi Mısır bile, Sisi darbesinden beri bu iki ülkeye bağımlılığını devam ettirmekte.

Gerek Suud yönetimi, gerek Birleşik Arap Emirlikleri global ölçekte girişimler yaparlardı fakat bu girişimlerini artık bir baskı aracı olarak kullanarak Ortadoğu’ya kaydırdılar. Geçen yıl Katar’a uyguladıkları ambargo bunun en önemli kanıtı. Kendileri ile ortak hareket etmeyen devletleri hizaya getirme, terbiye etme girişimi bu.

Katar, parası sayesinde direndi ve direnmeye devam ediyor. Fakat Filistin konusunda kendileri gibi düşünmeyen ve hareket etmeyen Ürdün’ün direnme şansı pek yok. Gerçi Ürdün yönetimi de Suud ve Birleşik Arap Emirliklerinden farklı bir düşünceye sahip olmasa da kamuoyu tepkisi farklı bir politika izlemeyi zorunlu tutuyordu. Ürdün şimdi bu ikilemin sancısını çekiyor ve ekonomi kullanılarak hizaya çekilebileceği görülüyor.

Ürdün’deki protestolar bir özgürlük talebi ile ortaya çıkan gösteriler değil. Yine de Haşimi krallığı hegemonyasındaki Ürdün’ün başkenti Amman’da 200-300 bin kişinin caddeleri ve meydanları doldurarak “kral” aleyhine slogan atamasalar da tepkilerini hükümete çevirmeleri pek alışılageldik bir durum değil. Arap Baharı’nın başladığı o heyecanlı günlerde dahi birkaç sokak gösterisi ile geçirmişti Ürdün sokakları. Şimdi ise ülkenin üç büyük şehrinde gece yarılarına kadar devam eden dev kalabalıkların gösterisi Beyrut’un ihtişamlı caddelerinden daha çok göz kamaştırıyor.

Ürdün’ün sokak gösterileri gecelerini yaşamasının birinci nedeni siyasi. Bir bakıma Ürdün’ün geleneksel Filistin politikası ile alakalı olup, bu politik duruşun değiştirilmesi ABD, İsrail ve onun yerli işbirlikçileri Suud ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından istenmekte. Aba altından sopa göstererek Suud, Birleşik Arap Emirliği Bahreyn, Mısır arasındaki işbirliğine dahil edilmek istenmekte. Suud bu garantiyi aldıktan sonra ABD’ye verdiği paranın yirmide birini Ürdün’e verse, protestolar o gece durur ve Ürdünlüler hayatlarına kaldıkları yerden tekrar devam eder.

Bazı Arap gazetecilerin halk gösterilerine yaklaşımları da oldukça tuhaf. Gösterilerin dış kaynaklı olduğunu ifade ederek, amacın ülkedeki İslam geleneği olduğunu söylüyorlar. Ürdün Haşimi krallığı tarafından yönetildiği için doğrudan İslam’ı hedef alan bir dış saldırıymış. Bu gülünç iddialara inananlar var mı bilinmez ama bir süre sonra Suud yönetiminin devreye girip, yüklü miktarda bir ödeme yaparak Ürdün yönetimini rahatlatabileceğini söyleyebiliriz. IMF düşman olarak gösterilip, Suud kurtarıcı rolünü üstlenecektir.

Ürdün’deki bu gösterilerin en büyük nedeni ekonomik. Yeni vergi yasasının çıkarılmak istenmesi. IMF’nin borçları tahsil etmek için faturayı Ürdün hükümeti kanalıyla halkın üzerine yüklemesi. Aslında 2016’dan beri Ürdün bu krizi yaşıyor. IMF Ürdün’ün 37 milyar dolarlık borcunu tahsis etmek için hükümete kemer sıkma önermiş ve aşama aşama uygulanmaya başlanmış, yiyecek, benzin, elektrik  fiyatlarında artış gerçekleşmişti. Meclisten çıkan IMF’nin dikte ettiği kanunla, Ürdün vatandaşına yüzde 4.5 ile yüzde 10 arasında değişen ek bir vergi yükü konmuştu. Bankalar için de ek bir vergi yükümlülüğü getirirken özellikle küçük esnafın belini kıracak yeni vergi yükümlülükleri de getirilmişti.

Ürdün diğer Ortadoğu ülkeleri gibi ekonomisi petrole bağlı bir ülke değil. Dış yardım alan bir ülke olup ekonomik olarak körfez ülkeleri ile ABD ve İngiltere’ye bağımlı. Çoğunluğunun Filistinli olduğu fakru zaruret içinde yaşayan bir ülke Ürdün. IMF’nin bu kararlarına boyun eğmek fakirliğin daha da artmasını sağlayacak ve dışa bağımlılık sona ermeyip daha da yaygınlaşacaktır. Son yılda turizmin gelişmesi ekonomiye bir hareketlilik getirmişti ama turizmciler, vergi artışından en fazla etkilenen kesimi oluşturdukları için, bu durum turizmi de baltalayacaktır.

Gelir vergisinin son altı yılda dört kez artırıldığı bir ülkeden bahsediyoruz. Gelir vergisindeki artışa rağmen milli gelirde son beş senede önemli bir düşüş yaşanırken halkın alım gücü de azaldı. Hükümet enflasyon artışını gizlemeye çalışsa da enflasyon son iki yıldaki artışı son 20 yılki artıştan daha fazlaydı.

Kral Abdullah’ın bu protestolara karşı ilk tepkisi Başbakan Hani el Muki’ni istifa ettirerek görevden alınması ve Eğitim Bakanı Ömer el Rezzaz’ın başbakanlığa getirilmesi oldu. Ürdün’deki sorunun bir hükümet sorunu olduğundan ziyade bir sistem sorunu olduğunu gizlemek istedi. Oysaki Başbakan zaten Kral’ın emriyle bu vergi yasasını mahkemeye getirmişti. Değişmesi gerekenin sistemin kendisi olduğu anlaşılmak istenmedi.

Ürdün’den bir bahar çıkarmak erişilmez bir beklenti olur. Protestolar bir müddet daha devam eder, kral her zamanki gibi dostlarını ziyaret ederek Ürdün için gerekli parayı toplamayı başararak geçici bir süre sorunları tekrar erteler. Babası Kral Hüseyin de benzer girişimlerde bulunur, bir krizle karşılaştığında önce İngiltere’yi sonra Suud krallığını ziyaret ederdi. Elinde hep “Filistin” kozu vardı, şimdi de yine aynı koz söz konusu. Ürdün’ün Körfez sermeyesi ve küresel hegemonyaya Katar gibi bir direnme potansiyeli yok. Eğer olsaydı zaten Ürdün Filistin’in haklı ve özgür sesi olmaya devam ederdi.


İbrahim Tığlı, 14.06.2018, Sonsuz Ark, Konuk Yazar, Afrika'dan
İbrahim Tığlı Yazıları




Sonsuz Ark'ın Notu: İbrahim Tığlı Beyefendi'den yazılarının yayınlanması için onay alınmıştır. Seçkin Deniz, 23.06.2016



Yazının İlk Yayınlandığı Yer: Gerçek Hayat




Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
Yorum Gönder

Seçkin Deniz Twitter Akışı