10 Şubat 2018 Cumartesi

SA5621/KY38-SevDur122: Darlığa Sabreden, Varlıkla Övünmeyen Bir Dervişti Ahmet Kara



Takdim

Geçen hafta 61 yaşında hakkın rahmetine yürüyen Ahmet Kara, onu tanıyanların itirafıyla tam bir gizli kahraman. Nev-i şahsına münhasır, ümmetin derdini dert edinmiş, cömert ve iyiliği yüzünden okunan güzel bir Müslüman olduğuna yönelik şahitlikleri var yakınlarının. 

12 Eylül darbesi öncesi ülkenin karanlık günlerinde Erzurum’da öğrenci olan her Müslüman gibi, birçok zorlukla mücadele etti. Bu mücadelesinde imtihan dünyasında olduğunu bir an bile unutmayarak son nefesine kadar hakkaniyetle yaşadı. Edebiyat öğretmeni olan Kara, bir buçuk yıl hapis hayatından sonra memurluktan men edildi. Fakat mücadelesi orada bitmedi.

Ailesi ile birlikte Çağrı marketler zincirinin kurucusu olan Ahmet Kara’nın patron havası olmadığından, dışarıdan gören onu market elemanı sanabilirdi. Hayır hasenat yolu bildiği en doğru yoldu. Kara ailesine baktığınız zaman, bütün kardeşlerin ve özellikle de babaları Aziz Kara’nın mümin yaşamına şahitlik etmeyen yok. Baba Kara’nın, arada bir kendi marketlerine müşteriymiş gibi giderek, çalışanlara maaşlarını alıp almadıklarını, bir sorunlarının olup olmadığını sorması bile hesap terazisini nasıl ince eleyip sık dokuduğunun bir göstergesi. Üsküdar’da 6. Dönem Belediye Başkanlığı yapan kardeşi Mustafa Kara’nın gülen yüzüyle yaptığı hizmetler ise hafızalarda henüz çok taze.

Geride eşini ve beş kızını bırakarak fani dünyadan göç eden Ahmet Kara’yı anlatmayı, uzun yıllar onunla birlikte yol yürümüş, kâh ağlamış, kâh gülmüş dostlarına bıraktık. Her biri Kara’nın kara gözünden, kara kaşından, ama en çok da gülen yüzünden söz etti. İyi bir Müslüman olduğuna şahitlikleri ise, herkesi imrendirecek nitelikte.

Fikrin gücüne inanırdı

Tam 37 yıl boyunca dostluğu devam eden, öğrencilik yıllarında olduğu gibi, ticaret hayatında da yanında olan Ahmet Kuru, arkasında yazılı bir eser bırakmasa da, çok önemli izler bıraktığını söylüyor Ahmet Kara için:

“Fazilet yolundan ayrılmamış, kalıcı güzelliklere talip olmuş, bunların peşinden koşan biriydi. Gördüklerini, duyduklarını, okuduklarını kendi süzgecinden geçirirdi. Dost, arkadaş toplantılarında ölçülü konuşur, okuduklarından, takip ettiği düşünce adamlarından çevresini haberdar ederdi. Edebiyat ve sanata olan ilgisi ayrıca incelenmeye değer. Düşünce ve sanat konusunda hayatı boyunca teşvik ve destekçi olmuştur. Fikrin gücüne inanan bir kişiliği vardı.

Derginin ve kitabın onun hayatında ayrı bir yeri vardı. Elli-yüz sene boyunca devam eden yayın organlarımızın olmamasını dert eder, sürekli gündemde tutardı. Faaliyet gösterdikleri gıda, temizlik piyasasındaki tüm girişimleri desteklerdi. Müşteri ve tedarikçi firma temsilcileriyle olan sohbetlerinde konu her zaman sanat ve edebiyata gelirdi. İnsanları kırmamak, üzmemek için hassasiyet gösterirdi. Müşterek Üsküdarlı bir dostumuza karşı bir anlık hatasını düzeltmek için kaç sefer önünü kesip özür beyan ettiğini biliyoruz. Efendiliğin, dostluğun canlı bir örneğiydi.”

Köprü vazifesi görürdü

İslami kimlik taşıyan en zıt gruplar arasında bile köprü vazifesi görebildiğini mutedil kişiliğine bağlayan Şair Mürsel Sönmez, hem mahalleden hem de edebi çevrelerden arkadaşı Ahmet Kara’nın. Herkes tarafından saygıyla anılmasının en çok vurgulanması gereken özelliği olduğunu belirten Sönmez, şu ifadelerle şahitlik ediyor Kara’nın yaşamına: 

“Erzurum’daki İslamcı gençliğin cesur, yiğit mensuplarından birisiydi Ahmet abi. 12 Eylül sonrasında İstanbul’a geldiğinde daha sık görüşmeye başladık. “Müslümanlar” üst başlığı altında farklılıklara itibar etmeksizin, bütün insanlarla hoşgörülü ve sevgi dolu ilişkiler kurardı. Entelektüel ilgileri de çok fazlaydı Ahmet abinin. Doksanlı yıllarda çıkarttığımız Kardelen edebiyat dergisinin oluşumunda büyük katkısı vardır.

Sadece İslami kesim değil, diğer kesimlerle de ilişkileri olurdu ve muhataplarının üzerinde saygınlığı vardı. Birilerine şirinlik yaparak değil, Müslüman kimliğinden ödün vermeyerek ama zarafetiyle ilişki kurardı. İnsanların gerçeklik algısının değiştiği şu günlerde, Ahmet Kara gibi sahici insanların kıymeti daha çok anlaşılıyor. Ahmet abiyle aynı mahallede oturuyorduk ve onunla ilgili en net söyleyeceğim şey, dosdoğru bir İslami kimlik örneğini ortaya koyması. Bu anlamda da ciddi etkileyiciliği vardı. Gittikçe azalan kaliteli insanların temsilcilerindendi, hem Müslüman olarak hem de insan olarak. Ve en çok vurgulanması gereken özelliği, karşıt görüşlü kişiler üzerinde bile saygı uyandıran bir kişiliğinin olmasıdır.”

Gir cennetin kapısından içeri

12 Eylül öncesinde Milli Türk Talebe Birliği Erzurum İcra Konseyi Başkanı olan Hüseyin Selçuk, Erzurum’da öğrenci olmanın zorluğunu anlatırken Aras nehri Sovyet topraklarına dökülüyor diye sağcı grupların “Komünist Aras” diye bağırdığından, Kars otobüslerinin “Kahrolsun komünistler” diyerek taşa tutulduğundan örnek veriyor. 

“Erzurum’da öğrenci olmak herkes için, özellikle de İslamcılar için çok zordu. Hele Ahmet Kara gibi hem İslamcı olacaksın hem Karslı olacaksın bir de yetmiyormuş gibi Eğitim Enstitüsü’nde öğrenci olacaksın, bu hiç mi hiç çekilir bir şey değildi. Fakültede 4 yıl boyunca bir grup arkadaşıyla birlikte çok baskı gördüler ama yılmadılar, direndiler.

Ahmet, dergi çıkarma ve dağıtma gibi her türlü kültürel etkinlikten de geri kalmazdı. Bir gün ‘Vahdet’ adında bir gazete çıkaracaklarını, benim de gazetede yazmamı rica ettiler. Ben de memnuniyetle kabul ettim ve gazete kapanana kadar yazmayı sürdürdüm. 12 Eylül 1980 darbesinde teşkilatlar, dergi ve gazeteler kapandı ve o güne kadar fikir özgürlüğü içinde değerlendirilen yazılar suç sayıldı. Ahmet Kara Yazı İşleri Müdürü sıfatıyla gazetede yer alan bazı yazılardan dolayı bir buçuk yıl hapis yattığı için öğretmenlikten atıldı.

20 yıl sonra tekrar buluştuğumuzda; başından geçenleri sıradan bir olaymış gibi anlatıp gülerdi. Filanın yüzünden hapis yattım, yokluk darlık çektim diye tek bir cümlesini duymadım. Yanlışlıkla karakola düşüp iki tokat yiyip çıkanların anlata anlata bitiremedikleri mücadelelerini duydukça, onun tevazuu, fedakarlığı ve yurtseverliği hep hatırlanacaktır.

Tam da Hafız İlyas’ın bana: ‘Buğdaya talip ol Hüseyin, buğdaya talip olursan saman yanında gelir’ sözünü doğrularcasına bir hayat yaşadın Ahmet. Darlığa sabrettin, varlıkla övünmedin, bir derviş gibi yaşayıp bir derviş gibi ruhunu teslim ettin. Korkma, sana açıktır ya, kapalı da olsa, Üstadın dediği gibi ‘Vur tekmeyi, gir cennetin kapısından içeri…”

Hiç kimsede olmayan muhteşem özelliği

1970 öncesi her taraflarından vızır vızır bombalar geçerken, insanlarla tanıştıklarında bir kişi daha fazla oldukları için sevindiklerini söyleyen Ferman Karaçam, Ahmet Kara’yla da 1976 yılında böyle bir ortamda tanıştığını belirtiyor. 

“Gülen yüzüyle hareket eden, mülayim, oldukça olgun görünen Anadolu genci bir arkadaşımızdı. Gençlerle, yoksul çocuklarla çok ilgilenirdi. Biz Kurşunlu Medresesi’nde kalırken, gecenin bir vakti gelir, boş bulduğu yere kıvrılarak üstü başıyla yatardı. Sabah namazına kalktığımızda biz tekrar yatar, Ahmet kaybolurdu. Nereye gider, niçin gider, ne yapar, ne eder kimse bilmezdi. Bir ara sabahları kalktığımızda cebimizde olan üç beş kuruş sigara paramızı bulamaz olduk. Bir gün, iki gün derken çektim Ahmet’i kenara, ne yapıyorsun sen, sigara paramı almışsın, bari üç beş dal sigara bıraksaydın dedim. Ne olmuş yani üç beş kuruştan, veririz dedi. Ahmet sömestre tatili için memleketine gittiğinde, Kurşunlu Medresesi civarına yırtık pırtık elbiseli yoksul çocuklar geldi. Ahmet’i sorup duruyorlardı. Ne yapacaksınız Ahmet’i dediğimde çekinerek, bize para veriyordu, harçlığımız bitti dediler. Sonradan öğrendik ki, Ahmet cebimizden aldığı paraları birleştirip, bu yetim, öksüz ve fakir çocuklara veriyordu. Hiç kimsede olmayan muhteşem bir özelliğiydi.

Parası olduğunu bilemezdiniz Ahmet’in. Varsıl olduğu zaman da, yoksul olduğu zaman da parayı ne cebinde ne de kalbinde taşıdı. Hiç unutamadığım bir özelliği de, ne kadar işimiz olursa olsun, ezan okunduğunda namaza kalkması. Babasını tanıyınca anladım bunun sebebini. Kuranı Kerim’de, hadisi şeriflerde tarif edilen dört dörtlük bir mümindi babası da.”

Ahmet’in beraat belgeleri

Yaşadıkları öğrencilik yıllarını Erzurum’dan Kars’a, Kars’tan Erzurum’a neredeyse pasaportla gidilen bir dönem olarak tanımlayan Fuat Sağıroğlu, Ahmet Kara’nın cesaret ve gözü pekliğini şu satırlarla anlatıyor: 

“O ortam içerisinde ne yapılabilir diye düşünürken, dergi çıkartmaya karar vermiştik. Ferman Karaçam genel yayın yönetmeni, Ahmet Kara yazı işleri müdürü biz de sahipliğini üstlendik. Daha sonra baktığımda 18-20 yaşlarında çıkarttığımız derginin hakikaten kaliteli bir dergi olduğunu gördüm. Bulunduğumuz ortama göre de itidalli bir dergiydi. Önceleri Erzurum’da kurşun dökme matbaalarda basıyorduk dergiyi. Paramız olmadığından dizgisini biz yapar, matbaada sabahlardık. Daha sonra Milli gazetede bastırmaya başladık. 15 günde bir sırayla İstanbul’a baskısını yapmaya geliyorduk. Bir sayısında bir arkadaşımızın imzasız sert içerikli bir yazısını getirdi Ahmet. Yazının başımıza iş açacağını düşündüğümüz için, girmedik dergiye. Hatta Ahmet ısrar etti, ama kabul etmedik. İstanbul’a baskıya gelme sırası Ahmet’teydi. Baskıyı yapıp gazeteyi getirdiğinde o yazının gazeteye girmiş olduğunu gördük. Yazı işleri müdürü olduğundan isimsiz yazılan o sert yazıdan dolayı 163’ten dava açıldı Ahmet’e. Mezun olup Nevşehir’de öğretmenlik yaparken cezanın infazı için cezaevine girdi. Orada da Atatürk’ü koruma kanuna muhalefetten bir hüküm giydi. Onun infazı için de İstanbul’a geldi. Bu iki mahkumiyet huzuru ilahide Ahmet’in beraatının belgeleridir. Nasıl bir istikamet üzere olduğunu gösteren belgelerdir.”

İki gün boyunca bayrak diktik

Gözü kara ve gülen yüzlü bir arkadaş olarak Ahmet Kara’yı tanıdığını söyleyen Faruk Alp, Sovyetlerin Afganistan’ı işgaline karşı yaptıkları bayrak yakma protestosunu anlattı. 

“Erzurum’da Kurşunlu Medresesi’nde kalırken gece çok geç saatlerde kapım çaldı. Biraz endişeli bir şekilde kapıyı açtım, baktım Ferman’la Ahmet telaşla beni kendi hücresine çağırıyor. Büyükçe kırmızı ve sarı renklerde kumaş vardı yerde. Oraç ve çekiç figürünü de görünce canım çok sıkıldı. Tedirginlikle ne olduğunu sorduğumda, eylem yapacaklarını, bu büyük Sovyet bayrağını yakacaklarını söylediler. Çok büyük boyutta bir bayrak olduğu için dikmekte zorlanmışlardı. Benden yardım istediler. Yere serdik kumaşları. İki gün boyunca uğraştık. Nihayet bittiğinde protestoyu da emniyet güçlerini uyandırmadan yapmak gerekiyordu. Kaloriferlerin bozuk olduğunu, bunun için protesto amacıyla yürüdüğümüzü duyurduk her yere. Gittikçe artan bir kalabalıkla şehir merkezine geldik. Polisler siyasi bir şey göremedikleri için fazla üzerinde durmadılar. Valiliğin önüne geldiğimizde bir arkadaşımız konuşma yaptı ve arkasından biz de bayrakları çıkartarak tutuşturduk. İntihardı yaptığımız, ama başarılı bir şekilde sonuçlandı.”

Bir yağız delikanlı

Üniversite yıllarından arkadaşı olan Ahmet Poçanoğlu da Ahmet Kara’yı yağız bir delikanlı ve mümin olarak yad edenlerden. 

“Erzurum’da bazı arkadaşlar okumaya önem verirdi, bazıları da eyleme. Ahmet iki yönlüydü. Hem MTTB’nin faaliyetlerine katılırdı hem de çok okurdu. Herkes tarafından sevilen, idealleri olan, dünyayı değiştirme hevesi ve gayreti olan bir arkadaşımızdı. Erzurum’da Bahattin Yıldız, Ahmet Kara gibi dünyanın uzağında durarak bütün dünyaya vaziyet etme, değiştirme iddiasında olan entelektüel birikimi yüksek arkadaşlarımız vardı. Erzurum çevresinin farklılığı, dünyanın bütün problemleriyle, meseleleriyle yakından ilgili, onlara çözüm getirebilecek bir entelektüel birikime sahip olmasıydı.”

Tüm bölgeye etki etmeye çalışırdık

Ahmet Kara’dan Kars’ın kara yağız delikanlısı olarak bahsediyor Ömer Kılıç:

“70’li yılların sonunda okulların kapanmasıyla herkesin tatilini geçirmek için memleketine koştuğu yaz aylarında, Ahmet Kara, Mahmut Varol ve ben, Hınıs, Tekman ve Karayazı’da kütüphane açma adı altında yaptığımız teşkilat çalışmalarını, aradan 40 yıl geçmesine rağmen unutabilmem mümkün değil” diyor. “Aklımız başımızdan beş karış yukarıda olsa ve birçok hatalar yapmış olsak da, adanmışlık duygusuyla yaşadığımız o günler, hesabını en kolay verebileceğime inandığım günlerdir.

Bir defasında da adeta çıkartma yapar gibi Muş’a gitmiştik. Erzurum’u merkez kabul eder ve tüm bölgeye etki etmeye çalışırdık. Çok güzel insanlarla tanışır ve geleceğe dair ülkemiz ve ümmet coğrafyası için çok güzel hayaller kurardık. Vefatından sonra taziye için yazıştığım Mahmut’un dediği gibi, o günlerde kurduğumuz hayallerimizin çoğunu gerçekleştirmeyi Allah bizim kuşağımıza nasip etti, ama o yokluk günlerini çok çabuk unuttuk. Ancak böyle birer birer eksildikçe hatırlıyoruz.”

Allah rahmet etsin der, ailesine sabr-ı cemil niyaz ederiz.



Sevda Dursun, 10.02.2018, Sonsuz Ark, Konuk Yazar, Röportaj, Eleştiri

Sevda Dursun Yazıları



Sonsuz Ark'ın Notu: Sevda Dursun Hanımefendi'den çalışmalarının yayınlanması için onayı alınmıştır. Seçkin Deniz, 12.09.2015


İlk Yayınlandığı yer: Gerçek Hayat





Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
Yorum Gönder

Seçkin Deniz Twitter Akışı