17 Şubat 2021 Çarşamba

SA9081/TG329: İngiltere Öjenik Hareketine Bağlı Oxford-AstraZeneca Aşısı Geliştiricileri- III

    Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

Sonsuz Ark'ın Notu:
Çevirisini yayınladığımız analiz, RT AMERICA'nın eski bir segment üreticisi, Çocuk Sağlığı Savunması araştırmacı muhabiri, Washington DC'de yaşayan gazeteci Jeremy Loffredo ve 2017'den 2020'ye kadar Mint Press News'de kadrolu yazarlık ve kıdemli araştırmacı muhabirliği yapan The Last American Vagabondyazarı, araştırmacı ve gazeteci Whitney Webb'in ortak çalışmasıdır ve Bill Gates'in de bir parçası olduğu Oxford-AstraZeneca Aşısı Geliştiricileri'nin 'insan türlerini geliştirme bilimi' yoluyla, arzu edilen spesifik kalıtsal özelliklere sahip insanları eşleştirerek “daha iyi özelliklere sahip bir insanlık” elde edebilmeyi amaçlayan İngiltere Öjenik HareketiBritish Eugenics Society ile bağlarına odaklanmaktadır.
Seçkin Deniz, 17.02.2021

Developers of Oxford-AstraZeneca Vaccine Tied to UK Eugenics Movement

Galton Enstitüsü: Yirmi Birinci Yüzyıl İçin Öjenik

Hem Wellcome Trust hem de Adrian Hill, Avrupa'nın en kötü şöhretli öjeni topluluğu olan İngiliz Öjeni Topluluğu ile yakın bir ilişki içindedir. Öjeni Derneği, 1989'da Galton Enstitüsü adını aldı;  öjeniği  sık sık "ırksal varlığın iyileştirilmesi bilimi" olarak tanımlayan, öjeniğin sözde babası Sir Francis Galton'a saygı gösterisinde bulunan bir isim.

Wellcome Trust örneğinde, Trust'ın kütüphanesi, Öjeni Derneği tarihi arşivlerinin koruyucusudur. Wellcome Trust, Çağdaş Tıp Arşiv Merkezini ilk kurduğunda, edinmeye çalıştığı ilk kurumsal arşiv, Öjeni Topluluğu-Galton Enstitüsü'nün arşivi idi. Wellcome web sitesi Öjeni Derneği'nin asıl amacını, "ulusun biyolojik olarak iyileştirilmesi ve genetik olarak 'uygun olmayanlar' tarafından topluma dayatıldığı kabul edilen yüklerin hafifletilmesi amacıyla, Britanya'daki kalıtım konusundaki kamuoyu anlayışını artırmak ve ebeveynliği etkilemek” olarak tanımlıyor. 

Sitede ayrıca, toplum üyelerinin menfaatlerinin, “20. yüzyılın ilk yarısında hızla gelişen bir konu olan kalıtım biyolojisi ile doğum kontrol yöntemleri, suni tohumlama, istatistikler, cinsel eğitim ve aile yardımlarının sağlanması arasında dağılım gösterdiği belirtilmektedir. "Wellcome'ın kıdemli arşivcisi Lesley Hall, Wellcome'da düzenlenen Öjeni Derneği arşivi tartışmasında, ırkçı bir öjenikçi olan Francis Galton'dan "on dokuzuncu yüzyılın sonlarına doğru ortaya çıkan yüce bir bilge" olarak bahseder.


Şimdi Galton Enstitüsü adını almış olan Öjeni Derneği tarafından 1930'larda yayınlanan bir poster.  Kaynak: Wellcome Library

Şu anda Galton Enstitüsü olan eski İngiliz Öjeni Derneği'ndeki birkaç üst yönetim pozisyonda, Galton Enstitüsü başkanı Turi King de dahil olmak üzere başlangıçta Wellcome Trust'ta çalışan kişiler bulunmaktadır. Halen Galton Konseyi Üyesi ve Galton öğretim görevlisi olan Dr. Elena Bochukova, daha önce Wellcome Trust Center for Human Genetics'te Adrian Hill başkanlığında çalışmıştır. Galton Enstitüsü'nün Kıdemli Genetik Araştırmacısı Dr. Jess Buxton, daha önce Wellcome Trust'ta bir 'genetik araştırmacısıydı' ve ardından Wellcome tarafından finanse edilen bağımsız bir araştırmayı yürütmeye devam etti. Özellikle ırk odaklı olan araştırması, yerli bir Nijeryalı'nın ilk genetik dizilim haritasını oluşturmayı içeriyor. Ayrıca Adrian Hill, 2008'de 100. yıl dönümlerini kutlayan Öjeni Topluluğu-Galton Enstitüsü'nde bizzat bir konuşma gerçekleştirmiştir.

Galton Enstitüsü’nün, şimdi Galton Review (Galton İnceleme) olarak adlandırdıkları, daha önce Eugenics Review (Öjenik İnceleme) ismini taşıyan dergisinde, kendilerini "eğitimli toplum" olarak ilan eden çeşitli üyeler, nüfus sorunları, genetik, evrimsel biyoloji ve doğurganlık konularına odaklanan makaleler yayınlıyor.

Eugenics Review'un ilk sayılarına bir bakış, Galton'un orijinal hedeflerine ışık tutuyor. “Renkli İnsanların Göçü” başlığını taşıyan ve 1955 yılında yayınlanan bir makalede yazar: "Zencilerin (negro) ve zencimsilerin (negroid) göçü bu şekilde kontrolsüz devam ederse, birkaç on yıl içinde ulusal karakterimize, kaliteli işçiliğimize vb. ne olacak?" diye soruyor. Makale, okuyucuların parlamento temsilcilerine yazmaları ve onları “ırksal iyileşme veya kötüleşme” açısından, “Afrikalıların ve diğer zencimsilerin mevcut akışını kontrol etmek” için acilen bir şeyler yapmaya zorlamaları gerektiği çağrısı ile sona eriyor.

Bugün, Galton Enstitüsü, ırksal azınlıkların Avrupa şehirlerine göçünü kontrolsüz bir tehdit olarak görmeye devam ediyor gibi görünüyor. Oxford'da bir demografi profesörü ve enstitüde uzman olan David Coleman, göçmenlik karşıtı bir örgüt ve savunuculuk grubu olan MigrationWatch adlı bir organizasyonu yönetiyor. Bu organizasyonun görevi; yasal göçü durdurması için hükümete yönelik lobi yaparak ve sözde artan göçün biyolojik ve kültürel tehdidini ortaya koyan verileri yayınlayarak İngiltere'nin Avrupa kültürünü korumak. 

Eugenics Review'un 1961 yılında yayınlanan ve "Yaklaşan Kriz" başlığını taşıyan sayısı, Enstitünün yaklaşan konferansının işlevinin "Margaret Sanger'ı onurlandırmak" olduğunu belirterek, nüfus krizini "niceliği tehdit eden nitelik" olarak tanımlıyor. 

"Amerikan doğum kontrol hareketinin öncüsü" olarak bilinen Sanger, "ırksal iyileştirmeyi" teşvik etmenin sadık bir savunucusuydu ve "renkli insanların yararına kurulduğunu" iddia ettiği Negro Projesi'nin kilit mimarıydı. Ancak Harvard Tıp Fakültesi’nden tıp etiği uzmanı Harriet Washington, Medical Apartheid (Tıbbi Irkçılık) adlı kitabında, "Negro Projesi’nin, öjeni prensiplerini teşvik ederek siyah nüfusu azaltmanın en iyi yolunu bulmaya çalıştığını” ifade ediyor. Sanger, İngiliz Öjeni Derneği’nin Amerikalı bir üyesiydi.

Galton Enstitüsü'nün bir diğer erken üyesi, önde gelen iş adamı ve öjenikçi John Harvey Kellogg'du. Kellogg, Irkı Islah Etme Vakfı’nı (Race Betterment Foundation) kurdu ve göçmenler ile beyaz olmayanların Amerikan gen havuzuna zarar vereceğini savundu. Yine bir başka örnek, 1931'de Galton Enstitüsü'nün başkan yardımcısı olan, Nazi Almanyası'ndaki öjenistlerle ortak araştırma çalışmaları ve Nazi Almanyası'nın acımasız ırk politikalarına katkılarıyla tanınan bir bilim adamı olan Charles Davenport'dur.

Galton Enstitüsü'nün daha yeni bir başka üyesi, Oxford'daki Weatherall Moleküler Tıp Enstitüsü'nün adını aldığı David Weatherall idi. Weatherall, adı hâlâ Öjeni Derneği iken Galton Enstitüsü'nün bir üyesiydi ve 2018'de ölene kadar üye olarak kaldı. 1987'de İngiltere kralı tarafından bilime katkılarından dolayı şövalye ilan edilen Weatherall, Galton Enstitüsü'ne sayısız konuşmada seslendi. 2014 yılında, enstitüde genetik üzerine üst düzey bir konferans verdi ancak bu konferansın transkript veya videosu bulunmuyor. Bir Oxford profesörü olarak Weatherall, Adrian Hill'in doktora danışmanıydı ve nihayetinde, Afrika'da immünojenik araştırmalar yürüten Weatherall Enstitüsü'nde çalışmaya başlayan Hill’in patronu oldu. Galton Enstitüsü'nün eski başkanı olan Walter Bodmer, Weatherall Moleküler Tıp Enstitüsü'nün kuruluşundan bu yana anahtar konumda yer alan önemli bir figürdür. 

Galton Enstitüsü, yüzeysel halkla ilişkiler çabalarıyla geçmişteki ırksal öjeniyi teşvik etme çalışmalarıyla arasına mesafe koymaya çalışsa da; bu durum, kötü şöhretli ırkçının aile üyelerinin, enstitüde liderlik pozisyonlarını elde etmesine engel olmamıştır. Galton Enstitüsü'nde moleküler genetik dalında fahri profesör olan ve çalışmalarının içinde Öjenik: 21. Yüzyılda İnsan Yaşamının Geleceği isimli kitabın da yer aldığı kişi, David J. Galton’dan başkası değildir. David Galton, başlangıçta Galton’un eski başkanı Walter Bodmer tarafından hayal edilmiş olan İnsan Genomu Haritalama Projesi'nin, “öjeninin faaliyet alanını inanılmaz derecede genişlettiğini… Bunun sebebinin, DNA'nın manipülasyonu için çok güçlü bir teknolojinin geliştirilmesi" olduğunu ifade ediyor.

Galton, "öjeniğin bu yeni ve daha geniş tanımının, popülasyon sayılarını düzenleme yöntemlerinin yanı sıra, donör tarafından seçici suni dölleme, gen tedavisi veya germ hattı hücrelerinin gen manipülasyonu yoluyla genom kalitesini iyileştirme yöntemlerini de kapsayacağını söylüyor. Galton, bu yeni tanımı genişletirken, "bazı yöntemlerin devlet tarafından zorunlu hale getirilip getirilmeyeceği veya tamamen bireyin kişisel seçimine bırakılıp bırakılmayacağı" konusunda ise tarafsız.

En güvenli aşıları kim alır?

Oxford-AstraZeneca aşısının arkasındaki oyuncuların ve kurumların (baş geliştiricisi dahil) ırksal öjeniğin yükselişinde ve sürdürülmesinde etkili olan kurumlara ne kadar bağlı ve bağlantılı olduğu düşünüldüğünde; bu özel aşının, bilim adamları ve benzer şekilde medya tarafından, yoksullar ve Küresel Güney ülkelerine yönelik bir COVID-19 aşısı olarak tasvir edilmesi endişe vericidir.

Oxford-AstraZeneca aşısı, COVID-19 aşı rakiplerinin maliyetinin çok altında, doz başına 3 ila 5 dolar arasında daha düşük bir fiyata satılıyor. Moderna ve Pfizer aşıları, doz başına sırasıyla 25-37 dolar ve 20 dolara mal oluyor.  CNN tarafından yakın zamanda yapılan bir habere göre; Oxford-AstraZeneca aşısı, "gelişmekte olan ülkelerde rakiplerine göre çok daha kolay taşınacak ve dağıtılacak”. Rakip aşıların birçoğu karmaşık ve maliyetli soğuk tedarik zincirleri gerektiriyor. Thomson Reuters Vakfı, birkaç uzmandan, hangi COVID-19 aşısının “en yoksullara en kısa sürede ulaşabileceğini” değerlendirmelerini istediğinde, hepsi tercihini Oxford-AstraZeneca adayından yana kullandı. 

Aşının etrafını saran bir dizi güvenlik sorununun ortaya çıkmış olması da diğer bir gerçektir.  Hindistan'da yaşayan ve  AstraZeneca'nın klinik denemesine katılan kırk yaşındaki bir katılımcı, 21 Kasım'da, aşının akut nöroensefalopati veya beyin hasarı geliştirmesine neden olduğunu iddia eden yasal bir bildirimi, Hindistan Serum Enstitüsü'ne gönderdi. Bildirimde katılımcı, "kendisinin ve ailesinin çektiği ve gelecekte yaşanması muhtemel tüm acıların en azından tazmin edilmesinin gerektiğini" ifade etti.

Buna cevaben Serum Enstitüsü, katılımcının tıbbi komplikasyonlarının aşı denemesi ile ilgisi olmadığını iddia etti ve beyni zarar görmüş katılımcıya karşı şirketin itibarına zarar verdiği için 13 milyon doları aşan tazminat talep ederek “yasal işlem” başlatacağını duyurdu. Indian Journal of Medical Ethics'in editörü Amar Jesani, olay hakkında “Bir sponsorun bir deneme katılımcısını tehdit ettiğini ilk kez duydum” diyor. Serum Enstitüsü, Bill & Melinda Gates Vakfı'ndan en az 18,6 milyon dolar aldı ve AstraZeneca ile bir milyar doz aşı üretmek üzere bir anlaşma yaptı.

Oxford-AstraZeneca tarafından aşılarını üretmek için seçilen diğer üreticiler de tartışmaya yabancı değiller. Örneğin, Çin'deki üretim ortakları Shenzhen Kangtai Biological Products, özellikle 2013'te Hepatit B aşısından 17 bebeğin ölümünden sonra, yıllardır tartışmaların merkezinde yer alıyor . The New York Times, Dış İlişkiler Konseyi'nde (CFR) küresel sağlık konusunda kıdemli bir uzman olan Yanzhong Huang'dan alıntı yaparak şöyle dediğini aktardı: "Benzer bir skandalın Çin'de tekrar rapor edildiğini düşünün. . . . Bu sadece aşıyı üreten şirketin güvenini zedelemekle kalmayacak, aynı zamanda AstraZeneca'nın ve aşısının itibarına da zarar verecektir." 

Başka bir örnekte, ABD'de aşıyı üretmek için seçilen imalat ortağı, 2001 şarbon saldırılarıyla bağlantılı, skandallarla dolu bir şirket olan Emergent Biosolutions idi. Daha önce BioPort olarak bilinen Emergent Biosolutions, şarbon aşısı BioThrax ve biyolojik savunma ürünü Trobigard dahil olmak üzere, hiçbir zaman güvenlik ve etkinlik açısından test edilmemiş ürünleri bilerek satma ve pazarlama konusunda uzun bir geçmişe sahiptir. ABD'deki Emergent Biosolutions'ın lider üretim tesisinin şu anki kalite kontrol başkanı, ilaç üretimi konusunda hiçbir uzmanlığa sahip değildir ve buna karşılık Irak, Afganistan ve başka yerlerde faaliyet gösteren eski bir yüksek rütbeli askeri istihbarat yetkilisidir.

Ürün güvenliği ile alakalı karanlık bir geçmişe sahip üreticilerle ortaklık yapma kararlarının ortaya çıkardığı sorunlar, Oxford-AstraZeneca denemelerinde bildirilen olumsuz reaksiyonların yanı sıra bu denemelerin gerçekleştirilme yöntemleriyle de birleşiyor. Eylül ayında, AstraZeneca, Birleşik Krallık'taki bir kadının, New York Times'ın transvers miyelit (TM) ile tutarlı olduğunu bildirdiği "şüpheli ciddi bir reaksiyon" geliştirmesinin ardından, deneysel COVID-19 aşı denemesine ara vermek zorunda kaldı . TM, merkezi sinir sisteminin önemli bir unsuru olan omuriliğin iltihaplanması ile karakterize nörolojik bir hastalıktır. Genellikle uzuvlarda güçsüzlük, mesaneyi boşaltma sorunları ve felç ile sonuçlanır. Hastalar ciddi şekilde sakat kalabilir ve şu anda etkili bir tedavisi yoktur.

TM ile aşılar arasında muhtemel bir ilişki konusundaki endişeler iyice yerleşmiştir. Yayınlanan vaka çalışmalarının 2009 yılında yeniden gözden geçirilmesi sonucunda; bebeklerde, çocuklarda ve yetişkinlerde aralarında hepatit B, kızamık-kabakulak-kızamıkçık, difteri, boğmaca, tetanoz aşılarının bulunduğu çeşitli aşılarla ilişkili otuz yedi TM vakası belgelenmiştir.

İsrail'deki araştırmacılara göre: "Farklı aşıların tek bir otoimmün fenomeni ile ilişkilendirilmesi, bu aşıların bir adjuvan gibi ortak bir paydasının bu sendromu tetikleyebileceği fikrine işaret ediyor." AstraZeneca aşı denemelerinin duraklamasıyla ilgili New York Times makalesi bile, aşıların TM'yi tetikleyebileceğine dair geçmiş "spekülasyonlara" dikkat çekiyor.

Temmuz ayında, bir Oxford-AstraZeneca deneme katılımcısı TM semptomları geliştirdi ve aşı denemesi o sırada duraklatıldı. Sonunda "bağımsız bir kurul" hastalığın aşı ile ilgisi olmadığı sonucuna vardı ve deneme devam etti. Oysaki, Flinders Üniversitesi'nden Nikolai Petrovsky'nin Avustralya Yayın Kurumu’na söylediği gibi, bu kurullar tipik olarak "biyoistatistikçilerden ve ayrıca araştırmayı yürüten sponsor ilaç şirketinin tıbbi temsilcilerinden" oluşur. Ardından Ekim ayında Brezilya'daki bir deneme katılımcısı öldü ancak bu vakada AstraZeneca, kişinin kontrol grubunun bir parçası olduğunu ve dolayısıyla COVID-19 aşısı yapılmadığını öne sürdü.

Forbes'a göre, AstraZeneca aşısı, hayvan deneylerinde koronavirüsün yayılmasını durdurmada etkisizdi. AstraZeneca'nın COVID-19 aşısı enjekte edilen altı maymunun tümü, aşılandıktan sonra hastalığa yakalandı. Bu maymunların tamamı ortadan kaldırıldı, yani maymunların (yaşamaları durumunda) başka yan etkilere maruz kalıp kalmayacakları artık bilinmemektedir. 

Başka bir endişe kaynağı da deneme yöneticilerinin, deneme kontrol grubuna (hem insan hem de hayvan denemeleri için), araştırmacılar tarafından herhangi bir yan etkiye neden olmayacağından emin olabildikleri için altın standart olarak kabul edilen salin solüsyonu yerine, Pfizer'in menenjit aşısı olan Nimenrix'i vermiş olmasıdır. 

Kontrol plasebo olarak Pfizer'in menenjit aşısının kullanılması, AstraZeneca'nın, kontrol grubunun da yan etkilere maruz kaldığını göstererek COVID-19 aşı grubundaki herhangi bir yan etkiyi önemsiz gibi göstermesine olanak tanımaktadır. Çocuk Sağlığı Savunması Genel Danışmanı Mary Holland, "AstraZeneca denemesindeki menenjit aşısı, gerçek amacı aşı grubundaki yaralanmaları değiştirmek veya gizlemek olan, benim 'sahtesebo' (fauxcebo) olarak adlandırdığım sahte bir kontrol aracıdır" diyor.

Başka Bir İsim Altında Öjenik

Bu güvenlik endişelerine ve klinik deneme skandallarına rağmen, 160'a yakın ülke Oxford-AstraZeneca aşısını satın aldı ve şimdi raporlar, dünyadaki en büyük ikinci nüfusa sahip olan Hindistan'ın bu aşıyı muhtemelen önümüzdeki hafta onaylayacağını öne sürüyor.

Burada belgelendiği gibi, aşının "düşük gelirli ülkeler için hayati önem taşıdığı" müjdelense de Oxford-AstraZeneca projesi artık sadece hayırseverlik arayışı ile ilgili değildir. Aşının arkasında sadece önemli bir kâr amacı bulunmakla kalmıyor, aynı zamanda baş araştırmacısının İngiliz Öjeni Derneği ile olan bağlantısı, başka bir derinden incelemeyi zorunlu kılıyor.

Öjenikçilerin hikayeleriyle karşılaşanlar için, bu tür faaliyetlerin "komplo teorisi" denilerek reddedilmesi yaygındır. Bununla birlikte, bugün aktif olan birkaç tanınmış kişi ve kurumun öjenik düşünce ile açık bağları olduğu inkâr edilemez; ki bu düşünce, sadece birkaç on yıl öncesine kadar pek de bir tabu olarak görülmüyordu. Ne yazık ki, Oxford-AstraZeneca COVID aşısı ile ilişkili birey ve kurumlar için durum budur. Bu makalede de gösterildiği gibi, bu birey ve kurumlar, öjeni hareketinin en kötüsüyle doğrudan ve uzun süreli bağları olan kurumlarla yakın iş birliği içinde - özellikle Afrika'da -  çalışırlarken, kendilerini ırk bilimi ve nüfus kontrolü çalışmalarına kaptırmış durumdadır.

Bu serinin de gösterdiği gibi, Amerika'da ve yurtdışında ırk faktörü ve COVID-19 aşılama kampanyasının hem halka açık hem de özel olarak kesiştiği noktalara ilişkin birçok endişe var. Bu dizinin 1. Bölümü, ABD hükümetinin COVID-19 aşılarını etnik azınlıklara ve önce zihinsel engelli kişilere sunmasını öneren Johns Hopkins Sağlık Güvenliği Merkezi'nin politika şekillendirici rolü hakkında soruları gündeme getirdi. Bölüm II, ABD'deki COVID-19 aşılarını tahsis etmek için, göçmenlik politikası ve ırkçı polislik yoluyla ABD kurumlarının etnik azınlıkları hedeflemesine yardımcı olacak kayıtlara sahip bir şirket olan Palantir tarafından oluşturulan bir programı sağlık kurumlarının nasıl kullandığını açıkladı.

Dahası, insanları “gönüllü olarak” aşı olmaya zorlamak için mantıklı olarak ekonomik zorlama olarak nitelendirilebilecek bir şeyi uygulama planları bulunmaktadır. Böyle bir zorlama açıkça yoksul ve çalışan topluluklar üzerinde daha etkili olacak, yani beyaz olmayan topluluklar da orantısız bir şekilde bu durumdan etkilenecektir.

Bu gerçekler ve Oxford-AstraZeneca'nın yukarıda yapılan “uygun fiyatlı” aşı seçeneği güvenliğinin incelenmesi dikkatle değerlendirildiğinde; ABD ve diğer ülkelerde, aşı dağıtım politikasının neden olduğu herhangi bir zarar, yoksul toplulukları, özellikle beyaz olmayan toplulukları orantısız bir şekilde etkileyecektir.

Bu nedenle halk, kapsayıcılık dili, ırksal adalet ve halk sağlığını koruma diliyle gizlenmiş olsa bile, tüm aşı uygulama politikasını ihtiyatlı bir şekilde ele almalıdır. Amerikan Öjeni Derneği (American Eugenics Society; daha sonra "Society for the Study of Social Biology" adını almıştır) kurucu ortağı olan Frederick Osborn'un 1968'de belirttiği gibi; " Öjenik hedeflere büyük olasılıkla öjeni dışında başka bir adla ulaşılır."

Jeremy Loffredo, Whitney Webb, 26 Aralık 2020, Unlimited Hangout

(Jeremy Loffredo, Washington DC'de yaşayan bir gazeteci ve araştırmacıdır. Eskiden RT AMERICA için bir segment üreticisidir ve şu anda Çocuk Sağlığı Savunması için araştırmacı bir muhabirdir. Whitney Webb, 2016'dan beri profesyonel bir yazar, araştırmacı ve gazetecidir. Çeşitli web siteleri için yazılar yazmıştır ve 2017'den 2020'ye kadar Mint Press News'de kadrolu yazarlık ve kıdemli araştırmacı muhabirliği yapmıştır. Halen The Last American Vagabond için yazmaktadır.)

<<<Önceki


Tamer Güner, 17.02.2021, Sonsuz Ark, Stratejik Araştırma, Çeviri







Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
  4. Sonsuz Ark Yayınlarının Kullanımına İlişkin Önemli Duyuru için lütfen tıklayınız.

Hiç yorum yok :

Seçkin Deniz Twitter Akışı